viyolonsel nasıl ortaya çıktı - viyolonselin tarihi - barok viyolonsel nedir - viyolonsel hangi müzik aleti ailesine mensuptur - viyolonsel ve keman - klasik dönemde viyolonsel edebiyatı
1. Viyolonselin Ortaya Çıkışı
Viyolonselin tarihi, 16.yüzyıl çalgısı olan ve viol ailesinin kalın sesli çalgısı olan Viola da gamba’ya kadar kadar uzanmaktadır.
Viyolonsel, keman ailesine göre daha geç bir tarihte ortaya çıkmıştır. Bunun temel sebebi ise Avrupa müziğinde ideal tını beğenisinin evrimidir. O döneme kadar vokal ve enstrümantal tüm müziklerde kalın sese ihtiyaç duyulmamışken, 16. Yüyzılda kalın ses, bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu nedenle kalın sesleri çalacak enstrümana ihtiyaç duyulmuştur.
Bilinen ilk viyolonsel İtalya’da yapılmıştır. İlk adıyla Viola da gamba(bacak viyolası) olan bu enstrüman, yere sabitlenmeden, iki bacak arasında çalınmakta olan, beş veya altı telli ve perdeli bir enstrüman olarak ortaya çıkmıştır. Bu enstrümanın daha sonra perdesiz versiyonları icat edilmişse de hiçbiri viyolonselin öncülü olarak kabul edilmemiştir.
16. yüzyılda Andrea Amati, Gasparo da Salo ve Salo’nun öğrencisi Giovanni Polo Maggini gibi bazı enstrüman yapımcıları bugünkü enstrümanlara kıyasla daha büyük, uzunluğu yaklaşık 80 santimetre olan viyolonseller icat etmişlerdir. Amati tarafından yapılmış ünlü bir viyolonsel, “The King”(Kral) adını taşımaktadır. Bu viyolonselin arka tahtasında Fransa Kralı 6. Charles’ın nişan ve armalarının bulunduğu bir resim vardır.
1690’lı yıllara gelindiğinde ise o dönemki adıyla “kilise viyolonseli”, şimdiki adıyla “Barok viyolonsel” icat edilmiştir. Bu viyolonseller daha küçük boyutlarda yapılmıştır ve daha çok kilise ve katedrallerde çalınmıştır. Kilise viyolonselleri daha küçük boyutlarda olduğu için hızlı pasajlar daha rahat çalınmaya başlanmıştır fakat bu tür viyolonseller kalın seslerde oldukça zayıf bir performans göstermiştir.
18.yüzyılda viyolonselin görünümde bazı değişiklikler yapılmış ve viyolonsel bugünkü modern görünümüne kavuşmuştur(Şekil 2 a). Bu değişiklikler şu şekilde sıralanabilir:
1. Barok viyolonsellerde bağırsaktan yapılan teller kullanılırken, modern viyolonsellerde çelik üstüne sarılı naylondan oluşan teller kullanılmıştır.
2. Barok viyolonseller bir tabureyle sabitlenirken, modern viyolonseller “pik” adı verilen, viyolonseli 45 derecelik açıyla yere sabitleyen demir çubuklarla sabitlenmiştir. (20. yüzyılda ünlü çellist Paul Tortelier tarafından icat edildiği için “Tortelier pik” diye adlandırılan kırık pikler de bulunmaktadır. Bu tür pikler yere 90 derecelik açıyla sabitlenirler.)
3. Barok viyolonsellerin köprüleri, modern viyolonsellerin köprülerine göre daha büyüktür.
4. Barok viyolonsellerin bas balkonları(viyolonselin iç kısmında bulunan ve köprüden aldığı titreşimli sesi viyolonselin geri kalan kısmına aktaran ince tahta parçası(Şekil 3)) daha kısadır, modern viyolonsellerinki ise daha uzundur.
5. Barok viyolonsellerin yayları dışa doğru bombelidir ve daha hafiftir, modern viyolonsellerin ise içe doğru bombelidir.
2. Barok Dönem’de Viyolonsel Edebiyatındaki Gelişmeler
Viyolonsel ortaya çıktıktan sonra yaklaşık iki yüz yıl kadar sadece orkestrada bas sesleri çalan bir enstrüman olarak kalmış, 17. Yüzyıldan itibaren solo çalgı olmaya başlamıştır. Bu yüzyılda bazı besteciler, ilk kez viyolonsel için önemli eserler yazmışlardır. Domenico Gabrieli’nin “Seven Ricercare for Violoncello and Basso Continuo” adlı eseri, Giovanni Baptista’nın “Ricercare Sopra Il Violoncello- Clavicembalo” , Domenico Galli’nin “Trattenimento Musicale Sopra Il Violoncello A' Solo” ve Johann Sebastian Bach’ın “Six Suites For Violoncello” adlı eseri bu dönemde yazılmış eşliksiz eserlerdir. Özellikle Bach’ın süitleri, bugün neredeyse tüm viyolonsel virtüözlerinin repertuvarında bulunmaktadır ve en çok çalınan eserlerdendir.
18. yüzyılda konçerto adlı eşlikli uzun eserlerin de ortaya çıkmasıyla birlikte, solist kimliğine kavuşmaya başlayan viyolonsel için de konçertolar bestelenmiştir. Vivaldi’nin yirmi yedi viyolonsel konçertosu, Tartini’nin bestelemiş olduğu konçertolar bunlara en güzel örnektir.
Yine bazı besteciler bu yüzyılda viyolonsel için sonatlar da bestelemiştir. Antonio Vivaldi’nin altı sonatı, Benedetto Marcello’nun altı sonatı, Tartini’nin Re majör ve Do minör sonatları, Giovanni Battista Pergolesi’nin Fa majör sonatı bunlara en güzel örnektir.
3. Klasik Dönem’de Viyolonsel Edebiyatındaki Gelişmeler
İnsanlık tarihinde toplumsal yaşama yön veren değerler, zamanı geldiğinde canlılığını kaybeder ve bu değerlerin yerini tutacak yeni fikirler aranır. 18. yüzyılın ikinci yarısı da yeni fikirlerin arandığı dönemdir ve bu döneme “Aydınlanma Çağı”denir.
Bu dönemde insanlar din ve geleneklerle olan bağlarını koparıp, tamamen kendi hür iradeleriyle yaşamlarını sürdürmeye başlamıştır. Ayrıca yüzyılın sonlarında Fransız Devrimi de gerçekleşmiştir. Bu devrimin gerçekleşmesiyle birlikte yüzyılın ilk yarısında egemen olan saray kültüründen, soyluların beğeni anlayışını temsil eden eski sanat stillerinden uzaklaşılmıştır. Yeni anlayıştaki besteciler, duygularını daha ciddiye alarak, daha önemli görerek dramlaştırmışlardır. Onlara göre eski müzikteki izlenimler oldukça kontrollüdür ve eserler tekdüzedir. Yeni müzik ise sürekli olan iniş çıkışlar, gerilimler ve çözülümler içerir olmalıdır. İşte bu yeni anlayışla birlikte müziğe yeni bir heyecan gelmiştir ve bu heyecan viyolonsel için yazılan eserlere de fazlasıyla yansımıştır.
Erken Klasik Dönem bestecisi Luigi Boccherini, aynı zamanda dönemin viyolonsel virtözüdür ve oniki tane viyolonsel konçertosu yazmıştır. Bunların arasında en bilineni “No:9 Si bemol majör konçerto”dur. Ayrıca besteci, viyolonsel ve bas için yirmi sekiz tane sonat, iki viyolonsel için üç tane sonat (G.74 Do majör, G. 571 Re majör, G. 572 Re majör), iki viyolonsel için altı füg (iki fagot için versiyonu da bulunmaktadır)(G. 73), ve altı tane piyano eşlikli sonatı vardır. Ayrıca bestecinin sayısı otuzu bulan senfonisi ve birçok oda müziği yapıtı da bulunmaktadır ve bu eserler günümüzde de sıklıkla icra edilmektedir. Yine Erken Klasik Dönem bestecisi olan, J.S. Bach’ın en küçük oğlu Johann Christian Bach’ın orijinalinde viyola için yazmış olduğu “Do minör konçerto”, viyolonsele de uyarlanmıştır ve bu eser günümüzde de birçok viyola ve viyolonsel virtüözü tarafından çalınmaktadır.
“Senfoninin babası” olarak anılan Franz Joseph Haydn da bazı kaynaklara göre altı tane viyolonsel konçertosu yazmasına karşın günümüzde ilk iki viyolonsel konçertosu çalınmaktadır. Bu iki konçerto da geleneksel olarak hızlı-ağır-hızlı şeklinde üç bölümlüdür. İlk konçerto “Do Majör Konçerto”dur ve 1761-65 yılları arasında, Haydn’ın şefliğini yaptığı Kont Esterhazy’nin saray orkestrasının viyolonsel grup şefi Joseph Weigl için yazılmıştır. Bölüm adları “Moderato- Adagio- Allegro Molto”dur. İki numaralı “ Re Majör Konçerto” ise 1783’te Eisentadt’ta ilk kez yorumlanmıştır. Yine Kont Esterhazy’nin saray orkestrasının o dönemki viyolonsel grup şefi Antonin Kraft için bestelenmiştir. İlk viyolonsel konçertosunda olduğu gibi bu konçerto da üç bölümden oluşmuştur: “Allegro Moderato- Adagio- Allegro”
Klasik Dönem’i doruğa çıkaran Ludwig van Beethoven, orkestralarda kontrbas ile aynı partiyi çalan viyolonsele ilk kez ayrı partiler yazmış ve viyolonselin orkestradaki görevini zenginleştirmiştir. Viyolonsel, Beethoven ile birlikte sadece eşlik eden bir enstrüman olmaktan çıkmış yeri geldiğinde ana melodiyi icra edebilen bir enstrüman olmuştur. Buna en güzel örnek bestecinin “ Op. 67 Do minör 5. Senfonisi”nin Andante con Moto başlıklı ikinci bölümüdür(Şekil 4):
Beethoven ayrıca viyolonsel ve piyano için beş tane sonat bestelemiştir:
1. Op.5 no:1 Fa majör
2. Op.5 no:2 Sol minör
3. Op.63 no:3 La majör
4. Op.102 no:4 Do majör
5. Op.102 no:5 Re majör
Klasik Dönem’de viyolonsel solist kimliğine kavuşmuş, yaylı oda müziği gruplarının vazgeçilmez enstrümanı olmuş ve Beethoven’ın da katkılarıyla orkestradaki görevi ve durumu değişmiştir.
4. Romantik Dönem’de Viyolonsel Edebiyatındaki Gelişmeler
Müzik tarihinde 19. Yüzyıl “Romantizm Çağı” dır ve bu dönem üç evreye ayrılmıştır:
1. Erken Romantizm(1800-1830)
2. Yüksek Romantizm(1830-1850)
3. Geç Romantizm(1850-1890)
Romantik Dönem’de viyolonsel için çok sayıda orkestra eşlikli parça, sonat ve konçerto bestelenmiştir.
Erken Romantizm bestecilerinden Franz Schubert’in orijinalinde arpeggione(dönemin altı telli, perdeli bir yaylı çalgısı) için bestelediği “ D. 821 La minör Sonat” viyolonsele de uyarlanmıştır ve günümüzde de sıklıkla çalınmaktadır.
Şekil 5: Arpeggione adlı enstrüman
Yine Erken Romantizm bestecilerinden olan ünlü viyolonsel virtüözü Bernhard Romberg viyolonsel için on konçerto, altı konçertino, sonatlar, düetler, fantaziler, divertimentolar, polonezler, varyasyonlar ve çok sayıda parçalar bestelemiştir.
Ayrıca bestecinin “Violoncelloschule” adlı viyolonsel metodu da bulunmaktadır. Aynı dönemin Belçikalı çellist bestecisi Adrien Françios Servais, “viyolonselin Paganini’si” veya “viyolonselin Liszt’i” olarak da anılmış ve birçok eser bırakmıştır. Servais özellikle yazdığı fantezilerle ünlüdür ve bu fantezilerin temaları genellikle Rossini’nin “Sevil Berberi” ve “Le Compte Ory”, Donizetti’nin “Lucia di Lammermoor” gibi operaların melodilerinden oluşmaktadır.
Dönemin bir başka önemli çellist bestecisi Justus Johann Friedrich Dotzauer “Dresden Okulu”nun önemli temsilcisidir. Birçok öğrenci yetiştirmiş ve bunun yanı sıra dokuz viyolonsel konçertosu, üç konçertino, ikili konçerto (iki viyolonsel için), sonatlar, fanteziler, varyasyonlar, divertimentolar ve potporiler bestelemiştir. Ayrıca bestecinin, “The Violoncello Method Op.165”, “The Violoncello Method for Elementary Teaching Op.126”, ”The Method of Playing Harmonics Op.147” ve “The Practical Method of Violoncello Op.155” adlı dört viyolonsel metodu bulunmaktadır.
Tıpkı Dotzauer gibi bir diğer Alman çellist besteci Friedrich August Kummer de düolar, fanteziler, parçalar bestelemiş, “The Method of the Violoncello” adında bir metot yazmıştır. Bir diğer çellist besteci Friedrich Wilhelm Grützmacher de parçalar, düolar, konçertolar bestelemiş ve ayrıca “Twenty-four Etudes”, “Twelve Etudes”, “Daily Exercises”, “Hoche Schule des Violoncellspiels” adında dört viyolonsel metodu yazmıştır.
Bu bestecilerin dışında Alwin Schörder, Sebastian Lee, Gerog Goltermann Robert Haussmann gibi Alman çellist besteciler de yazdıkları eserler ve metotlarla viyolonsel edebiyatına katkıda bulunmuşlardır.
Dresden Ekolü’nün dışında, Viyana Ekolü de vardır ve bu ekolden de birçok ünlü çellist besteciler çıkmıştır. Bunlar arasında Antonin Kraft, Josef Linke ve Josef Merk gibi çellist besteciler de bulunmaktadır.
Bu çellist bestecilerin metotları sayesinde, viyolonsel tekniği ilerlemiş, teknik problemlere pratik çözümler bulunmuştur. Bu gelişimle birlikte besteciler; viyolonsel için teknik olanakları daha zor fakat daha renkli eserler bestelemeye başlamıştır. Günümüzde de bu metotlar, konservatuvarlar ve müzik okullarında kullanılmaktadır.
Yüksek Romantizm Dönemi’nde de bazı ünlü besteciler viyolonsel için eserler yazmıştır. Felix Mendelsshon Bartholdy’nin, si bemol majör ve re majör tonalitelerindeki iki sonatı, Johannes Brahms’ın, mi minör ve fa majör tonalitelerinde iki sonatı bunlara en güzel örnektir ve bu sonatlar günümüzde birçok çellist tarafından çalınmaktadır.
Geç Romantizm Dönemi’nde de birçok ünlü bestecinin viyolonsel için çok sayıda eser bestelediği görülmektedir. Edward Elgar’ın “Op. 85 Mi Minör Konçerto”su, Antonin Dvorak’ın “B. 10 La Majör Konçerto”su ve “Op. 104 Si Minör Konçerto”su, Edouard Lalo’nun “Re Minör Konçerto”su, Camille Saint-Saens’ın “Op. 33 La Minör Konçerto”su, Max Bruch’un “Kol Nidrei” adlı eseri, Gabriel Faure’nin “Elegie” adlı eseri, Claude Debussy’nin “L. 135 Re Minör Sonatı” bu eserlere en güzel örnektir.
5. 20. Yüzyılda Viyolonsel Edebiyatındaki Gelişmeler
20.yüzyıla gelindiğinde, yaklaşık üç yüz yıldır kullanılan tonal müzik, yerini atonal (ton dışı)müziğe bırakmıştır.
Önceki çağların belli başlı bazı akımları olmuştur. Örneğin Rönesans Dönemi’nde “insan-merkezcilik”(hümanizm), Klasizm Dönemi’nde “aydınlanma”, Romantizm Dönemi’nde “bireysel duygu” gibi bazı akımlar ortaya çıkmasına karşın, 20. yüzyılı ifade eden tek bir akım veya kavram yoktur. “Çoğulculuk” 20. yüzyılın en belirgin özelliğidir . “Kübizm, Ekspresyonizm (Dışavurumculuk), Sürrealizm (Gerçeküstücülük), Soyut Ekspresyonizm, Milliyetçilik” gibi kavramlar 20. yüzyılda iç içe yaşamış ve diğer sanatlarda olduğu gibi müzikte de etkisini göstermiş ve bu akımlarda çeşitli viyolonsel eserleri oluşmuştur.
Ernest Bloch’un yazmış olduğu “From Jewish Life”(1924), “Meditation Hebarique”(1924) adlı iki sonatı, Zoltan Kodaly’nin Op. 8 solo sonatı (1915) (Bu sonat; sol telini fa diyez’e, do telini si’ye akort ederek icra edilir.) ve Op. 4 sonatı (1910), Bohuslav Martinu’nun üç sonatı (1939/1941/1952), Sergey Prokofiev’in Op. 119 Do Majör sonatı, Neo-Klasik besteci Paul Hindemith’in Op.11 sonatı (1919), Dimitri Shostakovich’in Op. 40 Re Minör sonatı ve Türk besteci Ahmet Adnan Saygun’un Op.12 sonatı, 20. yüzyılda yazılmış başlıca sonatlardır.
Bu dönemde yazılan konçertolara bakıldığında yine Bohuslav Martinu’nun iki konçertosu (1930-1955/1944-1945), Sergey Prokofiev’in Op. 58 konçertosu (1933-1938), Op. 125 Senfoni konçertantı (1950-1952), konçertinosu (1952-Ünlü çellist Mstislav Rostropovich ve besteci Dimitri Kabalevsky tarafından tamamlanmıştır.), William Walton’un konçertosu (1956) , Krysztof Penderecki’nin iki konçertosu (1967-1972/1982), Dimitri Shostakovich’in Op. 107 ve Op. 126 konçertoları (1959/1966) 20. yüzyıl konçertolarına en güzel örnektir.
20. yüzyılda da viyolonsel için çok sayıda parçalar bestelenmiştir. Bunlara en güzel örnekler ise Yunan besteci Iannis Xenakis’in yazmış olduğu “Nomos Alpha”, “Kottos”, Amerikalı besteci John Williams’ın yazmış olduğu “Three Pieces for Cello Solo”, İspanyol çellist besteci Gaspar Cassado’nun yazmış olduğu “Serenade for Cello and Piano”, “Requebros”, Dimitri Shostakovich’in iki viyolonsel için yazmış olduğu “Prelude” adlı eserlerdir.
Bu gelişmelerin dışında 20. yüzyılda; Hugo Becker, Lev Ginsburg, Mstislav Rostropovich, Pierre Fournieré, Paul Tortelier, Janos Starker, David Geringas, Micha Maisky, Yo-yo Ma gibi gibi adından söz ettiren çokça solist çellist ortaya çıkmıştır ve bu çellistlerin bazıları aynı zamanda eğitmenlik de yapmış, deneyimlerini daha genç kuşaklara aktarmıştır ve halen aktarmaya devam etmektedir.
Yaklaşık üç yüz yıl önce ortaya çıkan viyolonsel, zamanla bir solo enstrüman olmuş, günümüze kadar bu enstrüman için çok sayıda konçerto, sonat, süit, metot, kapris, vb. parçalar yazılmıştır. Yine bu üç yüz yıl içerisinde çellist virtüözler, ve eğitmenler ortaya çıkmış ve bu eğitmenlerin oluşturduğu ekollerden çok sayıda genç virtüöz çellistler ve eğitmenler yetişmiştir. Onların yaratmış olduğu bu ekoller çerçevesinde viyolonsel eğitimi, gelişerek günümüze kadar ulaşmıştır ve gelişmeye devam etmektedir.