Beş şeyi çok iyi değerlendir !
Peygamber efendimiz s.a.v. bir sahabiye öğüt için şöyle buyurmuştur.
Beş şeyden önce, Beş şeyi çok iyi değerlendir.
1. İhtiyarlamadan önce gençliğini !
2. Hastalanmadan önce sağlığını !
3. Meşguliyetten önce boş zamanı !
4. Fakir düşmeden önce zenginliğini !
5. Ölmeden önce hayatını !
Bazı Öğütler !
Gençliğini eğlenmekle tüketen, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.
Kibir, yüksek adamı alçaltır.
Yetimlere kefil ol, Peygambere komşu olursun.
Sabır er kişilerin ahlakıdır.
Her iyilik ve kötülüğün karşılığı vardır.
İyilik yap ama başa kakma.
Cennet ucuz değildir, cehennemde pahalı değildir.
Ne halde olursan ol Allah'tan kork.
Değer :
Şu 4 şeyin değerini ancak aşağıdaki 4 kimse bilebilir.
1. Gençliğin değerini ancak yaşlılar bilir.
2. Huzurun değerini ancak bela çekenler bilir.
3. Sağlığın değerini ancak hastalar bilir.
4. Hayatın değerini ancak ölüler bilir.
Peygamberimiz S.A.V. buyurdu ki:
Gece uzundur, onu uyku ile kısaltma.Gündüz aydınlıktır, onu günahlarla karartma.
Peygamberimiz S.A.V. buyurdu ki:
Kıyamet günü, şu üçü hariç, bütün gözler ağlayacaktır.
1. Allah korkusu ile yaş döken Göz.
2. Allah'ın haram kıldığı şeylere bakmaktan kaçınan Göz.
3. Allah yolunda uykusuz kalarak nöbet tutan Göz.
Amel Defteri :
Ademoğlu ölünce amel defteri kapanır,
yalnız şu 3 durumunda kulun defterine iyilik işlenmesine devam edilir.
1. Sadaka-i Cariye (Kalıcı bir Hayır).
2. Bıraktığı ilim'den faydalanabilenler.
3. Ana Babanın affı için dua edecek salih bir evlat.
Hz.Adem'in, oğlu Şit'e ve dolayısıyle bütün insanlara yaptığı beş maddelik nasihati şöyledir :
1- Ey Şit! Oğullarına söyle: Dünyaya ayrılmayacaklarmış gibi bakmasınlar. Buradan bir gün göçüp gideceklerini düşünsünler.
Ben de Cennetten ayrılmayacağım diye düşünmüştüm.
2- İnsanlara söyle: Hanımlarının sözünü hakikatin ta kendisi sanıp, hemen kabul etmesinler. Biraz düşünüp isabet derecesini incelesinler.
Zira ben hanımımın sözünü düşünmeden kabul ettiğim için, yasak ağacın meyvesinden yedim, sonunda da büyük bir pişmanlığa düştüm.
3- Oğulların, yapacakları işin sonunu düşünsünler...
Eğer ben o ağacının meyvesinden yerken bu işin sonunu düşünseydim, başıma gelenler gelmeyecekti...
4- Bir işe başlarken, içlerinde o işe ait bir endişe ve isteksizlik duyuyorlarsa, tekrar düşüunüp, yeniden tetkik etsinler.
Şayet ben, o ağactan yiyeceğim sırada, içimdeki endişe ve isteksizlik üzerinde durup, kararımı yeniden gözden gecirseydim, sonunda bu pişmanlığa düşmeyecektim.
5- Doğruluk ve isabet derecesini kesin olarak bilmedikleri işlerde de, istişare etsinler. Dürüstlüğüne inandıkları kimselerle yaptıkları istişare neticesindeki karara göre hareket etsinler.
Eğer ben, meleklerle istişare edip, işimi onlarla müzakereden sonra karara bağlasaydım, başıma gelenleri haketmeyecek, musibetlere maruz kalmayacaktım.
Bu sözlerimi sen de kendi oğullarına ulaştır ki, böylece babadan oğula, oğuldan da toruna intikal ederek, dünya devam ettikce tesirini icra etsin!.
Kur'ân-ı kerîmi aslından okuyamayanlar için , ezberlemede kolaylık olması bakımından sûre ve duâların okunuşları latin harfleri ile yazılmıştır. Ancak sûre ve duâları, kendi kendine lâtin harflerinden doğru olarak öğrenmek mümkün olmadığından, buradan ezberledikten sonra, bunları iyi bilen birinin ağzından, yanlışsız olarak öğrenmek gerekir. Namaz sûrelerinin mânâsı bozulacak şekilde yanlış okunması, namazın bozulmasına sebep olabilir
dinlemek için notaya tıklayın
Sübhâneke
Namazlarda ayakta iken okunur.
Okunduğu yerler:
1- Her namazın ilk rek'atinde, iftitâh tekbîrinden sonra,
2- Terâvih namazı dört rek'atte bir selâm verilerek kılınıyorsa, üçüncü rek'ate kalkıldığı zaman, Fâtiha'dan önce.
3- Cenâze namazında, birinci tekbîrden sonra.
Okunuşu:
Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük) ve lâ ilâhe gayrük.
"ve celle senâük" sadece cenâze namazında okunur. Diğer zamanlarda okunmaz.
Ettehıyyâtü
Okunduğu yerler:
Namazların her oturuşunda okunur.
Okunuşu:
Ettehıyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibâtü. Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis sâlihıyn eş'hedü enlâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlüh.
Allahümme Salli ve Allahümme Bârik
Okundukları yerler:
1- Bütün namazların son oturuşlarında Ettehıyyâtü'den sonra,
2- Cenâze namazında ikinci tekbîrden sonra.
Okunuşu:
Allahümme salli:
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Okunuşu:
Allahümme bârik:
Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârekte alâ İbrâhime ve alâ âli İbrâhim. İnneke hamîdün mecîd.
Rabbenâ âtina:
Okundukları yerler:
1- Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme Bârik'ten sonra,
2- Kunut dûasını bilmeyen, vitir namazında onun yerine "Rabbenâ âtinâ" âyetini okuyabilir.
3- Cenâze namazında üçüncü tekbîrden sonra okunacak duâları bilmeyen, bunların yerine yine "Rabbenâ âtinâ" ayetini duâ niyetiyle okuyabilir.
Okunuşu:
Rabbenâ âtinâ fid'dünyâ haseneten ve fil'âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr birahmetike ya erhamerahimin.
Kunut Duâları:
Vitir namazının üçüncü rek'atinde Fâtiha ve sûre okunduktan sonra eller yukarı kaldırılıp tekbîr alınır ve eller tekrar bağlanınca Kunut dûaları okunur
Okunuşu:
Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nü'minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü neşsküruke ve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk.
Allahümme iyyâke na'büdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nes'â ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşsâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhıik.
Namazlarda okunan bazı sûreler (zamm-ı sûre):
Fâtiha Sûresi:
Okunuşu:
Elhamdü lillâhi rabbil'âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. İyyâke na'büdü ve iyyâke neste'în. İhdinas-sırâtal müstekîm. Sırâtallezîne en'amte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Amener resûlü bimâ ünzile ileyhi mir rabbihî vel mü'minûn. Küllün âmene billâhi ve melâiketihi ve kütübihi ve rusulihi; lâ nuferriku beyne ahadin mir rusulih. Ve kâlu, semi'na ve etâ'na, gufraneke rabbena ve ileykel masiyr.
Lâ yukellifullahu nefsen illâ vüs'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet. Rabbena lâ tuahizna innesiyna ev ahta'na. Rabbena ve lâ tahmil aleyna isran kemâ hameltehu alelleziyne min kablina. Rabbenâ ve lâ tuhammilna ma lâ tâkatelena bihi. Va'fuanna, vagfirlena, verhamna. Ente mevlâna, fansurna alel kavmil kâfiriyn.
Allah C.C. Cümlemizin Namazını,eksiğimizle,noksanlığımızla kabul ve makbul eder İnşallah.
vurmalı çalgılar nelerdir isimli yazı Mumsema vurmalı çalgılar nelerdir Forum Alev
Batı dillerinde genellikle "percussion" ailesi olarak adlandırılır Dilimizde "vurma çalgılar" da denmektedir
Vurmalılar ailesi, tarihin en eski çalgılarının önemli bir bölümünü içerir Bu çalgıların en ilkelleri bile çağdaş orkestraların vurmalıları arasında yer almaktadırBunlar,müziğin yalnızca ritm, renk ve dinamik gücüne katgıda bulunmakla kalmazlar, aynı zamanda müziğin melodik ve armonik öğelerine de katkıda bulunurlar
Vurmalı çalgılar iki ana dala ayrılır: Perdesi belirli olmayan ve tek ses verenler ile belirli sesleri perdeli olarak olarak çıkarabilenlerBirinci grupta trampet, dümbelek, davul, kastanyet, kaynana zırıltısı, kamçı vbİkinci gruba girenler vibrafon, ksilofon, marimba vb['dir
Timpani ise akord edilebilme üstünlüğüyle davuldan ayrılır[Timpaniciler bu çalgının az ya da çok gerilebilen derileri üzerinde değişik sesler elde edebilirler
Timpani:
Madeni büyük bir çanağın üstüne geçirilen deriden oluşur Deri, gerginliğine göre belirli bir notayla uyum içindedir XIX yüzyılın başlarından beri timpani mekanik olarak akord edilebilmektedir
Deriye iki tokmakla vurulurTokmakların ucu istenilen tonal özelliğe göre değişik maddelerden yapılır
Beethoven dönemine kadar orkestralarda genellikle iki timpani bulunurduGünümüzdeki yaygın uygulama, tek müzikçinin kullandığı üç timpanidir
Bu çalgının başlıca işlevi, belirli bir notanın tekrarı ve arkasından gelen gümbürtüyle müziği vurgulamaktır Değişik tokmaklarla daha yumuşak ya da kuvvetli ses çıkartmak mümkündür
Glockenspiel:
İki küçük tokmakla bir dizi çelik levhaya vurarak çalınır Haendel ve Moart, bazı bestelerinde bu çalgıya yer vermişlerdir
Çağdaş bir akrabası tubofondurBunda, levha yerine borular vardır Klavyelidir Rezonansın yarattığı seslerden yararlanır Vibrafon da bu ailedendir
Çelesta:
Glockenspiel gibi, çelik plakalardan oluşur Ancak bu plakalar tahta rezonatörlere tutturulmuştur Klavya aracılığıyla çalınan bir dizi çekiçleri vardır 1880' de icad edilen bu çalgıyı ilk kez Çaykovski "Fındıkıran" da kullanmıştır Dolgun ve kalıcı bir ses rengi vardır
Trompet:
"Side-Drum" ya da "Snare-Drum" silindir biçimindeki küçük davul Bir yüzeyinde snare denen teller vardır.Bu sayede takırtı sağlanır İki değnekle çalınır Dilenen notalar elde edilemez Gümbürtü ve başka efektlere uygunluğundan ötürü, özellikle askeri müzikte kullanılır
Tenor Davul, Bas Davul:
Tenor davulun snare telleri yoktur Trampetten biraz büyüktür Bas davul ise çok büyüktür Güçlü bir gümbürtüsü vardır
Çelik Üçgen (Triangle):
Üçgen biçiminde bükülmüş çelik bir çubukturMetal çubukla vurularak çalınır
Simbal (Cymbal):
Bakır alışımlı iki yuvarlak levhadan oluşur Ayak mekanizmasıyla, ya da elle levhaların birbirine çarptırılmasıyla çalınır İstenirse levhalar birbirine değdirilip titretilir Davul sopasıyla da çalınabilirOrkestralarda yer alır
Gong:
Sini gibi büyük ve ağır bir metal levhadır Genellikle keçeden bir tokmakla çalınır
Kaynana Zırıltısı (Rattle):
Beethoven ve R Strauss tarafından da kullanılmıştır Çağdaş yapıtlarda sıkça yer alır
Def:
Dar bir kasnağın yalnızca bir yanına deri gererek yapılmıştır Elle çalınır Zilli ve zilsiz olarak kullanılır Bazı yörelerde "tef" adı verilir
Bendir:
Zilsiz büyük deflere denir Özellikle dini müzikte kullanılır
Kudüm:
Büyük bakır taslara deve derisi gerilerek yapılan bir çalgıdır İki kaptan biri ince, diğeri kalın ses çıkartır Daha çok dini müzikte kullanılır İki ayrı kaptan ses çıkarmak üzere yapılmış iki ayrı küçük tokmağı vardır
Zil:
Dövme bakırdan yapılır Kenarları daire şeklindedir Ortasından geçirilen lastiklerle parmaklara takılarak çalınır Bazı yörelerde "parmak zih" de denilmektedir
BANA İNSAN SES GRUBLARINI YAYLI ÇALGI AİLESİ SES ÖZELLİKLERİNE GÖRE EŞLEŞTİRİRMİSİNİZ
En düşük nefesli enstrüman olarak 1800'lerde üretildiğinde şimdiki halinden daha ince ve uzundu, bir trompet gibi sübaplar yerine saksafon gibi anahtarları vardı. Korno adlı bakır üflemeli çalgıdan esinlenerek yapılmıştır.
1820 ve 1830'larda band ve orkestralarda onun yerini şimdiki gibi geliştirilmiş tubalar almaya başladı. Tubalar daha iyi ses veriyorlardı ve tonları daha kolay çalınıyordu. Maceracı ve yetenekli bir Fransız besteci olan Hector Berlioz tuba ile başarı kazanan ilk bestecidir. Orkestra hakkında belli görüşleri olan Alman opera bestecisi Richard Wagner orkestrası için özel bir enstrüman yaptırmıştı ki buna 'Wagner tubası' deniliyordu. Wagner tubaları döner sübaplı daha ufak tubalardı. Birkaç kuşak sonrası bestecileri olan Bruckner, Stravinsky ve Strauss da bu çalgı için besteler yapmışlardır.
Sesi yumuşatılmış tubalar 1897' de Richard Strauss tarafından "Don Juan" adlı şiirsel eserinde tanıtıldı.
Arp, çoğunlukla Klasik Batı Müziğinde kullanılan telli bir müzik aletidir.
Arp, en eski telli çalgılardan biridir. Bir yayla ok atılırken gerilip bırakılan yay kirişi bir tınlama sesi çıkarır. Tek telli olan yaya değişik uzunluklarda teller ekleyip onların gerginlikleriyle oynayarak değişik sesler çıkarıldı Sonraları sesi yükseltmeye elverişli bir gövde(tını kutusu) eklenince gerçek bir çalgı yapılmış oldu. Bunlardan geliştirilen ilk çalgılardan biri "lir" di. Yunanlılar ve Romalılar çok yaygın olarak kullandıkları lir'i tanrı Apllon'un boş bir kaplumbağa kabuğuna teller takarak yaptığına inanıyorlardı. Orkestralarda kullanılan dik konuma tutulan arp, çağdaş orkestra çalgıları arasında telleri yalnızca parmakla çekilerek çalınan tek çalgıdır. Arpın 47 teli ve yedi pedalı vardır. Pedalların yardımıyla tellerin sesi değiştirilebilir. Bu pedallar üç ayrı konuma getirilebilir. Böylece bir nota diyez ve bemol olabilir. Notaları birbirinden ayırabilmek için notalara çeşitli renkler verilir; do telleri kırmızı, fa telleri ise siyah mavi veya koyu mavidir.
Def, (Farsça ve Arapça: دف parmak hareketiyle çalınan müzik aletidir. Defin tarihi eskilere dayanmaktadır. Mezopotamya ve diğer yerlerde yapılan arkeoloji kazılarda, ellerinde def bulunan figürlere raslanmaktadır.Genelde yuvarlak olan deflerin köşeli olanları da mevcuttur. Anadolu'nun bazı yerlerinde def "daire", Trakya'da "dare" adı ile de bilinmektedir. Düğünlerde kullanılan defler de bunlardır.
Tarihçe [değiştir]
Farabi'nin ayrıca Ud sazını da geliştirdiği söylenilir. Rahmetli Cinuçen Tanrıkorur kendi tarifi ile: "Musıkimizin mızraplı sazları içinde çın çın öten sesiyle en dişisi, yani en kalabalık topluluklarda dahi kendini duyuran sazı olan Kanun, sabit akordlu ve hazır sesli olması bakımından, çalınması kolay gibi görünen eşsiz bir renk ve melodi sazıdır. Halk arasında "kedi gezinse bir nağme çıkar" deyiminin yerleşmiş olmasi bu yüzdendir. Ancak saz hiç de göründüğü gibi kolay degildir. Tel takılırken akord kaynatmak, aktarımlarda mandal eksikliği ve telden tele süzmeler (glıs-sando) sazın ciddi problemleri arasındadır. Paralel oktavlarla,veya alttaki üstteki sesi sabit tutarak, başparmak çarpmaları veya tırnak -mandal kaydırmalarıyla, eller notanın birinci satırındayken gözlerle ikinci satırı okumak ve hızlı parçalarda geçkiler için gereken mandalları zamanından önce (ve çatırtısız) ayarlamak, ayrıca armoni düzenindeki birkaç tele mızrap ve parmaklarla ayni anda vurarak (batı müziği özentisiyle dahi olsa) gitar veya arp tekniğiyle melodiler çalmak, pek kedilerin becerebileceği iş değildir.
Tüm Arap ülkelerinde çok yaygın olan sazın en güzeli Türkiye'de yapılır. Türkiye'deki lutiyeler arap ülkelerine saz yapıp göndermektedirler. 1930'lu yıllardaki Büyük Arap Müziği Şurasın'da kabul edilen eksik mandal sistemi şu anda Arap müzisyenleri tarafından pek yeterli görülmemektedir. Bunun içindir ki Türkiye'den saz sipariş edilmektedir.
Kanun yapımıNapolyon Bonapart'ın 1792'deki Mısır seferinden sonra kanun ve ud, Fransa'ya ayak basmıştır. Aradan iki yüzyıl geçtikten sonra Fransız sanatçı Enriko Masias'ın, tamamen uda benzeyen ancak perdeli bir saz olan 'lut'u bir Fransız sazı olarak tanıtmasıysa düzeltilmesi gereken bir hatadır.
Piyanonun ilk şekli olduğu bilinen kanunun yapısını iyi anlayabilmek için Batı müziğiyle Türk sanat müziğinin basit bir karşılaştırmasını yapmak gerekir. Şöyle ki; Batı müziği 440 frekanslı 'la' sesini ana ses olarak kabul etmiş ve tüm sazların akort prensibini bu ses üzerine kurmuştur. Buna karşılık Türk müziğinde gene 440 frekanslı ses ana ses olarak kabul edilmiştir ancak bu sese 're' adı verilmiştir. Dolayısıyla Batı müziğiyle Türk müziği arasındaki 4 seslik transpoze farkı ortaya çıkmıştır.
Yapısı [değiştir]
24 veya 27 perdeli bir sazdır. Her bir perdedeki sesi 3 tel tınlatır. Bu yapısıyla piyanonun ses sistemine benzer. Telleri, özel olarak müzik aletleri için üretilmiş naylon teldendir. İlk evrelerinde naylon tel yerine bağırsaktan yapılan kiriş teller kullanılmıştır.
Göğüs tahtası çoğunlukla çınar ağacından, alt tabanı ıhlamur veya sıkıştırılmış kontrplaktan, burgu tahtası yumuşak bir ağaç olan ıhlamurdan, burgular gül, şimşir veya abanoz gibi sert ağaçlardan yapılır. Üç telden oluşan her perdede diyez, bemol ve koma sesleri ayarlayabilen mandallar vardır.
Kanun kullanım amacına göre 24-25-26 sesli olarak yapılır. Bunun karşılığı 3.5-4 oktavdır. İnsan sesiyle birlikte icra edilen tüm sazlar bu aralıktadır. Zaman zaman 36 sesli Arap Kanunu diye anılan sazlar yapılmış olsa da hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamıştır.
Türk sanat müziğinde kullanılan profesyonel kanun 26 perdeli olup her perdeye üçer tane tel takıldığı hesaplanırsa toplam 78 tellidir. Bu tellerin kalınlığı yukarıdan aşağı doğru; 0.60 mm. 0.70 mm. 0.80 mm. 0.90 mm. 1.00 mm. 1.10 mm. 1.20 mm. çapındadır.
Kanunda kullanılan tel, petrokimya tesislerinin kuruluşuna kadar, kuzu bağırsağının kurutulup bir takım işlemlerden geçirilmesi sonucu değişik kalınlıklarda üretilmekteydi. Ancak petrokimyanın kuruluşundan sonra bu sanayi dalının üretimi olan 'naylon-6' hammaddesinden elde edilmekte olup halen gerek yapımcıların gerekse icra edenlerin yeğlediği marka, amerikan malı 'dupont' enstürman telleridir.
Kullanımı [değiştir]
Bunun için bir öğretmenden ders alınmalı veya kanun metodu satın alınmalıdır(kanunu olanlar için).Tamamen öğrenilmesi 5-6 sene arasındadır diye tahmin edilir.Dünyanın öğrenilmesi en zor çalgılarından biri olarak bilinir.
Oturuşu ve Tutuşu [değiştir]
Kanun çalmak için düz bir sandalyeye veya tabureye oturulur. İki ayak altına yaklaşık 15 cm lik bir yükseltici koyulur. Eller doğal olarak kanunun üzerinde tutulur. Kollar ve dirsekler kesinlikle bir yere dayanmaz. Her an her tele ulaşabilecek şekilde pozisyon alınır.
Yüzüğün alt kısmına giren mızraplar (mutlaka kaplumbağadan elde edilen bağa mızrap olmalıdır.) parmağın ikinci boğumuna dayanıp, ucu yaklaşık 1.5 cm dışarıda olmalıdır.
Mandallar [değiştir]
Akortlu bir kanunun, bir perdedeki mandalların hepsi inikken Türk müziğindeki 5 komalık Kucuk Mucennep bemolu olur. Bizim kullandığımız kanun 6 lı mandal sistemine göre yapılmıştır. Dolayısıyla sıfır seviyesinden 6 mandal kaldırılınca o ses doğal olur.
6 seviyesinden sonraki mandallar da kademeli olarak diyezleri oluşturur.
Kanunda en alt ses Türk musikisinde "Re" diye isimlendirdiğimiz, batı musikisinde ise "La" diye isimlendirilen sestir.
Akort [değiştir]
Her saz için geçerli olduğu gibi kanun için de akort konusu çok önemlidir. Sazın falsosuz olması, yani tellerin kaliteli, burguların düzgün, mandalların çok iyi tesviye edilmiş olması, bağa mızrapların ne çok yumuşak ne de çok sert olmaması başlıca koşuldur. Kanun akordu önce oktav sesler daha sonra dörtlü ve beşli aralık sesler sistemine göre yapılır. Bu konuya girmeden önce Türk musikimizin ses yelpazesine bir göz atmamız gerekiyor. Bilindiği gibi Türk musikisi ses yelpazesinin en pes sesi, portenin altındaki Do (kaba çargâh) (Batıda Sol) sesidir. Yani sesler bu seviyeye kadar isimlendirilmiştir. Oysa kanunda en alt perde, portenin altındaki Re (Yegâh) (Batıda La) sesinin bir oktav daha altındaki "Re" sesinden başlar. Onun için böyle seslere biz "kaba" kelimesi ekleyerek tablonun gözünüzde canlanmasını sağlayalım.
Önce diyapazon sesi olan (Bizde re, batıda la) Neva sesinden başlayalım. Bunu bir oktav pesi Yegâh ve bir oktav daha pesi olan (kaba) Yegâh, sonra yukarıya çıkıp tiz neva seslerini kaynatalım. ( Akort yapma konusunda "kaynatma" deyimi seslerin birbiriyle uyumunu ifade eder.) Daha sonra portenin üzerindeki sol (Batıda re) Gerdaniye, tiz Gerdaniye, altta Rast ve (kaba) Rast. Bunlar takiben, Çargâh (bizde do, Batıda sol) kaba Çargâh, tiz Çargâh kontrol etmemiz gerekir. Dörtlü ve beşli ses aralıklarıyla akort ise, örneğin Acemaşiran-Kürdi, Dügâh-Neva, Dügâh-Hüseynî gibi aralıklarla ve bunların oktav kademelerindeki kontrolleriyle yapılır.
Bu şekilde sazlar ayrı ayrı çalındığında söz konusu fark herhangi bir sakınca yaratmaz. Ancak birlikte icra gerektiğinde 4 seslik transpoze fakını mutlaka dikkate almak gerekir.
Transpoze konusunu aşağıdaki şekil üzerinde görmek ve anlamak daha kolay olacaktır:
Burada da görüldüğü gibi:
la = re = 440 ana frekans la b = re b la# = re# olarak anılmaktadır.
Bu mandalların kullanılmasıyla Batı müziğinde majör veya minör tonlara karşılık gelen Türk müziği makamları elde edilir.
Şu anda 26 perdeli kanunda kullanılan mandal sistemi ve Batı müziği karşılıklarıyla Türk müziğinde kullanılan isimleri şöyledir:
Kanun yapımı ince bir işçilik, bol zaman ve emek gerektirmektedir. Bu kadar farklı malzemeyle ve farklı tekniklerin birarada kullanılmasıyla ortaya çıkarılan kanun, zarif ve hoş tınılı bir Türk sazıdır.
"http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanun_(m%C3%BCzik)" adresinden alındı.
Trombon
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
Trombon
Piston trombonTrombon, üflemeli bir çalgı çeşididir.
Fincan biçimli bir ağızlığa dayanan dudakların titreşmesiyle ses çıkarmaktadır. Boru uzunluğunu değiştiren ve "kulis" adı verilen bir sürgüsü vardır. Bu sürgü trombonun farklı notalarda ses çıkarabilmesini sağlar. İlk olarak 15. yüzyılda kullanılmıştır.
Piston Trombon denilen, kulis yerine trompet gibi 3 adet pistonu olan bir türü daha vardır, ses sınırları kulis trombon ile aynı ve sesinin rengi kulis trombondan biraz farklıdır.
Aynı zamanda bir çok okul orkestrasında da kullanılmaktadır.
Müzik aleti ile ilgili bu madde bir taslaktır. İçeriğini geliştirerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz.
Kemençe
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
→ Başlığın diğer anlamları için Kemençe (anlam ayrım) sayfasına bakınız.
Karadeniz kemençesi # Parça adı (Rumca) İşlev
1 Tepe (To Kifal) Tutucu
2 Kulak (Otia) Telleri tutup, germek
3 Boyun (Goula) Avuç içiyle kavranan yer
4 Kravat (Spaler) Klavye
5 Kapak Rezonans
6 Ses delikleri (Rothounia) Sesin akustiği
7 Eşek (Gaidaron) Telelri taşımak
8 Palikar "yiğit" (Palikar) Tutucu
9 Gövde (Soma) Ana gövde
10 Solucan (Stoular) akustik
11 Teller, Hordes Sesin oluşması
Suluboya çalışma: Kemençe çalan iblis, MS 15. yüzyıl. Timur dönemi İran veya Orta Asya
Kemençe yapımcısı, Çago usta'nın çalışma tezgahıKemençe, Doğu Karadeniz bölgesinde yaygın olan ve rebap, keman türü yaylı çalgılarla akraba olduğu sanılan, bir yay yardımıyla çalınan üç telli geleneksel halk çalgısının adı olup, klasik kemençe ile karıştırılmasını önlemek amacıyla Karadeniz kemençesi ya da Laz kemençesi olarak da adlandırılmaktadır.
Konu başlıkları [gizle]
1 Tarihçesi
2 Coğrafi dağılım
3 Akort
4 Yapım
4.1 Örnek kemençe ölçüleri
5 Karadenizli kemençe ustaları
6 Notlar
7 Kaynakça
8 Dış bağlantılar
Tarihçesi [değiştir]
Bilinen en eski yaylı enstruman olan rebap (Arapça rababah) Avrupa'ya, 9. yüzyılda Bizans üzerinden (lyra adıyla) ve MS 11. yüzyılda Müslüman Arapların kontrolü altında olduğu dönemde İspanya üzerinden Rebec adıyla iki koldan yayılmış, Orta Çağ ve Erken Rönesans dönemi boyunca yoğun olarak kullanılmıştır.[1] Çok sayıda farklı teoriye karşın Karadeniz kemençesinin Rumlar tarafından Kapadokya kemanesi olarak da adlandırılan Kabak kemaneden form olarak ne zaman farklılaştığı kesin olarak bilinmemektedir.Karadeniz kemençesi kuman kıpçaklarının çalgısıdır.Gagavuz türkleri kumança demektedir. [2]
Coğrafi dağılım [değiştir]
Karadeniz kemençesi temel müzik aleti olduğu Rize, Trabzon, Giresun'un yanısıra Kuzey Gümüşhane ve Doğu Ordu'da, kısmen Samsun sahilinde, Cumhuriyet döneminde Karadenizlilerin topluca göç ettiği Adapazarı, İzmit köylerinde ve büyük şehirlerde, 1923 mübadelesiyle Yunanistan'a giden Rumlar tarafından başta Selanik olmak üzere Kuzey Yunanistan'da yer alan göçmen köylerinde kullanılmaktadır.
Akort [değiştir]
Karadeniz kemençesi genellikle beş yarım sesten oluşan aralıklarla örneğin G [sol] -D [re] -A ([la]) veya E [mi] -A [la] -D [re)formunda akort edilmekle birlikte, nadiren de olsa tulum ezgileri çalınmak istendiğinde (özellikle Trabzon Maçka ve Kuzey Gümüşhane'de) da (A [la] - A [la] - D [re] formu kullanılmaktadır. Mübadeleye kadar Rumlar tarafından Trabzon ve Gümüşhane'de yoğun olarak kullanılan tulum 1970'lere kadar Trabzon'un Holo [3] ve Maçka bölgelerinde de Müslümanlar tarafından kullanılmıştır. Geçmişte yaygın olarak yapılan küçükbaş hayvancılığın terkedilmesi tulum ve şimşir kavalın yerini kemençeye bırakması sonucu getirmiş olmalıdır. [4]
Yapım [değiştir]
Kemençenin gövdesi dut, karadut, akçaağaç ardıç, ladin veya erik ağacından tamamen elde oyularak tip ve özelliklerine göre 3-15 gün içerisinde yapılmaktadır.[5] Özellikle Görele, Tirebolu, Vona (Perşembe), Ordu, Fatsa, Ünye, Eynesil, Mesudiye, Akyazı, Vakfıkebir, Akçaabat, Tonya, Maçka, Sürmene'de süreklilik arzeden kemençe yapımcılığı genellikle babadan oğula geçmekte ve yapımcılar hiçbir resmi eğitim kurumunun formasyonundan geçmemektedirler. 19. yüzyıla dek bağırsak olan teller yerini metal olanlara bırakmıştır. Teller inceden kalına doğru zil, sağır ve bom olarak adlandırılmaktadır.
Örnek kemençe ölçüleri [değiştir]
Sürmene yapımı kalın kemençe ölçüleri [6]
Kemençe boyu : 51 cm
Tekne boyu : 41.5 cm
Geniş taban tekne
ön yükseklik : 5 .5 cm
Tutma yeri (sap) dar
Taban arka yükseklik : 5 cm
Geniş taban eni : 10 cm
Dar taban eni : 7 cm
Tekne taban kalınlığı : 3.5 mm
Tekne yan kalınlık : 3.5 mm
Tekne yan yükseklik : 5 mm
Klavye tel yükseklik
(Burgulara yakın kısım) : 0.8 mm
Klavye tel yükseklik
(tekne tarafında olan kısım : 2.5 mm
Kapak üstü kaş uzunluk- en : 6 cm - 3.3 mm
Kapak üstü kaşın tekne dar
Kısım uzaklığı -yukarıdan : 28 cm
Kapak üstü kaşın tekne geniş
Kısım uzaklığı -aşağıdan : 14 cm
Klavye : 8 cm
Klavye genişlik : 2.5 cm
İki kaş arası mesafe : 3 cm
Tel alt bağlantı kuyruğu : 10 cm
Zil ( ince )tel : 0.25-028 mm
Orta tel : 0.28-0.30 mm
Kalın tel : 2 numara,sarma tel ( keman teli )
Yay boyu : 50 cm
Eşik yükseklik : 2 cm
Burgu bağlantı kafa derinlik -
Genişlik : 4.5 cm—2.5 c
Kapak kalınlığı : 2 mm
Karadenizli kemençe ustaları [değiştir]
Samsun ile Artvin illeri arasında çoğunlukla Trabzon, Rize ve Giresun kökenli pek çok kemençe virtüözü yetişmiş olup çok azının ses kaydı hatta adı günümüze ulaşabilmiştir. Bu ustalardan 20. yüzyılda kendi ekollerini oluşturabilmiş olanların listesi aşağıdadır ::
Göreleli Halil Kodalak
Rize Hemşinli Sebahaddin Akpak
Rizeli Sadık Aynacı
Giresun Dereli'den Çalcalı Hüseyin Bıçak
Ordulu Hasan Duman
Rizeli Mehmet Yavuz
Sürmeneli Hüseyin Dilaver
Göreleli Durkaya Kemal İpşir
Maçkalı Hasan Tunç
Maçkalı Osman Genç
Rizeli Hasan Sözeri
Maçkalı Ferhat Özyakupoğlu
Sürmeneli Bahattin Çamurali
Rizeli Ali Rıza Temelli
Koryanalı Hüseyin Köse
Sürmeneli Fahrettin Dilaver
Arhavili Yaşar Turna
Arhavili Mehmet Canoğlu
Rizeli Sami Mataracı
Rizeli Ahmet Yanık
Göreleli Katip Şadi
Göreleli Mehmet Sırrı Öztürk
Ağasarlı Sait Uçar
Rizeli Musa Agun
Oflu Dursun Dereli
Çaykaralı Mehmet Yaldız
Göreleli Picoğlu Osman (Gökçe)
Giresunlu İbrahim Gülpinar
Giresunlu Mehmet Maksutoğlu
BENDE SİZE SENFONİK ORKESTRADA EN ÖNDE SOL KÖŞEDE BULUNAN KEMANI AÇIKLIYIM:
Keman dört telli yaylı bir çalgıdır. Keman 4 telli olmadan önce 7 telliydi zaman içinde değişerek şu anki 4 telli halini almıştır. Değiştirilmesinin sebepleri ise görünüşünün kaba ve tutuşununda zor olmasından kaynaklanır. Keman'ın telleri sırayla 7'den 6'ya, 6'dan da 5'e düşmüştür.
Viyola ve viyolonselin de bulunduğu violin ailesinin en küçük ve en yüksek tondan çalan üyesidir. Akor sesleri pesten tize sol, re, la, ve mi'dir.
Kemanda perde yoktur. Nota yerleri pesten tize doğru yaklaşık olarak şu şekildedir:
Keman yayına arşe denir. Suuni veya gerçek at kılı ya da ham misina olarak adlandırılan bir madde kullanılır.
Almanca: Geige, Fransızca: Violon, İngilizce: Violin, İtalyanca: Violino dur. Uzunluğu 60 cm'dir. Yayla çalınan telli bir çalgıdır. Notası, ikinci çizgi Sol açkısı ile yazılır. Orkestralarda, genel olarak (Solo, I, II) üç partisi bulunur.Solo ve eşlik görevi verilir (özellikle bir solo çalgıdır). Hiç bir çalgıda olmayan ses rengiyle, çok zengin bir anlatım gücü vardır.
Telleri: Sol, Re, La, Mi olarak akort edilir.
Tarihçesi [değiştir]
Keman ilk olarak 14.yüzyılda Kuzey İtalya'da ortaya çıktı; bu dönemde keman Avrupa'da yayıldı. İlk keman yapımcılarının Rebec, Rönesans de Fer tarafından Ortaçağ'da İtalya'da Lira da Braci, Fransa'da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman'ın atası sayılır. Lavignac, Keman'ın Türklerin Kemençe'i guz (Oğuz Kemençesinden)alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab'ından geliştirildiği öne sürülmüştür. 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru, Antonio Stradivarius Keman'a son şeklini vermişlerdir. Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda , bazı değişikliklere uğradı. Çağdaş kemanda gövde ve sap daha uzun, köprü daha yüksektir.
Çiftlemeler [değiştir]
Parmakların yerleşimi
Birinci keman ile ikinci keman [değiştir]
Renk değişmez dolgunlaşır (çalanların sayısı çoğalırsa, duyulusu yumuşak bir de tahta çalgı eklenir. Yaylı çalgıların duyulusu egemen kalır. Fakat biraz dolgunlaşmış olur).Keman ile Viyola: Kemanların birleşmesinden çok farklı bir etki yapmaz. Kemanın rengi egemendir. Dolgun ve yumuşak bir renk sağlanır.
Keman ile viyolonsel [değiştir]
Dolgun bir duyuluş sağlanır. Viyolonselin ses rengi egemendir. Birinci Keman, ikinci Keman, Viyola ve Viyolonsel: Bunların dördünün sesdeş olarak çalması, alto ve tenor katında mümkündür. (F) de gayet kuvvetli, (P) de özellikle dolgun ve yumuşak bir renk sağlanır. vcccv
Sekizliden çiftleme [değiştir]
Birinci keman ile ikinci keman [değiştir]
Çok sık rastlanır, özellikle ezgi yüksek soprano seslerinden daha yukarılara çıktığı zaman kullanılır. Çünkü bu katta Mi telinin dolgunluk ve anlatım gücü azalır. Bundan başka, birinci kemanlar ikinci kemanlarla sekizli aşağıdan katlanmazsa, bütün diğer çalgılardan uzakta, yalnız kalır.
Keman Kemanlar [değiştir]
Bu biçim duyulusu zayıflatır ve küçük orkestrada özellikle belli olur. Buna rağmen bazı durumda ezgi çok incelerde iken ve tahta çalgılarla katlayarak kulanılır.
Keman ile viyola [değiştir]
İki sekizliden çiftleme [değiştir]
Birinci Keman, ikinci Keman ve Viyola, ya da Birinci Keman, ikinci Keman ve Viyolonsel: [değiştir]
Bu biçim geniş ve uzun ezgilerde kullanılır. özellikle (eb) de yapılır
Üç ve dört sekizliden çiftleme [değiştir]
Birinci keman, ikinci keman, viyola ve viyolonsel (telli kontrbas) [değiştir]
Bu biçim çok az kullanılır ve soluklu çalgılarla katlanmaz kullanılır