Ya iyilik, güzellik fidanlığı; ya kötülük, bozgunculuk bataklığı.
İnsan nasıl işletirse dil madenini, öyle süsler, donatır ömür ağacını.
Ve nasıl besleyip donatırsa öyle ürünlerle donatır kalp toprağını.
Dil ve kalp, ya kötülükler yuvası, kumkuması, ya iyilikler-güzellikler ovası.
Hani, Lokman Hekim, bir çırağıyla ava çıkmıştı, uzun yoldan evine döneceği sırada bir kabile reisi bu meşhur hekimi misafir etmek istedi.
Lokman Hekim, nasıl beden dilinden anlıyorsa öyle de gönül ve ruh dilinden anlıyordu. Kırmadı kabile reisini. O gece misafir kaldılar. En semiz koyunlardan biri kesildi. Yemek için harekete geçildi. O sırada Lokman Hekim, çırağını imtihan etmek istedi:
- Getir bakayım bana koyunun en temiz iki organını.
Çırak gitti koyunun kalbini ve dilini getirdi.
Lokman: "Aferin!" dedi, tam isabet. Bir canlının en temiz iki organı kalbi ve dilidir."
Yediler, içtiler, şükrettiler. Sabah olduğunda da her misafirin yaptığı gibi, yola revan oldular.
Ne var ki yol kısa değil, Lokman aslında ava çıkmış gibi görünüyor; ama bu av sıradan bir yiyecek bulma avı değil. Hekimlik yolunda yeni bitkiler, ilaçlar bulma yolculuğu
Akşama yakın bir saatte bir başka kabile reisi de Lokman Hekim'e misafir olması için ısrar etti.
İmkân varsa, davete icabet etmeli. Lokman Hekim de öyle yaptı. Yine akşam ve daha semiz bir koyun kesildi. Bu seferki imtihan daha zorluydu.
Lokman, çırağına: "Haydi şimdi de koyunun en pis iki organını getir bana." dedi.
Çırak gitti, bir süre sonra yine kalp ve dille dönüp geldi.
Uzattı kalp ve dili Lokman Hekim'e. İşte efendim, dedi, bir canlının en pis iki organı.
Lokman: "Aferin dedi, sen sadece görünen, duyulan bilgilerle değil; aynı zamanda marifetle de donatmışsın kendini. Gerçekten de kalp ve dil, bir canlının hem en temiz, hem de en pis organlarıdır."
Dil ve kalp dedikodu, fitne kaynağı haline gelmişse hem sahibini yer bitirir, hem de çevresinde tahribatlara yol açar. Kısacası, şer için işlese, kötülükler, tahribatlar kaynağı olur. Ama aynı organlar hayır için işlese, güzellikler, iyilikler merkezi olur..!!
Anne, niye ağlıyorsun? Babam bu bayram da gelmeyecek mi? Söz vermişti gelirken doğum günü hediyemi de getirecekti. Belki uçurtma getirir. Salarım uçurtmamı göklere bütün çocuklara babalarından haber getirsin diye. Belki de oyuncak arabalar getirir. Bütün çocuklara.
Anne, biz nereye gidiyoruz?
Ağlama anne. Olsun. Bu bayram gelmezse de sonraki bayram gelir. Çok özledim ama yine de beklerim. Hem o zamana kadar okumayı daha iyi öğrenirim. Ona "babacım artık gel" diye mektuplar yazarım. Geldiğinde şiirler okurum.
O zaman da gelmezse sonraki bayram gelir. Ben daha çok büyürüm. İçimdeki sevgi ve özlem de büyür.
Anladım ben anne babam bu bayram gelmeyecek. Sonraki bayram da gelmeyecek. Ondan sonra da gelmeyecek. Anne babam hiçbir bayram gelmeyecek değil mi? O zaman anne bayram da bize hiç gelmeyecek.
Anne hani geçen gün evimize kalabalık gelmişti. Herkes beni öpüp kucaklayıp ağlıyordu. Hiç biri babam gibi sarılıp öpemiyordu. "oğlum, aslanım" diyemiyordu anne. Sen de ağlıyordun. Beni dayımla başka yere göndermiştin. Ben dayıma "babam nerde, öldü mü yoksa?" diye sormuştum. Dayım, "şehitler ölmez" demişti. Bugün de okulumuzun "vatan İlköğretim Okulu" olan adını değiştirip, babamın adını yazmışlar. Başına da şehit diye yazmışlar. "Canım feda" sokağımızın adını da yine babamın adıyla değiştirmişler.
Anne bak oradaki taşın üzerinde de babamın ismi yazıyor. Anne bak, bak şehit yazıyor.
Anne hani babam yemin edecekti. Seninle gitmiştik. Seni bir süre içeri almamışlardı. O zaman babama "neden bizim yanımızda gelmediğini" sormuştum da, o da " vatanı ve sizi düşmanlardan koruyorum" demişti. Vatan sadece bizim mi? Vatanı başkası korusa olmuyor mu anne? Babam yanımızda olmayınca bizi kim koruyacak.
Elimi bırak anne. Artık ben büyüdüm. Bugün okulda çocuklar bana "senin babanı vurmuşlar, baban şehit olmuş" dediler. Ben ağladım. Öğretmenim "sus ağlama, babası şehit olan çocuklar çabuk büyür" dedi.
Anne babamı vuranların benim gibi çocukları yok mu? Onlar da benim okuluma gitmiyor mu? Onlar da babamın adı olan okuldan mezun olmayacaklar mı? Sonra onlar da beni mi vuracaklar anne?
Öğretmenime " babam öldü mü?" diye sordum. O da dayım gibi "şehitler ölmez" dedi. Babamın uyuduğunu söyledi. Anne babam uyumayı sevmez ki o çalışmayı sever. Sen ona çok çalıştığını söylediğinde "çalışacağım ki hem siz rahat edin. Hem vergimizi verip diğer insanlara faydalı olalım" demişti. Anne, okulda bize kitap defter dağıtıyorlar, babamın verdiği parayla mı dağıtıyorlar? Babamı vuranların çocuklarına da veriyorlar mı?
Anne şimdi benim öz kardeşlerim olmayacak mı. Bana ağbi diyen olmayacak mı? Ben büyüyüp evlenince çocuklarımın dedesi olmayacak mı? Halaları, amcaları olmayacak mı?
Anne o gün hani kalabalık toplanmıştı evimizin önünde, kırmızı bayrağa sarılmış büyük bir kutu taşıyorlardı. "kutu da ne var" diye sormuştum kimse söylememişti. Ben de babam bana büyük bir hediye aldı sanmıştım. Anne hiçbir hediye babamın yerini tutmaz ki.
Anne babamı vuranlara babam ne kötülük yaptı. Düşmanlar saldırsaydı, onların çocuklarını da babam korumayacak mıydı?
Anne babamı vuranların çocuklarının karnı doymuyor mu? Onların evleri yok mu? Elbiseleri yok mu? Eğer yoksa bizim yanımızda kalsınlar, bizim yediklerimizden yesinler, benim elbiselerimi giysinler. Ama bana babamı geri versinler.
Anne, kalabalığın olduğu gün takım elbiseli adamlar babamın çok iyi insan olduğunu söylediler. Yanımızda olduklarını söylediler. Şimdi niye yanımıza gelmiyorlar?
Anne yine öğretmenimiz dedi ki "şehitler çocuklarına şefaat edermiş." Babam, onu vuranların çocuklarına da şefaat eder mi? Benim babam çocukları çok sever. Onlara da şefaat eder değil mi?
Babamı vuranlar özgürlük istiyormuş, demokrasi istiyormuş. Onların çocukları da babasız kalacaksa biz istemeyelim olur mu?
Anne, yine onlar haklarını istiyormuşlar. Benim babam kimsenin hakkını yemez ki? Hem hangi hak candan önemli olur ki?
Anne, vatan sadece bize mi lazım? Babamı vuranlara lazım değil mi?
Anne şimdi babam bu toprakların içinde mi yatıyor? Elleri üşümez mi? Acıkmaz mı, susamaz mı? Beni hiç özlemez mi?
Anne babam bu mezarda sığmaz. Benim babam nasıl sığar buraya anne?
Babam bu bayram geleceğini söylemişti anne. Benim babam sözünde durur anne. Belki gelir de biz göremeyiz anne. Bayramlıklarımızı giyelim de bizi böyle görüp üzülmesin, ağlamasın anne. Olur mu anne?
aynı derslere katılmak istiyorum çalışmalarınız çok güzel resim ekledim müzik ekledim ama 2. resimi ekleyemiyorum bikez ekledim resim üstünden hızkı geçiş yaptı
aynı derslere katılmak istiyorum çalışmalarınız çok güzel resim ekledim müzik ekledim ama 2. resimi ekleyemiyorum bikez ekledim resim üstünden hızkı geçiş yaptı
Senin hüznün benim mutluluğum olacaksa
Sözler başladığımız yerde kalacaksa
Kalp verdiklerinin hesabını tutacaksa
Yok istemem
Sakın sevme beni...
İşte Gidiyorum,
Bir şey demeden,
Arkamı dönmeden,
Şikayet etmeden,
Hiçbir şey almadan,
Bir şey vermeden,
Yol ayrılmış görmeden Gidiyorum
Ne küslük var ne pişmanlık var kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izin kalmadan Gidiyorum
Geldigim tek kalbinde kırılmadı
Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işıgımız sönmeden Gidiyorum
__________________
maviye vurgun, biraz yorgun
ama umuda yolcu bir
....уєşιℓ вση¢υк....
tut elimi, mutluluğa yolculuk...
Kıl beni ey namaz,
Tenim İbrahim gibi ateşe düşmüşken
Gül kokulu serinlikler değdir yüreğime..
Kıl beni ey namaz,
Günahın, isyanın, nisyanın kuytusunda büyüttüğüm pişmanlıklarımın yüzünü kaldır yerden
Al karanlıklarımı, al karanlıklarımı gözbebeklerinde yıka..!
Kıl beni ey namaz.
İnsan kıl beni..
Doğru kıl.
Duru kıl.
Diri kıl beni.
İnsan kıl bu bedeni...
__________________