Sanat Sergisi Kokteylindeki O Tuhaf Büfe Mücadelesi

Son güncelleme:
  • Geçen akşam bir arkadaşın zoruyla bizim semtteki küçük bir galerinin sergi açılışına gittim. Hani şu içeride herkesin çok havalı giyinip kısık sesle konuştuğu, fonda hafif bir caz müziğinin çaldığı ortamlardan. Dürüst olacağım, duvardaki tablolar fena değildi ama benim bütün konsantrasyonum salonun köşesindeki o küçük ikram masasındaydı.

    Aranızda benim gibi olan var mı bilmiyorum ama o tarz etkinliklerdeki minik kanepeler, kürdanlı peynirler insanı tuhaf bir şekilde çekiyor. Fakat şöyle bir durum var; içeride kimse o yiyeceklere ilk dokunan kişi olmaya cesaret edemiyor. Herkes inanılmaz elit, sanki sabahtan beri hiçbir şey yememiş gibi değil de sadece sanatla besleniyormuş gibi davranıyor.

    O Masaya İlk Yaklaşan Kişi Olma Gerginliği



    Geçen gittiğimde masadaki kürdanlı zeytinlere uzanmak için tam 20 dakika uygun anı bekledim. Hangi tabloya baksam gözüm arkadaki masaya kayıp duruyor. En son devasa bir soyut resmin önünde derin düşüncelere dalmış gibi yapıp çaktırmadan masaya doğru süzüldüm. Tam bir bisküviye uzanacakken yanımdaki adam sanatçının renk tercihlerini anlatmaya başladı. Elimi refleksle geri çekmek zorunda kaldım, komik bir andı gerçekten.

    İşin eğlenceli tarafı, bir kişi cesaret edip o masadan bir şey aldığı an bütün o kasıntı hava dağılıyor. Bir bakıyorsun iki dakika önce tabloyu büyüteçle inceler gibi duran amca kruvasanların başında nöbet tutmaya başlamış.

    Açılışların En Samimi Anı



    Yani ne bileyim, tabii ki sanata saygımız sonsuz, sergilenen emek çok değerli ama açılış kokteyllerinin o gergin havasını kıran tek şey gerçekten o ikram masası gibi geliyor bana. İnsanlar tabağın etrafında toplanınca en azından muhabbet etmeye, gülüşmeye başlıyor.

    Siz bu tarz lansmanlara veya galeri açılışlarına gidiyor musunuz hiç? Benim gibi çaktırmadan tabağın peşine düşenlerden misiniz yoksa gerçekten sadece eserlere odaklanan o cool kitleden mi? Şurada dürüstçe bir dökülün bakalım.
0 0 0