Allah'in Razı Olduğu Hak Din, İlahi Ve Semavi Olan Tek Din İslam'dır
Deliller:
Allah Teâla El-Hac süresinin 78. ayetinde şöyle buyurmaktadır; ;
هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمينَ مِنْ قَبْلُ
Meâlen; Sizi önceden'de (kur'andan önceki kitaplarda, şeriatlerde) ve bundada ( kur'anda da) Müslümanlar olarak adlandırdı diye buyuruyor.
Abdullah İbn-u Abbas radiyallahu anhu bu ayeti tefsir ederken dediki; İşte bu ayet bütün peygamberlerin Müslüman olup İslam diniyle gönderildiklerini ve İslam'ı tebliğ ettiklerini ifade eder.
El Bakara suresinin 140. ayetinde şöyle buyrulmaktadır;
Meâlen: Yoksa siz şöyle mi diyorsunuz?: "-İbrahim, İsmail, İshak, Yakub Peygamberler ve torunları Yahûdî veya Hristiyandırlar " Ey Habibim, onlara söyle: "- Peygamberlerin dinini siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah tarafından gelen kitap vasıtasıyla bildiği ve kendince sabit gördüğü şeyin şâhitliğini gizliyenden daha zalim kim olabilir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değil."
Allah Teâla Kur'ani Kerimde Yunus Suresinin 72. ayetinde şöyle buyuruyor;
Meâlen; Artık siz yüz çeviriyorsanız,öğütlerimin karşılığında ben sizden bir ücret istemedim. Benim mükafatımı (ecir ve sevabımı) verecek olan Allah'tır. Bana Müslümanlardan olmam emredildi diye buyrulmaktadır.
Allah Teâla Nuh'a, İbrahime, Musa'ya ve İsa'ya din olarak neyi emredip tavsiye ettiyse, Peygamber efendimize de aynısını emredip tavsiye ettiğini bildirerek Eş-Şura süresinin 13.ayetinde şöyle buyuruyor;
Meâlen; Dini(İslam'ı) dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nûh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve İsâ'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslâm dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi.
İbrahim Aleyhisselam Rabbini Tanıyan, Müslüman Bir Peygamberdi.
İbrahim Aleyhisselam , yeryüzünde ilah olduğunu iddia eden nemrut ve onun putperest kavmini Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaya ve İslam dinine davet etmek için gönderildi.
Allah Teâla Kur'an-i Kerimde Eli-İmran suresinin 67. ayetinde şöyle buyuruyor;
Meâlen; İbrahim, bunu(İslam dinini) kendi oğullarına da vasiyet etti, Yakub da öyle: "Oğullarım! Allah, sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. Siz de ancak müslümanlar olarak ölün ve İslam dininden başka bir inanç üzerinde ölmeyin" diye emredilmektedir.
Peygamberler mal, mülk ve miras bırakmazlar. Miras olarak ilim bırakırlar ve vasiyet olarakta İslam dininde sabit kalmayı tavsiye ederler. Bu ayetin siyakında geçtiği gibi özellikle İslam üzere ölmeyi tavsiye ederler.
َ
İşte İbrahim Aleyhisselam gibi Yakup Aleyhisselamda vefat etmek üzereyken, oğullarına yaptığı vasiyetin'de; onlara İslam dinine sıkıca sarılıp onda sabit kalacaklarına dair kendisine söz vermelerini ve bu sözü'de kendilerinden duymak istediği şu ayette geçmektedir.
Meâlen; Yoksa siz Yakub'un, ölüm döşeğinde iken çocuklarına, "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediği, onların da, "Senin ilâhına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek bir ilâh olan Allah'a ibadet edeceğiz; bizler O'na boyun eğmiş müslümanlarız." dedikleri zaman orada hazır mı bulunuyordunuz?
İbrahim Aleyhisselamın, İslam dinine çağırmakla vazifeli olduğu kavmi aya, güneşe yıldızlara tapan, Allah'a şirk koşan bir kavimdiler. Efendimiz İbrahim hakkında uydurulan en meşhur kıssa da şudur: Güya "Efendimiz İbrahim, önceleri ilahını ararmış. Önce Yıldızlara 'bu benim Rabbim', sonra Ay'a 'bu benim Rabbim', sonra da Güneş'e 'bu benim Rabbim' demiş ve güneş de, ay ve yıldızlar gibi batınca 'bu da Rabbim olamaz' demiş ve Rabbini aramaya devam etmiş" diye hadsiz bir iftira uydurulmuştur.
Bu mesele kesinlikle peygamberlerin sıfatlarına ters olan ve haklarında imkansız olan bir iftiradır.
Burada, İbrahim Peygamberin başka varlıklara taptığı iddiası ayrı bir küfür, Rabbini aradı iddiası ayrı bir küfürdür. Çünkü Allah-u Teala, Kur'an-ı -Kerim'de El-Enbiya suresi 51. ayette Efendimiz İbrahim Aleyhisselam hakkında şöyle buyurmuştur:
Anlamı: Biz daha önce İbrahime rüştünü (Allah'ı tanımasını) vermişizdir. Ve biz onun (Allahtan başka hak bir ilah olmadığının bilincinde olduğunu) bilenlerdeniz.
Yani İbrahim Aleyhisselam yıldızların, ayın ve güneş'in ilah olmadıklarını ve bütün peygamberler gibi Allahtan başka ilah olmadığını biliyordu. Peygamberler kendilerine peygamberlik gelmeden önce dahi şirke düşmekten ve bir şeylere tapmaktan korunmuşlardır.
Allah Teâla Kur'an-i Kerimde Eli-İmran suresinin 67.ayetinde şöyle buyuruyor;
Meâlen; İbrahim ne bir Yahudî, ne de bir Hıristiyandı. Fakat o Allah'ı bir tanıyan gerçek bir müslümandı, ve müşriklerden de değildi diye buyuruyor.
Oysa yıldızlara, aya, güneşe tapmak şirktir. O halde bu meselede anlatılanlar Kur'an'a zıttır. İbrahim Peygamber "Bu mu benim rabbim" derken arapçadaki inkar amaçlı manasında kullanmıştır. Yani "Bu mu benim Rabbim?" (Er-Razi) ya da "Bu benim Rabbim ha?" (Elmalı) şeklindeki inkar mahiyetli bir cümle ve ifadedir. Yani reddedici bir söylemdir. İbrahim Aleyhisselam yıldızlara, aya ve güneşe ayrı ayrı bakarak bumudur benim Rabbim? demesi kavmine inkar edici bir soru anlamındaydı.
Yani kavmine bunlarının hiçbirinin ilah olamayacağını söyleyerek kavmini bunlardan uzaklaştırmaya ve tek olan Allah'a iman etmeye davet ediyordu. Bu meselenin aksini anlayıpta; İbrahim aleyhisselam için önceleri Rabbini tanımazdı. Önce yıldızlara taptı, sonra aya taptı sonrada güneşin onun ilahı olduğunu söyleyenler ve düşünenler hem bir peygambere küfür isnat etmiş olurlar dolayısıyla hemde Kur'anı yalanlamış olacaklarından dolayı İslam dininin dışında kalmış olurlar.
Bu inancı taşıyan kişilerin bir an önce Kelime-i Şahadeti söyleyip yeniden İslam dinine girmeleri gerekir. Tövbe estağfurullah demekle İslam dinine girilemeyeceğinden dolayı şahadet kelimesi hata'dan dönme niyeti ile, getirmek gerekir.
Ayrıca İbrahim Peygamber ile ilgili başka bir iftira da şu şekilde uydurulmuştur: "İbrahim Peygamberin küçük yaşta iken ay, güneş ve yıldızlara taptığını söylemeleridir." Bu iddia İslam inancındaki peygamberlerin sıfatlarına ters düşer. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde İbrahim Peygamberin (diğer peygamberler gibi) küçüklüğünden itibaren doğru inanç üzerinde olduğu ve Allah'a iman ettiklerini belirtilmiştir.
Lut ve Yusuf Aleyhisselamda İslam'a Çağırdılar.
Lut Aleyhisselamın bütün peygamberler gibi Müslüman olup İslam dinine davet ettiğine delil olan ayet şudur;
Allah Teâla El Zariyat süresinin 35.ayetinde;
فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فيهَا مِنَ الْمُؤْمِنينَ
Meâlen; Nihayet Lût'un memleketinde bulunan müminleri oradan) çıkardık ki kalan kâfirleri helâk edelim. Zaten orada bir ev halkından başka müslüman da bulunmuyordu.
Buradaki Müslümanlardan bir ev, Lut Aleyhisselamın evidir. ve bu evdekilerde onun aile efradlarıdır. Kavminden kimse onun çağrısına uymadı ve yüz çevirdiler. O kavim helâk edilmeye mahkum olduklarında Lut Aleyhisselam ve onun ailesi tahliye edildiler. Bu şehirlerdekilerin hepsi (Lut Aleyhisselamın eşide dahil) helâk oldular. Görüldüğü gibi bu ayette Lut Aleyhisselamın Müslüman olduğu ve İslam dinine çağırdığı açıkca ifade edilmektedir. Lut Aleyhisselam İbrahim Aleyhisselamın yeğenidir ve onun peygamberliğine ilk inanan kişidir.
Yusuf Aleyhisselamda bütün peygamberler gibi müslüman olup İslam dini ile gönderildiğinin ayetten delili şudur;
Meâlen; Ey Rabbim! Sen, bana mülkten bir nasip verdin ve bana rüyaların tâbirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada ve ahirette bana yardım edensin; beni müslüman olarak vefat ettir ve beni sâlihler arasında olmamı nasip et"
Tabiîki ayette Yusuf Aleyhisselamın Allah Teâladan İslam dini üzere ölmeyi istemesindeki amaç haşa Yusuf Aleyhisselam İslam üzerinde ölmekten şüphe ediyordu anlamına gelmez. bir peygamber için böyle birşey düşünülmez çünki bu inanç peygamberlerin sıfatlarına ters düşer. Yusuf Aleyhisselam bunu tevazu bakımdan söylemiştir. Allahın ona verdiği nimetleri anlatmakla sankı bu nimetlerden daha büyük bir nimet olan İslam dini üzere ölmenin önemini anlatmak için söylemiştir. İşte bu ayette Yusuf Aleyhisselamın Müslüman olduğuna delildir.
Yusuf Peygamber hakkında bazı tefsirlerde anlatılan, iftira olan kıssada Mısır Kralı'nın karısının kötü niyetli teklifine karşı rıza gösterip bu haram olan şeye yeltenmesi anlatılmaktadır. Kesinlikle böyle bir şey olmamıştır Peygamberler bu tip şeylerden uzaktırlar. Yusuf Peygamberin kıssasından yanlış anlamlar çıkaran insanlar Yusuf Peygamber hakkında olmadık iftiralarda bulunmuşlar. Bu iftirada şunlar anlatılmaktadır: "Aziz'in hanımı Zeliha, O'nu (Yusufu) ilişkiye davet ettiğinde O da zinaya niyetlendi." Hatta bazı kitaplarda denilir ki, "O da elbisesini çıkarmış ve bir erkek nasıl hanımını ilişki için beklerse o şekilde beklemiş." Bu anlatılan, daha doğrusu uydurulan akla zarar uydurmalar peygamberlerin sıfatlarına aykırıdır. Peygamberler bu tip şeylerden masumdurlar. Zina yapmaya niyet etmek, çabalamak veya zinayı düşünmek namussuzluktur ve peygamberler bunlardan korunmuşlardır. Kur'an-ı Kerim'de, Yusuf Peygamberin kıssasının anlatıldığı ayetin sonunda Zeliha'nın şöyle dediği (itiraf ettiği) bildirilmiştir:
Meâlen: "Hak şimdi belli oldu. O (Yusuf), sadıklardandır ",yani o kesinlikle yanaşmadı ve böyle bir harekete girişmemiştir. (Yusuf/ 51)
Ancak Yusuf Suresinin 24. ayetinde geçen "Hemme bihe" ifadesi "Onu (Zeliha'yı) itmeye niyetlendi" anlamındadır. Yani Zeliha Yusuf Aleyhisselamı kendisiyle ilişkide bulunmaya zorlayınca , Yusuf Aleyhis-selam onun bu isteğini red edip dışarı çıkmak üzere kapıya doğru yürürken Zeliha onunla beraber olmak için arkasından gidince Yusuf Aleyhisselam dönüp onu itmeyi düşündü. Cebrail, Yusuf Peygambere işaret göstererek 'itmemesini' istemiştir. İterse ellerinin onun vücudunda iz bırakacağını ve aleyhinde delil olacağını söylemiştir. Bu yüzden Yusuf Peygamber sırtını dönerek odadan çıkmak isterken Zeliha, arkadan tutup çekmek istemiş ve Yusuf Peygamberin gömleğini yırtmıştır.
O anda kadının kocası kapıdan girince kocasına dediki; senin namusuna el uzatana hangi cezayı uygun görüyorsun şeklinde iftira atarak Yusuf Aleyhisselam'ı cezalandırmak istedi. Ancak bu yalanı ve iftirası tutmadı. Çünki henüz beşikte olan bir çocuk konuşarak dediki; "eğerki Yusufun gömleği önden yırtıldıysa kadın doğru söylüyor ama eğer arkadan yırtıldıysa bu kadın yalancıdır " dedi.
İmam İbnu'l Cevzi'nin Tefsiri, İmam et-Taberi'nin Tefsiri ve İbni Kesir'in bu husus hakkındaki Tefsiri Yusuf Peygamberin masum olduğunu açıklayan, izahatı hak olan tefsirlerden bir kaçıdır.
• 0Share
Süleyman Aleyhisselamda Müslümandır.
Süleyman Aleyhisselamda bütün peygamberler gibi müslüman olup kavmini İslam dinine davet etmiştir. Melike (kraliçe) Belkis ve kavmini İslam dinine davet ettiği mektubunda şunlar geçmektedir. Ayette;
Meâlen; O mektup Süleymandandır. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyladır. Bana başkaldırmayın ve teslimiyet göstererek (İslam dininin çağrısını kabul ederek)bana geliniz diye buyrulmaktadır.
Belkis ile kavmi İslama çağrıyı kabul etmekle teslimiyet göstererek kendisine gelmeden önce
Ulularına şunu sordu;
Meâlen; Sonra Süleyman, kavminin ileri gelenlerine şöyle) dedi: "- Ey seçkin topluluk! Onlar (Belkıs ve kavmi), İslam dininin çağrısını kabul edipte bana müslüman olarak gelmezden önce onun (Belkıs'ın) tahtını hanginiz bana getirir?"
Meâlen; Vakta ki (Belkıs) geldi, ona denildi ki: "- Böyle mi senin tahtın?" (Belkıs şöyle) dedi: "- Sanki odur. Bununla beraber bize bu taht mucizesinden önce (peygamberliğine delâlet eden Hüdhüd mucizesi ile) ilim verildi ve müslüman olduk."
Meâlen; Meğer ben gerçekten (şimdiye kadar Müslüman olmamakla)kendime yazık edip nefsime zulmetmişim. Artık Müslüman olup Süleymanla (aleyhisselam) beraber Alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum diye buyrulmaktadır.
Musa ve Harun Aleyhisselamda Müslümandır.
Musa Aleyhisselam, kardeşi Harun Aleyhisselamla birlikte putperest bir kavım olan ve ilah olduğunu iddia eden firavuna Allah'ın varlığını ve birliğinine inanmakla onları İslam dinine çağırmaya gönderilen ulul azim peygamberlerden üçüncüsüdür.
Birgün İsrail oğullarına vaaz ve nasihatta bulunarak İslam dinine sımsıkı sarılmalarını ve Allah'a tevekkül etmelerini söyledi.
Allah Teâla Kur'ani Kerimde Yunus suresinin 84.ayetinde şöyle buyuruyor;
Meâlen; Mûsa da kavmine şöyle dedi: "Ey kavmim! Siz, gerçekten Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık o halde Allah'a tevekkül edin."
Allah rasulu Musa aleyhisselama iman etmekle İslam dinine giren firavunun sihirbazları, firavunun kendilerine işkence yapacağını vaad edince onlar, Allah'tan kendilerine sabır verip İslam üzerinde ölmeyi nasip etmesini dilediler.
Meâlen; Senin bizden intikam almaya kalkışman ancak, Rabbimizin âyetleri gelince iman etmemizden ileri geliyor. Ey Rabbimiz! üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak öldür."
Ve Allah'ın düşmanı firavunda boğulmak üzereyken Allah ve rasulu Musa Aleyhisselama iman edip İslam Dinine girmek istediğinde Yunus suresi 90.ayette şunları söyledi;
Meâlen; İsraîloğullarını denizden (sâlimen karşı tarafa) geçirdik. Firavun, hemen askerleriyle zulüm ve saldırganlık yaparak arkalarına düştü. Nihayet denizde boğulmaya başlayınca şöyle dedi: "İman ettim, gerçekten İsrailoğullarının iman ettiğinden (Allah'dan) başka hiç bir ilâh yoktur. Ben de O'na teslim olan Müslümanlardanım.
De ki: "- Ey ehl-i kitap! İslâmın hak din olduğunu bildiğiniz halde neden iman edenleri, Allah yolundan çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."
Sen de ki: "(Helâl ve haramı haber vermekde) Allah doğru buyurmuştur. O halde İslâma yönelerek İbrahim'in dinine(İSLAM)a uyun. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi."
İşte sizin dininiz olan bu İslâm dini (tevhid dini, bütün peygamberlerde) tek bir dindir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız bana ibadet edin, emirlerime itaat edin.
Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm'ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.
O kâfir olanlara ve Allah yolundan (İslâm'dan) insanları çevirenlere; biz, başkalarını da ifsad ettiklerinden, (küfürlerinden ötürü hak kazandıkları) azab üstüne azab ziyade etmişizdir.(Nahl suresi/86.ayet)
(Râsûlüm), de ki: "- Ey kitap ehli (olan Hristiyan ve Yahudî'ler)! Bizimle sizin aranızda müsavî bir kelimeye gelin. Şöyle ki: Allah'dan başkasına tapmayalım, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rab'lar edinmiyelim". Eğer kitap ehli bu kelimeden yüz çevirirlerse, (o halde) şöyle deyin: "- Şâhid olun, biz gerçek müslümanlarız. (Bu ayet-i kerime, Yahudiler: İbrahim Yahudî'dir ve biz onun dinine bağlıyız, demeleri üzerine nâzil olmuştur.) (ÂLİ IMRÂN suresi 64. ayet
Bu ayetlerde Musa Aleyhisselam gibi diğer bütün peygamberlerinde Müslüman olduğu ve hepsinin İslam dinine davet ettikleri açıkca görünmektedir. Kalplerinde eğrilik olanlar ve bu ayetlerin anlamlarından nasibini alamayanlar, Musa aleyhisselam için insanları Yahudilik dinine davet etti diyecek kadar ileriye gittiler.
İsa Aleyhisselamın hıristiyanlık dinini anlatmak için geldiğini ve onun hiristiyan olduğunu iddia ettiler. Başından beri batıl ve uydurma birer din olan Yahudilik ve hirisityanlığı adeta hak din, semavi din ve ilahi din olduklarını söyleyenler ve bu şekilde inananlar farkında olmadan Kur'anı yalanlamaktadırlar. Bu ayetleri anlayamadıkları gibi Kur'anı yalanladıklarınıda bilmemektedirler.
Fakat bilinmesi dinde zaruri ve farz olan bu meseleyi (yani İslamdan başka hak din olmadığını ) bilmeleri üzerlerine farzdı. Burada bilmemek, yanlış öğrenmek ve batıl bir şekilde inanmaları onlar için mazeret sayılmaz. İslam dininde bilinmesi zaruri olan meseleleri öğrenmek kadın erkek her müslümanın üzerine farzdır. Her Müslüman İslam dinini ve iman esaslarını öğrenmek zorundadır.
Yahudilik dinine gelince, Musa Aleyhisselam döneminde Yahudilik diye bir din yoktu. Batıl olan bu Yahudilik dini, Musa Aleyhisselamın vefatından kısa bir süre sonra uydurulup insanlara telkin edilmeye başlandı. Bazıları Yahudilik dininin ilk başta hak bir din olduğunu ve daha sonradan bozulduğunu sanmaktadır.
Oysa bu kesinlikle yanlıştır. Burada tahrif edilen Musa Aleyhisselama indirilen Tevrat şeraiti ve İslam dinidir. Yahudilik dinini uyduranlar önce tevrattaki İslam diniyle ilgili olan ayetlerin manalarını tahrif edip bozdular. Bu ayetleri Tevrattan kaldırıp onların yerine kendi uydurmuş oldukları Yahudilik (batıl ) inancını yazdılar. İnsanlarada Allah'ın tevratta indirip Musa Aleyhisselama emrettiği dininde Yahudilik dini olduğunu söylediler.
Musa aleyhisselama inananların hepsi Müslüman olup kelime-i şahadet getirirlerdi. günde iki vakit farz namaz kılarak İslam'ı yaşayan bir kavim idiler ve kendilerine İsrailoğulları denilmekteydi.
Aynı zamanda o zamandaki Müslümanlara lakap olarak el-yahud lakabıyla adlandırılmışlardı. Bir rivayete göre Yakup aleyhisselamın oğullarından yahuda adlı birisine nisbeten bu lakabla adlandırılmışlardı. diğer bir rivayete görede buzağıya tapmalarının ardından tövbe edip tekrar İslama dönmekle hidayete kavuştukları için "yahud" lakabıyla adlandırılmışlardı. Zaten "yahudun" manası hidayete kavuşanlar demektir. Nasılki peygamber efendimiz zamanında Müslümanlara lakap olarak ensar ve muhacirin ismi takılmiş ise onlarda o dönemdeki Müslümanları bu lakapla adlandırmışlardı.Velhasıl sebebler ne olursa olsun Müslümanların bilmesi gereken şudur; Musa aleyhisselam ve ona tabi olan kavmi müslümandırlar ve Yahudilik dini diye bir din ile amel etmiyorlardı. Tevratı ve İslam dinini tahrif edip Yahudilik dinini uyduranlar hahamlar ve onlar gibi bozuk inançlı kimselerdi.
İsa Aleyhisselamda bütün peygamberler gibi müslümadır ve gönderildiği kavmi İslam dinine davet etmiştir. Tevratı ve İslam dinini tahrif edip Yahudilik dinini uyduran israiloğullarını İslam dinine davet etmek üzere gönderilen beş ulul azim peygamberlerin dördüncüsüdür.
Allah Teâla Kur'an-i Kerimde Âli-İmran suresinin 52.ayetinde
Meâlen; İsa, onların inkârlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler, "Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah'a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız" dediler.
Meâlen; Hani Havarî'lere (Îsa'ya bağlı olanlara): "-Bana ve Peygamberime iman edin" diye ilham etmiştim de onlar: "İman ettik, bizim hakikî müslümanlar olduğumuza şahid ol" demişlerdi.
Göründüğü gibi her iki ayette de İsa aleyhisselamın Müslüman olduğu ve İslam diniyle gönderildiği açıkca ifade edilmektedir. Çünki Havariler şahid ol ki bizler Müslümanlarız diyorlar ve havarilerde İsa Aleyhisselamın sahabeleridir ve en yakın arkadaşlarıdır. Onun sahabeleri; şahid ol ki biz Müslümanlarız derken, bu ayetleri ve Kur'anı anlamaktan yoksun olanlar İsa Aleyhisselamın hiristiyan olduğunu ve hiristiyanlık dinine davet ettiğini söylemektedirler.
Aynı zamanda hem Yahudilik hemde hiristiyanlık dinine hak dinler, ilahi dinler ve semavi dinler ibaresini kullanmaktadırlar.
Ayrıca 3 tane semavi din vardır diyenler, Müslüman olmasada Yahudi ve hristiyanların kurtuluşa ereceğini iddia edenler,
Dinler arası dialog yapıp onların inancınada saygılı olmalıyız diyenler, İsa Aleyhisselam hrıstiyan, Musa Aleyhisselama yahudi diyenler, Yahudi ve hıristiyanlık semavi dinlerdir diyenler, ehli kitaba kafir diyemeyiz diyenler ( zira bu onlar için ağır bir ifade olur) diyenler,
Bu yazdığımız ayetleri düşünsünler ve tefekkür etsinler. Batıl olan inançlarından dönüp, arkalarından giden ve onlarla aynı inanca sahip cahil insanlarıda ebediyen cehennem azabına sürüklemekten kurtarsınlar. Hidayet Allah tan'dır.
İMAMI AZAM'IN KİTABINDAN KONUYLA İLGİLİ AÇIKLAMA
EL-ÂLİM VE'L-MÜTEALLİM kitabında geçen ilgili kısım sizde orjinalliğini kontrol edebilirsiniz. İlgili kitapta 5. soruya baktığımızda bu konuyu ne kadar güzel aydınlattığını görebilirsiniz.
Talebe: Bana yardım ettiğiniz için Allah sizi cennetiyle mükâfatlandırsın. Siz ne iyi öğreticisiniz, bana ulaşamadığım bir ilim kapısını açtınız. Bu kavmin sözlerinden öyle şeyler naklettiniz ki, artık onların düşünce ve görüşlerinin zayıflığı ve acizliği konusunda daha fazla bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duymuyorum. Fakat siz ikinci zümrenin; Allah'ın farz kıldığı her şeyi işlemek, haram kıldığı her şeyden de kaçınmak demek olan mânâda "Allah'ın dini çoktur" şeklindeki iddialarının nasıl reddedileceğini açıklayın.
Âlim (r.a.) : Bilmiyor musun ki, Allah'ın resulleri- Allah hepsine salât ve selâm eylesin- muhtelif dinlere mensup değillerdi. Hiçbiri kendi kavmine, kendisinden önce gelmiş olan resulün dinini terketmeyi emretmemiştir. Çünkü peygamberlerin dini birdir. Buna mukabil her resul kendi şeriatına davet ediyor, kendinden önceki resulün şeriatına uymaktan nehyediyordu. Zira resullerin şeriatları çok ve muhteliftir. Bundan dolayı Allah Kur'an-ı Kerîm'de "Sizin her biriniz için bir şeriat, bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı."(el-Maide,48.) buyurmuştur. Allah, bütün peygamberlere tevhid demek olan dinin ikamesini, dinlerini tek bir din kıldığı için de ayrılmamalarını emretmiştir. "O, size, dinden Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğimizi. İbrahim'e, Musa ya ve İsa'ya emrettiğimizi; dini doğru tutun ve ondan ayrılığa düşmeyin diye, kanun yaptı."(eş-Şura,13). "Senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki ona, benden başka hiçbir ilâh yoktur, ancak bana ibâdet edin diye vahyetmiş olmayalım."(el-Enbiya,25), "Allah'ın yarattığı değiştirilmez, en doğru din budur."(er-Rum,30) Yani Allah'ın dini değiştirilemez. Nitekim din; tebdil, tahvil ve tağyir edilmemiştir. Şeriatler ise tebdil ve tağyir edilmiştir. Zîra bir takım şeyler bazı insanlar için helâl iken, Allah onları diğer insanlara haram kılmıştır. Bir çok emirler vardır ki, Allah onların yapılmasını bir kısım insanlara emrettiği halde diğer insanları, onları işlemekten nehyetmiştir. O halde şeriatler çok ve muhteliftir. Şeriatler, farz kılınan şeylerdir. Eğer Allah'ın bütün emrettiklerini yapmak ve bütün nehyettiklerinden kaçınmak din olsa idi; bu durumda Allah'ın emrettiklerinden herhangi birini terkeden yahut nehyettiklerinden herhangi bir şeyi işleyen kimse, Allah'ın dinini terketmiş ve kâfir olmuş olurdu. Bu durumda kâfir olan kimsenin de müslümanlarla kendi arasında cereyan eden nikahlanma, miras, cenazesinin peşinden gitmek, kestiklerini yemek ve benzeri hususlar ortadan kalkmış olurdu. Oysaki Allah, müminler arasında can ve mallarının korunup haram kılınmasının sebebi olan îman dolayısıyla bu hususları farz kılmıştır. Allah, mü'minlere farz olan şeyleri, onların dini kabul etmelerinden sonra emretmiştir: "İman eden kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar."(İbrahim,31), "Ey İman edenler, size kısas farz kılındı.."(el-Bakara,178), "Ey îman edenler, Allah'ı çok anın.."(el-Ahzab,41) âyetleri ve benzerleri bu hususu belirtmektedir. Eğer farz kılınan şeyler bizatihi îman olsaydı, Allah o amelleri işleyinceye kadar kullarını mü'min olarak isimlendirmezdi. Oysa ki Allah, îman ve ameli ayırmıştır, "îman eden ve salih ameller işleyenler..."(el-Asır,2,vd), "Hayır, kim muhsin olarak îmanıyla bütün varlığını Allah'a teslim ederse..."(el-Bakara,112), "Kim de mü'min olarak âhireti diler ve onun için çalışırsa..."(el-İsra,19) âyetlerinde îmanın amel olmadığı tesbit edilmiştir. O halde mü'minler. îmanlarından dolayı namaz kılar, oruç tutar, zekât verir, hacceder ve Allah'ı zikrederler. Yoksa namaz, zekât, oruç ve haccetmekten dolayı îman etmiş olmazlar. Bu onların îman ettikten sonra amel işleme durumlarını ortaya koyar. Farz olan şeyleri işlemeleri de îman etmiş olmalarından dolayıdır. Yoksa onların îmanı, farz olan şeyleri yaptıklarından dolayı değildir. Bu durum, üzerinde borç bulunan bir kimsenin hâline benzer. Borçlu önce borcunu kabul eder, sonra da öder. Önce ödeyip, sonra da borcunu kabul etmez. Borcunu kabul etmesi ödemesinden dolayı değil; bilakis ödemesi, borcunu kabul etmesinden dolayıdır. Köleler, efendilerinin kölesi olduklarını bildiklerinden dolayı onların namına hizmet ederler, yoksa onlara hizmet ettiklerinden dolayı onların kölesi olduklarını kabul etmezler. Zîra nice insanlar vardır ki başkalarının işinde çalışırlar, fakat onlar bu çalışmaları ile başkasının kölesi olduklarını kabul etmezler. Onların çalışmaları da köleliği kabul mânâsına gelmez. Bir başkası ise köleliğini kabul ettiği halde çalışmaz, fakat onun çalışmaması, köleliğini ortadan kaldırmaz.