Avangard Sanat - Sanat Tarihi Evreleri - Sanatın Anlamı - Anlam SanatıBir dili yaratan şey, belli işaretler ve anlamlar arasındaki zorunlu bağlantıların toplumsal kabulüdür. Ancak öyle görünüyor ki çağdaş sanat, her şeyden çok, bu toplumsal kabulün, öğrenmenin ve eğitimin “zorunlu” bağların şemalarına oturttuğu her şeye meydan okumak, bunları reddetmek ve altüst etmekle uğraşıyor. Her sanatçı ve her sanat yapıtı, olmayacak duaya amin dercesine, özel ve yeni bir dil yaratmaya ve bunu gerçek ve resmi bir dil, bir iletişim aracı haline dönüştürmeye çalışıyor; fakat, tam da kurulan düş gerçekleşmeye yaklaşınca, panik halinde, henüz anlayışın evcilleştirmediği yeni bir yabaniliğe geri dönüyorlar.
Postmodern bir sanatçı ya da yazar, bir filozofun durumunda bulunuyor, eserleri, ilke olarak önceden kabul edilmiş kurallar tarafından yönetilmiyor. Bunlar, bilinen kategoriler uygulanarak kesin bir yargıya tabi tutulamaz. Zaten bu metin ve eserlerin aradığı şey, bu kurallar ve kategorilerdir. Yani sanatçı ve yazarlar, yapılmış olacak olan şeyin kurallarını belirlemek için, ellerinde kural olmadan çalışıyorlar. Dolayısıyla da eser ve metinler bir olay niteliği taşıyorlar; meydana gelişleri yaratıcıları için çok geç oluyor ya da –ki bu da aynı şeydir- bunların gerçekleşmesi her zaman için çok erken başlıyor. Yani postmodernin önceki gelecek zaman çatısının paradoksu içinde anlaşılması gerekiyor. (Lyotard).
Eserin inşa edildiği kurallar sadece olay olduktan sonra bulunabilir (tabii eğer bulunabilecekse); yaratma faaliyetinin sonunda ve de okuma ve incelemenin sonunda. Çünkü her bir yaratım eylemi eşsizdir, önce yaşanmış bir örneği yoktur ve hiçbir öncülüne gönderme yapmaz. Öncüllerine gönderme yapmasının tek biçimi onlardan söz etmektir, yani onların bulunduğu orijinal yerlerden alıntılar yapmak ve dolayısıyla da, bunları teyit etmek yerine, bunların orijinal anlamlarını bozmaktır. Kurallar, okuyucu, dinleyici ya da izleyicinin gözleri, kulakları ve zihinleriyle her bir ardıl karşılaşmasında, daima inşa, aranma ve bulunma halindedir; her zaman benzer bir eşsiz biçimde ve aynı şekilde eşsiz bir olay olarak. Böyle kuralların bulunduğu formların hiçbiri, yetkiyle donatılmış ya da doğru olarak kabul edilmiş herhangi eski bir norm ya da temayül tarafından önceden belirlenemez. Aynı şekilde, sadece bulunduğu durum için geçerli olan ya da tanımlanan bu tür kurallar gelecek okumalar için bağlayıcı değildir. Yani hem yaratım hem de alımlama daimi birer keşif sürecidir; ve bu keşif, asla keşfedilebilecek her şeyi keşfedecek ya da tamamen farklı bir keşfi imkansız kılacak bir biçim keşfedecek bir keşif değildir... Postmodern sanatçının işi, seslendirilemeyeni seslendirme ve görülemeyene şekil verme gibi kahramanca bir iştir. Fakat aynı zamanda da, birden fazla ses ya da şeklin mümkün olduğunun gösterilmesi ve dolayısıyla da, aynı zamanda anlam-yaratım süreci olan sonsuz yorumlama sürecine katılınması için yapılan ebedi bir davettir. Sanat eserinin anlamı, sanatçı ile izleyici arasında bir yerde durmaktadır.
Modern sanatçıların yaptıkları her şey daha öncekinden daha iyi bir temsilin kanatları altında yapıldı ve mevcut konvansiyonlar tarafından sadece yalanlanan ya da geçici olarak gizlenen “tek hakikat”e daha da yaklaşma saiki tarafından güdülendi. Halbuki çağdaş sanat artık “temsil (etme)” ile uğraşmıyor. Sanat eseri tarafından yakalanması gereken gerçeğin “orada bir yerde” –sanat dışı ve sanat öncesi gerçeklikte- saklandığını, bulunmayı ve kendisine sanatsal anlam yüklenmesini beklediğini varsaymıyor. “Gerçekliğin” otoritesinden bu şekilde “kurtulan” sanatsal imge, sürekli anlam yaratımı telaşı içinde, bütün bir insanlık dünyasının geri kalan kısmı ile aynı statüde olduğunu düşünüyor ve bunun tadını çıkarıyor! Çağdaş sanat, yaşamı reddetmek yerine bunu kendi içeriğine katıyor.
Böyle bir dünyada bütün anlamlar, ebedi olarak tartışma, müzakere, yorumlama ve yeniden yorumlamaya açık olan önerilerdir. Hiçbir anlam nihai olarak tanımlanmıyor ve bir defa tanımlanan hiçbir anlam ebediyen geçerli olmuyor.
Postmodern imgelerin yazarı, bir yaratıcıdan çok bir animatör ya da icracıdır... Böyle bir yazarlık, süreci başlatma eylemini içeriyor. Fakat bu şekilde başlatılan süreç, somut bir formda nihai bir nesnelleşme noktasını hedeflemiyor; bunun yerine, pek çok yol boyunca özgür ve delişmen bir biçimde koşuyor ve buralarda natamam ve açık-uçlu kalıyor. (Anna Jamroziak).
Yani diyebiliriz ki, postmodern sanatın anlamı, anlam yaratımı sürecini taklit etmek ve bu sürecin kesintiye uğramasını önlemek; anlamın asli çok sesliliğine ve bütün yorumların muğlaklığına karşı uyanık olmak; ve bu süreç devam ederken herhangi bir noktada bulunan bulgunun, imkanlar ırmağının akışını kesen buzlu bir kural haline gelmesini önleyen bir tür entelektüel ve duygusal antifriz görevi yapmaktır. Postmodern sanat gerçekliği denenmemiş olanakların mezarlığı olarak onaylamak yerine, anlamların ebediyen natamamlılığını ve dolayısıyla da imkan alanının özsel tükenmezliğini açığa çıkarıyor. Hatta, postmodern sanatın anlamının anlamın yapısının sökülmesi, daha doğrusu anlamın gizinin açığa vurulması olduğu bile söylenebilir. Bu anlam, ancak ve sadece yorum ve eleştiri sürecinde “var olan” ve bu süreçle birlikte ölen bir anlamdır.
İşte postmodern sanatı yıkıcı bir güç yapan şey de budur.
Yaşam kalitesinin ölçütü olarak düzen ve konsensüsün yerini özgürlük aldığı zaman postmodern sanat büyük bir başarı kazanıyor. Çünkü bu sanat, muhayyileyi uyanık tutmak ve dolayısıyla da imkanları canlı ve genç tutmak suretiyle özgürlüğü arttırıyor. Aynı şekilde inançları akışkan yaparak da özgürlüğe destek oluyor; çünkü böylece inançlar ölü ve körleştirici kesinlikler haline gelemiyor.
Postmodern sanatçıların veresiye yaşamaya mahkum oldukları söylenebilir: Kendi eserleriyle ortaya çıkan pratik, bırakın “estetik değer”i, bir “toplumsal olgu” olarak bile mevcut değildir; ayrıca ileride böyle olacağını önceden kestirmenin de hiçbir yolu yoktur. Sonuçta bir kişinin geleceğe güvenebilmesinin tek koşulu, geçmişin bugünün uymak zorunda olduğu otoriteye sahip olmasıdır. Bu da böyle olmadığına göre sanatçıların önünde tek bir olanak kalıyor: deney yapma.
Deney yapmak risk almak demektir; hem de tek başına, kişinin kendi sorumluluğuyla ve de estetik gerçekliği olan sanatsal olanağın tek şansı olarak sadece kendi vizyon gücüne güvenerek risk almak.
Dış dünyaya direnmek, konsensüsü yıkmak ve, deney yoluyla, araçsallaştırılmış, dilbilimsel-bilgisel aklın kendine uygun olarak biçilmiş “kültür politikası” ile öngöremediği olanakları/ olabilirlikleri genişletmek, tıpkı geçmişte modern sanatçıların olduğu gibi, bugün postmodern sanatın da görevidir. Fakat burada gelecekteki konsensüs umudunun yerini nihai ve indirgenemez farklılaşmaya övgü alıyor. Farklılığa yönelik adalet ancak olumsuz bir biçimde gerçekleştirilebilir ve dolayısıyla da totallik vizyonu olmadan yapılmaya mahkumdur. Kültür, *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*fiziğin ve bunun ideolojik uzantılarının hapishanesinden kurtarılmalıdır. (Anna Zeidler-Janiszewska).
Bu görev bugün de aynen modernist-avangard dönemde olduğu gibi güçtür; fakat şimdi sanatçılardan daha fazla cesaret ve kararlılık istiyor. Yalnız muhalif, eylemlerini artık yeni kolektivite tarafından ödüllendirilme umudu olmadan yapmak durumundadır. Postmodern sanatçılar da tıpkı selefleri gibi birer “avangard”dır; ancak bu, modernistlerin kendi rollerini nasıl tanımladıkları ve bu rollerinin nasıl görülmesini istediklerinden çok farklı bir avangardlıktır. Eğer modernist avangard, “yeni ve ileri” bir konsensüse giden bir yolun izini sürmekle uğraşıyorduysa, postmodern avangardizm, sadece mevcut ve geçiciliği kabul edilen konsensüs biçimine meydan okumak ve bunun kökünü kazımakla kalmıyor, aynı zamanda da gelecekte evrensel ve dolayısıyla da boğucu herhangi bir ittifakın/ anlaşmanın olabilirliğini ortadan kaldırıyor.
Şimdi artık bağlayıcı şemalardan ve kati metotlardan yoksun olan sanatçıyı ve artık görmenin kuralları ile zevkin tekbiçimliliği zevkinden yoksun kalan izleyici/ dinleyiciyi, nesnel hakikat ile gerçekliğin öznel temelleri soru(n)larını kaçınılmaz olarak bir araya getiren anlama/ yorumlama/ anlam-yaratma sürecine zorladığı ölçüde, postmodern sanat eleştirel ve özgürleştirici bir güçtür. Postmodern sanat bunu yapmakla, yaşamın olabilirliklerini ki bunlar sonsuzdur, konsensüsün imkansızlaştırıcı ve yetkisizleştirici ki böyle olmak zorundadır, bunun başka bir biçimi yoktur tiranlığından kurtarıyor. Yani postmodern sanatın anlamı, anlam sanatlarına açılan kapıyı ağzına kadar açmaktır.
Avangardın davası, sanatı ve hayatı buluşturmaktır. Sanatın içinden toplumu dönüştürmeyi umar. 20. yüzyılda eleştirel bir kültürün kurulmasındaki en aykırı deneyimi oluşturur.
Bürger, iki dünya savaşı arasında tırmanan, dada, sürrealizm gibi avangard girişimler ve kışkırttıkları kuramsal polemikler ışığında, avangardın toplumsal, tarihsel suretini çıkarır. Avangardın modernizmle ilişkilendirilmesinde sürüp giden belirsizliği çözümler. Avangard Kuramı 20. yüzyıl kültürü, sanatı ve edebiyatı üzerine incelemelerde bir eşik sayılır. Uyandırdığı tartışmalar hâlâ sürüp gitmekte ve avangardın sicilini zenginleştirmektedir. 1968 eylemleri avangardın belki sonu, belki de yeniden doğuşudur. Öyle veya böyle, avangard, sanatın hayatındadır. Uyandırdığı umut ve tehdit etkisini sürdürür.