Kimsesiz, bakımsız, yoksun ve de yoksul annenin, ebesiz, doktorsuz ve de ilaçsız yaşadığı, dökük sıvalı, kırık kapalı, kerpiç evinde; feryadı dağlar titreten bağırışlarıyla, dünyaya yapayalnız doğmasını.
Doğuruşta dünyaya kulaklarına ezan sesi gelmesinin verdiği derin hazı.Sen bilmezsin kızım.
Doğup da garip garip şu dünyaya ilk defa, yumuşak bebe giysileri yerine "Cara Pala"ya sarılıp tahta beşiğe yatırılmayı. Ve tahta beşikte kendi "Ingaa, ıngaa" diye bebekçe ağlayışına yine ağlayışının yankısıyla ninni duymasını.
Sen bilmezsin kızım.
Başucunda annenin babanın pervane olması, hangi Avrupa maması yedirsem çocuğuma, demesi yerine; ağzına, ağızda çiğneyip, bir beze sarılan, ekmek ufacığının verilmesini.
Sen bilmezsin kızım.
Daha çocukken, gındırçaklı beşikler yerine, urganla tavana asılmış iki tahta arasına gerilmiş bezin içinde sallanmasını.
Uyuturken, Avrupa'nın bilmem ne müziği yerine Türk anasının "kara yas" bestesinin kulağında dalgalanmasını bilemezsin a kızım.
Sen ne bilirsin.
Özel terzilere yüksek ücretlerle diktirilmiş çocuk giysileri yerine, büyüklerinin eskilerinden arta kalanlardan dikilmiş, yamalarla motiflenmiş torbamsı çocuk urbalarının giyimindeki zevki.
Ne bilirsin sen?
Sabahları apartman katlarındaki, yağlı ballı kahvaltı yerine, sabah ezanında kalkıp, mor ekmeğin üzerini su ile ıslatıp, şeker ekip elinde ısıra ısıra komşu köy okuluna gitmesini.
Sen ne bilirsin kızım, komşu köyün çocuklarının, Ne güzel elbiselerin var sözlerine üstündeki lambavari yamaları alaya alıp patır patır sökmelerinin çocuğa vereceği "milli eziyet zevkini."
Ne bilirsen sen kızım.Bunca zahmetlere katlanıp komşu köyde her gün kilometreleri kat edip okuduktan sonra bir iki zayıfla eve geldiğinde, Al sana saat, al sana bisiklet, baba yerine, Ulan bu zayıflar ne? deyip bir Osmanlı dayağı çekmesinin verdiği ıstıraptaki zevkini..