Hadisin ilk Kaynağı - Sahabe

Son güncelleme: 16.10.2014 17:47
  • sahabe kime denir - sahabelerin özellikleri - sahabelerin dereceleriHazreti Peygamber devrinde toplanan geniş hadîs külliyatının, daha sonraki nesillere naklinde ilk mühim rolü oynayan neslin sahabe olduğu elbette

    bilinen bir husustur. Bununla beraber hadîs tarihini incelerken bu nesle de kısaca temas etmek ve hakkında genelde olsa biraz bilgi vermek faydadan hali olmayacaktır.

    Sahabî, lügat yönünden sohbet kelimesinden müştak olup zaman veya mekân tahdidi olmaksızın, bir kimse ile sohbeti bulunan bir başka kimseye nisbet edilen isimdir. Zamanın tahdid edilmemesi, sohbetin, bir saatlik bir müddetin küçük bir cüz'ünü olduğu kadar, bir çok seneleri de şâmil olabileceğine delâlet eder ve meselâ bir kimse için "bir saatlik sohbeti var" denildiği gibi, senelerce sohbeti bulunduğu da söylenebilir.

    Hadîs ıstılahı yönünden sahabî, Hazreti Peygamberi gören her müslümana denir; ancak bu tarifte bazı görüş ayrılıkları vardır: El-Buhârîye göre, Hazreti Peygamberle sohbeti bulunan, yahut onu gören her müslüman onan ashabindandır [310]. Ahmed Îbn Hanbel, Bedir harbine iştirak edenleri ve fazilet yönünden bunları takip eden diğer sahabeyi zikrettikten sonra, Hazreti Peygamberle bir sene, yahut bir ay, yahut bir gün, yahut bir saat sohbet eden, yahutta onu gören her müslümanm onun ashabından olduğunu söyler [311]. Ebu'l-Muzaffer es-Semcâni'ye göre hadfsçiler, sahabe ismini, Hazreti Peygamberden bir hadîs, yahut bir kelime rivayet eden, hattâ bunu daha geni; tutarak, Hazreti Peygamberin üstün mertebesi dolayısıyle onu bir defa da olsa gören kimseye ıtlak etmişlerdir [312].

    Tâbi'ûn imamlarından Sa*îd tbnu'l-Museyyeb'ten rivayet olunduğuna gere, sahabî, Hazreti Peygamberle bir veya iki sene beraber bulunan, yahut onunla birlikte bir veya iki gazveye iştirak eden kimsedir; bunun dışındakiler sahabeden sayılmazlar [313]. Meşhur sahabî Enes îbn Mâlik'e "şu zamanda, Hazreti Peygamberin ashabından senden başka bir kimse kalmış mıdır?'* denildiği zaman "onu gören bazı a'râb vardır; fakat onunla sohbeti bulunan kimse, hayır" cevabım vermiştir [314]. Hafız îbn Kegîr'e göre Enes Îbn Mâlik bu sözü ile, Hazreti Peygamberle sohbeti bulunanların artık hayatta kalmadıklarını belirtmiş, fakat ekseriyetin ıstılahında mücerred görme fiilinin, sahabî olmaya kâfi gelmiş olması keyfiyetini nefyetmemiştir; çünkü Hazreti Peygamberin şerefi ve kadrinin yüceliği, onu görmenin hususiyetine delâlet eder [315]».

    Es-Suyütî*nın, naklini el-Vâkıdfye isnad ve fakat şâz olarak tavsif ettiği bir görüşe göre de, aklı baliğ olarak Hazreti Peygamberi gören kimseye şahabı ismi ıtlak olunur [316]. Bir başka görüş, diğerlerinden daha farklıdır ve muhadraınlarr [317]'da tarifin içine idhal eder: Yahya Ibn cO§mân îbn Şâlih el-Mışrî'den nakledildiğine göre, Hazreti Peygamber devrini idrak eden her müslüman, onu görmese bile sahabî sayılır [318].

    Kanaatımızca şahabının tarifini en güzel ve en mükemmel şekilde yapan kimse, Ibn Hacer el-cAskalânî olmuştur. Ibn Hacer bu konuda şöyle der: "Sahabî, Hazreti Peygambere mü'min olarak mülâki olan, sahih görüşe göre, araya irtidad devri girmiş olasa bile, müslüman olarak Ölen kimseye denir. Mülâki olmaktan maksat, mucâleset (birarada oturmak), mumâşât (beraber yürümek), birbiriyle konuşmamalar bile birinin diğerine kavuşması gibi tabirlerden daha umumî gelen bir kelimedir. Bu manânın içine, ister yalnız başına olsun, ister foaşkasıyle birlikte olsun, birinin diğerini görmesi de girer. Bu bakımdan sahabînin tarifinde "mulâkât" tabirini kullanmak, bazılarının "sahabî Hazreti Peygamberi gören kimsedir" demelerinden daha iyidir; çünkü "görme" lafzıyle yapılan tarif, tbn Ummi Mektfim ve bunun gibi âmâ olan kimseleri sahabî olmaktan çıkanr; halbuki bunlar da tereddütsüz sahabeden sayılırlar. Tarifte geçen "mü'min olarak" sözünden maksat, kendileri için mülakat hasıl olan, fakat kâfir oldukları halde Hazreti Peygambere mülâki olan kimseleri tarif dışında bırakan ayırdedici bir ibare olmasıdır. Hazreti Peygambere delâlet etmek üzere tarifte zikredilen "ona" ibaresi ise, Hazreti Peygamberden başka peygamberlere inanıpta ona mülâki olan kimseleri tarif dışında bırakır. Ancak, Hazreti Peygambere onun peygamber olacağına inanıpta peygamberlik devrine yetişemiyenleri tarif dışına çıkarıp çıkarmayacağı, üzerinde ayrıca durulması gereken bir konudur. Tarifteki "müslüman olarak ölen*' sözüde, bir başka ayırt edici ibaredir ve Hazreti Peygambere mü'min olarak mülâki olduktan sonra irtidad eden ve bu hal üzere ölen kimseleri tarif dışına çıkarır. Meselâ cUbeydullah tbn Cahş ve tbn Çatal bunlardandır. "Araya irtidad devri girmiş oka bile" sözü ile, Hazreti Peygambere mü'min olarak mülâki olmasıyle Hazreti Peygamberin vefatı arasında irtidrfd edip sonradan tekrar müslüman olanlar kaydedilmiştir. Bu gibi kimseler, ister Hazreti Peygamberin hayatında İslâm'a dönsünler, ister ikinci defa ona mülâki olsunlar, ister olmasınlar, bunlar için sohbet ismi bakidir. "Sahih görüşe göre" sözü ise, bu meseledeki ihtilâfa işaret olup [319], Eş'ag İbn Kays'm hikâyesi bu görüşün doğ-luğuna delâlet eder. Bu zat, irtidad eden kimselerdendi. Ebû Bekr eş-Şıddik'a esir olarak getirilmiş ve onun eliyle İslâm'a dönmüştü. Ebü Bekr de onun ts-lâm'a tekrar girişini kabul ederek kız kardeşiyle evlendirdi. Bundan sonra hiç kimse onu sahabî olarak zikretmekten ve hadîslerini musned ve diğer eserlerde naklet nıekton geri kalmadı" [320]


    2. Sahabenin dereceleri



    Sahabînin yukarıda verilen tariflerinden de anlaşdıyor ki, Hazreti Peygamberden bir hadîs veya bir kelime rivayet eden, hattâ mevkiindeki yüceliği gözönünde tutularak onu kısa bir süre için gören kimse dahî sahabeden sayılmaktadır. Sahabîlik, insana derece, mertebe ve yüksek şeref kazandıran bir sıfattır. Kur'ânı Kerimden nazil olan âyetlerle ve Hazreti Peygamberden sadır olan hadîslerle sahabenin faziletleri dile getirilmiş ve bu neslin diğer müslüman nesillere üstünlüğü açıkça belirtilmiştir [321]. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, her ne kadar yukarıda verilen tariflerde, Hazreti Peygamberi kısa bir süre için gören kimselere de sahabî ismi verilmiş olsa bile, onu görenler arasında diğerlerinden önce müslüman olanlar ve bütün ömürlerini onun yanında geçirenler vardır; onunla birlikte gazvelere iştirak edenler vardır; onunla birlikte İslâm'ın yayılması, Allah isminin yüceltilmesi için çalışanlar, mücadele edenler vardır; onunla birlikte mürşikler tarafından tehdit edilenler, işkenceye maruz kalanlar, ölümle karşılaşanlar ve yurtlarını, mallarını, eş ve çocuklarını terkedip başka yerlere hicret etmek zorunda kalanlar vardır; nihayet şebid olanlar vardır. Elbette bütün bunlar arasında derece farkı olması tabiidir ve Hazreti Peygamberi yalnız bir saat içinde görüp ondan işittiği tek bir hadîsi rivayet eden sahabî ile, bütün ömrünü onun hizmetine vermiş, yahut islâm için onunla birlikte mücadele etmiş, yahutta bu yolda şehid olmuş sahabî arasında bu derece ayırımını yapmak gerekmektedir; kısacası her sahabîyi fazilet bakımından bir ve aynı mertebede saymak mümkin değildir. Aynı konuya temas eden Ibn Hacer de şöyle demiştir: "Hazreti Peygamberle daima beraber bulunan, onunla harplere giren veya sancağı altında şehid edilen sa-habîlerin, onunla daima beraber bulunmayan, onunla birlikte harplere iştirak etmeyen, onunla az konuşan, az yürüyen, yahut onu uzaktan gören, ya-hutta Badece çocukluğunda gören sahabîlere üstün olduklarına şüphe yoktur. Her ne kadar sohbet şerefi hepsi için ve hattâ rivayet yönünden Hazreti Peygamberden hiç hadîs işitmeyen ve hadîsleri mursel olan kimseler için hâsıl olsa bile, birincileri diğerlerinden üstündür. Bununla beraber ru'yet (görme) şerefine nail olmaları dolayisıyle hepsi de sahabeden sayılır". [322]

    işte, sahabe arasında, tabii olması gereken bu fark dolayısıyle İslâm uleması onları tabakalara ayırmışlardır:

    Hafız İbn Kegîr'e göre, Peygamberden sonra, belki de bütün insanların efdali, Hasreti Peygamberin halifesi Ebü Bekr'dir. Herkesten önce Hazreti Peygamberi tasdik ettiği için kendisine şıddift denilmiştir. Ebü Bekr eş-Şıddlk'tan sonra 'Ömer İbnu'l-Hattâb, sonra cOgmân tbn tAffâo, sonra da *Alî ibn Ebl f âlib gelir. Bu sıra, aynı zamanda Muhacir ve Ensarın da kabul ettiği bir sıradır; çünkü 'Ömer İbnu'l-Hattab, kendisinden sonra yerine geçecek olan halîfe işini altı kişilik bir şûraya havale ettiği ve iş, 'Osman ile 'Aliye münhasır kaldığı zaman, 'Abdurrahraan İbn cAvf, geceli gündüzlü olmak üzere üç gün sokaktaki adama, evdeki kadına ve mektepteki çocuğa sormuş, biç kimsenin 'Alî'yi *Ogmân'a takdîm ettiğini görmemiştir. Bu sebeple o da 'Osman'ı ^Ali'ye tercih etmiş ve işi ona vermiştir. Buna rağmen bazı Küfe ehlininc Ali'yi 'Ogmân'a takdim etmeleri hayret vericidir. Sufyân eg-Şevri-nin de bu görüşte olduğu, fakat sonradan bundan rücû ettiği söylenir. Keza Vekl* ibnu'I-CerrSh, İbn Haygeme, İbn Huzeyme ve el-Hattâbî'den de bu görüş nakledilmiştir; fakat bu da zayıf ve merdûdtur. Dört halîfeden sonra fazilet yönünden üstün olanlar, cAşere-i Mubeşşeredtn olan diğer sahabîler [323], sonra sırasıyle Bedir ve Ubud gazvelerine iştirak edenler, Hudeybiye'de Rıdvan bey'atinde bulunanlardır [324].

    El-Hâkim Ebü cAbdillah en-Neysâbürî (321-405) ise, sahabeyi oniki tabakaya ayırmıştır; onun bu tasnifi, diğerleri arasında en çok şöhret kazananı olmuştur. El-Hâkim şöyle der;

    1. Ebû Bekr, cOmer, cOgmân, 'Alî ve diğerleri gibi Mekke'de ilk müslüman olanlar. Tarihçiler azasında, cAIî İbn Ebi Tâlib'in ilk müslüman oluşundagörüş ayrılığı bulunduğunu bilmiyorum. Ancak görüş ayrılığı, onun müslüman olduğu sırada bulûğa ermiş olup olmadığı meselesinde çıkmıştır. Fakat doğru olan şudur ki, baliğ olmuş rical arasında ilk müslüman Ebû Bekr'dir. Nitekim Hazreti Peygambere "bu İşte sana tâbi olan kimdir?" denildiği zaman "bir hür ve bir köle" cevabını vermiştir ki, o sırada Ebü Bekr ve Bilâl onunla beraber bulunuyordu.

    2. Sahabenin ikinci tabakası Dâru'n-Nedve ashabıdır. (Omer îbnu'l-Hattâb müslüman olduğu ve îslâm'ı izhar ettiği zaman, Dâru'n-Nedve'ye Hazreti Peygamberin yanına götürülmüştü. Orada Mekke ehlinden bazıları da Hazreti Peygambere bey'at etmişlerdi.

    3. Habeşistana hicret eden sahabe.

    4. Sahabenin dördüncü tabakası, cAkabe*dc Hazreti Peygambere bey'at edenlerdir. Nitekim "fulân cakabiy", "fulân cakabiy" denir.

    5. Beşinci tabaka ikinci 'Akabe ashabı olup çoğunu Ensar teşkil ediyordu.

    6.Altıncı tabaka, ilk Muhacirler olup Medine'ye girmeden önce Hazreti Peygamber Küba'da iken ona yetişenlerdir. Burada bir de mescid inşa edilmişti.

    7. Bedir gazvesine iştirak edenlerdir ki, Hazreti Peygamber bunlar hakkında "Allah, elbette ehl-i Bedre muttali olmuştur; dilediğinizi yapınız; Allah sizi mağfiret etti" buyurmuştur.

    8. Bedir ile Hudeybiye arasında- hicret eden sahabîler.

    9. Dokuzuncu tabaka, Rızvân bey'atine katılanlar olup» Allah Ta'âlâ haklarında "ağaç altında sana bey'at eden mü'minlerden Allah elbette razı oldu" âyetini inzal buyurmuştur [325]. Rızvân bey'atı, Hudeybiye'de, Hazreti Peygamberin Kureyşli kâfirler tarafından umreden menolunması üzerine vu> kubulmuştur. Burada Hazreti Peygamber, gelecek sene umre yapmak için Kureyşlilerle bir de anlaşma imzalamıştı. Hudeybiye bir kuyunun bulunduğu yerin ismi idi ve bu kuyunun yakınında bir de ağaç vardı. Bu ağaç sonradan kaybolmuştur.

    10. Onuncu tabaka, Hudeybiye ile Mekke'nin fethi arasında hicret eden sahabîlerdir. Bunlar arasında Hâlid İbnu'l-Velld. cAmr lbnul-cÂş, Ebü Huray-ra ve daha bir çok kimse vardı. Hazreti Peygamber Hayber'i aldığı zaman her taraftan muhacirler akın ediyorlar, o da Hayber ganimetlerini bu muhacirlere dağıtıyordu.

    11.Bu tabaka, Mekke'nin fethi üzerine müslümau olan Kurcyşlilenleıı bir cemaattır. Bir kısmı tâat üzere müslüman olmuş, bir kısnn da kılıç, korkusu ile İslâm'a girip zamanla alışmışlardı.

    12. Nihayet onikinci tabaka, Hazreti Peygamberi Mekke'nin fethi sırasında ve veda haccıııda gören çocuklardır. Es-Sâ'ib İbn Yezîd ve 'Abdullah Ibn Salebe bunlardandır. Btı ikisi Hazreti Peygambere gelmişler, o da onlar için ve isimleri uzayıp gidecek diğer kimseler için duada bulunmuştur. Ebu'l-fııfeyl'Âmir tbn Vasile ve Ebü Cuheyfe Vehb İbn cAbdillah da Hazreti Peygamberi tavaf esnasında ve Zemzem yanımla görenlerdendi [326]

    [310] Bkz. Şahih, IV. 188.

    [311] El-Hatib, eL-KiFaye,S. 51.

    [312] ibimVŞalSb, 'UlümuU-hadlt, b. 263.

    [313] El-Kifâye, s. 50-51,ULUMÜL –HADİS s. 263; Ahmed M. Şâkir, eI-Ba’isu’l-hasis, 203; es—Suyuti, Tedribür -

    'ravi, s. 398.

    [314] ulümu'l-hadis, s. 264; ei-Bâ'lşu'l-hafy, s. 203.

    [315] Aynı yer.

    [316] Tedribu'r-ravi, s. 399.

    [317] Muhadram, Hasreti Peygamber devrini idrak ettiği halde Hazreti Peygamberi göre-meyen kimselere denir.

    [318] Tedribür -ravi, s. 399.

    [319] Müslüman olarak Hazreti Peygamberi gördükten sonra irtidad eden ve sonra tekrar mÜBİümatt olan kimselerin sahabf sayılıp sayılmayacakları hakkındaki ihtilâfa el-cIrakı de işa-(Terbiyeden-Yoksunum)-ret eder ve es-Şsfft ile Ebü HantfeMen "irtidadın amelleri yokettiğine" dair kesin hüküm ve nass bulunduğunu belirterek şöyle der: "Şüphesiz irtidad ilk sohbeti yokeder. Nitekim (ona Ibn Meysere ve el-Es'a» tbn Çays, bu şekilde sahabî vasıûnı yitirmiş olan kimselerdendir. Fa-(Terbiyeden-Yoksunum)-kat bir kimse, Hazreti Peygamberin hayatında tekrar mâ&Himan olursa, onun yine lahabl sa-(Terbiyeden-Yoksunum)-yılmasında hiç bir mahsur yoktur". Tedrtbu'r-rövl, s. 396.

    [320] Prof. Dr. Talât Koçyiğit, HADİS TARİHİ, Türkiye, Diyanet Vakfı Yayınları: 68-71.

    [321] Bu konuda gelen âyet ve hadislere, aşağıda "sahabenin adaleti" basbkh konuda işaret edilmiştir.

    [322] Bkz. Nuhbetül-fiker şerhi,s. 77.

    [323] Agere-i Mubeşşere (cennetle tebeşir olunan on sahabl), başta ilk dört hatife Ebû Bekr, <Omer, *Osm£n ve ^All olm*k üzere, falda tbn TJbeydillah, ez-Zubeyr IbnuVAvvâm, *Abdar-rafeman tbn *Avf, Sa<d tbn Ebt Vaklfta, TJbeyd« İbnu'l-Orrâh ve Sa'Id İba Zeyd'tir.

    [324] Bkı. ibnuVŞal-t,ı Ulûmu'l-hadl§, i. 268; Afemed M. Şâkir, e/-£^.ı7-Wf. " 206-207.

    [325] Feth sûresi, 18.

    [326] Prof. Dr. Talât Koçyiğit, HADİS TARİHİ, Türkiye, Diyanet Vakfı Yayınları: 71-74.

    Kaynak
#16.10.2014 17:47 0 0 0