uyum sorunu - uyumsuzluk - uyum problemleriEn ciddi problemlerimden birinin uyumsuzluk olduğunu anlamam oldukça güç oldu.
İnsanlar güldüğünde ben ağlıyordum. İnsanlar ağladığında ben gülüyordum. Biri çiçeğin, gülün güzelliğinden söz etmeğe başladığında, ben dikenlerini anlatıyordum. Biri denize gidelim dediğinde, ormana gitmemiz gerektiği konusunda uzun uzadıya bir nutuk atıp, sonra da problem çıkarmak için her fırsatı değerlendiriyordum.
“Buradan gidelim, yoook olmaz şurdan gidelim”
“Bu yol kısaysa ne olmuş, uzun yolunda avantajları olmaz mı, uzun yoldan gidelim”
Şimdi bana komik gelen bu davranış o günler yaşadığım bir realiteydi.
Adeta problem yaratmak için yaratılmıştım. Sanki çevreme hiç bakmıyordum. Doğadaki, yaşamdaki ahengi hiç ama hiç görmüyordum. Şimdi ise size anlattığım ve anlatacaklarımla bu ahengi görmekle kalmıyor, onu damarlarımda hissediyorum.
Sizden suyu düşünmenizi istiyorum. Ama öylesine rasgele bir düşünce olarak değil, onun derinliklerine dalarak. İki hidrojen ve bir oksijenden meydana gelen suyu. Gezegenimizin ve bedenimizin büyük bir çoğunluğunu oluşturan suyu. Yaşamımızın temel taşı olan, her şeyimizle varlığına bağlı olduğumuz suyu. Sel olan alıp götüren suyu.
Kaybettiklerimizin arkasından duyguların anlam bulduğu ve gözyaşına dönüştüğü bir damla suyu. Ya da bir mutluluğun ardından sevinç çığlıklarıyla göz yaşı olarak gelen suyu. Dünyamızın 3’de 2’sini oluşturan suyu. Maaşımızın karşılığında verdiğimiz alın teri olan suyu. Ya da çöldeki yolcu için hayat anlamına gelen suyu. Bitkiye, insana can veren suyu.
Sadece bu kadarla da kalmıyor onun büyüsü. Biri yakıcı diğeri yanıcı olan iki maddeden oluşan bu yapı ateşi söndürüyor. Yani kendi türünden olan şeyi yok ediyor.
Yanıcılığın ve yakıcılığın belli oranlarda ve dengelerde bir araya gelmesiyle sönüyor ateş. Böylesi bir uyumu, böylesi bir ahengi biz insanlar nasıl oluyor da göremiyoruz?
Ya panzehir? Bizi ısıran yılanın zehrinden yapılan panzehir. Bizi kurtaranın bizi öldürecek olandan yaratılması. Çelişkinin içindeki bu denge tüylerimi diken diken ediyor.
Belgesellerde bol bol izlemiştim. Bir canlının ölümü bir başkasının yaşamasına neden oluyordu. Hassas, çok hassas bir denge vardı. Her şey, her yerde birbiri ile uyum içindeydi. Yaşamın kendisi bir uyumdu. Bu uyuma ayak uyduranlar hayatta kalıyorlardı. Uyum sağlayanlar başarılı oluyorlardı. Uyumsuz davranışlar gösterenler elenip gidiyorlardı. Kışın soğuğuna ayak uyduramayan kuru yapraklar ve yazın sıcağına uymayan kar tanesi gibi.