Kastamonu Turizm Eğitim ve Kültürünü Geliştirme Derneği (TURGET) Başkanı Erdal Arslan, Kastamonu'da en fazla ziyaret edilen türbelerin başında Aşıklı Sultan Türbesi'nin geldiğini söyledi. Arslan, şehre gelen ziyaretçilerin büyük bir bölümünün türbedeki 8 asırdır çürümemiş bedeni görmek istediklerini hatırlattı. Erdal Arslan, Kastamonu'nun 17 bin evliyanın geçtiği bir yer olması nedeniyle Evliyalar Şehri olarak bilindiğini kaydetti.
Arslan, "Her bir sokağı, her bir caddesi, her bir mahallesi bir büyük evliya ile şereflenmiş olan Kastamonu'nun en çok ziyaret edilen mekanlarından birisi de Aşıklı Sultan Türbesidir. Kale Kapısı mevkiinde bulunan Aşıklı Sultan Türbesinde beş adet sanduka vardır. Bu sandukalardan sadece bir tanesinde Mağribli Mehmet Ağa isimli birinin yattığı bilinmektedir.
Türbeye de adını veren Aşıklı Sultan ise ortada yer alan üçüncü sandukada medfundur. Bu türbeyi bu kadar çok ziyaret edilir kılan sebep ise bu zatın bedenin çürümemiş olmasıdır. Gerçekten de on yıllardır, camekan içersinde teşhir edilen ve insanlara ibret olması umulan Aşıklı Sultan'ın aşık kısmı etiyle, kemiğiyle asırlardır durmaktadır. Aşıklı Sultan, Kastamonu'nun fethi için buralara gelen Selçuklu ordusundaki komutanlardan birisidir. 1185-1200 yılları arasında cereyan eden fetih mücadelesi esnasında şehit düşmüş ve şehit olduğu yere defnedilmiştir. Bedeni tam 8 asırdan fazla zamandır hiç çürümeden durmakta ve adeta kendisini ziyarete gelenlere ibret vesikası olmuştur." dedi.
Bu türbe ile ilgili halk dilinde anlatılan ilginç bir hikayenin de mevcut olduğunu kaydeden Arslan, bu olaydan sonra Aşıklı Sultan'ın çürümemiş bedeninin ortaya çıktığının söylendiğini belirtti. Arslan, "Rivayete göre; Cumhuriyetin ilk yıllarında türbe büyük bir yangın geçirir. Yangın başladığı esnasada türbede yatan zat, zamanın valisinin rüyasına girerek "Kalk beni kurtar" diye haykırır. Vali kan ter içersinde uyanır ancak tekrar uykuya dalar. Zat ikinci sefer ikaz eder valiyi rüyasında. Vali bu sefer de "hayırdır inşallah" deyip tekrar uykuya dalar. Üçüncü seferinde türbede medfun zat daha bir hiddetle bağırır valiye rüyasında "Yanıyorum, kalk beni kurtar diyorum. Ne diye uyuyorsun!" diyerek çıkışır. Üç sefer üst üste gördüğü rüya valinin aklını başına getirir ve yaverine Kastamonu'da o saatlerde bir yangın olup olmadığını sorar. Yaveri Kale Kapısı mevkiinde bir türbenin yanmakta olduğunu söyleyince derhal yangın mahalline gelir ve söndürme çalışmalarına bizzat katılır. Yangın söndürülür ancak, tabut ayak ucundan alev almıştır. Tabutun yanan kısmından içerisi de görünür hale gelir ve Aşıklı Sultan' ın bedenin çürümediği bu sayede anlaşılır."
Nasrettin Şah (ö. 1313 H.) döneminde, mucizevî bazı ilginç olaylar meydana gelmiştir. Bu konuda şöyle anlatılır:
Merhum Ayetullah Hacı Aga Hüseyin Müçtehid[1] der ki: Hz. Mâsume'nin haremi mermer taşlarıyla döşenirken mezarının ayak ucundan kuyuya doğru bir delik açıldı. Kuyunun tamire ihtiyacı olabilir düşüncesiyle, birkaç kişinin kontrol amacıyla kuyuya inmesi kararlaştırıldı. Bu görevi yerine getirmek amacıyla iki salih ve imanlı hanımefendi belirlendi. Hanımlar, yanlarına ışık alarak kuyuya indiler. Hz. Mâsume'nin mezarının o kuyuda olmadığını gördüler. Kuyu, Hz. Mâsume'nin mezarının ayak ucundaydı ve içinde adeta yeni hayata veda etmiş üç pak naaş vardı. Bunlardan biri (beyaz tenli) hanımefendi, diğer ikisi de siyah tenli cariyeler idi.[2]
Tarih kitaplarından elde edilen bilgilere göre, hanımefendinin, İmam Cevad'ın (a.s) oğlu Musa Mubarka'ın kızı Meymûne olduğu; cariyelerin de Ümmü İshak ile Ümmü Habib oldukları anlaşılmaktadır.
Evet, ölümlerinin üzerinden 11 asır geçmesine rağmen mübarek bedenleri hiç değişmemişti. Onlar, Peygamber efendimizin (s.a.a) sözünün tecellileri idiler. Zira Resul-i Ekrem (s.a.a) bu konuda şöyle buyurmuştu: "Allah, bizim etimizi yeryüzüne haram kılmıştır. Yer, asla bizim etimizi yemez."[3]
[1]- Baba tarafından Harempenahîlerin, anne tarafından da Eşrakîlerin dedesidir. Kabr-i Şerifi, Yeni Avlu'da, Merhum Ayetullah Şeyh Fazlullah Nurî'nin mezarıyla karşı karşıyadır.
[2]- İkametu'l-Burhan Der Usul-i Din, Mirza Musa Farahânî, s.479 (Bu kitap, 1302 H. K. yılında yazılmıştır.)
ermiş bir zat'a ders esnasında müritlerinden biri sormuş efendim ede'bi nereden öğrendiniz cavabı edep'sizden demiş onun içindirki insan insanın aynasıdır teşekkürler paylaşım için
ALLAH'ını kaybetmiş insandan daha bedbaht kim olabilir ALLAH'ım bizleri müsliman olarak dünyaya getirdiğin için binlerce kez şükretsek azdır bütün hamdü senalar alemlerin rabbi olan ALLAH'a'dır çok güzelbir paylaşım yüreğine sağlık