asaffatih

asaffatih

Üye
30.08.2006
Acemi Er
14
Hakkında

  • Sultan Fatih, İstanbul'un Fethi hakkında Akşemseddin Hz. İle sohbet ederken, "Bana öyle bir dua öğret ki, fetih için bana yardımı olsun" der. Akşemseddin Hz. De, "Zirin, 'Destur Yâ Şeyh Ahmed' demek olsun. Şeyh Ahmed'den himmet (yardım) taleb et" der.

    Bu zikre devam eden Fatih sorar: "Şeyh Ahmed kimdir ki, tazarru ve niyaz eyledim?" Akşemseddin Hz. nin cevabı: "Şeyh Ahmed, bu zamanın tasarruf sahibi ve kutbudur."

    Şeyh Ahmed, Özbekistan'da / Semerkand'da bulunan Ubeydullah Ahrar Hazretleridir.

    Fatih, bu zikrini fetih esnasında devamlı surette tekrarladı ve fetih müyesser oldu.

    İsmi geçen Ubeydullah Ahrar Hz. nin torunu Hâce Muhammed Kasım şunları anlatıyor:
    "Ubeydullah Ahrar Hz. bir gün, öğleden sonra aniden atının hazırlanmasını istedi. Atı hazırlanınca, binip Semerkand'dan sür'atle çıktı. Talebelerinden bir kısmı da arkasından gittiler. Biraz yol aldıktan sonra, Semerkand'ın dışında bir yerde talabelerine, "Siz burada durunuz" dedi. Kendisi, Abbas Sahrası'na doğru hızlıca sürdü. Onu bir müddet daha takip eden Mevlâna Şeyh ismindeki meşhur talebesi diyor ki, "Sahraya vardığında, atını sağa-sola sürmeye başladı. Sonra birdenbire gözden kayboldu."

    Hazret daha sonra evine döndüğünde, talebeleri nereye/niçin gittiğini sordular. O da, "Türk Sultanı Muhammed Han (Fatih) kâfirlerle harb ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardıma gittim. Allahü Teâlâ'nın izniyle gâlib geldi, zafer kazanıldı" buyurdu.

    Ubeydullah Ahrar Hz. nin, bu hadiseyi nakleden torunu Muhammed Kasım, babası Hâce Abdülhâdî'nin de şunları anlattığını naklediyor:
    "Bilâd-ı Rûm'a (Anadolu'ya) gittiğimde, Fatih Sultan Mehmed Han'ı oğlu Sultan Bâyezid Han, bana babam Ubeydullah Ahrar'ın şeklini tarif etti ve 'O mübarek zatın beyaz bir atı var mıydı?' diye sordu. Ben de, beyaz bir atının olduğunu ve bazen ona bindiğini söyledim. Bunun üzerine Sultan Bâyezid bana şunları anlattı:
    "Babam Fatih Sultan Mehmed Han bana şunları anlattı: İstanbul'u fethetmek üzere harb ettiğim sırada, harbin en şiddetli bir anında, Şeyh Ubeydullah Ahrar Semerkandî Hazretleri'nin imdadıma yetişmesini istedim. Bir zat, beyaz bir atın üstünde hemen yanıma geldi ve bana 'Korkma' buyurdu. Ben de 'Nasıl korkmayayım, bir türlü kale düşmüyor' dedim. Ben böyle söyleyince, elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, büyük bir ordu gördüm. 'İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık. Üç defa kös vurdur ve orduna hücum emri ver' buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da, bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı ve İstanbul'un Fethi müyesser oldu."
#09.09.2006 11:47 0 0 0
  • NABİ (rah) 1678 yılında bir kafile ile hac yolculuğuna çıkmıştı Kafilede devletin ileri gelen paşaları da bulunuyordu. Kafile hicaz bölgesine girince HZ Peygamberi ziyaret aşkı Nabi yi iyice sardı. Öyle ki vücudu bir hoş oldu ,uykusu kaçtı hiç uyumadı bir gece yarısı kafile peygamber şehri medine ye yaklaştı kafilede bulunan Eyüblü Rami Mehmet Paşa o esnada kıble tarafına doğru ayaklarını uzatmış oturuyordu. Resulü Kibriya nın beldesine girerken arkadaşlarında gördüğü bu manzara Nabi ye hiçte hoş gelmedi. Paşayı uyandıracak bir şekilde Şu meşhur beyitleri söylemeye başladı:

    "Sakın terki edepten kuy-i mahbub-ı huda dır bu !

    Nazargahi ilahidir Makamı Mustafadır bu!

    Bu beyitleri işiten paşa gözünü açtı hemen kendine geldi ikazın sebebini anladı ayaklarını topladı nabiye dönerek :

    ne zaman yazdın bunları ? senden başka duyan oldu mu ? 

    diye sordu. Nabi ;

    bunları daha önce herhangi bir yerde söylemiş değilim şimdi sizi bu halde görünce elimde olmadan yüksek sesle söylemeye başladım ikimizden başka bilen yok

    dedi. Paşa;

    öyleyse bu aramızda kalsın dedi. Nabi sustu yola devam ettiler kafile sabah ezanına yakın hz. Resulullahın mescidine yaklaştı birde baktılar ki Müezzinler ezandan önce Nabinin

    "Sakın terki edepten " beytiyle başlayan naatını okuyorlar. Nabi ve paşa hayret ettiler Mescide girdiler namaz kıldıkta sonra müezzinin yanına koştular

    Nabii heyecanla;

    Allah adına Peygamber aşkına söyle sen ezandan önce okuduğun o beyitleri kimden, nereden nasıl öğrendin diye sordu müezzin önce cevap vermek istemedi Nabi israr ve rica edince bunun üzerine müezzin;

    Resulu Kibriya sav. Efendimiz bu gece bütün müezzinleri rüyasına şereflendirerek

    Ümmetimden Nabi isimli birisi beni ziyarete geliyor kalkın ezandan önce onun benim için yazdığı beyitleri okuyarak karşılayın mescidime girişini kutlayın buyurdu

    bizde efendimizin emirlerini yerine getirdik dedi Nabi hepten şaşırdı ve heyecanlandı dayanamadı ağladı gözyaşları içinde müezzine tekrar o iki cihan efendisi gerçekten Nabi mi dedi , o benim ümmetimdendir mi diyemi buyurdu diye sordu müezzin; evet Nabi dedi

    o benim ümmetimdendir buyurdu deyince Nabi bu iltifata daha fazla dayanamadı

    sevincinden düşüp bayıldı bir zaman sonra ayıldığında paşayı ve müezzini yanında ağlarken buyurdu

    İşte edebin kerameti ve işte edepli bir insanın muhabbeti ...
#30.08.2006 10:29 0 0 0