Metaforla Psikoterapi - 2

Son güncelleme:
  • psikoterapi şekilleri - mecazla psikoterapi - pskioterapide mecaz kullanımıÖrnek Vaka: Barış

    Barış, porno bağımlısı olan bir hastaydı, fetiş nesne olarak kadın ayaklarına ilgi duyuyordu. Babasının ölümünden sonra fetiş ve porno bağımlılığını dengelemek için aşırı derecede dine yönelmişti. Yemek yeme, uyuma haricinde namaz kılıyor, dini kitaplar okuyordu. Bu durum okul hayatını çok olumsuz bir şekilde etkiliyor, ailesini endişeye sürüklüyordu. Aşağıda metaforlarla değişim yapmaya çalıştığımız bir seanstan kısa bir kesit sunulmuştur. Dini inancı olan ama içki de içen bir avukat metaforuBarış’a sunularak bilişsel yeniden yapılandırma yapılmaya çalışılmıştır.

    Barış: Babam vefat etti. Aslında sıkıntılı geçen, karabulut gibi geçen bir yıl değildi. Babanın vefat etmesi, babayı kaybetmek çok üzücü bir durumdu. Babamı seviyordum, hani bir şeyler değişti hayatımda; namaza başlamam, dine yönelmem, hani daha düzgün olayım niyetiyle birçok karar verdim.

    Dr. Keçe: Aslında senin bütün tepkin babana idi. Babanın yanlışlarının karşısına dini koydun doğal olarak, ona sığındın. Baba olmayınca dine sığındın. Her ne kadar onu modellesen de, bazı şeylerini kabul etmedin. Özellikle annene davranışlarından dolayı, onu suçladın ve baba gibi olmamak için, daha güçlü bir kuruma ihtiyacın vardı. Daha güçlü bir ahlaki yapıya ihtiyacın vardı. Bunu da sana din verecekti. Peki, ben sana bir şey soracağım. Mesela alkol alan bir adam, alkolik olan bir adam ne yapar? Bu adam aynı zamanda inançlı da. Yani, perşembe akşamı hariç, ramazan ayı hariç her gün içiyor. Yani, ne yapıyor bu adam? İnancına ters davranmıyor mu?

    Barış: Davranıyor tabi.

    Dr. Keçe: “Cezamı ben çekerim” diyor. O zaman şöyle bir soru soruyorum bu arkadaşa. “Eğer inanıyorsan gerçekten, alkol aldığında cehennemlikte olacağını biliyorsun değil mi?” “Evet” diyor. “Eğer cehennemde yanacaksan, cehennem kütüğü olacaksan, bunu niye alıyorsun? Ya inandığın gibi ol ya da olduğun gibi inan. Çünkü sen alkol aldığın zaman sen cehennemlik olduğunu biliyorsun. Cehenneme gideceksen, bundan da eminsen, cehennemin kötü bir yer olduğunu sen tarif ediyorsun, o zaman bir problem, bir çelişki yok mu?” diyorum. “Mesela inanmayan adam daha kolay içki içer. En azından içki içtiği boğazına düğümlenmez. Rahat olur. Sen hem içinde korku yaşıyorsun hem de içiyorsun” diyorum. “Evet, içiyorum ama elimden gelmiyor” diyor. “Peki, bunu bile bile yaptığına göre inançlarında bir sıkıntı var senin” diyorum. “Evet” diyor. “Birinci çelişki olarak ya dini bırak ya alkolü bırak, ikisinden birini bırakacaksın. İkinci çelişki olarak, alkol alarak sen aslında bedenine zarar vermiyor musun?” dedim. “Evet” veriyorum dedi. “Karaciğerin, ruh sağlığın, beden sağlığın bozuluyor, pis ortamlarda sigara içiyorsun” dedim. “Evet” dedi. “Bir iki defa kaza geçirdin arabayla, bilerek kendine zarar vermiyor musun?” dedim. “Veriyorum hocam” dedi. Bu arkadaşımız bir avukat.

    Ama aynı zamanda hayvan sever. Yani, nerede kedi, köpek görse o davalara bakan, sokakta kalmış hayvanlara barınak edinen, bu barınaklardaki hayvanlara yiyecek veren, o barınaktaki çalışan insanların üstünü başını değiştirip temizlemeye giden bir ağabeyimiz. Dedim ki, “hayvanlara gösterdiğin ilginin alakanın 1/10’nu neden kendine göstermiyorsun? Adamın biri, bir köpeğin ayağına bir teneke bağlasa, onu çomakla kovalasa ne yaparsın?” dedim. “Hemen müdahale ederim” dedi. “Neden?” dedim. “Onun zarar görmesine dayanamam” dedi. “Peki, sen kendi bedeninin zarar görmesine nasıl dayanabiliyorsun?” Çünkü bilerek ve isteyerek kendi bedenine zarar veriyorsun. Alkol ve sigara seni iyi etmiyor biliyorsun” dedim. “Evet, biliyorum” dedi. “Ama bir köpek alkol alsa, isyan edersin. Çünkü köpeğe zararlı olduğunu bilirsin” dedim. “Evet, ben köpeğe alkol aldırmam” dedi. “Köpeğe bakıyorsun, peki senin köpek kadar değerin yok mu?” dedim. Öyle deyince durdu. Orada bir darbe aldı. “Bir de bak inançlı bir adamsın, bir de bu dünyanın öbür tarafını da düşünüyorsun” deyince, bir de oradan darbe yedi. “Peki, neden köpeklere bu kadar düşkünsün?” Neden bir köpeğin hayatı, senin için bir insanın hayatından daha önemli? Neden kendi temizliğine dikkat etmiyorsun da, köpeklerin temizliğine dikkat ediyorsun? Neden kendin düzenli beslemiyorsun da, köpekleri düzenli besliyorsun? Bu kadar köpeklere, hayvanlara düşmenin arkasında ne yatıyor hiç düşündün mü?” dedim. “Düşünmedim” dedi.

    “Düşün, bu yaptıkların normal değil” dedim. “Bu zamana kadar böyle hiç düşünmemiştim hocam” dedi. “Düşüneyim” dedi. Sonra ertesi gün geldi, “ben ne demek istediğinizi anladım hocam, aslında ben kedilere düşerek, köpeklere düşerek, kendimi cezalandırıyorum onu fark ettim, kendim için yapamadıklarımı, o hayvanlar için yaparak, aslında bir şeyleri dengelemeye çalışıyorum. Ben alkol ve sigara alarak bir şeylerden kaçıyorum. Tabi bu köpeklerin benim kafamı dağıtması için, hayvanlara bu kadar çok düşüyorum ki, kafam o kaçtığım şeylerle yüzleşmesin diye. Bana belli bir zaman verin. Ben bunlarla yüzleşerek, kendi kendimi düzeltmek istiyorum” dedi. “Peki” dedim. 1 hafta 10 gün bir yere tatile gitti. Geldiğinde alkol ve sigarayı bırakmıştı. “Ama ben bunları dini yapıdan dolayı da bırakmadım, bunlar beynimin sığındığı şeylermiş, yani bir ihtimal gibi yedekte tutuyormuşum veya korkularımdan dolayı sığınıyormuşum” dedi. Alkol ve sigaraya düşkünlüğüne neden olan, çocukluğunda uğradığı bir taciz olayıydı. Onu aslında bilinçdışında tutuyordu, derinlerde, fakat biraz yoğunlaşınca fark etti. Fiziki anlamda bir tacize uğramış ve çok dayak yemiş bir arkadaşımızdı. Aslında babasını öldürmek isteyen, ona karşı yoğun öfke besleyen biriydi. Alkol alarak aslında o duygularından kaçıyordu. Ve büyüyüp ona karşı gelemeyince onu cezalandıramayınca, bu sefer kendini cezalandırıyordu. “Bunları fark edince bıraktım, artık benim kaçmama gerek yok. Oturdum üç dört gün ağladım. Boşalttım içimdekileri. Artık alkol ve sigara alarak kendime zarar vermek istemiyorum. Çünkü ben bu hayatta kendimi çok seviyorum. Bu hayata bir kere geldim ve bu hayatın kıymetini bilmeliyim. Ha bundan sonra hiç alkol almayacağım değil. Canım çekerse arada içerim.

    Ama kaçmak için değil, keyif almak için. Zaten ben keyif almıyordum. Belli bir zaman sonra bu işin boku çıkıyor. Bana bir faydası yoktu ama şu anda bir arkadaş ortamında, bir sohbet ortamında iki kadeh içerim, bunda bir şey yok ama oturup ta alkol müptelası olmam. Çünkü ben alkolik olmamın nedenini gördüm, fark ettim. Arkada bir yapı vardı. Onunla yüzleşmek istemiyordum, ondan kaçıyordum” dedi. Ve şu anda çok iyi bir avukat, çok ta iyi bir işi var, Ankara’da. Alkolü bıraktı ama arada sırada da içiyor. Hayvanlarla ilgileniyor ama fanatik bir şekilde değil. Yani, “hiçbir şey, benim hayatımdan kıymetli olamaz, hiçbir şey benim canımdan kıymetli olamaz, hiçbir şey benim bir damla gözyaşıma değmez, bu dünyada yaşadığım bir sağlıklı güne, bütün dünyayı yakarım” dedi. Avukat, doğru yola geldi, mesele budur.

    Dini inancı olan ama içki de içen avukat metaforuyla Barış’a; dolaylı olarak “sende porno seyredebilirsin, fetiş objelere ilgi duyabilirsin, burada bir problem yok, mesele işi abartmamaktır” mesajı verilmeye çalışılmıştır. Daha sonra Barış’a “Neden böyle bir ihtiyaç içindesin? Neden pornoya ve dine düştün? Porno sana ne veriyor? Din hayatında neyi dengeliyor?” sorularına yanıt vermesi ve düşünmesi telkininde bulunulmuştur.

    Barış, bir sonraki seansta düşündüğünü ve bazı sonuçlara vardığını ifade etti. “Uykuda geçireceğim zamanı porno ile geçiriyordum. Ders çalışarak kendi kişisel gelişimini sağlayacağım yerde porno film seyrediyordum. Bunun suçluluğunu bastırmak ve tekrar porno seyretmemek içinde çok yoğun bir şekilde namaz kılıyordum. Dini kitaplar okuyordum. Sanki bir boşluk olursa, porno seyrederim ve kendimi kaptırırım diye düşünüyordum. Ayrıca porno seyrederken düşünmediğimi de fark ettim. Kafam bir şeye odaklanıyordu, düşünmek istediğim şeylerden kaçırıyordum. Çocukluğumda yeteri kadar ilgi görmemiştim, sevgi görmemiştim, yeteri kadar değerli olduğunu hissetmemiştim. Bu tür bir bağımlılık içerisine bu yüzden de girmiş olabilirim.

    Yani aslında bir sevgi arayışı içinde olabilirim. Bir güven arayışında olabilirim. Yolunu kaybetmiş bir geminin denizde deniz fenerini görmesi gibi, porno seyrederken haz duyuyordum. Çünkü yolunu kaybetmiş olan, denizde rotasını kaybetmiş olan, nereye gideceğini bilemeyen bir gemi, deniz fenerini gördü mü hayatı değişir. Ve oraya doğru kürek çeker ama hep oraya doğru yelken almaya çalışır. Ve bir türlü o deniz fenerini elde edemez. Hala oraya doğru gider. Demek ki benim hayatımda da bir mihenk taşım yokmuş, bir referans noktam yokmuş. Örnek alabileceğim bir şey yokmuş. Bu da kafamı karıştırmış olabilir. Denizde, bir ormanda kendini kaybetmiş biri gibi, ilk gördüğüm şeye, deniz fenerine doğru kürek çekmiş olabilirim. Deniz feneri de, porno ve fetiş olabilir.”

    Cem Keçe
    Psikoterapist - Yazar

    alıntı

    https://www.main-board.com/universite/790044-metaforla-psikoterapi-1-a.html#post5174828
0 0 0