Kıskançlık bir duygu olsa da geri planında düşüncelerden oluşan bir senaryo vardır.
Senaryo, kişinin kaybetmesi,ilişkisinin sona ermesi ,paylaşmak istememesi,terk edilmesi,
başka biriyle mücadele edemeyeceğini düşüncesi hakimdir. Aslında ilişkisel açıdan baktığımızda,
kaybetmek istemeyen birey, kazanmak yerine çoğu zaman partnerini daraltıp yine kendine zorunlu hale getirmek ister.
Bu tavır,” her durumda beni sevmelisin, bana muhtaçsın,başkası olmamalı “bencilliğinin yansımasıdır.
Kıskanmak ile imrenmek farklıdır. İmrenen, özenir ve olumlu duygu besler iken kıskanan haset eder çekemez ve olumsuz duygu besler.
Kıskanan kişi, kıskanmayan kişinin sevmediği,önemsemediği varsayımı devreye konur ve ilişkinin sorunu kıskanmak olgusundan çıkar ve sevmek- sevmemek sorununa kayar. Aslında kıskanmak, doğal bir duygudur. Fakat çoğu zaman kişiler bunu bir ilişki yaşama şekline sokar.
Kıskanan kişi, kıskanmasını çoğu zaman kılıflamak için,” ona değil, çevresine güvenmiyorum” diyerek problemin taraflarını değiştirmek ister.
Kıskanılan kişi :Kıskanan kişiye, devamlı hesap vermek zorundadır. Hesap vermediğinde, suçlamalar artar ve suçlamaları kabul etmiş sayılır .
Hayatı çekilmez hale gelir. Devamlı hesap vermenin yarattığı stres ile başa çıkamamak ilişkiyi ve kendi ruh sağlığını bozar.
Kıskanan kişinin devamlı ithamlarına muhatap olduğu için, değersizlik,suçluluk, kendini başına bir şey yapamayan düşüncesine kapılır.
Sosyal hayatı aksar,çevresi izole olur.
KISKANMAK da KISKANMAMAK da problemdir. Ama kıskanmanın rahatsız edici olmaması yani dozu olması gerekendir.