Selam gençler ve hiç yaşlanmayan forum tayfası. Dün gece tarih dergilerini karıştırırken öyle bir olaya denk geldim ki "yok artık" dedim, hemen buraya yazıp sizinle paylaşmak istedim.
Biliyorsunuz Osmanlı'da devlet adamı olmak bir bakıma kelle koltukta yaşamak demekti. Padişahın tek bir fermanına bakıyordu işiniz. Ama benim yeni öğrendiğim acayip bir gelenek var: Ecel Koşusu. Yanlış duymadınız, resmen kelimenin tam anlamıyla bir ölüm kalım yarışı!
Sistem şöyle işliyormuş: Bir sadrazam veya üst düzey bürokrat idam cezası aldığında ona son bir şans veriliyor. Topkapı Sarayı'nın bahçesinden Ahırkapı'daki Balıkhane Kasrı'na kadar bir koşu yarışması düzenleniyor. Yanındaki rakibi kim biliyor musunuz? Koskoca Bostancıbaşı, yani sarayın başcelladı!
Düşünsenize Bir Yanınızda Cellat Koşuyor
Şimdi gözünüzün önüne getirin. Yıllarca göbek büyütmüş, makamında sefa sürmüş koca sadrazamsınız. Bir gün ferman geliyor ve hayatınız için depar atmak zorundasınız. Eğer sadrazam o mesafeyi cellattan önce bitirip kasra ulaşırsa idam cezası sürgüne çevriliyor ve hayatı kurtuluyor. Ama Bostancıbaşı onu yolda yakalarsa, yakalandığı yerde infaz ediliyor.
Yani abartısız söylüyorum, tarihin en yüksek adrenalinli maratonu olabilir bu. Kalbinizin boğazınızda atması deyimi tam olarak buradan çıkmış olsa gerek.
Son Anına Kadar Tempolu Bir Mücadele
Hatta anlatılana göre 18. yüzyılın sonlarında Hacı Salih Paşa bu yarışı kazanıp canını kurtarmış ve Bozcaada'ya sürgüne gönderilmiş. Düşünsenize, ciğerleriniz patlayana kadar koşuyorsunuz ve ödülünüz Bozcaada'ya gönderilmek oluyor. Yine de kelle gitmesinden iyidir tabii!
Ben okurken bayağı şaşırdım, koskoca imparatorlukta adalet mekanizmasının bir noktada 100 metre deparına bağlanması bana çok ilginç geldi.
Siz bu olayı daha önce duymuş muydunuz? Aranıp bulunsa bundan efsane bir dizi veya film sahnesi çıkmaz mı? Ya da siz o dönemde sadrazam olsanız o celladı geçebilir miydiniz? Yorumlarda buluşalım.