eylul_45

eylul_45

Üye
11.09.2008
Acemi Er
47
Hakkında

  • Multipl Skleroz (MS) santral sinir sisteminin yani beynin ve omuriliğin inflamatuar (yangısal) bir hastalığıdır.


    Özellikle santral sinir sistemindeki beyaz madde yapıları hastalanır. Beyaz madde, santral sinir sisteminin kendi içerisinde ve bu bölüm ile vücudun diğer bölümleri arasında iletişimi sağlayan sinir liflerinden oluşur.

    MS'li hastalarda santral sinir sistemindeki bu beyaz maddede plak veya lezyon diye adlandırılan hasarlı alanlar görülür. Bu hasarlı alanlarda siniri çevreleyen myelin denilen bir maddede kayıp gözlenir. MS'de olabilecek olaylar önceden tahmin edilemez ve oldukça değişkenlik gösterir. Bu nedenle MS'i tanımlayabilmek çok zor bir durumdur. Sinir sisteminde etkilenen yere ve etkilenme derecesine göre, hastalığın tipi ve şiddeti hastadan hastaya değişebilir.

    Tıpatıp aynı şekilde gelişen ve aynı bulgularla seyreden iki MS'li hasta bulabilmek mümkün değildir. Hastalığın bireyin kendisinde ve hastalar arasında farklı seyretmesi, hastalığın zamanlamasını, beyinde tuttuğu yeri ve bulguların şiddetini farklı kılmaktadır.

    Genel olarak MS'li olgularda, beynin veya omuriliğin kontrol ettiği her hangi bir fonksiyonun tam veya yarı tam kaybı gözlenir.

    MS'in nedeni olarak birkaç teori vardır, fakat bunlarla hastalık oldukça zayıf bir şekilde anlaşılabilmektedir. Hastalık hakkındaki her yeni bilgi, daha fazla soruyu beraberinde getirmektedir. Araştırmalar hızlı bir şekilde sürmektedir. MS'in nedeni, kompleks bir konudur. Geçerli olan teoriler, şöyle özetlenebilir:

    1. Otoimmunite: MS'in otoimmün bir hastalık olduğu, bilim ve tıp dünyasında önde gelen teorilerdendir. Oto kendisi için demektir ve otoimmünite kendine karşı bağışık anlamındadır. MS'e uyarlandığında, vücudun doğal defans güçlerinin kendisine ait myeline karşı davranması, saldırmasıdır. Myelinin hasarlanmasında immün sistemin rol oynadığını gösteren pek çok kanıt gösterilmiştir.

    2. Patojenler: MS'in nasıl olduğu hakkında diğer bir bilimsel teori patojen ile oluşmasıdır. Patojen, virus, bakteri, fungus gibi küçük mikroplar için kullanılan genel bir kelimedir. Bazı istatistikler viruslarla ilgili önemli sonuçlar getirmektedir.

    3. Genetik: Aile çalışmaları, MS'lilerin 1. derece akrabalarının, normal kişilerden 20-40 kez daha fazla risk altında olduğunu göstermiştir. Yine de bu ilişki, diğer genetik hastalıklara göre zayıftır. İkizlerin biri MS ise diğerinin MS olma olasılığı %30'dur.
    4. Kan ve beyin arasındaki bariyerin hasarı
    5. Anne karnında oluşan biokimyasal olaylar
    6. Diyet ve vitamin yetmezlikleri
    7. Alerjik reaksiyonlar

    Bulguları:
    MS'li hastalar, tam veya yarı tam olarak aşağıdaki problemlerin her hangi birini ataklar ve düzelmeler veya yavaş kötüleşen bir seyir izleyerek yaşayabilirler:
    Uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme,
    Güç kaybı, spazm, kas sertliği, kramp, ağrı. Güç kaybı vücudun bir tarafındaki kol ve bacakta veya her iki bacakta birden olabilir.
    Görme kaybı, çift görme,
    İdrar kaçırma ve idrar aciliyeti,
    Kabızlık,
    Konuşma bozukluğu,
    Cinsel fonksiyon bozuklukları,
    Denge kaybı, bulantı,
    Yorgunluk,
    Depresyon,
    Kısa süreli hafıza problemleri,
    Yutma zorluğu

    Tanı ve tedavi:

    MS için özel bir test yoktur. MS tanısı koymak, bir yerde diğer olasılıkları elimine etmek
    anlamındadır.

    MRI: MRI filmleri beyin ve omurilik hakkında detaylı bilgi verir. MS lezyonları bu filmlerde soluk alanlar olarak görülürler.
    Beyin omurilik sıvısının incelenmesi: Bu sıvıda, bağışıklık sisteminin aktivitesini gösteren oligoklonal bandlar, myelin proteini saptanabilir.
    Uyarılmış yanıtlar: Bu testler, sinirlerin ileti hızlarını ölçme teknikleridir. Myelin kılıfı hasarlanmış sinirler, iletileri daha yavaş iletirler. 3 ana tipi vardır:
    Görsel uyarılmış yanıtlar: Görme ile ilgili sinirleri inceler.
    İşitsel uyarılmış yanıtlar: İşitme ile ilgili sinirleri inceler.
    Somatosensoriyel uyarılmış yanıtlar: Kol ve bacaklardaki duyusal sinirleri inceler.

    Bu gün için MS'in tedavisi yoktur. Fakat hastalığın seyrini yavaşlatmak ve etkilerini azaltmak için yapılan tedaviler vardır.
#15.08.2009 01:01 0 0 0
  • Daha çok ruhsal sıkıntılar, stres sebebiyle ortaya çıkan, sık görülen bir deri hastalığıdır. Kırmızı yuvarlak güle benzeyen üzeri hafif beyaz kabuklu döküntülerle seyreder.


    Bazen tek büyük bir lezyonla başlar. Bu; öncü, haberci plaka madalyon denir,hastalık bazen "madalyon hastalığı "olarak da anılır.Döküntüler en çok gövde, sırtta ve kollarda görülür. Sırtta çam ağacının dallarını andıran bir görünüm oluşur; bu görünüme "noel çamı deseni" denir.

    Gençlerde daha çok olmakla birlikte her yaşta görülebilir. Bahar aylarında sık rastlanır. Virüslere karşı(HHV-7) alerjik bir reaksiyon olduğu üzerinde durulmaktadır.

    Hastalık genellikle kalıcı bir iz bırakmaz; fakat esmer kişilerde zaman içinde gerileyen kahve renkli lekeler kalabilir.

    Herkes hayatında bir kere ya da daha fazla gül hastalığı geçirebilir; ancak hastalık kronik değildir. Hastalığın seyrinde kaşıntı görülebilir. Hastalık bazen tek bir madalyonla seyredebildiği gibi; bazen çok şiddetli bir seyirle vücudun %80'ini tutabilir.

    Tanı ve tedavisi:

    Hastalık bulaşıcı değildir. Tanı, dermatolojik muayene ile konulur. Pitriasis rosea genellikle sırtı, boynu, göğsü, karnı ve kol ve bacakların üst bölümünü etkiler.

    Döküntü herkeste farklı seyredebileceği için tanıda bazen zorluk çekilebilir. Döküntünün sayısı ve boyutları kişiden kişiye değişir, ara sıra döküntü vücudun farklı alanlarında, örneğin vücudun alt kısmı ve yüzde görülebilir. Gövdedeki mantar enfeksiyonu, sedef hastalığı ile karışabilir. Bazı ilaç reaksiyonlarında görülen döküntüler de "pitriasis rosea"ya benzeyebilir. Bu durumlarda dermatoloji uzmanı tarafından alınan deri biyopsisi ile tanı konulabilir.

    Tedavide; döküntüleri ve kaşıntıyı gidermek için ağızdan alınan veya sürülebilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Nemlendirici losyonlar,antihistaminikler ve kortizonlu kremler sık kullanılan ilaçlardır.
    Uz. Dr. Ayfer Aydın
    Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü
#15.08.2009 00:58 0 0 0
  • Özellikle de yaz aylarında terleme her yaş grubundaki kadınlar, erkekler ve gençler için önemli bir sosyal sorun. Aşırı terleme nedeniyle insanlar sosyal ortamlarda zorluk çekiyor, öpüşmekten, el sıkışmaktan kaçınıyor. Üstelik son yıllarda terlemeyi önlemede koltuk altına sürülmek suretiyle kullanılan ve "alüminyum" içeren "antiperspirant" ürünlerin meme kanserine yol açtığı iddiası var. Bu iddialar da insanları, terleme konusundaki tedavi arayışlarına itiyor.

    International Hospital ve Acıbadem Bakırköy Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ahu Birol, alüminyum içeren antiperspirant koltuk altı ürünlerinin meme kanserine yol açtığına ilişkin iddiaların bilimsel araştırmalarla ispatlanmadığını belirtti. Meme kanserli hastalardan alınan biyopsi örneklerinde fazla miktarda alüminyuma rastlanması nedeniyle söz konusu ürünlerin meme kanseri yapma ihtimali üzerinde durulduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Ahu Birol, şunları söyledi: "İnsan vücuduna çok çeşitli kaynaklardan alüminyum girişi olabilir. Sadece bu ürünler aracılığıyla vücudumuza alüminyum girmiş olsaydı, bu ürünlerin kanserojen etkisinin kesin kanıtlanmış bilimsel bir gerçek olduğunu söyleyebilirdik. Ancak bu durumda söyleyemiyoruz. Eğer kişide alüminyum maddesine karşı bir hassasiyet varsa, alüminyum içermeyen ürünleri kullanabilir. Alüminyum, terlemeyi azaltıcı etkisi nedeniyle bu ürünlerde kullanılmaktadır."

    DEODORANT TERLEMEYİ ÖNLEMİYOR

    Deodorantlar ve antiperspirant ürünlerin etkileri konusunda bir zihin karışıklığı var. Deodorantlar, kötü kokuyu engellemek için kullanılıyor. Sanıldığının aksine terlemeyi kesmiyor. Antiperspirant ürünler ise terlemeyi kesiyor. Bu ürünlerin toksin atmayı önlediğine ilişkin bilgilerin de yanlışlığına değinen Doç. Dr. Ahu Birol, "Biz toksinleri direkt koltuk altındaki bezlerden atmıyoruz. Koku yapan, özel bezler koltuk altında bulunuyor. Karaciğer ve böbrek yoluyla toksinlerin çoğunu atıyoruz." dedi.

    Deodorantların görünen bölgelere sıkılması ve temiz cilde uygulanması gerekiyor. Bu nedenle deodorant sıkılmadan önce koltuk altının suyla yıkanması önem taşıyor. Deodorant sıktıktan sonra güneşe çıkılmaması gerekiyor. Deodorant sıkıp güneşe çıkınca, içindeki kimyasallar güneşle birleştiğinde bir vücutta alerjik tepkiler, tahriş, kızarıklık, kaşıntı, yanma ortaya çıkıyor. Bu nedenle özellikle yaz aylarında güneş görebilecek bölgelerde deodorant kullanılmamalı. Çünkü insanlar hangi kimyasal maddelere ne tepki vereceğini bilemeyebilir.

    GÜNEŞ AKNEYİ ÖNCE KURUTUYOR, SONRA ÇOĞALTIYOR

    Yazın karşılaşılan dermatolojik sorunlarla ilgili sık sorulan soruları yanıtlayan ve yanlış bilinen bazı durumlara açıklık getiren Doç. Dr. Ahu Birol, şu bilgileri verdi:

    Güneşe çıkmak akneyi azaltır mı?

    Aknenin değişik evreleri vardır. Eğer akne iltihaplıysa güneş ışığı sivilceleri azaltabilir. Akneye neden olan siyah noktalar, tıkaçlar duracağı için güneşe çıkmak biraz yalancı bir çözüm oluyor. Güneşle artan akne tipleri var, klorla ortaya çıkan tipleri var. Bazı tiplerinde kuruma sağlanırken, bazılarında yazın kullanılan güneş kremlerine bağlı artış olabilir. Bu nedenle akneyi yazın tedavi etmek zordur. Ağızdan kullanılan ilaçlar ve kremlerle, ciltte kızarıklık, yanma, soyulma bir de güneşin etkisi ortaya çıkıyor. Yazın hafif etkili ürünleri kullanmayı tercih ediyoruz. Aknesi olan kişilerin kullandıkları ürünlerin yağsız, su bazlı olması, akneyi artırmaması gerekiyor. Temiz tutmak önemli.

    Havuz ve deniz suyu zararlı mı, yararlı mı?

    Havuz, deniz güneş deriyi kurutuyor. Klor ve tuzlu sudan arınmak, duş almak gerekiyor. Güneş koruyucusu ve nemlendirici sürmek gerekiyor, kişi deniz kenarındaysa mutlaka ürün kullanılmalı. Eğer egzeması varsa dikkatli olmalı. Atopik egzeması olan kişilerde durum değişebiliyor. Kuruluktan sonra egzema şiddetleniyor, havuzdan dolayı daha kolay enfeksiyon kapılabiliyor. Kıl köklerinde iltihap oluşuyor. Havuz ve denizin etkisiyle, bakteriyel hastalıklar ve alerjik enfeksiyonlar görülüyor. Ayakta mantar oluyor. Tüm vücutta mantar görülme riski artıyor.

    Yüksek koruma faktörlü güneş kremi daha mı çok korur?

    Yüzde 90 koruma için en az 15 faktör kullanılması gerekiyor. Hiçbir hastalığı olmayan, ama güneş koruma ürünü kullanmak isteyenlere normal bireylerde 15 faktör yeterlidir. 30 ve üzeri güçlü korumalardır. Deri hastalığı, güneşe duyarlılığı olan, güneşle artan hastalığı bulunanlara yüksek faktörlü koruma öneriyoruz. Çünkü 15 faktörlü bir kremle, yüzde 90 koruma sağlıyorsak, 50 faktör sürünce yüzde 95 koruma sağlıyoruz.

    Krem sürüp bronzlaşmak zararlı mı?

    Eğer krem sürüp bronzlaşıyorsak burada hata var demektir. Yani kremi sürüp bronzlaşıyorsak güneşin zararlı etkilerine maruz kalıyoruz anlamına gelir. Güneşin zararlı etkileriyle deri kanseri ve deri yaşlanmasına zemin hazırlamış oluyoruz.

    Güneş koruyucular deri kanseri yapıyor mu?

    Bu ürünlerin kullanımı son yıllarda arttığı için, bu ürünleri kullanıp güneşte yatmamak gerekiyor. Ama geç dönem yan etkileri sürüyor. Deri kanserinde bir artış var. Güneş koruyucu kanser yapmıyor, çok koruyucu kullanıp güneşte çok kalmak güneşin zararlı etkilerine de maraz kalmaya neden olduğundan kanser riski artıyor.

    Lazer güneş lekesinden korunmada kesin çözüm müdür?

    "Solar lentigo" dediğimiz güneş lekeleri için lazer uygulanması sayesinde birkaç seansta belirgin derecede lekelerin renkleri açılır. Ama güneşte kalırsa lekeler yeniden oluşur. Tedaviden sonra iyi korunmak gerekiyor.

    Lazer epilasyon yazın yapılır mı?

    Lazer epilasyon, güneşe çıkmayan, teni bronzlaşmamış kişilere yazın yapılabilir. Koyu tene yapılmaz. Eğer derinin rengi açık, kılın rengi koyu ise lazerin etkinliği fazla oluyor. Yazın insanlar bronzlaştığı için lazer deriyi yakabiliyor. Kıl ve ten koyu olduğundan sorun yaşanıyor. Yüzdeki tüyler daha açık renkte ve ince olduğundan lazer bunlarda iyi sonuç vermiyor. Koltuk altı, genital bölge, bacaklarda çok iyi sonuç elde ediliyor.
#15.08.2009 00:49 0 0 0
  • Çin'de yaşanan melamin faciası gıda güvenliği konusunun ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı
    Kontroller yapılmazsa Türkiye'de de melamin faciası yaşanabilir"

    Gıda Güvenliği Derneği (GGD) Başkanı Samim Saner, Çin'de yaşanan melamin faciasının Türkiye'de de yaşanmaması için içinde yüzde 15'ten fazla süt bulunan ürünlerde eğer melamin içeriği 2.5 mg /kg üzerinde ise bu ürünlerin ithaline izin verilmemesi gerektiğini söyledi

    Çin'de süt ve süt ürünleriyle bebek mamalarına katılan melamin nedeniyle üç çocuğun hayatını kaybetmesi ve 53 bin çocuğun ise genellikle böbrek rahatsızlıklarına yakalanması konusunda bir açıklama yapan Gıda Güvenliği Derneği (GGD) Başkanı Samim Saner, "Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı (FAO) verilerine göre Çin'de sorunun yaşandığı bölgede tüketime hazır bebek mamalarında 2 600 mg/ kg'a kadar melamine rastlandı. Melaminin süte hile amaçlı katılan suyun protein içeriğini yükseltmek için katılmış olduğu tespit edildi. Çin'de yaşanan melamin faciası gıda güvenliği konusunun ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı" dedi.

    'Çin'den bebek maması ithal etmiyoruz'

    Saner, "Türkiye'de Çin'dekine benzer bir facia meydana gelebilir mi?" sorusuna şu yanıtı verdi: "Çin'den bebek maması ithal etmiyoruz. Ancak, bu bizim ülkemizde tehlike yaşanmaz anlamına gelmiyor. Avrupa Birliği Komisyonu, AB ülkelerine Çin'den ithal edilen ve içeriğinde yüzde 15'in üzerinde süt içeren ya da içeriğinde ne kadar süt içerdiği belirtilmemiş olan ürünlerde laboratuvar analizleri de dahil olmak üzere sıkı kontroller yapılmasını şart koşuyor. Bu ürünlerde melamin miktarının 2.5 mg / kg'ı aşmaması gerekiyor. 2.5 mg/kg'dan daha fazla melamin içeren gıda ürünlerinin imha edilmesi zorunlu. Diğer taraftan, Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi - EFSA süt, süt tozu ve bebek maması dışında süt içeren ürünlerdeki riskin düşük olduğunu bildiriyor. ABD ve AB'ye üye ülkelerde Çin'den süt ve süt ürünleri ithalatı yasaklandı. Türkiye'de de melamin problemi çözülene kadar böyle bir karar alınmalıdır. Diğer bir tehlike kaynağı olarak içeriğinde süt veya süttozu olan ürünlere baktığımızda ise içeriğinde yüzde 15'in üzerinde süt bulunan ürünlerde melamin analizinin yapılarak ürünün ithaline izin verilmesi gerekiyor. Risk analizi gereği bundan böyle süt ve süt ürünleri ithalatında melamin analizi yapılarak melamin içeriği 2.5 mg /kg üzerinde olanların ithaline izin verilmemelidir."
#15.08.2009 00:45 0 0 0
  • Şizofreninin bazı genlerin değişime uğramasından kaynaklanıyor olabileceği vurgulanıyor
    Uluslararası Şizofreni Konsorsiyumu'ndan bir ekip, şizofrenlerin farklı türde, ender kromozom değişimlerine sahip olma ihtimalinin diğer kişilerden daha fazla olduğunu belirledi.

    Bilim adamları, 3 binden fazla şizofren ve 3 bin sağlıklı kişinin katıldığı araştırmada, 1. ve 15. kromozomlardaki bozulmanın bu hastalığa yakalanma riskini artırdığını gördü.

    Araştırmaya maddi destek veren Amerikan Ruh Sağlığı Enstitüsü'nden Thomas Insel, "genetik değişimlerin gizemini çözmenin daha iyi tanı, tedavi ve bu hastalığın önlenmesi için imkan sunabileceğini" belirtti.

    Başka geniş çaplı bir araştırma da kromozomların karşılıklı bölgeleri (lokus) 1q21, 15q11 ve 15q13'teki bozulmaların şizofreni riskini sırasıyla 3, 15, ve 12 kat artırdığını gösterdi.
    İki araştırma ayrıca, 22. kromozomdaki bozukluklar ve şizofreni arasında bağlantı olduğuna ilişkin daha önceki gözlemleri doğruladı.

    Yunanca ayrık veya bölünmüş anlamına gelen "şizo" ve ruh anlamına gelen "frenos" kelimelerinin birleşiminden meydana gelen şizofreniye dünya nüfusunun yüzde 1'inde rastlanıyor.

    Şizofreninin kesin nedeni tam olarak bilinemiyor. Ancak bazı araştırmalar kan bağı olan kişilerde genetik yatkınlık olduğunu, başka nedenlerin de araya girmesi ile hastalığın ortaya çıktığını gösteriyor.

    Araştırma, Nature dergisinin internet sitesinde yayımlandı
#15.08.2009 00:43 0 0 0
#13.08.2009 22:45 0 0 0
#13.08.2009 22:39 0 0 0
#13.08.2009 22:36 0 0 0
#13.08.2009 22:35 0 0 0
#12.09.2008 00:23 0 0 0
#11.09.2008 23:28 0 0 0