Bugünü yaşamak , Kum saatlerini izler gibi zamanı sessizce akan bir nehir misali seyrini izlemek. Varım , hissediyorum , düşünüyorum ama tutamıyorum. Bu nedenle Şu dakika hayatı sorguluyorum. Neden böylesine anlamlı tüm yaşananlar ve biz neden acıyı bile sever hale geldik
Geçmiş ; bırakamayana parmaklıklıkları siyaha boyanmış bir zindan adeta. Kapalı kaldığımız tüm saatler hüznü , mutluluğu ve göz yaşını bir arada getiriyor. Ya gelecek ?
O'nu unutur olduk , yaşadıklarımızın yaşayacaklarımızın garantisi görmeye başladığımız düşünceden itibaren ne gelecek kaldı ne şimdi , sadece geçmişte bir kaç anı.!
Kırdık kırıldık , üzdük üzüldük hepsinde haklıydık , tüm olanları yaşamalıydık. Hayat dedik , kader dedik adına ve çekmecesi dâhi olmayan mazi dediğimiz sandıklara sakladık.
Sevdiklerimizi mutlu etmek adına nelerden vazgeçmedik , hangi isteklerimizi görmezlikten gelerek başka zamana , nasip değilmiş demedik ki avuntusuyla geçiştirmedik. Mecburiyetler olmasa bir çoğumuz oturup kalırdık yıllarca kare kumaşlı eski koltuğumuzda.
Karanlıkta görebildiğini söyleyen kişi sayısı çok azdır , oysa ki karanlıkta görme yetisini kazanmak için gözlerimizi bir kaç dakika sımsıkı kapattığımız taktirde aydınlanır ve belirginlik kazanır. Böylesine gerçekleri öğrendikçe iç huzuru yakalıyor insan ne geçmiş kalıyor ne gelecek herşey sadece bulunduğu an'dan ibaret. Bakıyoruz , görüyoruz
Zamana ve getirdiği tüm olumsuzluklara rağmen en içten gülümsememizi takınarak kabullenelim ve Bırakalım Hayat bildiği gibi Gelsin , Bırakalım her sabah güneş yüzümüze tekrar tekrar sevgiyle doğsun.