İnsanoğlu yaratılışından beri hem iyiye hem de kötüye sahiptir. Bizler; zaman içinde dış çevrenin de etkisiyle bu yönlerimizden iyiyi ya da kötüyü daha fazla geliştirir ve ön plana çıkarırız. Sonra, toplumda öyle bir yer ediniriz ki; bu ön plana çıkardığımız yönlerimizle hafızalarda kalırız. Sevgi, saygı, şefkat,…gibi birçok kavramı da kendi benliğimizle bütünleştiririz.
Öncelikle kavram karmaşası yaşamamalı, kavramları doğru yerleştirmeli ve bu kavramları kendi çocuklarımıza da doğru şekilde yansıtmalıyız. Aslında bu kavramların çoğunu hissederek, yaşayarak öğrenmeye çalışırız. Bazen de kendi çocuklarımızla, yaşayarak kavradığımızı zannettiğimiz kavramları bir başkasında yaşayamayız. Bunun temelinde, az evvel de değindiğim gibi, kavramı yerine tam anlamıyla oturtamamamız yatar. Örneğin, kendi çocuğumuza şefkat gösterirken dışarıda karşılaştığımız herhangi bir çocuğa aynı şefkati gösteremeyebiliriz.
Aslında herşeyin temelinde “Sevgi noksanlığı” yatar. Eğer bizler; çocuğumuza, çocuklarımıza bir parça şefkat gösterebiliyorsak ne mutlu bizlere! Unutmamalıyız ki; sevgiden yoksun kalan çocuklarımızı gelecekteki yaşamlarında büyük sorunlar bekleyecektir.
En büyük tehlike; sevgisizlik ile birlikte mutsuzluklar ve beraberinde karşılaşacakları diğer olumsuzluklar. Çocuklarımıza; ” O benim çocuğum değil; karışamam!” dememeli, tüm çocukları kendi çocuğumuz gibi görüp sevgi dolu şefkatli kollarımızı her zaman açık tutmalıyız.
Çocuklarımızın iyiliklerle bezenmiş bir birey haline gelmesinde de; yarın öbür günün de katil, cani gibi toplumda rolünü almasında da en büyük pay bizlerin elbette.
Sorunsuz bir nesle sahip olmak ve yarınlarımızda güzel günler yaşamak istiyorsak; gelin, bir parça şefkati eksik etmeyelim yavrularımızdan.