Perdeler ve Sükut...

Son güncelleme: 10.08.2016 18:29
  • noimage

    Sustum… Öylesine… Bir nefeste… Aheste… Varsın güller açılmasın bundan sonra… Varsın olsun! Eksik olsun…
    Çoklar aza, anlar hiçliğe, canlar ecele devrile dursun… Koygar şahinler uçurmam bundan gayrı, turna kanadıyla yaralanmış göklerimde… Kıyılmış ne varsa beyhudedir bundan böyle… Sustum… Dertli kalem… Artık sen söyle!..

    Sustum… Bu vakte kadar, söz kalesinin burçlarında niçin mahpustum? Viran olmanın noksan kıldığı bir tutam acıyla,
    mürekkep renginde içimi kustum… Siyahın üstüne renk tanımakla yapılan hatayı, saçımda an be an artan aklardan öğrendim…
    Ve öğrendim susmayı, akıtmaya kıyamadığım sağanaklardan… Uyan ey zaman!
    Sustum… Kelamın koridorlarında infilak eden sedamı, yunmuş yıkanmış kızıllıklara yar eyledim… Sustum ve nihayet kar eyledim… İncecikten bir sızıyla inlerken neyler, son sözümü, sona ermeden evvel suskunluk alfabesiyle söyledim… Evet! Belkide bir zamanlar meyustum…

    Ama korkmayın artık… Sustum… Sustum…

    Sustum… Cana, canana, zamana, mekana, zekana, korkana, yürek burkana, gökten sarkana, yerle bir olan arkana… Tuş oluşunu gördüm, sustum… Yaratık mesabesine indirgenmişlerin haliyle sustum! Tersine açan bir çiçek gibi, topladım yapraklarımı gün ışığından..
    Sustum… Sebepsiz yere… Ruhum yara bere…
    Özlemediğim bir gölge dolaşır şimdi zamanın peşinde!
    Her müşterek kaldırıma rast gelişinde,
    İnanılmamış ne varsa, inkar edilecek değerdeler…
    Perdeler…

#10.08.2016 18:29 0 0 0