Osmanlıd Yazı - Osmanlıda Yazı Dili - İslam Kültürü - Türklerin Kullandıkları Diller
Yazı
İslâmî kültür çevresine giren Türkler, Arap alfabesini kabul ederek, bunu birkaç harf ilâvesiyle kullandılar. Osmanlı döneminde de bu yazı hem yazışmalarda hem de çeşitli yazı ve süsleme sanatlarında kullanıldı.
Dil
Türkiye Selçuklularının son dönemlerinde, Arap ve Fars kültürünün etkileri artmıştı. Buna karşı, özellikle beyliklerde geniş tepkiler oluşmuştu. Beyliklerin başında bulunan Türkmen beyleri, Türkçeye ağırlık verdiler, Türkçenin ilim ve sanat dili olması için sanatçı ve bilginleri teşvik ettiler.
Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde de aynı eğilim vardı. Reamî dil Türkçeydi. Farsça edebiyat dili, Arapça din ve ilim dili olarak yine kullanılıyordu. Ancak, Türkçe eserlerin tercüme ve yazımı da hızlanmıştı. Türkçe yazılmış pek çok eser, Türkçenin üstünlüğünü savunan şiirler, Türkçenin kullanılmasına önem veren hükümdarlar görülüyordu. Özellikle II. Murad bu alanda gayret gösterdi.
Rumeli'deki gelişme sonucunda, Türkçe buralarda ağırlıklı olarak yayıldı ve kültür dili hâlini aldı. Süleyman Çelebi'nin Edirne'ye hakim olduğu sırada bu şehirde pek çok şair ve edip toplandı.
Bursa Ulu Camii imamı Süleyman Çelebi'nin yazdığı "Mevlid", zamanında çok beğenildiği gibi, yüzyıllar boyunca Türk illerinde okunmuştur. Mevlid, Hz. Muhammed'in dünyaya gelişini manzum olarak anlatır. O kadar sade ve samimî olarak yazılmıştır ki, dinî heyecanın odak noktalarından biri olmuştur. Daha başka mevlidler yazılmış olmasına rağmen, Süleyman Çelebi'nin kaleme aldığı eser, diğerlerini unutturmuş ve millî kültürümüzün canlı bir parçası haline gelmiştir.
Arapça ile Farsçadan alınmış olan kelimelerin gittikçe artması ile, 15.267 arasında canlı idi. Dede Korkut hikâyeleri de 15. yüzyıl sonunda yazıya geçirilmiştir.
Edebiyattaki yüksek seviye 17. yüzyılda da devam etmiştir. İran etkisi azalıp, millîleşme yolunda adımlar atılmıştır. Bu yüzyılın şiirdeki en ünlü isimleri, taşlamalarıyla ünlü Nef î ile Nâbî ve Şeyhülislâm Yahya'dır. Kâtip Çelebiyle birlikte Evliya Çelebi, nesir alanının ustalarıdır. Evliya Çelebi, on cilt tutan Seyahatname'sinde tarih, coğrafya, etnografya, nüfus ve şehircilik gibi alanlarla ilgili çok değerli bilgiler vermektedir. Evliya Çele-bi'yi, edebiyat tarihimizin hatırat, gezi edebiyatı, röportaj ve hikâye türlerinde ilk müjdecisi saymak gerekir. Düz yazı alanında, tarih yazarlarının hemen tamamı değerli eserler vermişlerdir.
18. yüzyılda millîlik çizgisi daha da kuvvetlenmiştir. Bu dönemde İran edebiyatını taklitten biraz daha uzaklaşılmıştır. Batı tarzı da edebiyatımıza henüz girmediği için, kendimize has eserler ve türler gelişmiştir.
18. yüzyılın en büyük divan şairi Nedim'dir. Adı, Lâle Devri ile özdeşleşmiş olan Nedim, Patrona Halil İsyanı sırasında ölmüştür. Koca Ragib Paşa, Enderunlu Vâsıf, Sümbülzâde Vehbi gibi ünlü şairlerden sonra Şeyh Galib, Divan edebiyatının son büyük şairi sayılmaktadır.
17. yüzyıl tarihçileri arasında Peçevî İbrahim Efendi, Solakzade, Ka-raçelebîzade Abdülaziz Efendi, Tugî önde gelir. 18. yüzyılda ise resmî devlet tarihçiliği kuruldu. Vak'anüvis denilen tarih bilginlerine, devletin tarihini yazma görevi verildi. Naimâ, ilk vak'anüvis olup kendi alanında çok ünlüdür. Ayrıca Raşid, Asım, Subhi, İzzî, Vâsıf vb. gibi değerli tarihçiler de 18. yüzyılda eser vermişlerdir.
Tasavvufî şiirde ise Ümmî Sinan, Niyazi-i Mısrî (17. yüzyıl), Bursalı İsmail Hakkı ve Gülşenî (18. yüzyıl) önde gelen isimlerdir.
Tasavvufî şiir, tekkelerde yetişen şairlerin ortaya koyduğu ve halk şiirine yakın bir tarzdır. Daha çok, tarikatlar çevresinde gelişmiştir. Yunus Emre ve Hacı Bektaş Velî, bu tarzın ilk önemli isimleridir. Bu edebiyat Eflâkî Dede (14. yüzyıl) ile başlayıp, Hacı Bayram Velî ve Kaygusuz Abdal ile gelişmiştir. 15. yüzyılda Kemal Ümmî, Ruşenî, Eşrefoğlu Rumî dikkate değer eserler verdiler. Pîr Sultan Abdal ve ibrahim Gülşenî 16. yüzyıl tasavvuf edebiyatının Önemli temsilcileridir. 18. yüzyılda ise tasavvuf şiirinde Divan şiirinin etkisi görülmeye başlanmıştır.