Angola Sağlık Bakanlığı, Marburg virüsünden ölenlerin sayısının 146ya yükseldiğini duyurdu.
Dünya Sağlık Örgütü, hastalıkla mücadele için bölgeye 20 uzman gönderirken, yalnızca kuzeydeki Uige bölgesini etkisi altına alan öldürücü virüsün başkent Luandada yaşayanları da paniğe sevk ettiği ifade edildi.
Ebolaya benzer bir virüs olan Marburg, insandan insana yakın temas sonucu, salya ve ter gibi vücut sıvıları yoluyla bulaşıyor. Hastalığın belirtilerinin ise başağrısı, mide bulantısı, kusma ve kanlı ishal olduğu belirtiliyor.
Angolada Marburg virüsü yüzünden ölenlerin sayısı bir hafta kadarönce 121 olarak açıklanmıştı.
Ülseratif kolit, kalın bağırsak iç yüzeyinin bilinmeyen nedenlerle kendiliğinden iltihaplanması olarak tarif edilen bir hastalık. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Ethem Geçim, ülseratif kolitin öncelikli tedavisinin ilaçla olduğunu belirtiyor ve ameliyata karar verilmesi gereken özel durumlar gelişebileceği uyarısında bulunuyor.
Dışkı yoluyla kan kaybedilmesi, kanamanın yanı sıra şiddetli ishal, kilo kaybı, karın ağrıları ve ateşle ortaya çıkan ülseratif kolit hastalığının muhakkak ciddiye alınması ve tedaviye başlanması gerekiyor. Aksi halde kalın bağırsak kanserine yakalanma riski artıyor. Kalın bağırsak iç yüzeyinin bilinmeyen nedenlerle kendiliğinden iltihaplanması olarak tarif edilen ülseratif kolit, kalın bağırsak yüzeyinde geniş yaraların açılmasına ve bu yaralardan da kan, protein ve diğer değerli vücut salgılarının kaybına yol açıyor.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD öğretim üyesi Prof. Dr. Ethem Geçim, ülseratif kolitin nedenlerinin tam olarak bilinemediğini, erkeklerde kadınlara göre biraz daha sık rastlandığını belirterek şöyle konuşuyor:
Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin etkileri olduğu düşünülür. Bu faktörler arasında en çok tartışılanlar sigara ve alkol kullanımı, beyazlatılmış şeker tüketme, doğum kontrol hapları ve bazı enfeksiyon hastalıklarıdır. Olayın bağışıklık sisteminin henüz çözülemeyen bir bozukluğundan ileri geldiğine dair güçlü deliller vardır. Muhtemelen bağırsak yüzeyinde bağışıklığı sağlayan hücrelerin normalde reaksiyona yol açmayan mikroorganizma veya kimyasal maddelere karşı başlayan reaksiyonlarının aşırılaşması gibi bir durum söz konusu olabilirse de henüz hastalığın sebebi bilinmemektedir demek daha doğrudur.
ÜLSERATİF KOLİTİN KANSERLE İLİŞKİSİ
Kanser riskini artırması ülseratif kolit hastalığının çok iyi takip edilmesini gerektiriyor. Ülseratif kolitin başlangıçta hastanın sağlam bir kişiye göre biraz daha yüksek bir oranda kalın bağırsak kanseri riski taşımasına neden olduğuna işaret eden Prof. Dr. Ethem Geçim,Hastalığın 10-15 yıl devam etmesini takiben bu risk giderek artar. Bu nedenle ülseratif kolitli hastaların düzenli olarak kolonoskopi ile takip edilmeleri yani bağırsağın iç yüzünün görüntülenmesi anlamına gelen bu yöntemle izlenmeleri önemlidir. Ayrıca gerektiğinde bağırsak yüzeyinden alınan parçalar da mikroskop altında incelenmelidir diyor.
Kalın bağırsak kanseri riskinini artırmasının yanısıra ülseratif kolitin neden olduğu başka sağlık sorunları da bulunuyor. Vücudun başka organlarında da ülseratif kolite yol açan mekanizmanın etkilerine bağlı hastalıkların gelişebildiğini söyleyen Prof. Dr. Ethem Geçim, Bunların başında bel kemiği ve diğer bazı eklem iltihaplanmaları, karaciğer-safra sistemi iltihaplanması, ayrıca ağız, göz ve deride yaralar oluşması, kansızlık ve pıhtılaşma bozuklukları, böbreklerde bazı sorunlar ile akciğer ve kalp zarının iltihaplanmaları gibi sorunlar sayılabilir diye ekliyor.
ÜLSERATİF KOLİTİN TEDAVİSİ
Ülseratif kolitin tedavi seçeneğindeki ilk adım ilaç tedavisi. Ancak verilen ilaçların miktarı, tedavi güçleri ve kullanma süreleri arttıkça, zehirli yan etkilerinin de o oranda artacağına dikkat çeken Prof. Dr. Ethem Geçim, şu uyarılarda bulunuyor:
Örnek verirsek kortizonun yan etkilerine bağlı olarak, şeker hastalığı, mide ülseri delinmesi, yüksek tansiyon, katarakt, kas incelmesi, kemik erimesi, pankreas iltihaplanması gibi ölümcül yan etkiler gelişebilir. Hastaların kendilerine verilen tüm ilaçların yan etkilerini önceden bilmeye ve istedikleri anda ilaç tedavisini terk etmeye, ilaç tedavisinin alternatifleri konusunda bilgi edinmeye hakları vardır. Bu nedenle de hastaların ancak belirli sürelerle bu ilaçları kullanmaları ve eğer cevap alınamıyorsa yine uygun bir süre organ nakli yapıldığında da kullanılan bağışıklığı baskılayıcı ilaçlara geçilmesi doğru olur. Eğer yine cevap alınamazsa, bu hastaların cerrahi olarak tedavi edilmeleri gereklidir. Ayrıca bu ilaçları kullanan kişilerde böbrek yetmezliği gelişme ihtimali olduğu da unutulmamalıdır. Hastalar, ilaçların tüm yan etkilerini ve potansiyel risklerini kendilerine bu ilaçları veren hekimlerle mutlaka ve tüm detayları ile açık açık tartışmalıdırlar.
AMELİYATIN GEREKLİ OLDUĞU DURUMLAR
Hastalarda şiddetli kanama, bağırsak delinmesi, bağırsak duvarının iltihaplanması sonucu bağırsak çapının iyice genişleyip patlamaya doğru gitmesi, bağırsaktan kan dolaşımına geçen mikropların kan zehirlemesine yol açması gibi durumlarda acil cerrahi öneriliyor.
Prof. Dr. Ethem Geçim, eğer ilaçla tedavide yan etkiler ortaya çıkmışsa veya tedaviye rağmen hastalık kontrol altına alınamıyorsa yine cerrahi tedavi gerektiğini belirtiyor ve ekliyor:
İlaçların yan etkileri zaman içinde ortaya çıktığına göre hastalığın genç yaşta başlaması ilaçla tedavi açısından bir dezavantajdır. Zira bu hastalarda umulan ilaç kullanım süresi uzundur ve büyük olasılıkla uzun dönemde tehlikeli ilaç yan etkileri ortaya çıkacaktır. Bu söylediklerimiz ışığında özellikle önlerinde uzun bir ömür olan genç hastalarda ameliyat ile tedaviye daha erken dönemde ve daha sıcak bakılması gerekir. Cerrahi uygulama öncesi, hastaların, tedavilerinin neden ilaçla değil de ameliyatla yapıldığı konusunda ikna olmaları gerekir. Yine cerrahinin de beklenen etkileri, riskleri ve yaratabileceği kalıcı sorunlar da hastaya açıkça anlatılmalıdır. Cerrahinin bir diğer gerekçesi de hastada kanser gelişmesi veya hastalığın kansere doğru ilerlediğinin tespitidir. Hekimin bu noktadaki marifeti hastanın kansere yakalanmadan gereğinde ameliyat edilmesinin sağlanmasıdır. Ameliyatla tedavinin temel prensibini hasta olan kolonun çıkarılması oluşturuyor. Ardından kalan ince bağırsak direkt olarak karın duvarına bağlanıyor.
Prof. Dr. Ethem Geçim, dışkının hayat boyu bir torbaya akması veya ince bağırsaktan yapılan kesenin hastanın anüsüne bağlanması ve hastaların normal yoldan dışkı yapmalarının sağlanması gibi seçenekler bulunduğunu belirtiyor.
Migren ataklarını sıklaştıranlardan biri de düzensiz uyku
İLGİLİ HABERLER
" Migren felç riskini iki kat artıyor
" Migren beyne zarar veriyor
Öldürücü olabildiği gibi geçici körlüğe de yol açan migren, baş ağrısı ya da sinüzitle karıştırılıyor.
Alman Hastanesi Nöroloji Kliniği Direktörü Prof. Dr. Mustafa Ertaş, yaşam kalitesini kalp krizinden daha çok etkileyen hastalık olarak bilinen migrenin, dört saat ile üç gün arasında süren baş ağrısına yol açtığını söyledi.
Migrenlilerin yüzde 27'sine sinüzit tanısı konduğunu da anlatan Ertaş, komaya yol açarak tek başına öldürücü olabilen migrenin, bazı çeşitleriyle de geçici körlüğe yol açabildiğini belirtti.
Türkiye'de her beş kadından birinde ve her 10 erkekten birinde migren olduğuna da değinen Ertaş, "1998'de yapılan çalışmaya göre migrenin görülme sıklığı yüzde 16.4 olarak saptandı" dedi.
Migrenin baş ağrısından farkı
Migrenin engelleyici bir baş ağrısı olduğunu anlatan Prof. Dr. Mustafa Ertaş, "işten, aktiviteden bir miktar ya da tamamen keser. Migren için ağrının başın yarısında olması ve tekrarlayıcılığı, zaman zaman baş ağrısı ataklarının olması önemli. Aylardır, yıllardır tekrarlayan ağrının olması, aralarda en azından hiçbir probleminin olmaması, ağrıların birbirine benzer olması ayırt edici belirtileridir" dedi.
En tipik belirtileri
Ağrının zonklayıcı olması
Ağrı şiddetlendiğinde bulantının eklenmesi
Ağrı sırasında ışıktan, sesten rahatsız olmak
Karanlığa ihtiyaç duymak
Baş ağrısı sırasında hareketin ağrıyı artırması
Migrenin herkes için ortak belirtileri olmadığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Ertaş, "hastaların yüzde 70'inde migren tek taraflıdır" dedi.
Etkili olduğu belli dönemler
Migren hamilelikte yüzde 60 oranında geçer
Hormon düzeyindeki değişiklikler migren ataklarını tetikler
Migren âdet döneminde tetiklenir, gebelikte siner
Menopozdan sonra da hormon düzeyinde dalgalanma olmadığı için migren geçer
Ataklar ilk kez doğum kontrol hapı kullandığında da ortaya çıkar
Migren ataklarını sıklaştıran faktörler
Öğün atlamak
Düzensiz uyku
Hastanın dikkat ettiği ya da fark ettiği yiyecekler
Mayalı içkiler
Stres
Hafta sonu geç kalkmak
Çok geç saatlerde yatmak
Uyku alamamak ve öğlen uykuları
Klimanın önüne oturmak
Soğuk hava
Mevsim dönümlerinde daha fazla canlanma gösterebilen migren için, kişilerin tedavide ilaçtan önce yaşantısını düzene sokması da ön plana çıkıyor.
Çikolata migreni tetikler mi?
Migren atağının ön belirtilerinden birinin de tatlı bir şeyler yeme isteği olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Mustafa Ertaş, "insanlar sıklıkla çikolataya rağbet eder. Çikolata yedikten sonra başım ağrıyor efsanesi de bundan kaynaklanıyor. Kafein baş ağrısına iyi de gelebilir, aşırı tüketildiğinde ağrıyı tetikleyebilir de. Kafein içeren ilaçlar, kolalı içecekler de baş ağrısını artırabilir" dedi.
Çok yorucu bedensel aktivitelerin de migren atakları için iyi olmadığını anlatan Ertaş, "meditasyon ve yoga gibi gevşeme tekniklerinin çok olumlu etkileri olabiliyor" diye konuştu.
Migrenin kaç tipi var?
Temel olarak 'auralı' ve 'aurasız' olarak ikiye ayrılan hastalıkta, 'auralı' migrenlerin de özel çeşitleri bulunuyor.
'Hemiplejik migren' felce neden olabiliyor
'Baziler' (baş dönmeli) migrende ise ağrı öncesinde çok şiddetli baş dönmesi, çift görme ve dengesizlik görülüyor
'Retinal migren'de ise hastalar migren olduğunu yıllar sonra fark edebiliyor. Migren atağı öncesinde kör olunabiliyor ve bu durum saatlerce sürebiliyor.
Auralı migren nedir?
'Aura', dört dakika ile bir saat arasında değişen sürede bir gözün görmemesi, gözünün önünde ışıklar, şimşek gibi veya kırık çizgiler görülmesi ve bunların dakikalarca devam etmesine olarak tanımlanıyor.
Görüşün düzelmesinin ardından dakikalar sonra ise baş ağrısı başlıyor.
"10 binde bir hastada ise bir tarafta kuvvetsizlik, felç de olabiliyor" diyen Prof. Dr. Mustafa Ertaş, "bu, birkaç saat ya da 1-2 gün sürüyor. Nadir görülmekle birlikte komaya giren hastalar, sara nöbetleriyle seyreden migren atakları bulunuyor" dedi.
Teşhiste kullanılan en yeni yöntem
'ID (identity-kimlik)' migren testi, doktora başvurmadan tanı koymak için değil, doktora rağmen hastanın kendi tanısını koyabilmesi için geliştirilmiş.
Üç sorudan oluşan testte, sorulardan iki ya da üçüne 'evet' deniyorsa, migren olma ihtimali yüzde 93.3 olarak saptanıyor.
Üç soruda test edin
1-Baş ağrılarınız sırasında hiç midenizde bulantı ya da rahatsızlık hissettiniz mi?
2-Bu baş ağrısı sırasında ışık sizi rahatsız etti mi?
3-Son üç ay içinde en az bir gün baş ağrısından dolayı güçlük çektiniz mi, işe gidemediniz mi?
Kokunun da migren ataklarını tetiklediğini hatırlatan Ertaş, "bu, migren için çok spesifiktir. Örneğin parfüm kokusu, keskin bir koku baş ağrısı getiriyorsa migren için ipucu olmalı. Rüzgâr, lodos tetikliyorsa, çok parlak ışık, güneşe bakmak, sigarı dumanlı ortamda bulunmak, kırmızı şarap, bira içmek, uykusuz kalmak, adetin başladığı gün baş ağrısı oluyorsa bu belirtiler migreni düşündürmeli" dedi.
Ertaş, bir aydan daha fazla süreyle, her gün ya da gün aşırı baş ağrısı çekiliyorsa mutlaka doktora gidilmesi gerektiğini de söyledi.
"Çok sık ataklarda ağrı kesici kullanmayı tavsiye etmiyoruz" diyen Ertaş, "ağrı kesiciler sadece önleyici tedavide kullanılmalı. Çünkü hastanın atakları sıksa, ağrı kesiciler atakları arttırıyor. Böyle durumlarda uygun ilaca doktor karar vermeli" dedi.
Katarakt ameliyatlarında kullanılan multifocal göz içi lensler, katarakt olmayan kişilerde de uzağı ve yakını gözlüksüz net görmeyi sağlıyor.
Dünya Göz Hastanesi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Refraktif Cerrahi Bölüm Başkanı Dr. Efekan Coşkunseven, multifocal göz içi lenslerin katarakt ameliyatı sırasında göz içine yerleştirildiğini anlattı.
Dr. Efekan Coşkunseven, ameliyatın hastanın uzağı ve yakını gözlüksüz görmesini sağladığını da vurguladı.
Coçkunsever, kataraktı olmayan, ancak uzakta ve yakında görme problemi olan 45 yaşın üzerindeki kişilere de multifocal göz içi lensler takılabildiğine de değindi.
Yaşa bağlı görme sorununun 40-45 yaşından sonra etkisini artırdığını anlatan Coşkunseven, yüksek hipermetrop ve miyobu olan kişilerin yöntemden faydalanabileceklerini de hatırlattı.
Katarakt Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kazım Devranoğlu da göz yapısı uygun hastalara uygulanan yöntemle, hastaların yüzde 80'inin gözlük kullanmadan hem uzak, hem de yakını görebildiklerini, ancak yüzde 20'sinin ise ameliyat sonrası düşük numaralı gözlük taktıklarını söyledi[list]
[/list]
'Alan tedavisi' anlamına gelen mezoterapi, bölgesel kilo ve selülit tedavisinde kullanılıyor.
Memorial Hastanesi Medikal Estetik Bölüm Sorumlusu Dr. Seran Göçer, mezoterapinin bölgesel kilo vermede nasıl uygulandığını anlattı.
Temel hedefin, sorunlu bölgede küçük dozda ilaç enjeksiyonu yapılarak yağ hücrelerinin azaltılması olduğunu belirten Göçer, yöntem ile cilt altında biriken yağ hücrelerinin sıkıştırılarak sıvı atıkların vücuttan atılmasının sağlandığını söyledi.
Dr.Seran Göçer, mezoterapi uygulanan bölgelerde, normal diyetle zayıflamanın iki katı hızla incelme sağlandığını da belirtti.
Göçer, mezoterapi ile dolaşım bozukluklarının da tedavi edildiğini şu sözlerle anlattı:
"Dolaşımın düzelmesi ile lenfatik sistem canlanır ve cilt altında birikerek yağ hücrelerini sıkıştıran onların dolaşımlarını ve metabolizmalarını bozan birikmiş atık sıvıların vücuttan atılmasını sağlanır. Bu tedavide ayrıca toplar damarların duvarlarındaki gevşeme ve geçirgenlik artışı da düzeltilmektedir. Bunun sonucunda yeni selülit oluşumu önlenmektedir."
Bacak, kol ve karın bölgesinde uygulanan mezoterapide, çok düşük dozda ilaç kullanıldığı için yan etkiye rastlanmıyor.
Özellikle karaciğer yetmezliği ya da mide rahatsızlığı nedeniyle normal dozlarda dahi ilaç kullanamayan hastalar için de güvenli bir yöntem olarak uygulanabiliyor.
Uygulama, özel mezoterapi tabancası ile yapılıyor ve seans süreleri 15-20 dakika arasında değişiyor. Bir aylık sürede bir ya da iki beden incelme sağlanması hedefleniyor.
Mezoterapi, başta Fransa olmak üzere birçok gelişmiş batı ülkesinde yaygın olarak kullanılıyor.
En tipik belirti hapşırmadır; bazen arka arkaya 10-20 kez olabilir. 'Sayılamayacak kadar çok hapşırıyorum' diyen hasta sayısı hiç de az değildir. Hapşırmalar sabah saatlerinde daha çoktur ve hastayı yorgun düşürebilir.
Hapşırma sırasında refleks olarak gözler kapanacağı için araba sürenlerin çok dikkatli olmaları gerekir.
MENDİLCİLERİN EN SEVDİĞİ BELİRTİ
Bu, burun akıntısıdır; çoğu zaman su gibi ve berraktır. Bir hastam 'Şaşal gibi' diye tarif etmişti burun akıntısını da, uzun zaman Şaşal içememiştim. Sürekli ve fazla miktardaki burun akıntısı, hastanın sinirlerini bozar. Düşünün, elinizde bir mendil devamlı burnunuzu siliyorsunuz... Birçok hasta, cep mendili yerine artık kağıt havlu kullanmaya başlar. Sürekli burnu akanlar ve bunu mendille silenlerin burun deliklerinin etrafı ve üst dudakları kızarır, tahriş olur...
Bu berrak akıntı sarıya, yeşile doğru renk değiştirirse, bilin ki, sinüslerinizde iltihap (sinüzit) olmuştur.
BURUN TIKANIKLIĞI
Bazen iki taraflı, bazen tek taraflıdır. Tıkanıklık sürekli olarak aynı tarafta ise, burun içinde darlık yapabilecek bir durum (polip, yabancı cisim, burun eti...) araştırılmalıdır. Tıkanıklık fazla ve devamlı ise, burun etrafındaki boşlukların (sinüsler) ve orta kulağın havalanması bozulur. Bu da, kulak ağrısı, duymada azalma gibi şikayetlere neden olur.
Burun tıkanıklığı, çocuklardaki alerjik nezlenin tek ve en önemli belirtisi olabilir.
BURUN, GENİZ, DAMAK KAŞINTISI
Çok sık rastlanan ve bir çok hastayı huzursuz edebilecek olan bir belirtidir. Kaşıntı, çoğu zaman sadece burunda değil, damakta, genizde, kulakta ve gözlerde de vardır.
Hastalar dilleri ile geniz ve damaklarını kaşırken 'gurk' sesi çıkarırlar. Dışarıdan rahatlıkla duyulan bu ses, çevredekilerin sinirine dokunur.
Bazı hastalar kaşıntıyı yenmek için sürekli olarak burunlarını ovalayıp dururlar. Özellikle de çocuklar el ayası ile burunlarının ucunu yukarı doğru kaldırırlar veya burunlarını iki taraftan sıkarak sağa sola sallarlar.
Bazı hastaların kulaklarını kaşımak için kullandıkları tığ, kalem... gibi sivri uçlu cisimler son derecede tehlikelidir. Hastalar, kulaklarını kaşımak için kulak temizleme çöpleri dahil, hiçbir yabancı cismi kullanmama konusunda ciddi şekilde uyarılmalıdırlar.
DUMANA HASSAS BURUNLAR
Alerjik nezleli hastaların bazılarının burnu sigara kokusuna karşı aşırı derecede hassas oluyor. Bu hastalar, çok uzaklardaki sigara dumanının kokusunu kolaylıkla aldıklarını ve bundan rahatsız olduklarını belirtirler. Bir hastam, 'alt kattaki komşusunun sigara dumanından rahatsız olduğunu' söylemişti; inanır mısınız?
Bazı hastalarda koku alma bozukluklarına rastlanır. Bu hastalar ne iyi, ne de kötü kokuları hissedebilirler... Bazılarının burnu ise, aksine, radar gibi çok uzaklardaki kokuları bile duyabilir, hele de sigara kokusunu...
Bazı alerjik nezleli hastalar ise yiyip içtiklerinin tadına varamadıklarından şikayetçidirler.
-Akciğer kanseri erkek ve kadınlarda ikinci en sık rastlanılan kanser türü.
-Akciğer kanseri ölüme en fazla yol açan kanser türü.
-Akciğer kanseri aynı zamanda önlenmesi de en kolay kanser.
Kimler Risk Altında?
-Sigara içenler (Akciğer kanseri % 90 oranında sigaraya bağlı), boya, ilaç v.b. yapımında kullanılan kimyasal maddelere (arsenik, vinil klorid v.b.) maruz kalanlar, asbest, radon gibi maddelere maruz kalanlar, radyasyona ve hava kirliliğine maruz kalanlar... akciğer kanseri açısından yüksek risk altındalar.
Ne Yapmalı?
-Hastaların % 90'ında akciğer kanserine sigara sebep oluyor. Bu nedenle sigara içiyorsanız bırakın. Sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının. Hiç sigara içmediği halde akciğer kanseri olmuş hastaların üçte birinin pasif içici olduğu; yani fazla sigara içilen ortamlarda yaşadıkları biliniyor. İşiniz gereği kimyasal maddeler ile çalışmanız gerekiyorsa, düzenli olarak işyeri hekiminizin önerdiği aralıklarla muayenenizi olup, akciğer filminizi çektirmeyi ihmal etmeyin...
BAĞIRSAK KANSERİ
-Kansere bağlı ölümlerin ikinci en sık sebebi kalın bağırsak kanserleri olup son yıllarda gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sonucu bu hastalık erken yakalandığında başarıyla tedavi edilebiliyor.
Kimler Risk Altında?
-Ailesinde bağırsak kanseri hikayesi olanlar,
-Kalın barsaklarında polip tespit edilmiş hastalar,
-Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin.
-Ailenizde bağırsak kanseri hikayesi varsa, dışkınızda kan gördüyseniz, dışkılama alışkanlığınızda değişiklik olduysa (uzun süreli ishaller veya kabızlık v.s.) yaşınız ne olursa olsun hekime başvurarak gerekli muayene ve testlerin yapılmasını sağlayın.
Bağırsak kanserlerinin çoğu poliplerin sonradan kanserleşmesi ile oluşur. Poliplerin erken farkedilip çıkartılmasıyla kanser gelişmesi tamamen önlenebilir.
-50 yaş ve üzerindeki sağlıklı bireylerin yılda bir kez dışkıda gizli kan baktırması ve her beş yılda bir parmakla makattan muayene ve kolonoskopi yaptırması önerilir.
-Yüksek risk grubundaki kişilerde (ailevi bağırsak kanserleri, iltihabi bağırsak hastalığı bulunanlar v.s.) yılda bir kez kolonoskopi ve muayene önerilir.
CİLT KANSERİ
-Cilt kanseri, bilinen tüm diğer kanserlerden daha sık rastlanılır. Ancak genellikle yayılmaz ve kolay tedavi edilebilir.
-Sadece melanoma denilen ve benlerden türeyen bir çeşit cilt kanseri oldukça tehlikeli ve ölümcüldür.
Kimler Risk Altında?
-Açık tenli kişiler,
-Uzun süreyle güneşe maruz kalanlar,
-Ailesinde cilt kanseri olanlar,
-Radyum, arsenik gibi bazı maddelere uzun süreli maruz kalanlar daha fazla risk taşırlar.
Ne Yapmalı?
-Uzun süre direkt güneş altında kalmayın,
-Özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında güneşlenmeyin veya güneş altında korunmasız çalışmayın,
-Koruma faktörü yüksek (en az 15) güneş kremleri kullanın ve bu kremleri vücudunuzun güneş gören yerlerine sürdükten 30 dakika sonra güneşlenmeye çıkın.
-Ayda bir vücudunuzu yeni gelişen cilt değişikliklerine karşı muayene edin.
MEME KANSERİ
-Kadınlarda en sık rastlanılan kanser türü olan meme kanseri olup her yıl binlerce kadın kanser tanısı ile tedavi ediliyor. Erken tanı sayesinde bir çok kadın ölümcül olabilecek bu hastalıktan kurtulabiliyor.
Kimler Risk Altında?
-40 yaşın üzerinde kadınlar,
-Anne veya kız kardeşlerinde meme kanseri bulunan kadınlar,
-Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar,
-İlk çocuklarını 18 yaşın altında veya 30 yaş üzerinde doğuran kadınlar,
-Östrojen kullanan kadınlar...
Meme kanseri açısından diğer kadınlara nazaran biraz daha fazla risk taşırlar. Risk grubu içinde olmamanız meme kanserine yakalanmayacağınız anlamına gelmez.
Ne Yapmalı?
-Meme kanseri ne kadar erken tanınırsa tedavi edilme ve iyileşme olasılığı o kadar yükseklir.
Bunun için;
20-39 yaş arası kadınların:
-Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları,
-Her üç yılda bir hekim tarafından muayene edilmeleri.
40 yaş ve üzeri kadınların:
-Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları,
-Yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri,
-Yılda bir mammografi çektirmeleri önerilir!
PROSTAT KANSERİ
-Prostat kanseri erkeklerde en sık rastlanılan kanser türü olup 80 yaşını aşmış erkeklerin dörtte üçünden fazlasında tespit edilmekte.
-Erken tanı konduğunda tedavi edilebilir bir hastalıktır ama erken dönemde hiçbir yakınma yapmaz.
Kimler Risk Altında?
-Prostat kanserli hastaların % 80'inden fazlası 65 yaş ve üzeri olup hastalığın yaş dışında bilinen bir risk faktörü yok.
-Yağdan zengin beslenmeninde prostat kanserine yakalanmayı arttırıcı etkisi olduğu söyleniyor.
Ne Yapmalı?
-50 yaş ve üzerindeki her erkeğin yılda bir kez parmakla makattan prostat muayenesi olması ve PSA denilen kan testini yaptırması önerilir.
RAHİM KANSERİ
-Rahim kanseri gelişmiş ülkelerde yaşayan kadınlarda daha sık görülür.
-Genellikle kendini menopoz sonrası vajinal kanamalarla kendini gösterir.
Kimler Risk Altında?
-İlk adetini çok erken yaşlarda gören kadınlar,
-Menopoza geç giren kadınlar,
-Sadece östrojen içeren ilaçlarla tedavi gören kadınlar,
-Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar,
-Kısırlık hikayesi olan kadınlar,
-Şişman, şeker hastalığı olan, yüksek tansiyonlu kadınlar...
-Daha fazla risk taşırlar.
-Çocuk doğurmuş olmak ve doğum kontrol hapı kullanmak rahim kanserine yakalanma riskini azaltır.
Ne Yapmalı?
-Normal olmayan adet kanamaları gördüğünüzde gecikmeden kadın-doğum doktorunuz ile temasa geçin.
-Yılda bir kez düzenli kadın-doğum muayenesi olun.
RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ
-Tarama testleri sayesinde erken dönemde yakalanıp tedavi edilebilen rahim ağzı kanserine az gelişmiş ülkelerde daha sık rastlanılır.
Kimler Risk Altında?
-Cinsel olarak aktif olan her kadın,
-Yaşlı ve düzenli tıbbi kontrolden uzak kadınlar,
-Birden çok cinsel eşlilik,
-Sigara kullanan kadınlar,
-HIV (AIDS) virüsü taşıyan kadınlar,
-Cinsel yolla bulaşan hastalıklara sık maruz kalan kadınlar...
-Daha fazla risk taşırlar.
Ne Yapmalı?
-Rahim ağzından yapılan sürüntünün incelenmesi demek olan Pap test (Pap Smear) sayesinde serviks kanseri daha oluşmadan tanınıp, tedavi edilebilir.
-Cinsel olarak aktif olan veya menopoza girmiş her kadının yaşa bakılmazsızın yılda bir kez Pap Smear ve kadın-doğum muayenesi yaptırması gerekir.
-18 yaşın üzerindeki her kadının yılda bir kez Pap Smear yaptırması önerilir.
YUMURTALIK KANSERİ
-Kadınlarda en sık rastlanılan kanserler arasında dördüncü sırada yer alır. Ancak kadın üreme organlarına ait kanserler arasında en fazla ölüme yol açanıdır.
-Genellikle sessiz ve sinsi bir seyir izler, yakınma vermeye başladığında ise hastalık genellikle ilerlemiş olur.
Kimler Risk Altında?
-Hiç doğum yapmamış kadınlar,
-Ailesinde yumurtalık kanseri hikayesi olan kadınlar,
-Daha önce meme kanserine veya rahim kanserine yakalanmış kadınlar,
-Yumurtalık kanserine yakalanma açısından yüksek riskli grubu oluşturur.
-Birden fazla hamilelilği olanlar ve doğum kontrol hapları kullananlarda ise yumurtalık kanseri oluşma riski azalır.
-Yalnız bu risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmadıkları halde yumurtalık kanserine yakalanan birçok kadın bulunduğunu da unutmamak gerekir.
Ne Yapmalı?
-Ne yazık ki, yumurtalık kanserinin erken evrelerde yakalanmasına olanak verecek nitelikte bir tarama testi yok. Bu nedenle düzenli kadın doğum muayenesi önerilecek en uygun yoldur.
KANSER VE SİGARA
-Kansere yakalanma riski sigara dumanına maruz kalma süresi ile doğru orantılıdır.
-Akciğer kanserinin sebebi 100 hastanın 90'nında sigaradır.
-Kendiniz sigara içmeseniz bile pasif içici olmanız, yani çevrenizde içilen sigaranın dumanına maruz kalmanız kanser riskinizi arttırır.
-Pasif içicilik akciğer kanserine bağlı ölümlerin % 3'ünden sorumludur.
-Günde 20 ve üzeri sigara içilen bir ortamde bulunan pasif içicilerin akciğer kanserine yakalanma riski 2 kat artar.
BESLENME / YAŞAM TARZI VE KANSER
-Günde 5-8 porsiyon sebze ve/veya meyve yemeye çalışın.
-Bol miktarda sebze ve meyve ile beslenen kişilerde kansere % 50 oranında az rastlanır.
-Kırmızı et yerine tavuk, balık, kurubaklagiller tüketin.
-Çavdar, kepek, yulaf gibi lifden zengin besinleri tercih edin.
-Yağsız beslenmeye özen gösterin.
-Kızartmaktansa yemekleri haşlamayı veya buharda pişirmeyi tercih edin.
-Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması, nitrat/nitrit gibi kimyasal koruyucularla işlenmeleri sonucu kansere yol açan bazı maddeler oluşur. Örneğin sucuk, salam, sosis, salamura et gibi yiyecekler fazla miktarda nitrit/nitrat içerirler. Bu tür besinleri çok tüketenlerin yanında C vitamini alması koruyucu olabilir.
-A, C, E, D vitaminleri, riboflavin, tiamin, folik asit, pantotenik asit ile çinko, iyot, kalsiyum, demir, selenyum ve molibden gibi mineraller yeterli olarak alındıklarında kansere karşı koruyucu oldukları düşünülür.
-Nikel, kurşun, kadmiyum, arsenik ve asbestin ise kanser yapıcı etkisi vardır.
-Günde 2-3 bardak yağı azaltılmış süt için ve/veya süt ürünleri ile beslenin.
-Alkol almamayı tercih edin. Her gün alkol tüketenlerin folik asit içeren bir multivitamin kullanmaları önerilir.
-Sigara içmeyin. Kapalı, sigara içilen ortamlardan uzak durun.
-Haftada en az 3-4 kez spor yapın. İdeal kilonuzda kalmaya çalışın.
Dünyada her yıl, 5 yaş altında yaklaşık 12 milyon çocuğun zatürreeden öldüğü bildirildi.
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye'de 1 yaş altı bebek ölümlerinin de büyük bölümü zatürreeden kaynaklanıyor. Bebek ve çocukların sağlık kuruluşuna geç götürülmeleri, anne sütünden mahrum olmaları, sigara içilen bir ortamda bulunmaları, beslenme bozuklukları ve kötü çevre koşulları, basit enfeksiyonları kolaylıkla zatürreeye dönüştürebiliyor.
Ailelerin şu noktalara dikkat etmesi isteniyor:
- Bebeğiniz veya çocuğunuz öksürüyorsa, ateşi de varsa, zor ve hızlı nefes alıyorsa mutlaka sağlık kuruluşuna götürün.
- Çocuğunuzun burun tıkanıklığı varsa burnunu temizleyin, ona bol su ve sıvı gıda verin.
- Bebeklerinizi daha çok emzirin, odasını nemlendirin ve yanında kesinlikle sigara içmeyin.
- Büyük çocuklarınızı ise bir öğün fazla besleyin.