SUSMALI İNSAN...Sırası gelince.

Son güncelleme: 31.07.2024 10:06
  • Susmali insan sirasi ona gelince



    Susmali insan sirasi ona gelince... Bazen bir anlik susmanin anlatabilecegi seyleri saatler süren konusmalar anlatmakta yeterli olamiyor.

    Bazen sususlara saklaniyor sevgiler... bazen de nefretler... Her susus beraberinde bir birlikteligi getiriyor yada ayriligin soguk duvarlarini örüyor araya. Söyleyecek, söylenmesi gereken çok seyler oldugunda da susuyoruz çogu zaman. Kendimize anlatiyoruz nedense karsida ki dinlesin diye hazirladigimiz hep 'ben' le baslayan uzun cümleleri.. Ve bitislerde hep acabalar kaliyor aklimizda...

    Her seyi bitiriyoruz kimi zaman tek bir söz söylemeden, açiklama yapmadan. Sususlara saklaniyoruz yine...Birakalim da onlar anlasin diye...

    Hersey bittigi zaman baslayan seyler bazen güzel de olabiliyor ama hiçbiri sonsuza kadar sürmüyor. Sonsuz olacak bu defa diyerek baslanan her sey yarim kaliyor. Yarim hayatlarimiza bir de yarim insanlar ekliyoruz sonra. Ve her her seferinde savunmamiz onlari sonsuz sanmamiz oluyor.

    Tükeniyoruz yavasça... Tüketiyoruz hayati. Sususlardan siyrilip yol oluslara siginiyoruz sonra. Gidiyoruz...uzaniyoruz sonsuza. Yolcular gelip geçiyor üzerimizden adlarini bile ögrenemiyoruz acelelerinden... acelemizden.


    Her yolun vardir bir sonu deyip kendi sonumuzu kesfe çikiyoruz. Vardigimiz diger yol ayrimlari da ayni bizim gibi; hepsinin üzerinde izler var geçenlerden ve hiçbirini silebilecek kadar kuvvetli bir rüzgar yok ortalikta.

    Terk edilisler basliyor sonra yapayalniz kaliyoruz... Kendi yarattigimiz sessizlige çakiliyoruz.



    Ve diplerde ariyoruz sonsuzlari. Karanlik sariyor bizi... Karanlikta buluyoruz geçmise özlemi... Hayatlarimizi birakip geçmise dönüyoruz, geçmisler varediyoruz kendimize yasanmamis yasanmasi istenen...

    Ve artik yüzümüz yok, sesimiz yok, hayallerimiz yok. Cansiz bedenlerde can çekisen ruhlarimiz var sadece. Uzatmalari oynuyor ruhlarimiz...
#31.07.2024 09:55 0 0 0
  • Yalanci Aynalar..
    Çok tanınmış özel bir hastahanede sezaryen'le dünyaya açtı gözlerini. Doktorlar ameliyat masasının etrafında fır dönüyor, hemşireler adeta titriyorlardı. Dünyaya gelişi çok görkemliydi, bütün yüksek tirajlı gazetelerin ilan sayfalarında kaocaman kupürlerle; adeta dosta, düşmana, sevene, sevmeyene ilan edildi. Düşman çatlatıldı, dostlar sevindirildi...

    O, olanların farkında değildi. Annesinin sıcacık kucağında mışıl-mışıl uyuyordu babasının bol yakıt harcayan, bol silindirli makam otomobilinin arka koltuğunda... Şoför her zamankinden çok daha dikkatli kullanıyordu aracı...Özel hemşiresi yanıbaşında, mimikleri sık sık değişiyor, sevinçten uçuyordu adeta, çünkü ona göre bu bebek rahatlık, para, huzur, daha daha çok şey demekti... Bakıcısı konvoyun ardından seyreden diğer araçtaydı ve o da; aynı mutluluğun mağrurluğu içindeydi... Babasının ağzı kulaklarına değecek gibi, gözleri çakmak çakmak parlıyor, içi içine sığmıyordu. Konvoy malikaneye ulaştı sonunda. Püfür püfür deniz yeli esiyor, deniz de sanki onların bu sevinçlerine katılırca usul, usul dalgalanıyordu... Yalı denize sıfır ve civardakilerden de oldukça büyüktü. Koskocaman bahçede bir anda insanlar biriktiler. Hareket arttıkça arttı. Dış kapıyı ardına kadar açan genç bahçivan; başıyla selam verip, esas duruşa geçti. Aşçılar ve diğer hizmet erbabı da bahçedeydiler o sıra...

    Cins kurt köpekleri kulübelerinin dışına çıkmış, zincirlerini şıkırdata şıkırdata sağa sola koşuyor,dillerini sarkıtarak garip iniltiler çıkarıyorlardı. Vapur düdükleri yalnını duvarlarında bir başka yankılanıyor gibiyken, o, özel odasındaki kuştüyü yatağına yatırılmıtı artık...
    Yıllar çabucak geçti sanki, emekledi, sonra yaşını doldurdu. Özel öğretmenler tutuldu, çünkü; küçük hanım dı o ve sanat öğrenmeliydi. Müzik, resim, bale derken, babası onun için tenis kortunu da yenilettirmişti. Spor yapacaktı küçük hanım, dinç, dinamik, zarif, güzel olmalıydı her zaman... Serpildi ve genç bir kız oldu. 20. doğum gününde babası ona, spor ve yeni bir otomobil almıştıı. Hız ve eğlence tutkunuydu da... Etrafında sürekli babasının kalantor dostlarının evlatları kur üstüne kur yaparak, sanki birbirleriyle yarışıyorlardı. Su gibi para harcar, kumarın en alasını oynardı daima... Gece küplerinde, barlarda eğlenir, başına buyruk davranır, dağıtırdı sık sık. Karakollara düşerdi sürekli, küfür ederdi çünkü insanlara. Küçümser, beğenmez, susmaz, uslanmazdı. Kıtalararası gezintilere çıkar, eğlenir, gezip tozar ve beş parasız olarak hep "babişko"suna dönerdi... Kadınların güzel olanlarını asla çekemez, erkeklerin yakışıklı olanlarını isterdi ama, kısa zamanda da terkederdi... Bir gün zil zurna olana dek, içti ha içti. Yalnız kalmak istediğini söyledi yanındakilere. Öyllede yaptı, yürüdü kalabalık bir caddede, insanlara dudak büktü, yüzlerini, giysilerini küçümsedi yürüdükçe. Yorulur gibi hissetti kendini ve bir aynacı mağazasının vitrinine yaslanıp soluklandı. Aynada kendini görmüştü, ama bu aynada bir eksiklik var galiba diye düşündü. Mağaza sahibinin gönderdiği genç işçi ona beğendiği bir ayna varsa girip içeride görebileceğini, ancak vitrine yaslanmamasını söyledi... Hışımla girdi içeri, aynaları teker teker yokladı, hep kendine baktı. Beğenmedi hiç birini de... Sordu kızgın kızgın, söyleyin dedi, benden güzeli var mı ha ? Cevap veremezdi aynalar ama, o, hep cevap bekledi ve asla da alamadı... Çıldırdı apansız, eline ne geçirdiyse aynalara savurdu, kırıp döktü, yaraladı kendini. Bağırdı avazı çıktığı kadar, bu aynalar, bu aynalar yalancıııııııııı. Kan revan içinde kalmış, gözlerini doğduğu hastanenin ameliyathanesinde bulmuştu ama, fazla sürmedi direnci, doğduğu yerde öldü...
#31.07.2024 10:06 0 0 0