Açık Hava Sinemalarının O Büyülü Ama Bel Ağrıtan Havası

Son güncelleme:
  • Selam millet, geçen akşam bizim semtteki ufak bir açık hava sinema gösterimine gittim. Hani şu nostaljik kafada yapılan, plastik sandalyelerin ya da şezlongların atıldığı samimi etkinliklerden. Film falan şahaneydi ama akşamın sonunda belim öyle bir tutuldu ki anlatamam. Yine de o atmosfer o kadar tatlı geliyor ki her yaz aynı hatayı seve seve yapıyorum.

    Nostalji Sevdası Mı Yoksa Başka Bir Keyif Mi?



    Şimdi dürüst olalım, modern sinema salonlarının o yumuşacık, devasa koltukları dururken sandalye üstünde iki saat film izlemek pek akıl karı değil gibi duruyor. Ama açık havada, tepede yıldızlar varken, arkadan hafif tatlı bir rüzgar eserken film izlemenin hissettirdiği şey bambaşka. Yanına termosla çayını çekirdeğini alan gelmiş, ortam resmen mahalle pikniği ile kültür sanat etkinliği arasında gidip geliyor.

    Beni en çok çeken tarafı kapalı salonlardaki o gergin havadan uzak olması galiba. Kapalı salonda en ufak fısıltıda arkadan birisi cık cık yapacak diye geriliyorsun ya, burada çekirdek çıtlatan amca bile gözüne tatlı görünüyor. Herkes ortak bir anı paylaşmanın peşinde gibi.

    Peki Ya O Sandalye Çilesi?



    İşin tek sıkıntılı kısmı film bitip ayağa kalktığın o ilk an. Omurgam resmen "ben neredeyim" diye çığlık atıyor. Bir de sinekleri unutmamak lazım tabii, yanına sinek spreyi almadan gidersen filmin yarısında kendi ritmini tutmaya başlıyorsun.

    Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz arkadaşlar? Aranızda hâlă yazları açık hava gösterimlerinin peşinden koşan var mı, yoksa "ben konforumdan ödün veremem, açarım klimamı evde izlerim" diyenlerden misiniz?
0 0 0