acaip bir boşanma hikayesi - boşanmaya sebep olan maydanoz - maydanoz ve yıkılan bir yuva
Hâkim, duruşma salonuna girdiğinde, salonda bulunanlar ayağa kalktı. Yerine geçti. Salonu gözden geçirdi. Fazla kalabalık olmadığına göre sıradan ve sakin geçeceğe benziyordu. Daha önceden incelediği, önünde duran dosyanın kapağını açtı. Gün içinde kaç davaya girdiğini saymamıştı bile.
Zabıt kâtibesi, huzursuz bir şekilde yarışa hazırlanan koşu atı gibi dimdik ve dikkatle onun komutunu bekliyordu. Mesleğe başladığından bugüne kadar kişiliğinde ve fiziğinde epey değişiklik olmuştu. Sakin ve duygusal biriyken başladığı meslek hayatı onu asabi bir kişiliğe sürüklemişti. Bu durum metabolizmasını da etkilemiş olmalıydı ki stresini yemek yemekle gidererek neredeyse yarım dünyaya dönmüştü bedeni. Koltuğa zor sığıyordu. Yerinde kımıldandı ve gözlüklerini çıkararak masaya bıraktı.
Her iki tarafın avukatları onun davayı başlatmasını ve savunmalarını vermek için bekliyorlardı. Davayı açan taraftan savunmasını istedi. Davayı Kadın açmıştı. Avukat ayağa kalktı.
- Davacının boşanma sebebi nedir?
- Şiddetli geçimsizlik efendim. Müvekkilim ağır hakaret ve şiddet görmektedir. Bu nedenle evlilik kurumu zarar görmektedir.
- Klişe sözler kullanmayın Avukat Bey.
- Efendim bunu başka nasıl anlatabilirim.
- Davacı kendisi anlatsın o zaman.
- Ama sayın Hakimim ben onu temsilen görevlendirildim.
- Kızım boşanma sebebini anlat bana.
Avukatın yanı başında oturan kadın ayağa kalktı. Taktığı güneş gözlüğünü başına kaldırdı utanarak. Hâkimin hiç yabancı olmadığı bir durumdu bu. Kayıtsızca baktı kadına. Sonra başıyla konuşmasını istedi.
- Efendim biz çok mutlu bir çifttik. Zor günlerimizde hep destek olduk birbirimize. Hani bazen tabiat gayet normal bir şekilde devinimini sürdürürken bir lodos gelir her şeyi silip süpürür ya tıpkı onun gibi olduk.
- Kızım bana edebiyat yapma. Kısaca anlat.
- Özür dilerim efendim. Her şey bir demet maydanoz yüzünden bozuldu.
- Bir demet maydanoz mu? Kızım anlatacak mısın düzgünce olayı.
- Efendim bir akşam kocam, yarım kilo kıymayla geldi eve. Sakin bir insan olan kocam, o sıralar çok sinirliydi. Sebebini bir türlü çözemiyor, bağırdığında ses çıkarmıyordum. Köfte canı istemiş olmalıydı. Eve gelmeden önce de aramış eksik olup olmadığını sormuştu. Bana göre eksik yoktu. Köftelik kıymayla geleceğini de bilmiyordum. İçeri girdi ve bana “ Maydanoz var mı? “ diye sordu. Korkuyla dolaba baktım. Evde maydanoz bitmişti. Telaşlandım. Aklıma köftenin kekik ile de yapılabileceği geldi. Kekiği çıkarttım. Diğer malzemeleri hazırladım. Yüzüme nefretle bakıyordu. Sevdiğim ve onca yılımı geçirdiğim adamın yerinde başka biri vardı sanki. Bana hakaret etmeye başlamıştı. Ne salaklığım, ne aptallığım kalmıştı saymadık. Sabrım taşmıştı. Ben de karşısında avazım çıktığı kadar bağırıyordum. Koşarak yanıma geldi ve yumruğunun havaya kalktığını gördüm. Sonrasında ise gözümde acıyla birlikte yere yığıldım. Duyduğum acının yanında, hayal kırıklığı, gururum ayaklar altına alınmıştı. Hak etmediğimi düşünüyordum. Yuvam için canla başla çalışıyor, onu mutlu etmeye çalışıyordum. Son zamanlarda ruhuna ulaşamadığım için de çok mutsuzdum. Ve o durumda bile kendimi suçluyordum. Bir kadın, erkeğini hep mutlu etmeliydi. Yattığım yerden kalktım ve bilinçsizce açık duran balkona koşmaya başladım. Niyetimi anlamıştı ve peşimde hamle yaptı. Tam balkondan bacağımı atacağım sırada yakaladı beni. O sırada tekrar biraz daha boğuştuk. Beni fırlattı tekrar. Ağlıyordum. Yaşamak istemiyordum. Öfkeyle yanımdan ayrıldı. Bir süre daha ağladım yerde. Sonra yine beynimin içindeki ses bana “ Hadi at kendini. Ne duruyorsun “ demeye başlamıştı. Bu kez diğer balkonu denemeye karar verdim. Tam oraya çıkacakken yine beni yakaladı. O beni tutuyordu. Ben kurtulmak için onun kolunu ısırıyordum. Sonunda, o da ben de çok yorulmuştuk. Korkmuştu. Sonra sessizliğe gömüldük. Kadınlık onurum kırıldı Hâkim Bey. Boşayın bizi.
- Bir demet maydanoz yüzünden mi boşayayım kızım sizi.
- Evet Hâkim Bey. Bir demet maydanoz yüzünden…
- Yaz kızım…
Zabıt Katibesi Hâkimin söylediklerini yazdı ve yeni komutları beklemeye başladı. Duruşmada iki taraf vardı ve onca yılın deneyimli hakimi bu kez davalı tarafa yani adamın avukatına söz verdi. Avukat savunmasını vermek üzere hazırlanırken Hakim;
- Avukat Bey hiç zahmet etmeyin. Davalının kendisinden istiyorum savunmayı.
- Sayın Hâkimim ben savunmamı yapmak zorundayım. Öbür türlüsü hiç etik olmaz efendim.
- Avukat Bey, bana işimi öğretmeye kalkmayın! Davalı yapsın savunmasını.
Avukat bozulmuşru fakat tekrar işi gereği karşılaşmak zorunda olduğu Hakimle tartışmamak için çaresiz sustu . Davalı adam kalktı ayağa.
- Sayın Hakimim, karımın boşanma kararını kabul etmiyorum efendim.
- Neden?
- Onu seviyorum efendim.
- Döverek mi seviyorsun oğlum. Gerçi o yöntem de demek ki bir sevme biçimi sayılıyor. O kadat arttığına göre.
- İstemeden oldu efendim. Ben ne dersem diyeyim kimseyi inandıramayacağım. Onun için ta başından anlatmam gerekir olayları.
- Anlat o zaman ama çok uzatmadan. Biliyorsunuzdur mahkemeler yığınla dosyayla uğraşıyor. Kısa ve öz.
- Pekala efendim. Karımla severek evlendik. Sakin, duygusal biriydi. İlk evlendiğimizde daha uysaldı tabii ki. Ben ne istesem hemen yapardı. Sonra çocuklarımız dünyaya geldi. Onlarla zamanın ne çabuk geçtiğini anlamıyorduk. Onların hastalıkları, yaramazlıkları, sorunları arasında kaç yıl geçti hatırlamıyorum. Onun yanında, ailelerimizin de bu duruma gelmemizde payı çok büyük. Annem, bir türlü sevememişti gelinini .Kendimi parçalasam da bu durumu düzeltemiyordum. Karşılıklı kinlerini kusuyorlardı birbirlerine. Karımla annem arasındaki sorunlar ve annemin benim kulağıma fısıldadığı sözlerin etkisiyle intikamımı onun ailesine karşı tavırlarım sonucu tekrar kavgalarımız devam ediyordu. Ben de sakin bir insanım aslında. Kendimi bu sorunların arasında kapana kısılmış bir fare gibi hissediyordum. O zamanlarda öyle çok hırpalıyorduk ki birbirimizi, toparlanmak aylar alıyordu. Sonra bir ara orta yolu bulduk ve ailelerimizle aramıza bir sınır çizdik. Bu sayede uzun süre bizim evde kavgalar kesilmişti. Fakat karım da bu arada epey olgunlaşmış ve politik davranmaya başlamıştı. O sırada bizim gençlik de enerjisiyle birlikte kaybolmuştu. Son zamanlarda yaşlanmaya başladığımı hissediyordum. Hiçbir şey mutlu etmiyordu beni. O ise durmadan “ Beni seviyor musun? “ diye sorup duruyordu. Herkes benim onları sevmemi bekliyor ve kelimelerle ifade etmemi istiyordu. Annemin yanına gittiğimde hemen hastalıklarından şikayet ediyor, onunla ilgilenmemi istiyordu. Ablalarım ve diğer kardeşlerim ise ailemden daha fazla ilgi bekliyorlardı. Yıllarca arada tutmaya çalıştığımız sınır paramparça olmuştu. Ve benim o duvarı göğüsleyecek gücüm kalmamıştı. Kimsenin beni bulamadığı, kendimle baş başa kalacağım bir yere kaçmak istiyordum. Maalesef, buna bile gücüm yoktu. İşte o akşam da beynim hoşaf gibiydi. Hiç bağırmasına alışık olmadığım karım karşımdan cevap verince son damla da düşmüş oldu. Oysa ben haksızdım. Çok üzgünüm. Dünyaya tekrar gelsem yine karımla evlenirdim. Beni affetmesini istiyorum hakim bey. Ve hatta kabul ederse bir teklifim var. Benim ona attığım yumruğu o da bana atsın ve ödeşelim. Sözün özü Hakim Bey, ben eşeğin biriyim.
- Oh ne âlâ oğlum. Karını döv ve özür dile bu kadar basit mi bu olay. Bakalım karın kabul edecek mi? Sen de dinledin onun konuşmasını.
- O bana kıyamaz Hakim Bey. O buraya da gelmezdi ama onun da son damlası taşmış olmalı. Bilirim ben onun beni sevdiğini. Dedim ya eşeklik ettim diye. Ben de onu çok severim ama odunun tekiyim işte. Kalbimle severim, dilimle söyleyemem. Söylesem hiçbir sorun yaşamayacağız. Ah maydanoz ne diyeyim ben sana. O günden bu yana manavın önünden geçemiyorum. Maydanoz görmemek için. Boşamayın bizi Hakim Bey. Ben onu çok seviyorum. Bir daha vurursam ona elim taş olsun!
- Ne diyeyim oğlum sana ve senin gibilere. Elinizdeki şeylerin değerini son anda anlarsınız. Karar karının. Yaz kızım…