Selam millet, dün akşam Kadıköy tarafında küçük bir tiyatro salonunda bir oyuna gittim ve yine o klasik manzarayla karşılaştım. Artık dayanamayıp buraya yazayım dedim, cidden sizde de durumlar böyle mi merak ediyorum.
Oyun bitti, alkışlar koptu, millet montunu alıp fuaye alanına ve kapının önüne çıktı. Dışarı adımımı atar atmaz bir sigara yakan herkesin sesi bir anda değişiyor, bir ciddiyet, bir entelektüel ağırlık çöküyor ortama.
Fuaye Alanında Başlayan Entelektüel Savaş
Ben içimden "Vay be, başroldeki adam ne güzel bağırdı, temposu iyiydi" diye geçirirken yanımdaki gruptan anında şu analiz yükseliyor: "Yani metin aslında post-dramatik bir yere evrilmeye çalışmış ama ışık tasarımı dramaturjiye hiç hizmet etmemiş."
Abi yemin ederim nefesim kesiliyor o an. Arkadaşım, beğendim veya beğenmedim de geç işte, ne bu kasıntı? İki saat önce bilet kuyruğunda akbil basarken yanımda duran adam, kapı önünde bir anda Devlet Tiyatroları genel sanat yönetmeni edasıyla konuşmaya başlıyor. Kötüyse "sıkıldım uykum geldi" de, güzelse "çok güldük valla" de. Yok, illa bir "reji tercihi" lafı o cümlede geçecek, o havalı tiyatro terimleri havada uçuşacak.
Normal Cümle Kurmak Neden Bu Kadar Zor?
İşin komik tarafı, kimse kimseyi dinlemiyor da. Herkes sıranın kendine gelmesini ve oyundaki en gizli alt metni sadece kendisinin anladığını kanıtlayacak o havalı tespiti patlatmayı bekliyor. Yanımdaki arkadaşıma sessizce "ben pek sarmadı ya" diyecek oluyorum, yan masadan ters bir bakış fırlatıyorlar sanki Çehov'un kemiklerini sızlatmışım gibi.
Sanat etkinliğine gitmeyi, oyunu izlemeyi çok seviyorum ama şu oyun sonrası ortamın kasıntılığı bazen beni oyundan daha çok yoruyor.
Aranızda benim gibi hisseden var mı yoksa o kapı önünde "reji metne ihanet etmiş" tiradı atanlardan biri de siz misiniz? Gelin dürüstçe konuşalım biraz.