Terfi Ettim İnsanlıktan; Islık Çalan Bir Yağmurum Artık!
antetli kağıt yiyordu kahvaltıda adamlar
ayak izleri ceplerinden çıkmıyordu
bir küçük kız çikolata paketinden baba yapıyordu
kalın ciltli saman yapraklı sayfalar
''ha bire üretin!ha bire!''diyordu
sloganlar bakkal tezgahlarında çürüyordu
takım elbiseli kadınlar
kalem topuk ayakkabılarıyla ormanlardan geçiyor
soğuk çorbalara batırıyorlardı saçlarını
bir küçük kız masallar uyduruyordu bebeğine.
haberler başlıyor!haberler başlıyor!
salona!
''baba,çizgi filmler neden hemen bitiyor.
baba, gözlerim sana benziyormuş.
baba!saçlarım
baba!televizyonunun sesini açar mısın?''
kan tadında çaylar ince belli kristal bardaklarda
gümüş çay kaşıklarıyla ezer spikerin sesini baba.
çaylar kan tadınla!çaylar kan..!
''ölü bebek fotoğrafları koleksiyonu yapıyorum anne!
bir savaş neresinden vurulur?
savaşı öldürmek istiyorum anne!''
kan tadında çaylar ince belli kristal bardaklarda,tazeleniyor
''baba , çizgi film kahramanı olmak istiyorum.
şekerden rüyalar görmek istiyorum.
baba gözlerim sana benziyormuş
baba saçlarım
baba!işlerin nasıl gidiyor?''
-yoğun kızım ,çalışmam lazım şimdi!
''baba!bana bir rüya senaryosu yazar mısın?''
bir ahtapot başından sarmalıyor babayı
banka hesapları,kredi kartları,arabanın taksitleri
daha çok çalışmalı!
daha çok
cüzdanda yanıyor vesikalık fotoğraflar.
buhar kaplıyor geceyi.
gömlekler ütülendikçe tozlanıyor raflarda gümüş tepsiler.
''anne!rüyası olmayan kızlar hep üşür!
anne!masal
anne!üşüyorum
anne!soğukanne!masal''
iş görüşmeleri,yemek davetleri,yeni kahvaltı takımları
masal kitapları anne sesinden mahkum ,yastık altlarında yıpranır.
''sabah konuşuruz kızım!işim var!''
''sabah anne!''
sabah ezanı duyulmaz evde.
fetihler,yasinler okuyan büyükanneler huzur evlerinde!
gri çizgili siyah takım elbise,beyaz gömlek
babasının kravatında boğulur kızın masal kahramanları.
anne!sabah
''geç kalıyorum kızım!akşam''
''akşam anne!''
annenin kırmızı dudakları alır rengini kızın bakışının
kornaya basar ha bire adamlar!
cadde teneke çöplüğü,
kadının fönlü saçlarında boğulur yağmur
kız şaşkın!mektup yazar karıncalara!
yağmur nereden başlar!
beni sev baba!
modeline yetişmeye çalıştığın araba kadar!
beni de sev anne!
son moda ayakkabılarını sevdiğin kadar!
Çolvaroş köyünde Haşiloğlu cevherin kızı Hacınumanoğlu İsmail'in karısı nokta hala adında bir Hemşin gelini 3 kızı ve bir oğlu dünyaya geldikten sonra çok genç yaşta dul kalır. Ama oda birçok Hemşin kadını gibi evlenmek istemez ve kaderine razı olur. Oğlu Ahmet'i büyütmek için bütün şefkatini ve fedakârlığını seferber eder. Onun en büyük arzusu Ahmet'i büyütmek ve gurbet ellere Kırım'a yollamaktı.(Hemşin'de yaşlıların dilinde gurbete Kırım denirdi çünkü genelde yöre insanları yöre insanları gurbete Kırım, Batum tarafına giderlerdi) yıllar çabuk geçti. Nokta halanın Ahmet'i büyüdü köyde herkesin sevdiği takdir ettiği akıllı bir delikanlı oldu. O da her Hemşinli erkek gibi genç yaşında ailesinin geçimini, sorumluluğunu kalbinde, taze omuzlarında duyarak gurbete çıktı. Kırım'da hemşerisinin yanına gelen Ahmet, orda çalışmaya başladı gurbet hayatı 4 yıl sürdü. Bu sırda ise Nokta Hala Ahmet'in özlemiyle yaşıyordu, kardeşlerini ve eşini çok genç yaşta kaybeden Nokta Hala yalnızlığını ve özlemini hep Ahmet'i için biriktiriyordu. Fakat nokta Halanın kara bahtı gülmeyeceğe benzerdi onuruna çok düşkün olan Ahmet patronu ile kavga etmiş, çok kısa süreli olsa hapis yatmıştı. Veremin amansız kollarına hapishanede yakalanan Ahmet'in üzüntüden bu hâle düştüğü sanılmaktadır. Özellikle Nokta hala bu olaya böyle yorumlamaktadır. Memlekete hasta dönen Ahmet bu korkunç hastalıktan kurtulamayarak öldü. Nokta Hala ise oğlunun acısını en büyük şiddetiyle tattı. Bu acılara Nokta Halaoğlu Ahmet için söyledikleri zamanla destan olarak dilden dile yayıldı. Bu destanda bazen isyan, bazen tevekkül, bazen cemiyet, bazen felek, bazen mazi, bazen hal, bazen istikbal, fakat her zaman Ahmet vardır. Bu destanın dört yüz kıta civarı olduğu sanılıyor günümüzde yüze yakın dörtlüğü mevcut ayrıca İbrahim Can , Birol Topaloğlu ve Gökhan Birbenin ayrı ayrı kasetlerine koydukları ağıtlar dinlenmeye değerdir. Aşağıda bu destanın küçük bir kısmı var, kalemsiz kâğıtsız dilden dile dolaşan bu destandan bir annenin evladı için hissettiklerini bulacaksınız.
AHMEDUM DESTANI
Kirova şehrine ettim intizar,
Kara bıyıkların aldı mı nazar?
Ahmet anasına bir mektup yazar,
Şimden sonra yazamazsın Ahmedum.
Uğramasın Kirova ya makina,
Felek ağu kattı tatlı aşına.
Çok oturdum mezarının taşina,
Şimden sonra daha yazmam Ahmedum.
Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.
Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsu duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerceğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.
Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gercek
insancasına, erkekcesine
Bana bir bardak su' dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsu dinleyen...
Anadolu'nun orta vilayetlerinden bir köyde, yavaş yavaş güneş batmaya hava kararmaya başlar.
Karanlık iyice çöker köyün üzerine.
Evlerden birinde bir kadın ve adam yatma hazırlığı yapmaktadır. Erken yatıp yarın sabaha, güneş ışığına erken uyanılacaktır. Adam üzerini değiştirir, yatağına yönelir.
Evin penceresinden; karanlık bahçeye vuran ışıkta ağaçların arasında bir gölge belirir. Kadın pencereden dışarı bakar ve gülümser.
Kadının sevgilisi bahçededir
Tam sözleştikleri gibi, sözleştikleri saatte ve yerde adam onu beklemektedir.
Kadın kocasının uyumasından emin olunca, sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer Ve pencereden aşağıya atlar. Başka bir adam için, kadın kocasını terk eder.
Koşarlar iki sevgili Kaçıyorlar.
Tarlaları, ovaları aşarlar
Anadolu' da bir köy nasıl koşmasınlar ki.
Arkalarından onları kovalayacak onca şey vardır. Namus belası, Töre cinayetleri, yoksulluk, cefa, korku.
Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler.
Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olunca soluklanmak için dururlar.
Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki :
'Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor'
Çıkartıp bakar ki ayakkabısının içinde bir tomar para!!!!!
Kocası her şeyin farkında.
Biliyor ki gidecek,
'Beni terk edecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, ütüledi. Bana emeği geçti' YABAN ELDE MUHTAÇ OLMASIN DİYE ! ! !
O Yoksul köylü; bütün parasını; başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koydu.
O güzel insanı,
O onurlu davranışı sergileyen,
O terk edilen adamı,
HEPİNİZ TANIYORSUNUZ ..
Çünkü O;
Bir dizesinde bize yürekten seslendiği gibi Uzun ince bir yoldaydı ve gidiyordu gündüz gece
yüreğine ve emeğine sağlık pedaliza kardeşim inan tekrar yıllar öncesine döndüm ve hüzünlendim çok teşekkürederim buarada kuzeyin oğlunada hakkını verelim onunda koca yüreğine sağlık