Selam millet, dün akşam başıma gelen trajikomik bir olayı anlatayım da biraz dertleşelim. Hani böyle haftalar öncesinden bilet kovalamışsın, heyecanla tiyatroya gitmişsin, her şey harika gidiyor. Derken oyunun en dramatik, en sessiz anı geliyor. Oyuncu sahnede fısıltıyla çok derin bir tirat atıyor, koskoca salonda yaprak kımıldamıyor, çıt yok... İşte tam o milisaniyelik sessizlikte boğazına minik bir toz tanesi kaçar ya?
Boğazdaki O Minik Kaşıntı Dehşeti
Dün tam olarak bunu yaşadım işte. Önce böyle hafif bir gıcıklanma hissettim. Kendi kendime "sakın yapma, yutkun geçsin" diyorum ama yok, vücut sanki o an seni sabote etmek için programlanmış. Nefesimi tutuyorum, yutkunuyorum, dudaklarımı ısırıyorum ama imkansız. O öksürük oradan patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyor. Öksürmemek için direndikçe gözlerimden yaşlar gelmeye başladı, suratım kıpkırmızı oldu.
Yanımda oturan arkadaşım durumu fark edip dehşet dolu gözlerle bana bakıyor. Hani öksürsen oyuncunun motivasyonu düşecek, tüm salon dönüp seni linç edecek gibi bir mahalle baskısı var üzerimde.
O Çantadan Şeker Çıkarma Hışırtısı
İşin en acınası tarafı da çözüm arayışları. Çantadan cebimden mentollü şeker ya da su çıkarmaya çalışıyorum ama o sessizlikte çanta fermuarının sesi bile bana helikopter motoru gibi geliyor. Plastik ambalajı açarken çıkan o "hışır" sesi yüzünden yan koltuktakiler zaten çoktan infaz etti beni gözleriyle. En sonunda dayanamayıp montumun içine doğru boğuk bir şekilde öksürdüm ama karizma yerle bir tabii.
Gerçekten anlamıyorum, insan evde saatlerce oturur gıkı çıkmaz. Tam tiyatroda veya akustik bir konserde en derin sessizlik anında bu gıcık neden tutar?
Aranızda bu felaketi yaşayıp salondan kaçmak isteyen var mı yoksa sadece benim boğazım mı bu kadar zamanlama özürlüsü? Siz böyle anlarda ne yapıyorsunuz, bir taktiği olan yazsın gözünü seveyim.