Saîd b. Cübeyr Rahimehullaha Recep ayındaki orucu sordum. Bana şu cevabı verdi:
İbn Abbas Radıyallahu Anhümâyı dinledim, şöyle demişti:
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Recep ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz, Galiba hiç yemeyecek (ayın her gününde oruç tutacak) derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, galiba hiç tutmayacak derdik. ( Buhârî, Savm 53; Müslim, Sıyâm 179 (1157); Ebû Davud, Savm 55 (2430))
Yukarıdaki hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere Recep ayında oruç tutmak pek faziletlidir.
Çünkü Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bu ayda oruç tutmuştur. Bazı yıllarda tamamına yakınını oruçlu geçirmiş, bazı yıllarda da az bir kısmını oruçlu geçirmiştir.
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin Recep ayı ve Recep ayında tutulacak oruç hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir.
Recep Allahın ayıdır, Şaban benim ayımdır, Ramazan ise ümmetimin ayıdır. Recep ayının niçin Allahın ayı olduğu sorulduğunda şöyle buyurmuştur:
Çünkü bu ayda özellikle mağfiret boldur. Bu ayda, halkın kan dökmesine engel vardır. Bu ayda, Allahu Teâlâ, peygamberlerinin tevbelerini kabul buyurmuştur. Allahu Teâlâ bu ayda, peygamberlerini düşmanlarından korumuştur. Bir kimse, Recep ayını oruçlu geçirirse, Allahu Teâlâ üç şeyi onun için gerekli kılar. Şöyle ki:
1-Geçmiş günahlarının tümünü bağışlar.
2-Kalan ömrünün temiz geçmesini temin eder.
3-Büyük huzura çıkılacak olan kıyamet gününün susuzluğundan da onu emin kılar.
Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Selleme sorarlar:
Ya Resûlullah Recep ayının tümünü oruçlu geçirmeye gücüm yetmez.
O hâlde, ilkinden bir gün, ortasından bir gün, sonundan da bir gün tutarsın. Böyle yaptığında, ayın tümünü oruçlu geçirmiş olursun. Zira, yapılan iyilikler on misli sevap getirir. ( Geylânî, a.g.e., s. 551)
Ashabtan Mûcibetül-Bâhiliyye Radıyallahu Anhdan şöyle rivayet edilir:
Babası veya amcası, kabilesinin elçisi olarak Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selleme geldi ve bir süre yanında kalıp ayrıldı. Bir sene sonra kılık kıyafeti değişmiş bir halde Peygamberimizin yanına tekrar geldi ve:
Yâ Resûlullah! Beni tanıdınız mı? dedi.
Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
Sen kimsin? diye sordu:
Geçen sene gelen Bâhilîyim. dedi.
Neden bu kadar değiştin? Hâlbuki o zaman kılık kıyafetin düzgündü. dedi.
Yâ Resûlullah! Senden ayrıldığım günden beri geceler dışında hiç yemek yemedim. cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
Kendi kendine işkence yapmışsın. Sabır ayında (Ramazan) tamamıyla, diğer ayların her birinden de birer gün oruç tut. buyurdu.
Yâ Resûlullah, günün sayısını artır. Zira bundan daha fazla tutmaya gücüm yeter. dedi. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
O hâlde her aydan ikişer gün oruç tut. dedi.
Biraz daha arttır yâ Resûlullah. dedi.
Her aydan üç gün. dedi.
Daha artır yâ Resûlullah. deyince.
Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında üçer gün oruç tut, kalan günlerde iftar et. Emrini üç defa tekrarladı ve üç parmağıyla işaret etti. Onları yumdu, sonra bıraktı. ( Nevevî, Riyazüs-Salihîn, terc. Kıvamüddin Burslan, Hasan Hüsnü Erdem, Emek Matbaası, c.2, s.506. Hadisi, Ebû Davud rivayet etmiştir.)
43 - Hani o vakitler Allah sana uykunda (rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir.
44 - Ve işte onlarla karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Çünkü Allah o mukadder olan işi yerine getirecekti. Bütün işler Allah'a döndürülür.
45 - Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.
46 - Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
47 - Çalım atarak ve halka gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve Allah yoluna engel koyanlar gibi olmayın. Allah onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
48 - Şeytan, onlara amellerini güzel gösterdiği zaman, "Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, ben de size yardımcıyım." demişti. Fakat iki tarafın karşı karşıya geldiği görününce arkasını dönüp kaçtı ve şöyle dedi: "Ben sizden kesinlikle uzağım. Ben sizin göremeyeceğiniz şeyler görüyorum ve ben Allah'dan korkarım. Ayrıca Allah'ın azabı çok çetindir."
49 - O sırada münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunanlar, (müslümanlar hakkında) "şu adamları dinleri aldattı" diyorlardı. Oysa her kim Allah'a tevekkül ederse bilsin ki, Allah galiptir, güçlüdür ve hikmet sahibidir.
50 - Melekler, o kâfirlerin yüzlerine ve sırtlarına vura vura ve "Tadın bakalım cehennem azabını!" diye diye canlarını alırken hallerini bir görmeliydin.
51 - İşte bu, sizin kendi ellerinizle meydana getirdiğiniz bir sonuçtur. Hiç şüphesiz Allah, kullarına hiçbir şekilde zalim biri değildir.
52 - Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi onlar da Allah'ın âyetlerini tanımadılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden tutuklayıverdi. Çünkü Allah çok kuvvetli ve azabı çok çetin olandır.
53 - Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir.
54 - Tıpkı Firavun'un izinden gidenlerle onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rabblerinin âyetlerini yalanladılar. Biz de onları günahları yüzünden helâk ettik. Firavun ile arkasından gidenleri suda boğduk. Hepsi de zalim idiler.
55 - Allah katında kımıldayıp debelenen canlıların en kötüsü, inkara saplanıp da bir türlü iman etmeyenlerdir.
56 - Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın halde her defasında antlaşmalarını bozarlar ve bundan hiç çekinmezler.
57 - Bundan dolayı onları harpte yakalarsan, kendilerinden sonrakilere de gözdağı olacak şekilde ağır bir cezaya çarptır, belki ibret alırlar.
58 - Eğer bir kavmin, sözleşmeye aykırı bir hainlik yapmasından korkarsan, savaştan önce aynı şekilde antlaşmayı bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez.
59 - O kâfirler ileri geçip kurtulduklarını sanmasınlar. Onlar kesinlikle (bizi) aciz bırakamazlar.
60 - Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah'ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı, ayrıca Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
61 - Eğer onlar barıştan yana olurlarsa, sen de barıştan yana ol! Ve Allah'a güven. Çünkü işiten ve bilen O'dur.
62 - Eğer sana hile yapmak isterlerse, muhakkak ki sana Allah yeter. Seni yardımıyla ve müminlerle güçlendirecek olan O'dur.
63 - Müminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.
64 - Ey Peygamber! Sana Allah yetişir, arkandan gelen müminlerle beraber.
65 - Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.
66 - Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
67 - Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.
68 - Eğer Allah'dan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu.
69 - Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve hoş olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.
70 - Ey Peygamber, elinizdeki esirlere de ki: "Eğer Allah sizin kalblerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır."
71 - Eğer sana hıyanet etmek isterlerse iyi bilsinler ki, bundan önce Allah'a hainlik ettiklerinden dolayı Allah onların ezilmelerine imkân verdi. Allah her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibidir.
72 - Gerçekten de iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad veren, onları barındırıp yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman ettiği halde henüz hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi bir velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyor.
73 - Kâfirler de aslında birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat çıkar.
74 - O kimseler ki, iman ettiler, hicret ettiler ve Allah yolunda cihada katıldılar, bir kısımları da onları barındırıp yer, yurt sahibi yaptılar ve yardıma koştular, işte bunlar hakkıyla mümin olanlardır. Bunlara bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.
75 - Daha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba olanlar, Allah'ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.
1 - Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.
2 - Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
3 - Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.
4 - İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.
5 - Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.
6 - Ve gerçek, gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.
7 - İşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerin arkasını kesmek istiyordu.
8 - Ki, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı büsbütün yok etsin, varsın o günahkârlar istemesin.
9 - O vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: "Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu.
10 - Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
11 - O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.
12 - İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun".
13 - Çünkü onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı çok çetindir.
14 - İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır.
15 - Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).
16 - Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir.
17 - Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.
18 - Gördünüz ya, Allah, kâfirlerin kurduğu tuzağı işte böyle boşa çıkarır.
19 - Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiç bir şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir.
20 - Ey iman edenler, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!
21 - Ve işitmedikleri halde "işittik" diyenler gibi olmayın!
22 - Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir.
23 - Allah onlarda hayır görseydi onlara işittirirdi, işittirseydi yine de aldırmaz arka dönerlerdi.
24 - Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.
25 - Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
26 - Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.
27 - Ey iman edenler! Allah'a ve Resul'e hainlik etmeyiniz ki, bile bile kendi emanetlerinize hıyanet etmiş olmayasınız.
28 - Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka birşey değildir. Allah katında büyük ecir vardır.
29 - Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, O, size bir furkan (hakkı batıldan ayırdedecek bir anlayış) verir ve günahlarınızı örtbas eder, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
30 - Hani bir vakitler, o kâfirler, seni tutup bağlamak veya öldürmek veya sürüp çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı da, onlar tuzak kurarken Allah da karşılığında tuzak kuruyordu. Öyle ya, Allah tuzakların en hayırlısını kurar.
31 - Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardı.
32 - Bir vakit de, "Ey Allah, eğer bu Senin katından gelmiş bir hak kitap ise, hiç durma üstümüze gökten taşlar yağdır veya bize daha acı bir azap ver" demişlerdi.
33 - Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir.
34 - Şimdi ise Allah'ın kendilerine azab etmemesi için neleri var ki? Oysa Mescid-i Haram'dan menediyorlar. Üstelik onun hizmetine ehil kişiler de değiller. Çünkü onun hizmetine ehil olanlar ancak müttakilerdir. Lâkin çoğu bunu bilmezler.
35 - Kâbe huzurunda onların duaları ise ıslık çalıp el çırpmaktan başka birşey değildir. O halde inkârınızdan (ve nankörlüğünüzden) dolayı bu azabı tadın bakalım.
36 - Mallarını, Allah yolundan engellemek için sarfeden o kâfirler, hiç şüphesiz yine onu sarfedecekler. Varsın sarfetsinler, sonra o yüreklerine inen bir acı olacak, sonra da mağlup olacaklar. Zaten kâfirler toplanıp cehenneme gönderilecekler.
37 - Allah, murdarı temizden ayırdetmek için ve bir de murdar kısmını birbiri üzerine bindirip hepsini bir araya getirmek ve topunu birden cehenneme koymak için böyle yapar. İşte bunlar o hüsran içinde kalanların ta kendileridir.
38 - O kâfirlere de ki: Eğer bu işe son verirlerse daha önce yaptıkları bağışlanacak. Yok yine karşı koymaya başlar, isyana dönerlerse, önceki ümmetlere uygulanan kurallar kendilerine de uygulanacak. (Artık o ilâhî uygulamayı beklesinler.)
39 - Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür.
40 - Yok vazgeçmez de tekrar eskiye dönerlerse artık bilin ki, Allah sizin yardımcınızdır. O ne güzel mevla, ne güzel yardımcıdır.
41 - Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdir.
42 - O vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer)in olması için Allah böyle takdir etti. Tâ ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki Allah, işitendir, bilendir.
Ramazan, kardeşliği perçinleyen ve sağlam kılan bir aydır. Öylesine perçinler ki ufak mutluluklar ve ufak paylaşımlar huzurlu ve anlamlı kılar insanoğlunu. Ramazan ayında paylaştıklarımızla, zorda olana uzattığımız yardım eliyle maddi ve manevi yoksulluklarımız biter, gider.
Gelin kardeş olalım
Haber bültenlerinden zihnimize ve kalbimize yansıyan manzaralar ne kadar yaralıyor bizleri. Çünkü hak edilmeyen ölümler yaşıyoruz habire. Savaşlarda yitirilen çocuklar, trafik kazalarında parçalanan aileler, dramlar içinde benlikleri sarsılan ülkemiz çocukları. Dünyadaki yaşıtları bombalarla parçalanırken, bizim çocuklarımız duygusal travmalarla parçalanıyor. Anne babası tarafından öldüresiye dövülen çocuklar, sapıkların elinde hayatları sönen yavrular, eğitimsiz anne-baba yüzünden mağdur büyüyenler. Ve daha birçokları...
HERKES KARDEŞTİR
Haber bültenlerinin bu tip haberlerle dolup taştığı günler, mutluluklardan çok hüzünler sunuyor bize. Kırılıyoruz. Şarkılar inadına artırıyor hüznümüzü. Bu günler geçecek elbette ki. Ama yitip gidenler bir daha dönmeyecek. Onlardan bize kalan acılar olacak. Belki bizim bir yakınımız yitip gitmedi bu savaşlarda, yoksulluklarda ama yakınız biz, gözyaşlarını ardına salana. "Herkes kardeştir" diyor Peygamber. Kardeşimiz biliyoruz memleketimizdeki herkesi.
MANEVİ YOKSULLUĞUMUZ
Bu coğrafyanın dört bir yanında beraberce yaşadık asırlarca. Dünyaya adalet ve hürriyeti sunan bir medeniyetin beşiğindeyiz biz. Bu topraklar bizi kardeş yaptı herkesle. Sadece insanlarla değil, taşından, toprağından, çiçeğinden, böceğinden, kuşundan, kedisine her canlıyla kardeş olduk biz. Şimdi bu kardeşliğimize göz dikenlere söyleyecek bir lafımız var: "Bir insanı öldüren, tüm evreni katletmiş gibi olur" diyen Peygamber'den gelen. Biz acılarımızla da kardeş olduk! Bu kardeşlik daha güzel dünya sunacak bize. Mutlu ve yüzü gülen çocuklarla neşeleneceğiz. Sevmenin anlamı derinleşecek, sevilmenin tadı lezzetleşecek. Gülümseyen yarınlarla kucaklaşacağız. Çünkü biz damladan dağlara, Kızılderili'den Eskimolar'a kadar, içinde kalp taşıyan her canlıyla kardeşiz. Ramazan, kardeşliği parçalanmaz bir sağlamlıkta perçinleyen bir aydır. Öylesine perçinler ki, ufak mutluluklar ve ufak paylaşımlar huzurlu kılar bizi, anlamlı kılar. Maddi ve manevi yoksulluklarımız biter. Bu dostluk bu kardeşlik bu sevgi adına bize fırsatlar sunan Ramazan'a selam olsun. Kardeşliğimiz kutlu olsun
...neden sen?? bunu o kadar soruyorum ki kendime,kendi kendime.sana yazmak aslında sana söylemek istediğim o kadar çok şey var ki!ama yapamıyorum nedenini iyi biliyorsun değil mi minik(!) sıçan.evet çok çok iyi biliyorsun.
bu gece de yine her gece olduğu gibi seni bekliyorum.ve bu kez gelmiyor musun?sana ihtiyacımın olduğunu bildiğin halde...kanala bakıyorum.hala yoksun.ve ben seninle konuşmayı bile özlüyorum.yazdıklarını bile.bırak sesini,seni görmeyi,seni öpmeyi,sana dokunmayı,sana sarılmayı,seninle hayal kurmayı...düşünsene sadece yazmanı istiyorum !!!
o ilk gece o sana slm verdiğim ilk gece nerden tahmin edebilirdim ki?böylesine duygu yüklü olucağım,böylesine benliğimde taşıycağım..söylesen gülerdim belki de.hatta bana yakında tanışıcaz dediğinde bile gülmüştüm.
sana farkında olmadan bağlanmam komik aslında.çünkü sen hiç benim olmadın ki.yine de seni suçlamıyorum,suçlamadım ve asla suçlamam da.sanırım en doğrusunu yapıyorsun.
...kısa bir zamanlık bir oyun bizimkisi.tahminimce başlamadan biticek olan bir oyun.sahne,dekor,oyuncular ve yönetmenler aynıydı belki ama her karede,her dakikada hatta her saniyede farklıydı olaylar.bu farklılığı yaratan da sendin işte.kimi zaman sarıldım sana paylaşmak için sevincimi,kimi zaman kızdım 'seni sevmiyorum ' dedim haykırmak için öfkemi.bunlaraysa bir tek sözün,düşüncen ,dokunuşun,gülüşün,bir tek bakışın dahi sebep oldu.
ne zaman zorluklar tıkadıysa yolumu;verdiğim savaşlarda daima seni bulmak isterdim yanımda.oysa sen kimbilir belki de başka kollarda...
yine de senden öğrendiğim çok şey var.özellikle de söz konusu insanlarsa zekaysa hep öndeydin benden.bilmiyorum...herşeyi paylaşmak isterdim senle,hayatını bile.ama sanırım böyle bi sorumluluğu üstlenmek zor geldi sana
evet ilk kez platoniğim.önceleri güldüğüm olay bu!ama tesadüfler o kadar karışıyormuş ki insanın yaşantısına.sen ruhsal durumumu bakışlarımdan anlayan,beynimin içini okuyan tek insansın.aslında sen beni tanıma şerefine ulaşmış tek insansın diyebilirim. eline çok koz verdiğim için mi, yoksa anlayabildiğin için mi bilmiyorum.
sana veda maili atmayı bile düşündüm.ama yapamadım...klavyedeki tuşlar bıçak gibi geldi.öyle bi bıçak ki benden canımı söküp atmamı istemiş gibi...ve yine başaramadım.başaramıycam da!
içinde yaşadıklarını bir gün bile belli etmedin bana yani tam anlamıyla.yine de hala dediğim bir şey var:ne mutluki bana seni tanımşım ne mutlukigülücüklerini içime sığdırmışım.ve olduğun gibi kal demiyorum SEVGıLıM ben seni olmadığın gibi de seviyorum...
--------------------