İzmirli Ayşegül Hanım’ı tanımazsınız tabii... Nerden tanıyacaksınız? Ara sıra telefonlaşıyorduk ama yüz yüze gelmemiştik hiç geçen haftaya kadar.
Kalkıp gelmiş.
-O kadar uzak değilmiş meğer İstanbul!..
Deyip bir kahkaha patlattı.
Aman, ne neşeli hanım, dememe kalmadı, başladı anlatmaya. Dışı beni, içi onu yakarmış da haberim yok. Dert küpüymüş meğer Ayşegül Hanım.
27 yıllık kocasından ayrılmış.
Neden mi?..
Ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim!
Birçok şey anlattı ama nedeneni ben anlayamadım.
Hoş bir hanım... Neşeli bir hanım... Ne zayıf, ne şişman... Güler yüzlü... Güzel konuşuyor... Kibar...
Giydiği her şeyi yakıştırmış kendine. Bilinçli...
Düşünerek ve bağırmadan konuşuyor. 27 yıllık eşinin yanlışlarını sayıp döküyor ama kötü bir söz çıkmıyor onun için ağzından.
Ne küfür, ne beddua.
Argo da yok konuşmasında, hakaret de...
İşte böylesine tatlı bir bayan Ayşegül Hanım!
İki çocuk yetiştirmiş. Biri kız, biri oğlan... İyi bir işi varmış eşinin. Kazancı da iyiymiş.
Evler almışlar, arabalar almışlar... Yazlık, kışlık almışlar... Arsa marsa almışlar. Almışlar, dediğime bakmayın, alınanlar hep kocasının üzerine tabii. Evin reisi o ya canım! Reis ne derse o olur! Değil mi ya?..
“Olsun, ne farkeder?” diye düşünebilirsiniz siz.
Siz öyle düşünedurun, kocası, Ayşegül Hanım’dan habersiz, asker dönüşü, oğlunun üzerine geçirir bu malları bir bir.
Neden mi?
Ne bileyim ben!..
Ve bir gün boşanırlar mahkeme kararıyla. Kocanın elinde hiç malı olmadığına göre, karısına ne versin?
Öyle ya, o, oğluyla birlikte oturuyor, oğlu bakıyor ona!..
Anne, kızıyla birlikte cıscıvlak ortada...
Bana sorarsanız, böyle insanlık olmaz!..
Onca yıl birlikteliğin, beraberliğin ödülü bu mu olmalıydı? Evin Reisi ne derse o olur