Hiç Yaşamadığın Bir Devrin Özlemini Şiirle Çekmek

Son güncelleme:
  • Selam millet, dün gece yine balkonda çay içerken elimdeki eski bir şiir kitabını karıştırıyordum. Sonra birden fark ettim ki, aslında hiç bulunmadığım sokaklar, hiç yaşamadığım o 70'lerin, 80'lerin yağmurlu akşamları için içimde tuhaf bir sızı var.

    Bazen üç beş dize okuyorsun ve adam sana öyle bir atmosfer anlatıyor ki, ulan diyorsun ben acaba yanlış zamanda mı gelmişim dünyaya? Hani hiç gitmediğin bir kasabanın sonbaharını, hiç oturmadığın ahşap bir evin penceresini özlemek gibi absürt bir his bu.

    Eski Mısralardaki O Yavaş ve Derin Hayat



    Şimdiki gibi her şeyin ışık hızında tüketildiği, mesajların saniyesinde gittiği bir zamanda değil de; mektupların haftalarca beklendiği, kelimelerin ağır ağır tartıldığı o zamanlarda yaşamak nasıl bir şeydi acaba? Şiirlerdeki o sakinlik ve tutku beni acayip sarıyor.

    Hani bazen Turgut Uyar'ın bir dizesini okursun da, sanki 1970'te Taksim'de bir kahvehanede sigara dumanının arasında oturuyormuşsun gibi gelir ya... İşte o hissi başka hiçbir şey veremiyor bana.

    Sizde de Oluyor mu Bu Durum?



    Yani kısacası, kendi yaşamadığım bir dönemin "sıla hasretini" çekiyorum resmen. Ekrana bakmaktan yorulduğum anlarda bu şiirler bana sığınak gibi geliyor ama bir yandan da garip bir yalnızlık duygusu bırakıyor arkasında.

    Aranızda bunu benim gibi kafaya takan var mı hiç? Yoksa ben mi fazla arabesk bakıyorum olaylara, ne diyorsunuz?
0 0 0