ABDALWAHID

ABDALWAHID

Üye
21.10.2004
Onbaşı
579
Hakkında

  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh!!!

    Kasetten Hatim Olur mu? Kuranı kasetten, radyodan veya TV den takip ederek okumakla, kendimizin normal okuması arasında herhangi bir fark var mıdır? Yani kasetten takip ederek hatmetmek kabul olunur mu? Olmaz diye söylentiler duyuyorum. Sizin düşünceniz nedir?


    Kurân-ı Kerimin ne olduğunu iyi anlarsak bu sorunun cevabını da anlamış oluruz.

    Bildiğiniz gibi, Allah (cc) Kurân-ı Kerimi insanlara hidayet/yol gösterici olmak ve onları sonları konusunda uyarmak için göndermiştir. Kendisi bizzat böyle buyuruyor. Yani insanoğlu Kurân-ı Kerimde yer alan emir ve yasaklara göre yaşar, onu bir hayat rehberi edinirse kurtulur. Dünyasını da ahiretini de garanti altına almış olur. Aksi takdirde doğru yolu bulamaz.

    Böyle büyük bir hedef için gönderilen Kurân-ı Kerimin okunmasına, işte bu sebeple sevap verileceği söylenmiştir. Okumak da sevaptır, çünkü onun içindekileri anlamaya götüren yol onu okumaktan geçer. Ama okumak bizatihi bir hedef değildir. Bir vasıtadır, araçtır. Amaç ise onun gösterdiği yoldan gitmektir. Tıpkı sizi üst katlara çıkaracak bir merdiven ya da asansör gibi. Bu merdivende yürümek, ya da asansörden çıkmak çok sevaptır, dense bunun insanı üst katlara çıkarması sebebiyle olduğu anlaşılır. Bu durumda siz merdivenden sürekli inip çıksanız ve hep merdivende kalsanız bu ne anlam ifade eder? İşte Kurân-ı Kerimi okumak da böyle bir şeydir, önce bunu iyi anlamamız gerekir.

    İkinci olarak Kurân-ı Kerim dinlemenin, okumaktan sevap olduğu söylenir, niçin? Çünkü hedef onu anlamaktır ve dinlemek ise anlamak için okumaktan daha etkilidir. Okurken insan hem okumak hem de anlamak için enerji sarfeder. Oysa dinleyen insan bütün dikkatini anlamaya verir ve daha iyi anlar. Buna göre bir insan ister radyodan, ister televizyondan dinlemiş olsun, dinlerken daha çok sevap alabilir. Ancak bunun bir riski de vardır: Mushafı bizzat eline almadan bu araçlardan okunan Kurân-ı Kerimi dinleyen insan, dikkatini toparlayamayabilir ve Kurân-ı Kerime karşı saygısı azalabilir. Oysa Kurân-ı Kerimden hakkıyla yararlanabilmenin yollarından birisi, onun kadrini ve mahiyetini bilip ona karşı gereken saygıyı göstermektir. O sıradan bir söz değildir, Yüce Allahın kelamıdır. Eğer dinlediğiniz ortamda saygıyı azaltan konuşmalar, lakırdılar vb şeyleri gidermek suretiyle bu riski ortadan kaldırabilirseniz dinlemek de en azından okumak kadar sevap olabilir.

    Konumuzla ilgili olarak burada bir şeyi daha bilmemiz gerekir: Hatim yapma diye bir ibadet yoktur. Kurân-ı Kerim hatim yapmak için okunmaz, yukarıda anlattığımız gayeler için okunur. Hatim, bitirme demektir. Bitirme, ibadet olmaz, okuma ibadet olur. Kurân-ı Kerimi sürekli okuyunca da o biter, yani hatmolur ve biz onu yeniden okumaya başlarız. Durum böyle iken pek çok insanımız Kurân-ı Kerimi hatmetmeyi, ya da hatmettirmeyi nihai bir hedef sanır ve artık görevleri bitmiş gibi: Eh! Çocuklarıma birer hatim yaptırdım diye övünürler. Bu durum Kurân-ı Kerimin ne anlama geldiğini anlamamanın belirtilerindendir.

    Kaynak: Prof. Dr. Faruk Beser
#05.11.2005 06:07 2 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    Es selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh!!!
    Allah celle celaluhu bizleride af ettigi kullarinin zümresine ilhak eylesin, ellahumma eeemiin

    AF VE MAĞFİRET
    4111 - Ebu Eyyub radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teâla hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."

    Müslim, Tevbe, 9, (2748); Tirmizi, Da'avat 105, (3533).

    4112 - Müslim'de Ebu Hüreyre'nin bir rivayeti şöyledir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât'a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi."

    Müslim, Tevbe 9, (2748).

    Rezin şu ziyadede bulundu: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelâl'e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb'e düşeceğinizden korkarım."

    Bu rivayet, Münziri'nin et-Terğib ve't-Terhib'inde kaydedilmiştir (4, 20).

    4113 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir hadis-i kudsi'de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi.

    Hak Teâla da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."

    Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der.

    Alllah Teâla Hazretleri de:

    "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır."

    Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teâla da:

    "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muâhaze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."

    Buhari, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29, (2758).

    4114 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah Teâla Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sâdır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey ademoğlu! Bana arz dolusu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz dolusu mağfiretimle karşılarım."

    Tirmizi, Da'avat 106, (3534).

    4115 - Cündeb radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teâla Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."

    Müslim, Birr 137, (2621).

    4116 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:

    "Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü: "Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabülâleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kadir misin?" dedi. Günahkara da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."

    Ebu Hüreyre radıyallahu anh der ki: "(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti."

    Ebu Davud, Edeb 51, (4901).

    4117 - Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına dedi ki: "Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgarın önünde saçın. Allah'a yemin olsun, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!"

    Ölünce, bu söylediği ona yapıldı. Allah da arz'a emrederek:

    "Sende ondan ne varsa bana toplayıver!" dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. "Sen böyle bir vasiyeti niye yaptın?" diye Rabb Teâla sordu.

    "Senden korktuğum için ey Rabbim!" cevabını verdi. Allah Teâla Hazretleri bu cevap üzerine onu affetti."

    Buhari, Tevhid 35, Enbiya 50; Müslim, Tevbe 25, (2756); Muvatta, Cenaiz 51, (1, 240); Nesai, Cenaiz 117, (4, 113).

    4118 - Ümmü'd-Derdâ radıyallahu anha anlatıyor: "Ebu'd-derda radıyallahu anh'ı işittim. Demişti ki: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ı işittim, şöyle buyurdu: "Müşrik olarak ölenle, bir müslümanı haksız yere öldüren hariç, Allah bütün günahları affedebilir."

    Ebu Davud, Fiten 6, (4270).



    vesselamu aleykum
#25.10.2005 01:53 2 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    ES SELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHI VE BERAKATUH!!!
    Ya rabbi bizleri hakkiyla ibadet eden abidlerinden eyle ve bizi nar-i cehenneminden azad eyle...allahumme eemiin


    İbadet kelimesi:

    İbadet kelimesini (kulluğu) kur' anda, Tevhit, akide, iman (vs) gibi ifadelerin yanında daha kapsamlı kullanırız. Çünkü, bu kelimenin mefhumu, bütün ifadeleri kapsayan çok şümullü, ve umumidir.

    "Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etmeleri için yarattım"

    ; "ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et!"

    "Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekleri yaradan Rabbımza kulluk (ibadet) edin; ıımulurki böylece korunmuş olursunuz"

    Bu ayetler ibadet kelimesine yüklenen umumiyetin delilidir. Tezahür eden bütün düşünce, kasıt, amel ve söz; her şey bunun kapsamındadır. Tevhit, iman, amel (vs) gibi esaslar ibadet kelimesinin cüz'lerindendir, Bu ayetler gösteriyorki, İbadet emrolunduğumuz her şeyi teşkil eden, kapsayan bir mefhumdur. Bu ayetlerdeki kilit noktayı teşkil eden ve mübhem olan bu kelimedir. Yani ibadet kelimesi, anlaşılması gereken çok temel bir kavramdır. Kulluk ve ibadet eş manadadır. İbadet denildiğinde isim (lügat mana) değil, müsemmada durulur. Anlatılırken müsemma anlatılır. İbadet kelimesi umumi bir kelimedir.has bir meseleyi kast etmedikçe, bizim hususileştirmemiz tahrif olur. Bu kelimenin umumi ve hususi manalarını ancak, siyak ve sibakla, veya sünnetle, veyahutta vuku bulan vakıa ile, tesbit edebiliriz.

    Ayetler, öncelikle umum olarak ele alınır; hususileştirmek içinde muhassis bir nas gerekir, bu manaları bilmek, bizim için dinleme konuşma ve okuma tekniği kazandırır. Tefsirde de malzeme olur. Bazen umumi bir ifadeden hususi bir mana çıkar.

    "Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz"

    Bu ayetteki ifade umumi olmasına rağmen mana hususidir, "yardım dileme" ibadetten bir cüz'dür. Bazen de, hususi bir ifadeden umumi bir mana çıkar, "onlar Allah 'tan gayrına ibadet ediyorlar" bu ifade her ne kadar hususi olasada mana umumidir. Çünkü bu ayet arap müşriklerine inmiştir. Bu ayette geçen ifade de ibadet kelimesi umumi olmasına rağmen kast edilen o' toplumun iki müskilatı idi.

    Arap toplumu nün müskilatı, şefaat ve aracı edinmeleri idi. Keza, kur'anda, kilit noktayı teşkil eden, Namaz, Hikmet, Vahiy'(v.s.) gibi, kelime ve kavramların umumi ve hususi manaları vardır. Yani, bir kelime, bir yerde geçtiği mana üzeri her yerde kullanılmaz.

    (ör) Hikmet, vahye dayalı, sünnettin müteradifi olan hususi manada bir kelimedir, "Allah' hikmeti dilediğine verir; her kime de hikmet veri ise, ona pek çok hayır verir' diyerek manayı umumileştirir. Birinci manada bu kelime hususi oturak ele alınırsa, tahrif gündeme gelir. Bu ayetteki hikmet kelimesi = vahiy' olarak anlaşılamaz. Buradaki hikmet kelimesi, ilim mansındadır. Rasulullah (s.a.v.) ibni Abbasa yaptığı duada, 'Allah 'im ona hikmeti öğret" derken, bu manada kullanılmıştır. Bir kelime, kur'anı kerimde, hangi manada, nerede, nasıl geçtiği incelenmasi gerekir. namaz kelimeside dua anlamıyla karıştırılır. Namaz, tekbirden selama kadar olan bir ibadetin ismidir. Bu ismin geçtiği her yerde bu manayı vermek büyük bir hata olur. Çünkü, diğer ayette,Allah' ve melekleri peygambere dua ederler, "derken burada kast edilen lügat mana, yani dua dır. Kur'anda her hangi bir kelime, bir yerde geçtiği mana üzeri her yerde kullanılmaz: ancak, siyak ve sibak, veya muhatabı olduğu toplum, veyahut, sünnet ile açıklanır; mana verilir. Kur'anda geçen herhangi bir kelime nin, mecazmı, kinayemi, çok iyi bilinmesi gerekir.
#16.10.2005 04:08 2 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    ES SELAMU ALEYKUM


    DUANIN FAZİLETİ VE VAKTİ

    -- Nu'man İbnu Beşîr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Dua ibadetin kendisidir" buyurdular ve sonra şu âyeti okudular. (Meâlen): "Rabbiniz: ''Bana dua edin ki size icâbet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" buyurdu." (Gâfır 60).

    Tirmizî, Tefsir, Gâfir, (2973); Ebû Dâvud, Salât 358, (1479). Metin Tirmizî'ye aittir.

    - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kaıları açılmış demektir. Allah'a taleb edilen (dünyevî şeylerden) Allah'ın en çok sevdiği afiyettir. Dua, inen ve henüz inmeyen her çeşit (musibet) için faydalıdır. Kazayı sadece dua geri çevirir. Öyle ise sizlere dua etmek gerekir. "

    Tirmizî, Daavât 112, (3542).

    - Ubâde İbn's-Sâmit (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yeryüzünde, mâsiyet veya sıla-i rahmi koparıcı olmamak kaydıyla Allah'tan bir talepte bulunan bir Müslüman yoktur ki Allah ona dilediğini vermek veya ondan onun mislince bir günahı affetmek suretiyle icabet etmesin. "

    Tirmizî, Daavât 126, (3568).

    - Ebû'd-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), (bir gün) sordu:

    "En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melîkinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi ?"

    "Evet! Ey Allah'ın Resûlü!" dediler.

    "Allah'ın zikridir!" buyurdu.

    Tirmizî, Daavat 6, (3374); Muvatta, Kur'ân 24.

    - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Allahu Teâlâ hazretleri şöyle seslenir: "Beni bir gün zikreden veya bir makamda benden korkan kimseyi ateşten çıkarın!"

    Tirmizî, Cehennem 9, (2597).

    - Hz. Muâz (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Akşamdan (abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp Allah'tan dünya ve âhiret için hàyır taleb eden hiç kimse yoktur ki Allah dilediğini vermesin."

    Ebû Dâvud, Edeb 105, (5042).

    - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Bir kimse evine veya yatağına gir'ince hemen bir melek ve bir şeytan alelacele gelirler. Melek:

    "Hayırla aç!" der. Şeytan da:

    "Şerle aç!" der.

    Adam, şayet (o sırada) Allah'ı zikrederse melek Şeytanı kovar ve onu korumaya başlar. Adam uykusundan uyanınca, melek ve şeytan aynı şeyi yine söylerler. Adam, şayet: "Nefsimi, ölümden sonra bana geri iade eden ve uykusunda öldürmeyen Allah hamdolsun. İzniyle yedi semayı arzın üzerine düşmekten alıkoyan Allah'a hamdolsun"dese bu kimse yatağından düşüp ölse şehit olur, kalkıp namaz kılsa faziletler içinde namaz kılmış olur."

    Rezîn ilâvesidir.

    - Hz.Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Allah'ı zikreden bir cemaatle sabah namazı vaktinden güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmâil'in oğullarından dört tanesini âzad etmemden daha sevgili gelir. Allah'ı zikreden bir cemaatle ikindi namazı vaktinden güneş batımına kadar oturmam dört kişi âzad etmemden daha sevgili gelir."

    Ebû Dâvud, İlm 13, (3667).

    - Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve;

    "Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım" der. "

    Rivayetin Müslim'deki bir vechi şöyle: "Allahu Teâla gecenin ilk üçte biri geçinceye kadar mühlet verir. Ondan sonra yakın semâya inerek şöyle der:

    "Melik benim, Melik benim. Kim bana dua edecek?"

    Buhârî, Tevhid 35, Teheccüd 14, Daavât 13, Müslim,Salâtu'1-Müsâfırin 166, (758); Muvatta, Kur'ân 30, (1,214); Tirmizî, Daavât 80, (3493); Ebû Dâvud, Salât 311, (1315).

    - Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Derdi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?"

    "Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi."

    Tirmizî, Daavât 80.

    - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Ezanla kaamet arasında yapılan dua reddedilmez (mutlaka kabule mazhar olur.)"

    "Öyleyse, dendi, "ey Allah'ın Resûlü, nasıl dua edelim?"

    "Allah'tan, dedi, dünya ve âhiret için âfıyet isteyin!"

    Ebû Dâvud, Salât 35, (521); Tirmizî, Salât 46, (216), Daavât 138, (3588, 3589).

    - Sehl İbnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "İki şey vardır, asla reddedilmezler: Ezan esnasında yapılan dua ile, insanlar birbirine girdikleri savaş sırasında yapılan dua."

    Muvatta, Nidâ 7, (1, 70); Ebû Dâvud, Cihâd 41, (2540).

    - Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın."

    Müslim, Salât 215, (482); Ebû Dâvud, Salât 152, (875).

    - Yine Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) anlatıyor:

    "(Allah'ın kabul ettiği) üç müstecab dua vardır, bunların icâbete mazhariyetleri hususunda hiç bir şekk yoktur. Mazlumun duası, müsâfirin duası, babanın evladına duası."

    Tirmizî, Birr 7, (1906); Cennet 2, (2528), Daavât 139, (3592); Ebû Dâvud, Salât 364, (1536); İbnu Mâce, Dua 11, (3862).

    - Abdullah İbnu Amr İbni'l-Âs (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "İcâbete mazhar olmada gâib kimsenin gâib kimse hakkında yaptığı duadan daha sür'atli olanı yoktur."

    Tirmizî, Birr 50, (1981), Ebû Dâvud, Salât 364, (1535); Müslim, Zikr 88, (2733); Buhârî, Mezâlim 9.

    DUA EDENİN HEY'ETİ (DIŞ GÖRÜNÜŞÜ)

    - İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) hazretleri anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Duvaları örtmeyin. Kim kardeşinin mektubuna, onun izni olmadan bakarsa, tıpkı ateşe bakmış gibi olur. Allah'tan avuçlarımızın içiyle isteyin, sırtlarıyla istemeyin; duayı tamamlayınca avucunuzu yüzlerinize sürün."

    Ebû Dâvud, Salât 358, (1489,1490,1491).

    - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) dua ederken ellerini öyle kaldırdı ki, koltuk altlarının beyazlığını gördüm."

    Buhârî, İstiska 21.

    - Hz. Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ellerini dua ederken kaldırınca, onları yüzlerine sürmedikçe geri bırakmazlardı."

    Tirmizî, Daavât 11, (3383).

    - Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Adamın biri iki parmağı ile dua ediyordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

    "Birle! Birle!" diye müdâhale etti."

    Tirmizî, Daavât 117, (3552); Nesâî, Sehv 37, (3, 38).

    - Sehl İbnu Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı ne minberde ne de bir başka şey üzerinde dua yaparken ellerini uzattığını görmedim. Bilakis şöyle gördüm" dedi ve baş ve orta parmaklarını kapayıp şehâdet parmağını açmış vaziyette işaret etti."

    Ebû Dâvud, Salât 230, (1105).

    - Hz. Selmân (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Rabbiniz hayiydir, kerimdir. Kulu dua ederek kendisine elini kaldırdığı zaman, O, ellerini boş çevirmekten istihya eder."

    Tirmizî, Daavât 118, (3551); Ebû Dâvud, Salât 358, (1488).

    - Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlulla: (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Allah'a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah celle şânuhu (bu inançla olmayan ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez."

    Tirmizî, Daavât 66.(3474.)

    DUANIN KEYFİYETİ

    - Fadâle İbnu Ubeyd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) dua eden bir adamın, dua sırasında Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e salat ve selam okumadığını görmüştü. Hemen:

    "Bu kimse acele etti" buyurdu. Sonra adamı çağırıp:

    "Biriniz dua ederken, Allahu Teâlâ'ya hamd u senâ ederek başlasın, sonra Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e salât okusun, sonra da dilediğini istesin" buyurdu."

    Tirmizî, Daavat 66,(3473, 3475); Ebû Dâvud, Salât 358, (1481); Nesâî, Sehv 48, (3, 44).

    - Hz. Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Dua sema ile arz arasında durur. Bana salat okunmadıkça, Allah'a yükselmez. (Beni hayvanına binen yolcunun maşrabası yerine tutmayın. Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salât okuyun.)"

    Tirmizî, Salât 352, (486).

    Tirmizî, bunu Hz. Ömer (radıyallahu anh)'e mevkuf olarak rivayet etmiştir. Rezîn ise merfu olarak rivayet etmiştir.

    - Hz. İbnu. Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer (radıyallâhu anhümâ) beraber otururlarken ben namaz kılıyordum. (Namazı bitirip) oturunca, Allah'a sena ile zikretmeye başladım ve arkasından Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a salât okuyarak devam ettim. Sanra kendim. için duada bulundum. (Bu tarzımı beğenmiş olacak ki) Hz. Peygaınber (aleyhissalâtu vesselâm);

    "İşte!.İstediğin veriliyor. İşte! İstediğin veriliyor'' dedi."

    Tirmizî, Cum'a 64, (593).

    - Hz. Übeyy İbnu Ka'b (radıyallâhu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) birisine dua edeceği vakit önce kendisine dua ederek başlardı."

    Tirmizî, Daavât, 10, (3382).

    - Ebû Müsabbih el-Makrâî, Ebû Züheyr en-Nümeyrî (radıyallahu anh)'den naklen anlatıyor: "Bir gece Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraber çıktık., Derken bir adama rastlatdık. Sual (ve Allah'tan talep) hususunda çok ısrarlı idi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onu dinlemek üzere durakladı. Ve:

    "Eğer (duayı) sonlandırırsa vâcib oldu!" buyurdu. Kendisine:

    "Ne ile sonlandırırsa ey Allah'ın Resûlü!" denildi.

    "Amin ile" dedi, uzaklaştı. Adama:

    "Ey fülan! duanı âminle tamamla ve de gözün aydın olsun!" dedi."

    Ebû Dâvud, Salât 172, (938).

    - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Sizden biri dua edince "Ya Rabb! Dilersen beni affet! Ya Rabb dilersen bana rahmet et!" demesin. Bilâkis, azimle (kesin bir üslubla) istesin, zira Allah Teâlâ Hazretleri'ni kimse icbâr edemez. "

    Buhârî, Daavât 21, Tevhîd 31; Müslim, Zikr 7, (2678-79); Muvatta, Kur'an 28 (1, 213); Tirmizî, Daavât 79 (3492); Ebû Dâvud, Salât 358, (1483); İbnu Mâce, Dua 8, (3854).

    - Ebû Musâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir sefere (Hayber Seferi) çıkmıştık. Halk (yolda, bir ara) yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) (müdahele ederek):

    "Nefislerinize karşı merhametli olun. Zîra sizler, sağır birisine hitàb etmiyorsunuz, muhâtabınız gâib de değil. Sizler gören, işiten, (nerede olsanız) sizinle olan bir Zât'a, Allah'a hitab ediyorsunuz. Dua ettiğiniz Zât, her birirıize, bineğinin boynundan daha yakındır" dedi."

    Buhârî, Daavât 50, 67, Cihâd 131, Meğâzî 38, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikr 44, (2704);Tirmizî, Daavât 3, 59, (3371, 3457); Ebû Dâvud, Salât 361. (1526,1527.1528).

    - Hz. Muâz (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir kimsenin: "Ya Rabbi, senden nimetin kemâlini taleb ediyorum" dediğini işitmişti. Sordu:

    "Nimetin kemâli nedir?"

    "Bu bir duadır, onunla dua edip, onunla hayır (çok mal) ümîd ettim" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)

    "Sordum, zîra, nimetin kemâli cennete girmektir, ateşten kurtulmaktır" dedi. Bir başkasının da şöyle dediğini işitti:

    "Ey celâl ve ikrâb sâhibi Rabbim!" hemen şunu söyledi:

    "Duana icâbet edilmiştir, (ne arzu ediyorsan) durma iste" Derken ,bir başkasının:

    "Ya Rabbi senden sabır istiyorum!" dediğini işitmişti, ona da: "Allah'tan bela istedin, afiyet de iste!" dedi.

    Tirmizî, Daavât 99, (3524).

    - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) özlü duaları tercih eder, diğerlerini bırakırdı."

    Ebû Dâvud, Salât 358, (1482).

    - Hz. İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) duayı üç kere yapmaktan, istiğfarı üç kere yapmaktan hoşlanırdı."

    Ebû Dâvud, Salât 361, (1524).

    MÜTEFERRİK HADİSLER

    - Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyudular ki: "Acele etmediği müddetçe herbirinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: "Ben Rabbime dua ettim duamı kabul etmedi."

    Buhârî, Daavât 22; Mislim, Zikr 92, (2735); Muvatta, Kur'an 29 (1, 213); Tirmizî, Daavât 145, (3602, 3603); Ebû Dâvud, Salât 358, (1484).

    Müslim'in diğer bir rivâyeti şöyledir: "Kul, günah taleb etmedikçe veya sıla-i rahmin kopmasını istemedikçe duası icâbet görmeye (kabul edilmeye) devam eder."

    Tirmizî'nin bir diğer rivâyetinde şöyledir: "Allah'a dua eden herkese Allah icâbet eder. Bu icâbet, ya dünyada peşin olur, ya da ahirete saklanır, yahut da dua ettiği miktarca günahından hafifletilmek süretiyle olur, yeter ki günah taleb etmemiş veya sıla-ı rahmin kopmasını istememiş olsun, ya da acele etmemiş olsun."

    - Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefslerinizin aleyhine dua etmeyin, çocuklarınızın aleyhine de dua etmeyin, hizmetçilerinizin aleyhine de dua etmeyin. Mallarınızın aleyhine de dua etmeyin. Ola ki, Allah'ın duaları kabul ettiyi saate rastgelir de, istediğiniz kabul ediliverir."

    Ebû Dâvud, Salât 362.(1532).

    - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin."

    Tirmizî, Daavât 149, (3607, 3608).

    - Ebû Hüreyre hazretleri (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah Teâla Hazretleri kendisinden istemeyene gadap eder."

    Tirmizî, Daavât 3, (3370); İbnu Mâce, Dua 1, (3827).

    - İbnu Mes'ud (radıyallâhu anh) hazretleri anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Teâla Hazretleri'nin fazlından isteyin. Zira Allah, kendisinden istenmesini sever. İbadetin en efdali de (dua edip) kurtuluşu beklemektir."

    Tirmizî, Daavât 126 (3566).

    - Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir kadın: "Ey Allah'ın Resûlü, bana ve kocama dud ediver!" diye ricada bulunmuştu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) efendimiz:

    "Allah sana da, kocana da rahmet etsin!" diye dua buyurdu."

    Ebû Dâvud, Salât 363, (1533).

    - Ebû'd-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Kardeşinin gıyabında dua eden hiçbir mü'min yoktur ki melek de: "Bir misli de sana olsun" demesin."

    Müslim, Zikr 86, 88, (2732, 2783); Ebû Dâvud, Salât 364, (1534).

    Ebû Dâvud'un rivâyetinde şu ziyâde vardır: "Melekler: "Âmin, bir misli de sana olsun!" derler."

    - Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Her kim, kendine zulmedene beddua ederse, ondan intikamını (dünyada) almış olur."

    Tirmizî, Daavât 115, (3547).

    İSM-İ ÂZAM VE ESMÂ-İ HÜSNA DUALARI

    - Hz. Büreyde (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bir adamın şöyle söylediğini işitti: "Allah'ım, şehâdet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum: Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın, birsin, samedsin (hiçbir şeye ihtiyacın yok, her şey sana muhtaç), doğurmadın, doğmadın, bir eşin ve benzerin yoktur."

    Bunun üzerine Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular:

    "Nefsimi kudret elinde tutan Zât'a yemin olsun, bu kimse, Allah'tan İsm-i Âzàmı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i Âzamla dua ederse Allah ona icâbet eder, kim onunla talepde bulunursa (Allah ona dilediğini mutlaka) verir. "

    Tirmizî, Daavât 65, (3471); Ebû Dâvud, Salât 358, (1493).

    - Mihcen İbnu'l-Edra' (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir adamın: "Ey Allah'ım, bir ve samed olan, doğurmayan ve doğurulmayan, eşi ve benzeri de olmayan Allah adıy-la senden istiyorum. Günahlarımı mağfıret et, sen Gafürsun, Râhimsin!" dediğini işitmişti, hemen şunu söyledi:

    "O mağfiret edildi. O mağfıret edildi. O mağfiret edildi!"

    Ebû Dâvud, Salât 184, (985); Nesâî, Sehv 57, (3, 52).

    - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Bir adam şöyle dua etmişti: "Ey Allah'ım, hamdlerim sanadır, nimetleri veren sensin, senden başka ilah yoktur, Sen semâvat ve arzın celâl ve ikrâm sahibi yaratıcısısın, Hayy ve Kayyümsun (kâinatı ayakta tutan hayat sahibisin.) Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum!"

    (Bu duayı işiten) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sordu:

    "Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?"

    "Allah ve Resûlü daha iyi bilir`?"

    "Nefsimi kudret elinde tutan Zât'a yemin ederim ki, o Allah'a, İsm-i Âzam'ı ile dua etti. O İsm-i Âzam ki, onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir."

    Tirmizî, Daavât 109 (3538); Ebû Dâvud, Salât 358, (1495); Nesâî, Sehv 57, (3, 52).

    - Esmâ Bintu Yezîd (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın İsm-i Âzam'ı şu iki âyettedir:

    1- "İlahınız, tek olan ilahdır, ondan başka ilah yoktur. O Rahmân ve Rahîm'dir." (Bakara 163).

    2- Âl-i İmrân süresinin baş kısmı: Elif Lâm-Mim. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur, O Hayy ve Kayyümdur" (Âl-i İmrân 1-3).

    Ebû Dâvud, Salât 358, (1496); Tirmizî Daavât 65, (3472).

    - Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlulah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever."

    Bir rivâyette: "Kim o isimleri sayarsa cenntete girer" buyurmuştur. Buhârî hadisi bu lafızla tahric etmiştir. Müslim'de "tek" kelimesi yoktur.

    Buhârî, Daavât 68; Müslim, Zikr 5, (2677); Tirmizî, Daavât 87, (3502).

    Tirmizî'nin rivâyetinde Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Allah'ın isimlerini şöyle yazdı:

    "O Allah ki O'nda başka ilâh yoktur. Rahman'dır. Rahim'dir. E1-Meliku'l-Kuddûsu, es-Selâmu, el-Mü'minu, el-Müheyminu, el-Azîzu, el-Cebbâru, el-Mütekebbiru, el-Hâliku, el-Bâriu, el-Musavviru, el-Gaffâru, el-Kahhâru, el-Vehhâbu, er-Rezzâku, el-Fettâhu, el-Alîmu, el-Kâbizu, el-Bâsitu, el-Hâfidu, er-Râfiu, el-Muizzu, el-Müzillu, es-Semîu, el-Basîru, el-Hakemu, el-Adlu, el-Latîfu, el-Habîru, el-Halîmu, el-Azîmu, el-Gafûru, eş-Şekûru, el-Aliyyu, eI-Kebîru, el-Hafîzu, el-Mukîtu, el-Hasîbu, el-Celîlu, el-Kerîmu, er-Rakîbu, el-Mucîbu, el-Vâsiu, el-Hakîmu, el-Vedûdu, el-Mecîdu, el-Bâisu, eş-Şehîdu, el-Hakku, el-Vekîlu, el-Kaviyyu, el-Metînu, el-Veliyyu, el-Hamîdu, el-Muhsî, el-Mubdiu, el-Muîdu, el-Muhyi, el-Mümîtu, el-Hayyu, el-Kayyûmu, el-Vâcidu, el-Mâcidu, el-Vâhidu, el-Ahadu, es-Samedu, el-Kâdiru, el-Muktediru, el-Muahhiru, el-Evvelu, el-Âhiru, ez-Zâhiru, el-Bâtinu, el-Vâli, el-Müte'âli, el-Berru, et-Tevvâbu, el-Müntekimu, el-Afuvvu, er-Raûfu, Mâliku'l-Mülki, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, el-Muksitu, el-Câmiu, el-Ganiyyu, el-Muğnî, el-Mâni', ed-Dârru, en-Nâfiu,en-Nûru, el-Hâdî, el-Bedîu, el-Bâki, el-Vârisu, er-Reşîdu es-Sâbüru."

    İsimleri bu şekilde, sâdece Tirmizî saymıştır.

    VELHAMDUILLLAHI RABBIL ALEMIN
#27.09.2005 05:52 2 0 0
  • Konu: ORUÇ
    BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM

    ES SELAMU ALEYKUM!!!

    yazdiklarinin hepsine katiliyorum ama teravih namazinin 8 rekat olmasi neden ilimden uzak oldugunu anlamis degilim, aise annemiz (allah ondan razi olsun) rasulullahin sas ne ramazanda ne de normal günlerde 8rekattan fazla geceleyin namaz kilmdagini buhari araciligi ile bizlere bildirmistir, nitekim buna dayanarak bi cok islam ülkesinde örnek vermek gerekiyorsa tunus, cezayir, fas ve misir gibi teravih namazi 8 rekat olarak kilinmaktadir, ama hz ömer rdha zamaninda teravihin 20 rekat olarak kilinmasi bi problem degildir süphesiz, cünkü bugün yeryüzünde yasayan hic kimse herhalde müminlerin emiri olan hattab oglu ömerden (allah ondan razi olsun) daha cok ilim sahibi degildir.
    fakat su olaya dikkat cekmek istiyorum ve bence cok önemli, hz. ömer rdha `nin hani o meshur sözü varya hani teravihi toplu halde kildirmaya bi imam tayin ettiginde ve insanlari bi imamin arkasinda namaz kilarken gördügünde " bu ne güzel bir bidat olmus" diye, iste buharide bu konuda sözün devamida var ve diyorki müminlerin emiri "fakat su an uykuda olan ve sonra(yani gecenin son 3/1. de kalkanlarin faziletlerine yinede yetisemez" burdan sunu anliyorum sahsen ben
    teravih namazi asli itibari ile teheccüd namazinin ramazan ayindaki versiyonudur yani bi gecede hem teravih hem teheccüd olmaz ramazan ayinda teravihtir ve ramazan disi teheccüdtür, ve aise annemiz bizlere rasulullahin sas ne ramazanda ne de ramazan disinda 11 rekattan fazla(vitir ile beraber) gece vakti nafile namazi kilmadigin söyledigine göre, bu namazin asli itibari ile vitir ile beraber 11 rekat oldugu ortaya cikiyor vellahu alem, ve yine allah en iyisini bilir hz. ömer allah ondan razi olsun hani su an uykuda olup sonra kalkanlarin sevabina yetisemez sözündende yine allahu alem diyorum, kendisinin 8 rekat olarak kilinan namazi 20 rekata cikarmasidir vallahu alem, yani en azindan o anda uykudan olanlarin sevabina yetismesi acisindan
    simdi hemen su soru akla gelebilir, ya koskoca müminlerin emiri rasulullahin sas uygulamasini ayak altinami alacak ve 8 rekatlik namazi 20mi cikaracak? bunada kisaca cevab vermek istiyorum gönüllerin tatmin olmasi acisindan, islamin ilk devirlerinde ickinin cezasi 40 sopaydi, fakat ömer rdh. zamaninda insanlar arasinda icki icmek yine cogalidigindan hattab oglu ömer bu cezayi 80 sopaya cikardi, nitekim bugünde ve $eri hükümlerin tatbik edildigi beldelerde böyle ceza verilmektedir,
    dogrusunu ancak allah bilir
    sonuc olarak sunlari söylemek istiyorum
    jet hiziyla, hu$usuz, zevksiz, sirf 20 rekati tamamlamak amaciyla, hic secdelerde dua etmeksizin (nitekim insanin secde ani rabbine en yakin andir) 20 rekat kilmaktan ise, adam gibi hu$u ile dua ile teslimiyet ile kilinan 8 rekat teravih BENCE daha evladir, allahin ibadetlerimize ihtiyaci yoktur, fakat bizim ihtiyacimiz, ibadetlerin özüde ihlas, hu$u ve teslimiyet olduguna göre cünkü yavas kilinan namazda bunlari elde etmek mümkün fakat bir rekati bi dakikada kilinan bi namazda bu mümkün olmaz
    vellahu alem( allah celle ve ala en dogrusnu bilir)
    ve ibadetlerimizi hatalarimiz ile kabul etsin, amin ya rabbi
    sabr ile okudugunuz icin cezakallahu hayran, allah razi olsun
    vesselamu aleykum
#08.10.2005 02:08 1 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    ES SELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHI VE BERAKATUH!!!

    ALLAHIM günahlarimizi bagisla, kusurlarimizi ört, bizleri dogru yolundan ayirma,
    rabbim ahlakimizi güzellestir ve bizlere firdevs cennetini nasib et, ellahumme eemiiin

    GÜZEL AHLAK

    Güzel ahlak; amellerin en yücelerinden, Allah'a ve Rasulü'ne en sevimlilerindendir. Sa'd b. Ebi Vakkas'dan rivayet olunan sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

    "Şüphesiz ki Allah, ahlakın yücesini sever ve aşağılığından hoşlanmaz"

    Bilir misin, güzel ahlak nedir? Hadis alimi ve zühd sahibi İmam Abdullah b. Mübarek onu bize şöyle tanımlamıştır:

    "O(güzel ahlak); güler yüzlü olmak, iyilikte bulunmak başkalarına eziyet vermemektir."

    Bizler, bu zamanda bir ahlak buhranından geçmekteyiz. Bir çok insanın kaybettiği ve bir kısım insanda bulunur hale gelen şer'i ahlak, sanki gereksiz birşey olmuş! Ahlak; İslam'da , mevkilerin en yücesinde ve derecelerin en yükseğinde yer alır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

    "Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim."

    Bir rivayette de şöyle buyurur:

    "Ben, ancak yüce ahlakı tamamlamak üzere gönderildim"

    Sanki, peygamber olarak gönderilmesindeki rolü bununla sınırlandırır ve bu şekilde özetler. Güzel ahlak üzerine önemli şeyler bina edilmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

    1- İyiliğin (hayrın) güzel ahlak ile sınırlandırılması. Nevas b. Sem'an'dan şu rivayet edilmiştir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e hayırdan ve şerden sordum; şöyle buyurdu: "İyilik (hayır) güzel ahlaktır. Şer ise, vicdanını rahatsız edip de insanların bilmesini istemediğin şeydir."

    2- Şüphesiz ki güzel ahlak ameller arasında en çok cennete girmeye sebep olanıdır. Ebu Hureyre hadisinde olduğu gibi... Ebu Hureyre şöyle der: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e insanların cennete girmesine en çok sebep olan şeyden soruldu. O, şöyle buyurdu: "Allah'dan hakkıyla korkmak ve güzel ahlak" İnsanların cehenneme girmesine en çok sebep olan şeyden soruldu ve şöyle buyurdu: "Ağız ve ferc (cinsiyet uzvu)"

    3- Güzel ahlak, müslümanın Kıyamet günü hasenat terazisinde bulacağı en ağır şeylerdendir. Ebu'd Derda radıyallahu anh'dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Kıyamet günü mü'minin mizanında (terazisinde) hiç bir şey güzel ahlaktan daha ağır değildir. Şüphesiz ki Allah, kaba ve ağzı bozuk kişiye buğzeder."

    4- Güzel ahlakla ahlaklanan kişi için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem cennetin en yükseğinde bir köşk garanti etmiştir: Ebu Ûmame'den şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Ben , haklı olsa bile cidali (tartışmayı) terkeden için cennetin kenarında bir eve kefilim. Şaka dahi olsa yalanı terkeden için cennetin ortasında bir eve kefilim ve ahlakı güzel olan kimse için cennetin en yükseğinde bir eve kefilim."

    5- Güzel ahlak sahibi oruç tutup gece ibadeti yapanın derecesine ulaşır. Aişe radıyallahu anha'dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu duydum: "Şüphesiz ki mü'min ahlakının güzelliği ile oruç tutup gece ibadeti yapanın derecesine ulaşır."

    6- Kıyamet günü, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in meclisine en yakın olan insanlar faziletli güzel ahlak sahipleridir. Cabir radıyallahu anh'dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellim'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kıyamet gününde bana en sevgili ve meclis bakımından en yakın olanınız, ahlakça en güzel olanlarınızdır. Ve Kıyamet gününde bana en sevimsiz ve benden en uzak olanınız; sersarlar (hezeyancılar ve boş yere saçmalayanlar), boşboğazlar ve 'mütefeyhik'lerdir" Sahabiler dediler ki: Ya Rasulallah ! Hezeyancıları ve boşboğazları bildik; bu 'mütefeyhik'ler de kim?.. Rasulullah "Mütekebbirler (büyüklük, ululuk taslayanlar)dır" buyurdu.

    7- Güzel ahlak ile ümmetin en hayırlıları, kerem ve fazilet sahipleri vasıflanır. Müttefekun aleyh (Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri) bir hadiste Abdullah b. Amr b. El-Âs'dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Sizin en hayırlı olanlarınız ahlak bakımından en güzel olanlarınızdır." Bir müslümanın, değerini, fazilet ve makamını öğrendikten sonra güzel ahlaktan yüz çevireceğini tasavvur edebilir misin? Müslüman kimse; yüce makamları dilediği halde, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yakınında bulunmaya istekli ve peygamberlik ahlakına sahip olmak için hırslı olduğu halde nasıl güzel ahlaktan yüz çevirir?!. Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Enes radıyallahu anh'dan şu rivayet edilir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların ahlakça en güzeli idi." Muttefekuh aleyh olan bir başka hadiste Abdullah b. Amr b. El-Âs'dan şöyle dediği rivayet edilir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem taşkınlık yapan ve taşkınlığa taşkınlıkla karşılık veren biri değildi." Güzel ahlak bu öğrendiğin fazileti ve kıymeti ile birlikte sonuçta sahibine döner.

    Yapılan amelin karşılığı kendi türündendir. Merhametle davranma ile Erhamu'r Râhımin'in (merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ'nın) rahmetine ulaşılır. Sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Yerde olanlara merhamet et ki semâda olan (Allah ) sana merhamet etsin" Ve yine Taberani hasen (güzel) bir isnadla şunu rivayet eder: "Şüphesiz Allah merhametli kullarına merhamet eder." Abdullah b. Amr'dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Merhametli olanlara Rahman Tebarake ve Teâlâ merhamet eder. Yerde olanlara merhamet edin ki semâda olan (Allah) da size merhamet etsin." Yapılan amelin karşılığı kendi türündendir. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Buhari ve Müslim, Cerir b. Abdullah'dan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez." Eğer Allah'ın rahmetine arzu duyuyorsan kendine ve başkasına karşı merhametli ol! Yaptığın iyilikle kendini öne çıkarma! Cahile ilminle, düşük seviyeliye makamınla, fakire malınla, büyüğe ve küçüğe şefkat ve rahmetinle, günahkarlara davetinle, hayvanlara, yumuşak davranman ve öfkelenmemen ile merhamet et! İnsanların, Allah'ın rahmetine en yakın olanı O'nun yaratıklarına en merhametli olanıdır... Müslümanlara nasihat etme ve onlara yardım etme konusunu da ihmal etme. Buhari ve Müslim'de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu sabittir: "Kim, kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir" Uygun bir karşılık olarak... Müslüman kardeşinin bir ihtiyacında onunla birlikte olur ve ona yardım edersen El- Aliyy'ul Kadîr olan Rabb Tebarake ve Teâlâ senin bir ihtiyacını giderir ve onda sana yardımcı olur. Mükafaat, yapılan amelin cinsindendir. Ayrıca, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Kim, dünyada müslüman kardeşinin kusurunu gizlerse Allah da, Kıyamet günü onun kusurunu gizler." Ve Müslim'de şu hadis rivayet edilir: "Kim , bir müminin dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse Allah da ondan Kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderir. Kim bir zorluğu kolaylaştırırsa Allah da dünya ve ahirette ona kolaylık sağlar. Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah da onun dünya ve ahirette kusurlarını örter. Kul, kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah ona yardım eder."

    Bazı müslümanların haline bakan kimse acayip şeyler görür. Doğru sözün yerine yalanı görür. Merhametin yerine şiddeti görür. Vefakarlığın yerine hıyaneti görür. Sinirlerine hakim olmanın ve insanları affetmenin yerine öfkeyi görür. İyiliğin yerine eziyeti görür. Cömertliğin yerine cimriliği, ikram yerine aç gözlülüğü, tevazu yerine kibirliliği, adaletin yerine zulmü görür. Ve kendi kendine sorar: Bunlar mı müslümanlar? İffet nerede? Güvenilirlik nerede? Hayâ nerede? Zayıflara merhamet nerede? Yoksullara şefkat nerede? Nerede sevgi? Mü'minlere karşı nezaket nerede?!! Bu şekilde çirkin davranışlarla davranan kimselerle karşılaşabilirsin. Belki, sana çirkin sözler söyleyenlerle karşılaşacaksın. Bunlara karşı yapman gereken ne? Kötülüğe, kötülükle karşılık vermek ve doğruca onlardan intikam almak mı? Böyle yaparsak onlardan hiçbir farkımız olmaz. Onlara, kötü ahlakın yayılmasında ortaklık etmiş oluruz. Şüphesiz, onlara karşı yapmamız gereken, Allah Teâlâ'nın gösterdiği yola tâbi olmaktır. Affetmek ve aldırış etmemek, kötülüğe güzellikle karşılık vermektir.

    Allah Teâlâ buyurur ki: (O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.) Ve mü'minlerin sıfatı hakkında şöyle buyurur: (Kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece onlarındır.) Yine şöyle buyurur: (İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.) Müslim, Ebû Hureyre'den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Sadaka, hiç bir malı eksiltmez. Allah, affeden bir kulun ancak izzetini (şerefini) artırır. Her kim Allah için alçak gönüllülük yaparsa Allah mutlaka onun derecesini yükseltir." Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de bizim için bir örneklik yok mu? Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mahlukatın en izzetlisi, en faziletlisi ve en değerlisi değil mi? Buna rağmen, hiç bir zaman kendi nefsi için öc almadı.

    Aişe radıyallahu anha der ki: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'a karşı hürmetsizlik hali olması müstesna hiç bir zaman kendi nefsi için öç almadı. Allah Teâlâ için öc alırdı" Hadis, Muttefekun aleyh'tir. (Buhari ve Müslim'in rivayetidir.) Yine Müslim'de şöyle dediği rivayet edilir: "Hiç bir şey O'ndan asla eziyet ve zarar görmemiştir ki, kendi arkadaşından intikam almış olsun!" Enes b. Malik radıyallahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'le beraber yürüyordum. Üzerinde sert yakalı Necran yapımı bir hırka vardı. Bedevinin biri O'na yetişti ve üzerindeki elbiseden şiddetli bir şekilde çekti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in omuzunun ön tarafına baktım; üzerindeki elbisenin yakası çekmenin şiddetiyle iz bırakmıştı. Bedevi dedi ki: Ya Muhammed! Yanında bulunan Allah'ın malından bir miktar bana verilmesini emret! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona baktı ve güldü. Sonra ona bir miktar mal verilmesini emretti." Hadis, Muttefekun aleyh'tir.

    Buna göre, bizim halimiz ne olacak?!

    Bir müslümandan bize ulaşan en ufak bir eziyete öfkeleniriz. Bir kardeşimizde gördüğümüz küçük bir hataya tepki gösteririz. Sanki, düşman karşısında savaşta imişiz gibi davranırız. Allah Teâlâ (Müminler ancak kardeştirler.) buyurmuyor mu? Sevgili peygamberimiz, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çokça şöyle söylemiyor muydu: " Mü'minlerin, birbirlerini sevmede, birbirlerine şefkat gösterme ve birbirlerine merhamet etmedeki benzeri vücut misalidir. O vücuttan bir uzuv hastalanınca vücudun diğer azâları birbirlerini hasta uzvüzere gayret edelim. Ve nefislerimizi bu konuda hesaba çekelim ki, rabbimiz bizleri doğru yola eriştirsin

    Allah Teâlâ şöyle buun elemine uykusuzlukla ve hâraretle ortak olmaya çağırırlar." Kendi nefislerimize dönüp, iyilik ve ihsanda bulunmak yurur: (Bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.) -onun ahlakı kurandı- sallallahu aleyhi ve sellem
#07.10.2005 02:01 1 0 0
  • Konu: IMAN NEDIR?
    BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    ES SELAMU ALEYKUM!!!
    Rabbim okuyup amel edenlerden eylesin amin ya rabb!!


    İman nedir?


    İman söz ve fiildir. Kelime olarak "tasdik" anlamındadır. Kalbin ve dilin söylediği; kalbin, dilin ve âzâların amelidir. İbadet ile güclenir, günahla zayiflar. İman ehli üstünlükte derece derecedir.

    Kişi kabul ettiğine kalbi ile inanır ve tasdik eder. Bu kalbin sözüdür. Kabul ettiğini diliyle ifade eder. Bu da dilin sözüdür. Kalbiyle, diliyle ve bedeni âzâlarıyla emrolunanları yerine getirir ve yasaklananlardan da sakınır. Bunlar da kalbin, dilin ve âzâların amelleridir.

    Allah azze ve celle şöyle buyurur: (Allah sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir) (2/el-Bakara/143) Burada kastedilen kıblenin değişmesinden önce Beytu'l Makdis'e yönelik kılınan namazlardır. Namazın hepsi iman olarak isimlendirilmiştir. Namaz; kalbin, dilin ve âzâların amelini bir arada bulundurur.

    İman salih amellerle artar ve günahlarla eksilir. Allah azze ve celle şöyle buyurur: (Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine güvenen kimselerdir) (8/el-Enfâl/2)

    İman ehli üstünlükte derece derecedir. Ebu Bekr radıyallahu anh ile günümüzde yaşayan günahkar bir müminin imanı elbette bir değildir. İnsanların imanı kişiden kişiye farklı olduğu gibi kişinin imanı da o an yaşadığı duruma göre farklılık gösterir. Allah'a ibadet içerisinde bulunduğunda imanı artar. Günah işlediği anlarda ise imanı azalır.

    İmanın altı rüknü vardır. Bunları meşhur Cibril hadisinde Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle sayar: "Allah'a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine, ve ahiret gününe iman etmen; hayır ve şerri ile kadere iman etmendir." (Buhari-Müslim)
#04.10.2005 23:48 1 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
    SELAMUN ALEYKUM!

    Cezakellahu hayran abicim, allah razi olsun ve bizleri böyle firkalara bölmek isteyen, ve müslümanlarin birligini bozmak isteyen mü$rik münafigin $errinden emin eylesin, allahumme eeemiiin

    In$a allah insanlarimiz feraset sahibi olurlar, ve bu tür ki$kirtmalara gelmezler, eemiiin ya rabbi,
    allaha emanet ol abim
    vesselamu aleykum
#01.10.2005 02:33 1 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM

    ES SELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHI VE BERAKATU!!

    Arkada$lar burada in$a allah insani islamdan cikaran $eyleri (hal ve davrani$) sizlere acizane aktarmak istiyorum, Rabbimiz celle celaluhu bizleri böyle fitnelerden korusun eemiiin!!!




    İslam'dan Çıkaran Durumlar

    Namazı ya da abdesti bozan durumlar olduğu gibi imanı bozan, ona ters düşen durumlar da vardır. Bunlar:

    . Allah'a ibadette şirk koşmak. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar) (4/en-Nisa/116), (Kim Allah'a şirk koşarsa şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktur) (5/el-Maide/72) Allah'tan başkası adına -bir kabir veya cin vb. için- kurban kesmek buna örnektir.

    . Allah ile arasına vasıtalar koyan ve onlara dua etmen; onlardan şefaat isteyen ve onlara tevekkül eden kesinlikle kafir olur.

    . Peybamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yolundan daha mükemmel bir yol olduğuna inanan veya başkasının hükmünün O'nun hükmünden daha iyi olduğuna inanan kafirdir. Tağutların hükmünü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in hükmünden daha üstün görenler bu konumdadır.

    . Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in din olarak getirdiği bir şeyden hoşlanmayan kimse onunla amel etse bile kafir olur.

    . Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in dininden bir şeyle ya da sevabıyla veya cezasıyla alay eden kafir olur. Bunun delili, Allah azze ve celle'nin şu kavlidir: (De ki: Allah ile, O'nun ayetleriyle ve O'nun peygamberi ile mi alay ediyordunuz? Boşuna özür beyan etmeyin; çünkü siz iman ettikten sonra tekrar kafir oldunuz) (9/et-Tevbe/65-66)

    . Sihir yapmak. Kişiyi bir şeyden ya da bir kimseden uzaklaştırmak veya ona meylettirmek için yapılan sihirler de bu kısımdandır. Sihir yapan ya da sihire razı olan kafir olur. Delili Allah Teâlâ'nın şu kavlidir: (Halbuki o iki melek "Biz ancak imtihan için gönderildik. Sakın (sihir yapıp da) küfre girme" demedikçe kimseye sihir bilgisini öğretmezlerdi) (2/el-Bakara/102)

    . Hızır'ın Musa aleyhisselam'ın şeriatı dışına çıkması gibi, bazı insanların da Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem'in şeriatı dışına çıkma yetkisinin olduğuna inanan kafirdir.

    . Allah'ın dininden tamamen yüz çevirmek; hiç öğrenmemek ve amel etmemek. Bunun delili, Allah azze ve celle'nin şu kavlidir: (Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, günahkarlardan intikam alırız) (32/es-Secde/22)

    Kişiyi İslam'dan çıkaran bu davranışları şaka ya da ciddi yapan arasında bir fark yoktur. Sadece ikrah altında kalan bunun dışındadır. Bunların hepsi kişinin İslamı açısından olabilecek en tehlikeli durumlardır ve -malesef- yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Müslümanın, bu gibi durumlara düşmekten kendini koruması gerekir
#28.09.2005 04:13 1 0 0
  • BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM

    ES SELAMU ALEYKUM VE RAHMETULLAHI VE BERAKATUH!!!


    ALLAH KORKUSUYLA AĞLAMAK

    - Abdullah İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma'nın anlattığına göre, "Kendilerinin müslümanlığı kabul etmeleri ile, Allah'ın onları azarladığına dair (şu) ayetin inmesi arasında dört yıldan fazla zaman olmamıştır."

    "Onlar, daha önce kendilerıne kitap verilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi" (Hadid 16).

    - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür."

    - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte bir cenazede beraberdik. Aleyhissalâtu vesselâm kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki (göz yaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: "Ey kardeşlerim İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hadisesi) için iyi hazırlanın" buyurdular."

    - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Sinek başı kadar bile olsa, gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mü'min kul yoktur ki, Allah onu (ebedi) ateşe haram etmesin!"

    - Hz. Muaviye İbnu Ebi Süfyan radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Ameller kap(ta bulunan madde) gibidir. En aşağısı (yani dipteki kısım) güzelse en yukarısı (yani üst kısmı) da güzel olur; en aşağısı bozulursa en üstü de bozulur."

    - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Eğer kişi namazını herkesin gözü önünde kılınca (edebine uygun kılar) güzel yapar, tek başına kimsenin görmediği durumda kılınca da (edebine uygun kılar) güzel yaparsa, Allah Teâla hazretleri (onun ibadetinden memnun kalır ve:) "Bu (kulluğunu riyasız yapan) gerçek bir kulumdur" der."

    - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "(Ey mü'minler! Amel ve ibadetlerinizi) itidal üzere yapın, ifrattan kaçının. Zira sizden hiç kimseyi (ateşten) ameli kurtaracak değildir."

    Sahabiler: "Seni de mi amelin kurtarmaz, ey Allah'ın Resülü!" dediler. Aleyhissalatu vesselâm: "Beni de, buyurdular. Eğer Allah kendi katından bir rahmet ve fazl ile benim günahlarımı bağışlamazsa beni de amelim kurtarmaz!" buyurdular."
#27.09.2005 16:40 1 0 0