18 Mart çanakkale Zaferi

Son güncelleme: 18.03.2014 19:13
  • noimage

    ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
    En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde - gösterdiği vahşetle " bu : bir Avrupalı "
    Dedirir - yırtıcı his yoksulu, sırtlan kümesi.
    Varsa gelmiş , açılıp mahbesi, yâhut kafesi!

    Eski dünyâ, yeni dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
    Yedi iklîmi cihânın duruyor karşısın da,
    Avustralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada,

    Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
    Kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
    Hani, tâ'una da züldür bu rezîl istîla!

    Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkıyle, sefil,
    Kustu mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.

    Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
    Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab
    Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülk-ü harab.

    Öteden saikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin

    Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam
    Atılan her lâğamın Yaktığı: yüzlerce adam
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
    O ne müthiş tipidir: savrulur enkâz-ı beşer...

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o namert eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

    Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
    Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre
    Top tüfekden daha sık gülle yağan mermîler...
    Kahraman orduyu seyret ki, bu, tehdîde güler!

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı, göğsündeki, kat kat îman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ,edecek kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i îlahi o metîn istihkâm.

    Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
    "O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.

    Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rap, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
    Bedr'in aslanları gibi şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler
    "Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.

    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâp...
    Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
    "Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
    Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyla,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyla;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;

    Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsen yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

    Yine, bir şey yapabildim diyemem hâtırana
    Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı, selâhaddîn'i,
    Kılıç arslan gibi iclâline ettin hayran...

    Sen ki islam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
    O demir çenberi ğöğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki rûhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,

    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
    Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
    Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.

    MEHMED ÂKİF ERSOY


#17.03.2014 23:36 0 0 0
  • Nur içinde yatsın şehitlerimiz,saygı ve rahmetle anıyoruz...!

    noimage
#17.03.2014 23:42 0 0 0
  • noimage

    Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
    Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
    Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
    İstiklal uğrunda, namus yolunda,
    Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

    Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
    Son vatan parçası geçerken ele,
    Mehmed’in düşmanı boğduğu sele,
    Mübarek kanını kattığı yerdir.

    Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
    Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
    Bir harbin sonunda, bütün milletin,
    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

    Necmettin Halil Onan

#17.03.2014 23:44 0 0 0
  • noimage
#18.03.2014 08:08 0 0 0
  • noimage
#18.03.2014 14:32 0 0 0
  • noimage
    "ÇANAKKALE GEÇİLMEZ"

    Tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz...
#18.03.2014 15:44 0 0 0
  • ruhları şad olsun haklarını ne yapsak ödeyemeyiz
#18.03.2014 18:12 0 0 0
  • noimage

    Ruhları Şad Olsun
#18.03.2014 19:13 0 0 0