Nicolas Cage Gerçekten Bir Deli mi Yoksa Yaşayan En Büyük Deha mı

Son güncelleme:
  • Selam arkadaşlar, geçen gün YouTube'da dolanırken karşıma Nicolas Cage'in 90'lardaki bir röportajı çıktı. Hani şu saçlarının rüzgarda savrulduğu, gözlerinden adeta çılgınlık fışkıran dönemleri... Sonra kendi kendime düşündüm; biz bu adamı son yıllarda hep internetteki komik memelerle, garip oyunculuklarıyla ya da sırf vergi borçlarını ödemek için oynadığı o berbat aksiyon filmleriyle anıyoruz. Ama adamın hayat hikayesini biraz kazıyınca karşıma çıkan şey resmen modern bir Hollywood trajikomedisi oldu.

    Bilmeyenler için söyleyeyim, bu adam aslında sinema dünyasının en köklü ailelerinden biri olan Coppola ailesinden geliyor. Ünlü yönetmen Francis Ford Coppola'nın öz yeğeni kendisi. Sırf kendi tırnaklarıyla kazımak, sektörde akrabalık torpiliyle anılmamak için soyadını Cage olarak değiştiriyor. Buradaki esin kaynağı da çok sevdiği çizgi roman karakteri Luke Cage bu arada. Adam Oscar alıyor, Hollywood'un zirvesine çıkıyor ve tam her şey harika giderken o meşhur delirme evresi başlıyor.

    Dinozor Kafatasından Hayalet Kasabaya Uzanan Bir Finansal Çöküş



    Milyon dolarları bulunca adamın içindeki o sınır tanımayan, çılgın koleksiyoncu ruhu uyanıyor. Gidip Moğolistan'dan 67 milyon yıllık dinozor kafatası satın alıyor (ki sonra Moğol hükümetiyle davalık olup geri vermek zorunda kaldı), evinde evcil ahtapot besliyor, hatta Amerika'nın en lanetli evi olarak bilinen New Orleans'taki LaLaurie malikanesini satın alıyor. Yetmiyor, kendine piramit şeklinde anıt mezar yaptırıyor. Tabii bu kadar şuursuzca harcama yapınca bir noktada mali müşaviri tarafından dolandırıldığını da fark ediyor ve devlete milyonlarca dolar vergi borcu birikiyor.

    İşte tam bu noktada hayatı bir hayatta kalma mücadelesine dönüştü. Çoğu aktör gurur yapar, köşesine çekilir ya da iflasını isterdi belki. Ama Cage ne yaptı dersiniz?

    Borç Ödemek İçin Çekilen O Korkunç Filmler



    Bizim son 10-15 yıldır marketlerde, uyduruk TV kanallarında izlediğimiz o rezalet, IMDB puanı 3-4 olan filmlerin sırrı burada yatıyor işte. Adam borcunu kuruşu kuruşuna ödemek için önüne gelen her projeyi kabul etti. "Hayır" demeyi tamamen unuttu. Ama işin en saygı duyulası tarafı şu; hiçbir rolde "amaan nasılsa borç için oynuyorum" deyip yatmadı. En kötü, en ucuz filmde bile gözlerini belerterek, bağırıp çağırarak o bildiğimiz saf çılgın enerjisini ortaya koydu. Adam adeta borçlarını oyunculukla döverek sıfırladı.

    Geçenlerde yeni sayılabilecek filmlerinden Pig ve The Unbearable Weight of Massive Talent filmlerini izledim. Adam resmen küllerinden yeniden doğmuş. Ben şahsen bu adamın Hollywood'un en samimi, en filtresiz karakterlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Yapaylıktan o kadar uzak ki, her şeyi uçlarda yaşıyor ve bunu izleyiciye de hissettiriyor.

    Siz ne düşünüyorsunuz bu adam hakkında? Aranızda onun o garip, ucuz filmlerini bile gizli bir zevkle izleyen var mı? Yoksa sadece abartılmış, dengesiz bir oyuncu olduğunu mu düşünüyorsunuz? Gelin aşağıda biraz dertleşelim bu konuda.
0 0 0