hadis tarihi - ayetlerinin aslına aykırı olarak manalandırılması - peygamberin sünnetini korumak - islam akaidiBirinci hicrî asrın ortalarında müslümanlar arasında zuhur eden siyasî ihtilâflar, ikinci asırdan itibaren yabancı kültür akımlarıyle de beslenmeye başlayınca, akaide kadar varan sarsıntı, müslümanların tevhîd kelimesi üzerindeki vahdetini parçalayacak derecede şiddetini artırmış bulunuyordu. Daha üçüncü İslâm Halîfesi Osman İbn Affân'm öldürülmesiyle ortaya çıkan şî'a ve havâric fırkaları, birbirleriyle şiddetli bir mücadeleye girişmiş; havâric, Alî îbn Ebî Tâlib'i tekfir ederken, şî'a, onun tafdîlinde ifrata giderek Hazreti Peygamberin vasîsi ve vârisi olduğunu, hattâ bazıları da nübüvvetini veya ulûhiyyetini iddia etmişlerdir [1]Bu mücadeleler, iki fırka arasında devanı edip giderken, ikinci asrın başlarında cehmiyye ve mu-şebbihe, cebriyye ve kaderiyye gibi felsefî - itikadî mezhebler zuhur etmiş, bunlar, kadîm Yunan felsefesinden aldıkları bir takım görüşlere İslâmî bir renk vererek onları müslümanlara mal etmeye çalışmışlardır.
Felsefî görüşlerin İslâm akaidi ile uyuşması, veya asıllarının Kurbân ve Sunnet'te bulunması elbette beklenemezdi. Fakat bu görüşleri benimsemiş olan ve onların müslümanlar arasında da yayılmasını ve benimsenmesini şiddetle arzu eden mezhebler, asılları Kur'ân ve Sunnet'te bulunmasa bile, bu görüşleri İslâmî bir renge sokmanın gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu inançlarını gerçekleştirmek için başlıca iki yol bulmuşlardı: Ya Kur'ân-ı Kerîm'de, dışarıdan aldıkları görüşe, çok uzaktan dahî olsa, benzer bir âyet bulmuşlarsa, bu âyete ancak tevîl yolu ile görüşlerine uygun manâlar vermeye çalışmışlar, sonra da bunları delil olarak kullanmışlardır; yahutta görüşlerine aykırı olarak gelen hadîsleri, tevîl zahmetine katlanmaksızın uydurma olduklarını ileri sürerek reddetmişler ve eğer bir hadîse dayanmak lüzumunu hissetmişlerse, görüşlerine uygun hadîsler vazetmişlerdir, yâni uydurmuşlardır. Esasen hadîs vaz'ı, Hazreti Osman'ın şehîd edilmesinden sonra şî'a eliyle başlamış ve büyük bir süratle yayılmış bulunuyordu.
Kur'ân âyetlerinin aslına aykırı olarak manâlandırılması, Hazreti Peygamberin hadîslerinin de reddedilmesi ve yerine uydurma hadîslerin konulması, Kitap ve Sunnet'e dayanan İslâm akaidi için son derece büyük bir tehlike teşkil ediyordu. Bu tehlikeye karşı elbette kayıtsız kalınamazdı. Nitekim îmam el-Gazâlfnin de dediği gibi, "Allah, kullarına Rasûlünün dilinde dîn ve dünyalarının selâmeti bakımından hak olan bir akîde vermişken, şeytan, mübtedi'anm kalbine, Sımnet'e muhalif şeyler üka etmiştir. Onlar şeytanın bu telkinleriyle hak olan akideyi teşviş etmek üzere iken, Allah mutekellimûn taifesini halkedip, dâvalarını Sunnet'in zaferi için ehl-i bid'atm telbîsatım çıkarıp atacak müretteb bir kelâm ile harekete geçirmiştir.[2]
Allah, İslâm akaidini mübtedi'anm teşvişinden korumak için kelâm ehlini harekete geçirdiği gibi, Peygamberinin Sünnetini korumak için de mu-haddisûn taifesini harekete geçirmiş ve ilk defa, cerh ve ta'dü imamları, hadîs râvileriyle isnadlar üzerinde daha fazla durmak lüzumunu hissetmişlerdir. Bu imamlar arasında Şu'be (Ö. 160 H.), Mâlik İbn Enes (Ö. 179 H.), Abdullah İbnu'l-Mubârek (Ö. 198 H.), Sufyân İbn Uyeyne (Ö. 198 H.), Yahya İbn Sa'îd el-Kattân (Ö. 198 H.) ve bunların talebeleri Yahya İbn Ma'în (Ö. 233 H.), Alî İbnu'l-Medînî (Ö. 234 H.), Ahmed İbn Hanbel (Ö. 241 H.) ve daha sonra el-Buhârî (Ö. 256 H.); Müslim (Ö. 261 H.), Ebû Zur'a (Ö. 264 H.) ve Ebû Hatim (Ö. 277 H.) gibi birçok hadîsçi, râviler hakkında geniş araştırmalara girişerek cerh ve ta'dîl ilmini geliştirmekle büyük şöhret kazanmışlardır
Bu imamların her biri, Hicaz, Şâm, Mısır, Irak, Yemen ve Horasan gibi muhtelif beldelere mensûb oldukları için, her birinin hadîs cem'inde, bu hadîslerin tertip ve tanziminde, isnad ve râviler hakkında kendilerine hâs görüşleri bulunuyordu. Hafıza ve zabt yönünden derecelere ayırarak tasnif ettikleri râvilerin rivayetleri olan hadîsler de, kendilerine hâs tâbirlerle isimlendirilmişti. Hadîsçilerin, sahîh hadîsi, zayıf ve uydurma olanlarından ayırmak için başlattıkları bu yoğun faaliyet, İslâmî ilimlerin inşasında atılan ilk ve en önemli adım olmuş, bunun neticesinde, bir taraftan Hadîs İlmi zuhur ederken, bunu diğer îslâmî ilimler takip etmiştir. Hadîsçiler, hadîs ilmini, rivayet ve dirayet yönünden iki kısma ayırmışlardır. Rivayet yönünden hadîs ilminin konusu, Hazreti Peygambere isnad edilen söz, fiil ve takrirlerin bilinmesi, zabtı ve rivayetidir. Dirayet yönünden hadîs ilmi ise, rivayetin hakikatini, şartlarını, çeşitlerini, hükümlerini, râvilerin hal ve şartlarını ve merviyyatm sınıflarım inceleme konusu yapmıştır. Bu taksimden de anlaşılmaktadır ki, birincisi, Hazreti Peygamberin hadîslerinin zabt ve rivayetinden ibaret olduğu halde, ikincisi, zabt ve rivayet edilen hadîslerin sıhhatini inceleyen, sahîh olanlarla zayıf olanları birbirinden ayırmayı gaye edinen bir ilimdir. O halde, bu ikincisi olmaksızın, yâni hadîslerin tenkid ve tahlillerini yapıp sahîh olanlarını zayıf olanlarından ayırmaksızın onların zabt ve rivayetinden hiçbir fayda sağlanamaz. Bu sebepledir ki, dirayet yönünden hadîs ilmi, bu ilmin temelini teşkil eder ve hadîs ilmi denildiği zaman da, umumiyetle dirayete dayanan ilim anlaşılır. Nitekim hadîsçiler arasında maruf olan Ilmıı Dirayeti'l-Hadîs, Umu Mus-talahı'l-BacLîs, Umu Usûli'l-Hadîs veya kısaca Ilmu'l-Hadîs tabirleri aynı manâda kullanılmış ve hepsi ile bu ilim kasdedilmiştir.
O halde, takdim ettiğimiz bu eser, ayrı ayrı hadîs ıstılahlarının da incelendiği Umu Mustalahı'l-Hadîs veya Umu Usûli'l-Hadîs'e âit bir çalışma mahsûlüdür; kısaca ifade etmek gerekirse, bir Hadîs Usûlü kitabıdır.
Hadîs rivayetiyle bu rivayetin şartlarından, çeşitlerinden, râvilerin şart ve ahvalinden, merviyyatm sınıflarından bahseden ilme Usûlu'l-Hadîs veya Mustalahu'l-Hadîs denilmiş ve bu ilim ilk defa IV. asırda tedvin edilmiştir. Bu konuda İbn Hacer şu bilgiyi vermiştir: Hadîs ehlinin ıstılahlanyle ilgili ilk musannif, el-Kâzî Ebû Muhammed er-Râmahurmuzî (Ö.360 H.) olup telîf ettiği kitabına el-Muhaddisu'l-fâsıl beyne'r-râvî ve'l-vâ'î adını vermiştir. Ancak bu kitap, hadîs usûlü ile ilgili bütün konuları içine almamıştı. Er-Râmahurmuzî'den sonra gelen ikinci musannif, el-Hâkim Ebû Abdillah en-Neysâbürî (Ö. 405 H.)'dir ve Ma'rifet ulûmi'l-hadîs [3] adlı kitabını telîf etmiştir. Fakat bu kitap da müretteb ve mühezzeb değildi. Bundan sonra gelen Ebû Nu'aym Ahmed îbn Abdillah el-Isfahânî (Ö. 430 H.), el-Hâkim'in yukarıda zikredilen kitabına bir mustahrac yapmış, fakat birçok meseleleri kendinden sonrakilere bırakmıştır. Ebû Nu'aym'den sonra el-Hatîb el-Bağdâdî (Ö. 463 H.) gelir. Bu meşhur müellif, rivayet kaideleri üzerine tasnif ettiği kitabına el-Kifâye fi kavânînVr-rivâye [4]adını vermiş, bunu, rivayet âdabı ile ilgili bir başka tasnifi, el-Câmi' li-âdâbi'ş-şeyh ve's-sâmi' adındaki ikinci kitabı ve hadîs ilminin çeşitli bölümleriyle ilgili diğer kitapları takip etmiştir. El-Hatîb'ten sonra gelen bütün muhaddislerin kaynağı, onun bu kitapları olmuştur. El-Hatîb'i takip eden diğer muhaddisler, el-Kâzî lyâz İbn Mûsâ el-Yahsubî (Ö. 544 H.), el-îlmâ' fi zabtı'r-rivâye ve's-semâ' (veya el-îlmâ' ft ma'rifet usûli'r-rivâye ve takyidi's-semâ'); Ebû Hafs Ömer ibn Abdi'l-Mecîd el-Meyâncî (Ö. 580 H.), Mâ lâ yesa'u'l-mukaddise cehluh adlı kitaplarıyle şöhret kazanmışlardır. Nihayet bunlardan sonra gelen Ebû Amr Osman İbn Abdirrahman eş-Şehrazûrî (Ö. 643 H.), Mu-kaddımet Îbni's-Salâh adiyle meşhur olan Ulûmu'l-hadîs [5] adlı kitabını, el-Eşrefiyye Medresesinde hadîs tedrisiyle görevlendirildiği bir sırada ta-ebelerıne imlâ ettiği derslerini bir araya getirmek suretiyle tasnif etmiştir, îgıde^bilhassa el-Hatîb'in dağınık kitaplarını toplamış ve başka
ilâveler de yapmıştır. Ancak bu kitap, bir nevi ders notlarından ibaret olduğu için, tertîbi istenilen mükemmeliyette olmamışsa da, diğerlerine nis-betle daha çok yayılmış ve şöhret kazanmıştır. Bu bakımdan, İbnu's-Salâh'tan sonra gelen ve bu konuda kitap yazan müelliflerin çoğu, mesaîlerini Îbnu's-Salâh'm bu kitabının şerh ve ihtisarına hasretmişlerdir.[6]
Bunlardan ez-Zeynu'1-Irâkî (Ö. 806 H.), Nazmu'd-Durar ft ılmVl-eser adını verdiği bir elfiyesinde, Îbnu's-Salâh'm mezkûr kitabını önce naz-metmiş, sonra da bu nazmım Fethu'l-muğîs bi şerhi Elfiyeti'l-hadîs adiyle şerhetmiştir. Yine aynı müellifin et-Takyîd ve'l-îzâh adındaki Mukaddime şerhi, büyük şöhret kazanmıştır.
Mezkûr kitabın ihtisarlarına gelince, bunlar arasında en meşhuru, İmam Şerefu'd-Dîn en-Nevevî (Ö. 676 H.J'nin el-îrşâd ft ılmVl-isnâd adlı kitabı olup, bilâhara bunu et-Takrîb ve't-teysîr li ma'rifetVs-SunenVl-Beşîr en-Nezîr adiyle tekrar ihtisar etmiştir. Bu kitap üzerine ez-Zeynu'1-Irâkî'nin, es-Sehâvî'nin ve Hafız es-Suyûtî'nin şerhleri vardır. Es-Suyûtî'nin Tedrîbu'r-râvî şerh Takrîbi'n-Nevevî adlı kitabı, rivayet usûlünde telîf edilen kitapların en mükemmelidir. Bu kitap, müteaddit defalar tabedilmiştir.
Hadîs usûlü ile ilgili diğer meşhur bir kitap da, îbn Hacer el-Askalânî (Ö. 852 H.)'nin Nuhbetu'l-fiker fi mustalahı ehlVl-eser adlı kitabıdır. Yine müellifi tarafından Nuzhetu'n-nazar fî tavzihi nuhbetVl-fiker adiyle şerh edilmiş ve konu ile ilgilenenler için dâima müracaat edilen değerli bir kitap olmuştur. Bu kitap üzerine Alî el-Kârî'nin Mustaîahâtu ehli'l-eser adiyle yaptığı bir şerh de şöhret kazanmış ve her iki kitap da tabedilmiştir.
Tedvin devrinden itibaren, hadîs usûlü ile ilgili olarak telîf edilmiş kitaplardan bazılarını burada zikretmiş bulunuyoruz. Şüphesiz bunlar, bu konuda telîf edilen pek çok kitaptan birkaçıdır ve hepsini de bu önsözde zikretmek mümkün değildir. Bununla beraber, zikretmiş olduğumuz bu kitaplar dahî, Hazreti Peygamberin hadîslerini korumak için hadîsçilerin giriştikleri geniş ve semereli faaliyet hakkında bilgi vermeye yeterlidir.
Aynı konuyla ilgili olarak takdim ettiğimiz Hadîs Usûlü adlı bu kitabımıza gelince, daha önce hazırlanmış ve müteaddit defalar basılmış olan aynı adlı kitabın, Hadîs ıstılahları adı altında telîf edilip muhtelif baskıları yapılan kitabımızdan da faydalanılarak daha geniş ve daha farklı bir tertîble hazırlanmış yeni bir şeklidir.
Hadîs ıstılahları adlı kitabımızın Önsöz'ünde yer verdiğimiz ibareleri, burada da aynen tekrarlayarak sözümüze son vermek istiyoruz: Büyük hadîs imamı el-Buhârî, İslâm'ın Kur'ân-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kitabı olarak kabul edilen Sahîftmi tasnif ettiği zaman, inneme'l-a'mâlu bi'n-niyât (ameller niyetlere göre değer kazanır) hadîsini tasnif yönünden yeri olmamakla beraber, kitabının başında zikretmiştir. Kendisi bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış ise de, bunun delâlet ettiği manâ çok ulvîdir ve kitabını tasnîf ederken sahip olduğu niyetteki samimiyyetini gösterir. Biz de bu kitabı takdim ederken, aynı hadîse işaretle niyetimizin hâlis olduğunu belirtmek isteriz. Bu itibarla, kitabımızın konu ile ilgilenenler için faydalı olmasını, rastlanacak kusurların bağışlanmasını dileriz. Tevfîk Allah'tandır.
Prof. Dr. Talât KOÇYÎĞÎT [7]
[1] Ez-Zehebî, el-Muntekâ min Mınkâci's-Sunne, s. 386.
[2] Bkz. El-Gazâlî, d-Munkız mine'd-dalâl, s. 132 vd.
[3] Kahİr1937 de nedilmiştir.
[4] Haydarabad 1357 de –Kifaye fi ılmı ‘r- rivaye adıyle neşredilmiştir.
[5] HaLep1350./1931 de ez-Zeyn el-Irâkî'nin et-Takyîd ue'l-îzâh adlı şerhini de muhtevi olarak ilmitineşredilmiştir.
[6] Bkz. Nuhbetu'l-fiker şerhi, s. 19-20.
[7] Prof. Dr. Talat Koçyiğit, Hadis Usulü, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları