Dünyanın en zengin 200 kişisinin toplam serveti 1999'da 1 trilyon dolardı. En yoksul 43 ülkeye yayılmış 582 milyon insanın toplam geliri ise 146 milyar dolar.
The total wealth of the 200 richest people around the world was $ 1,000,000,000,000 (one thousand billion USD) in 1999, and the total wealth of 582,000,000 people living in 43 countries was $ 146,000,000,000.
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
ABD'nin yıllık savunma bütçesi 300 milyar dolar, istihbarat faaliyetleri bütçesi 30 milyar dolar. Türkiye'nin gayri safi milli hasılası 200 milyar dolar.
The annual defense budget of the USA is $ 300,000,000, and $ 30,000,000 for intelligence activities. The grand national income of Turkey is $ 200,000,000.
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
Dünyada 1 milyar kişi okuma yazma bilmiyor.
One billion people around the world do not know how to read and write
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
Tüm ülkelerin günlük silah harcamalarının sadece yüzde 1'inden azıyla bile, dünyada okulsuz çocuk kalmayabilir.
Less than 1 percent of the daily expenditures of all the countries for weapons would be enough for schooling all the children around the world.
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
Gelişmiş ülkelerin nüfuslarının yüzde 20'si, dünyadaki toplam tüketimin yüzde 86'sını gerçekleştiriyor. Borç krizindeki ülkelerde her yıl 7 milyon çocuk ölüyor.
20 % of the population in developed countries is responsible for 86 % of all the comsumption in the world. Seven million children die in the countries drowning in debts.
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
Dünyadaki insanların yarısı, yaklaşık 3 milyar kişi günde 2 doların altında harcama yapabiliyor. ABD'nin 2001 yılı savunma bütçesi 350 milyar dolardı.
Half of all the human beings in the world spend less than $ 2 a day. The defense budget of the USA was $ 350,000,000,000 in 2001.
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
Gelişmekte olan ülkeler kazandıkları her 1 dolara karşılık 13 dolar borç ödüyorlar.
Developing countries have $ 13 of debts for each dollar of their income.
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
SAVAŞA HAYIR!
NO WAR!
"Kimileri bin türlü kötülük edip tek bir hesap vermeden yaşıyor, kimileri tek bir yanlışla mahkum oluyor."
William Shakespeare
"Hepimiz yeni bilimin ve teknolojinin muazzam başarısını biliyoruz ve insanın gücünün muazzam artışına şahit olabiliriz. Ama belirtmek gerekir ki, bilgelik ve iyilikte böyle bir artış yok. Modern insan kör bir devdir."
Leo Strauss
Türkçeyi En Kötü Kim Konuşuyor?
Kimilerine göre medya dedektifi, kimilerine göre canlı imla kılavuzu. Hüseyin Movit, yazdığı kitapla Türkçe'yi kötü kullananların kulağını çekti; siyasilerden televizyoncuya birçok ünlüye 10 üzerinden not verdi
Kimilerine göre medya dedektifi, kimilerine göre canlı imla kılavuzu. Hüseyin Movit, yazdığı kitapla Türkçe'yi kötü kullananların kulağını çekti; siyasilerden televizyoncuya birçok ünlüye 10 üzerinden not verdi.
Hüseyin Movit... Onu belki sizler tanımazsınız ama gazeteci ve televizyoncuların çok yakından tanıdığı bir isimdir. Gazetecilerin 'Acaba yine yanlış mı yaptım?" diye korkarak açtıkları telefonun ardındaki sestir Movit.
Aslında babasını birçoğumuz tanıyoruz. Çünkü Movit, geleneksel Türk mutfağının en önemli temsilcilerinden Hacı Salih'in oğlu. Babasının yemeklerimize gösterdiği özeni o Türkçe'ye gösteriyor. Movit, 1974-1999 yılları arasında Balat'ta turşuculuk yapmış.
Şimdi "Nerden çıkti bu adam?" diyebilirsiniz. Ama Hüseyin Movit, bugünlerde "Konuşamadığımız Türkçe ve.." kitabıyla medyanın kulağını çekiyor. Kimler yok ki kitapta. Habercilerden tiyatroculara, köşe yazarlarından siyasetçilere herkesi Türkçe'yi katlettikleri için ağır bir dille eleştiriyor. İşte canlı imla kılavuzu, medya dedektifi gibi lakapların sahibi Movit'in Türkçe notları...
En kırık not Metin Uca'ya
Hüseyin Movit "En iyi müşterimiz Metin Uca" diyor. "3 yılda 2 bine yakın yanlışını saptadık. Hem telâffuz hem de davranış hataları var. Genel kültür hataları yapıyor. Düşünün Kuzey kutbundaki penguenlerden bahsediyor. Penguenler Güney kutbundadır."
"Mehmet Ali Birand da baş müşterilerimizden biri. 'İtalyanlar Apo'yu Azize yaptı7 diyor. Hayrola Apo'nun cinsel tercihinde bir değişiklik mi oldu? Birand'ın cümle kurma tekniği çok zayıf. 'Gelceenizz' gibi telâffuz hataları yapıyor. Yıllardır Takistan' diyemiyor."
"Kuşum Aydın'ın ağzını yaya yaya konuşması yok mu beni deli ediyor."
Siyasilerin Karnesi
Tayyip Erdoğan:4 ("Eyvallah"diyor. Bu argo kelimeyi kullanamayacağı yerlerde söylüyor. Bir başbakanın böyle konuşmaması lazım. Sinirlendiği zaman dudağını ısırıp 10'a kadar saymasını öğrenmesi lazım.)
Deniz Baykal:7 (Arada bir "eee" gibi uzatmaları olmasa ifadesini iyi anlatan biri.
Devlet Bahçeli:7(Meramını çok güzel anlatıyor. Ancak "de", "da" eklerini uzatıyor.)
Mehmet Ağar:8 (Çok güzel konuşuyor. Vurgulaması çok iyi. Siyasiler arasında en iyi o.)
Habercilerin Türkçe karnesi
Defne Samyeli:Eş anlamlı kelimeleri sıkça yan yana kullanması gözümden kaçmıyor.
Gülgün Feyman:Estetik sonucu ağız yapısı değiştiği için 4 harfi telâffuz ederken ıslık çalıyor.
Reha Muhtar:Anlam, telâffuz ve dil bilgisi hatalarını en sık tekrarlayan isim.
Erhan Ertürk:8
(Türkçe dil bilgisine ve telâffuzuna hâkim.)
Ahmet Hakan:6.5'tan 7
(Tane tane okumak güzel ama biraz abartıyor. Uzun süre 'program' yerine 'proram' dedi.)
Cüneyt Özdemir:6 (Dikkatsiz ama eleştirilere açık.)
Ali Kırca:5 (Sonu 'k' ve 7g' ile biten kelimeleri yanlış telâffuz ediyor.)
Murat Birsel:4 (İngiliz aksanıyla Türkçe konuşuyor.)
Çiğdem Anat:2 (Tonlamada başarısız. Kurduğu cümlelerin sonu çoğu zaman havada kalıyor.)
Savaş Ay:Eksi 10 (Argoyu yüceltiyor.)
Ayşenur Yazıcı:8Türkçe'yi en iyi kullananlardan. Eleştiriye sonuna kadar açık. Hataları tekrarlamıyor.
Hz. Muhammed karikatürlerini yayınlayan gazeteye ödül
AFP
Danimarkada Hz. Muhammede hakaret içeren karikatürleri yayımlayan Jyllands-Posten Gazetesi'ne Basın Ödülü verildi.
Ödülün gerekçesinde Jyllands-Posten Gazetesi'ne bu ödül, ifade özgürlüğünü savunmak için aylardır canla başla sürdürdüğü direnişi için verildi denildi. Ekstra Bladet Gazetesi her yıl eski yayın yönetmeni Victor Andreasen adına basın ödülü veriyor.
Danimarkanın en çok satan gazetesi olan Jyllands-Postene Victor Ödülü'nü verdikten sonra Fransız haber ajansı AFPye açıklama yapan tabloid Eksra Bladet Gazetesi'nin editörü Hans Engel Jyllands-Posten sadece işini yaptı. İfade özgürlüğünü kullandı dedi.
Hz. Muhammede hakaret eden 12 karikatürü eylül ayında yayınlayan gazetenin editörü Carsten Juste ise törene iki korumayla geldi ve ödülünü alırken Bu olaylar, fikir özgürlüğünün ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi dedi.
Dünya çapında Müslümanların büyük tepkisine neden olan karikatürleri protesto gösterilerinde 100den fazla insan hayatını kaybetti. Tüm bu olaylara karşın hem Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, hem de karikatürleri yayınlayan Jyllands-Posten Gazetesi Müslümanlardan özür dilemeyi reddediyor.
Hiç bir hak peygambere yapılmasını onaylamadığım bu çirkin olayın altında neler var kim bilir? Müslümanlara düşen olaya karşı tepkilerini doğru bir şekilde sergilemeleri...Tepkisiz kalmak işin en acı tarafı olur; ancak tepkinin de bir şekli olmalı...Sonuç vermeyecek, boşluğa atılan taşlar gibi olan tepkilerin çok çabuk unutulacağını düşünüyorum. Aslına bakılırsa bu olay ne kadar şer gibi görünsede belki allahın bunda bir muradı vardır.Belki bu olay sayesinde müslümanlar yeniden tek vücut olup ümmet bilincine ulaşırlar...Yüce Rabbimizin Kuran- Kerimde dediği gibi;
Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır. Siz bunları göremezsiniz...
İŞte aşagıdaki linkte bu karikatürlerin bir kısmını saffanın sonuna doğru göreceksiniz...Son derece üzücü ancak söylemek istediğim son söz Allah sevdiği kulunun bu şekilde kullanılmasına izin vermeyecektir. Allahın kurduğu tuzak en kötü tuzaktır...
Uzak mesafelerin esir ettiği zamanların içinde kayboldum yine...Uzun zaman oldu kelimelerin içindeki anlama dokunmayalı.Şimdi öyle bir yerdeyim ki kelimeleri sıralayıp kendimi yollara koymanın telaşını yaşıyorum.
Uzun ve engelli bir yolun yolcusuyum.Yaşam karelere bölünmüş, ben hangi karedeyim bilmiyorum.Kendimi ifade ettim zannederken öyle bir noktaya geliyorum ki hiç anlatamamışım, ileri adım attığımı sanırken yerimde saymışım...Yazık demenin anlamı yok.Zamanı suçlamak,kadere bağlamak yaşananları ve sonunda kendine dönüp "sensin suçlu" demek ne kadar da hafif kalıyor.Biz ki insanın iradesine bu kadar güvenirken, doğru bir çizgide hareket etmek için mücadele verirken nedendir bu karmaşa anlamak zor...Elbette bir yerlerde hatalar yapılıyor; sanıyorum önemli olan bu hatalara ulaşabilmek.Ama yinede "insanlar neden bu kadar kötü" demekten de kendimi alamıyorum...Ben böylesi ince düşünürken, ben böylesi insandan yana olurken neden insanlar benden uzak yerlere düşüyorlar? Ben insanları her halleriyle severken neden onlar bu sevdaya başka kulplar takıyorlar ve neden herkes çok acımasız hep kendini düşünüyor? İnsanın kendine ait kimlikleri neden örseleniyor? Nedir bitip tükenmek bilmeyen hırsın kaynağı?
Sonuçta kimsenin eline bir şey geçmiyor, öfkeden,kinden, nefretten başka...Ben bu olumusuz oyunlarda rol almak istemezken hep merkezde bir yerdeyim.Hoşuma gitmiyor, istemiyorum.Yalnızlıktan yana mı kullanmam gerekiyor yaşam hakkımı artık bunu sorguluyorum...
Kendimize dönelim diyorum..Herkesi hoşgörüye,sevgiye,yaşama davet ediyorum.Bırakalım birbirimizi kırmayı, bırakalım örselemeyi...Hepimiz insanız ve istersek herşeyi yola koyabilecek güç bize bahşedilmiş.Bizim için lütuf olan bu güzelliği çirkin davranışlarla, çirkin duygularla kirletmeyelim...Ben artık sevgi dolu, kardeşce bir yaşam istiyorum.Bu yaşamda benimle olmaya var mısınız?
"Bırak-Kazan" adlı uluslararası sigarayı bırakma kampanyası bugün başlıyor. Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ve Finlandiya Halk Sağlığı Enstitüsü işbirliğiyle düzenlenen kampanyanın Türkiye ayağında 4 hafta süreyle sigara içmeyen katılımcılar arasından kurayla belirlenecek bir kişi, 6 bin YTL ödül kazanacak.
Kampanyaya, en az bir yıldır sigara içen ve 18 yaşını doldurmuş herkes katılabilecek.
İlerde bir gün geriye bakıp da 'keşke' demek istemiyorsanız; üç şeyi doğru seçmeniz gerekiyor. İşte size internet sitelerinde dolaşan anlamlı bir yazı!.
Eşini doğru seç
Doğru eş; her zaman uzun zaman flört ettiğin kişi değildir. Önemli olan kısa zamanda da olsa fikirlerinin uyuştuğu, yaşam tarzlarının benzediği, espiri anlayışının yakın olduğu ve zor zamanlarında hep yanında olacağını bildiğin kişiyi seçebilmektir. Dertlerini, sevinçlerini paylaşabileceğin, fikirlerine, olaylara bakış açısına güvendiğin, senin fikirlerine saygı duyan insanı... Konuşmaktan sıkılmayacağın, hayata küstüğün zaman seni kabuğundan çıkartıp eğlendirebilen, gözlerine baktığında ne söylemek istediğini anladığın, aynı zamanda iyi bir arkadaş olabilen, seni sen olduğun için sevebilecek ve bunu kaldırabilecek birini eş olarak seçmelisiniz! "Dünya da böyle biri var mı?" diye soranlara 'Emin olun ki var!' diyoruz. Onu fark edebilmek için sadece etrafınıza bakmanız yeterli olacaktır.
İşini doğru seç
Doğru iş rahat iş değildir! Çok kazandıran iş de değildir, kariyer de değildir Klimalı büro ortamı hiç değildir. Doğru iş; olmaktan zevk aldığın, sabah kalktığında gitmekte üşenmediğin, bıkmadığın yerdir. Tabii, yanında rahatlık, para ve kariyer varsa bu da senin şansındır.
Dostunu doğru seç
Çok sayıda arkadaşın olması 'iyi arkadaşın' olduğunun ispatı değildir. Güzel günlerdeki arkadaşlıklar geçicidir. Mutluluklarının yanında, acılarını da paylaşabileceğin, fikirlerine ihtiyaç duyabileceğin, her zaman yanında olmasını isteyeceğin, senin maddi olarak değil de ruhen zenginleştiren bir tek arkadaş sana çok şeyler katacaktır.
Yeni AMERIKAN Kur'ani (tovbe ha$a): Tehlikeli tuzak yeni Kuran
Kuveyt'te "The True Furkan" (Dogru Kur'an) adi altinda basilmaktadir
Seytanin ayetleri olarak aciklanmaktadir ve Al-Furgan haftalik
magazini arastirmalarinda iki Amerika basim sirketi olan "omega" ve "Wine
Press" in "the True Furgan (Dogru Kur'an)" ve "the 21st Century
Quran"(21.Yuzyil Kur'ani) adi altinda basimlari yaptiklari ortaya cikartilmistir.
Bu sozde Kur'an 366 sayfa olup hem arapca hemde ingilizce olarak
basilmaktadir.Kuveytte bulunan ozel ingilizce
okullarinda cocuklara bu kitap okutulmaktadir. Kitapta 77 sure mevcuttur. Bu surelerin icinde Al-Fatiha, Al- Jana, Al-Iniil sureleri mevcuttur. Sureler Bismillah
yerine,Hristiyanlikta bilinen 3 ruhu anlatan uzun bir ceviri ile baslamaktadir.Bu sozde Kur'an da Islami inanclari zedeleyen bir cok yazi bulunmaktadir.Bir ayetinde, 1 den fazla kadin ile evlenmenin zina oldugu
(evlilik disi cinsel iliski olarak kabul edildigi), bosanmanin kesinlikle kabul edilmedigi ve vasiyetlerin (vefat edenin ardinda birakilan vasiyetin
dagitimi hakkinda) yeni bir sistem seklinde dagitilmaya calistigi
anlatilmaktadir.Ayrica Cihad'in Haram oldugu belirtilmektedir.
Hatta Allah'a dil uzatacak, O'na saldirida bulunacak sekilde
anlatimlara kadar ileri
gidilmistir.(tovbe ha$a).Bu sozde kitap cocuklarimizi
zehirlemektedir.
Lutfen sizlerde bunu engellemek, bu tehlikeli tuzagin
altindan kalkabilmek icin tanidiginiz
herkese, ama herkese bu emaili gonderin.
Yeterki herkese bu email ulassin.. Allah sizlerden razi
olsun ve insallah sizleri en iyi sekilde mukafatlandirsin.
Alt tarafta verdigim linkte bu kur'an in resmini
gorebilirsiniz Amazonda satilmakta bu kur'an dedikleri yanlis
kitap
Kadına yönelik şiddet konusundaki istatistikler, dünya genelindeki bir insan hakları felâketini açığa çıkarmaktadır.
Her üç kadından en az biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış ya da farklı bir biçimde tacize uğramaktadır. Kadına kötü muamele eden kişilerse genelde kadının kendi ailesinden ya da tanıdığı insanların arasından çıkmaktadır.1
Avrupa Konseyi, 16 44 yaş arası kadınların ölüm ve sakatlanmalarının ana sebebinin aile içi şiddet olduğunu ve bunun kanser ya da trafik kazalarındaki ölüm ve sakatlanma oranından çok daha fazla olduğunu beyan etmiştir.
Bugün cinsiyet yüzünden yapılan kürtaj ve doğum sonrası kız bebeklerin öldürülmeleri sonucunda kaybolan kadın sayısı 60 milyondan fazladır. Çinin 2000 yılındaki son nüfus sayımı yeni doğmuş kız çocuklarının sayısının erkek çocuklarınınkine oranının 100:119 olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu oranın biyolojik normu ise 100:103tür.
BM kadına yönelik şiddet özel raportörünün raporlarına göre 1999da ABDde aile içi şiddete maruz kalan kurbanların %85ini kadınlar oluşturmaktadır.
Rus hükümeti 1999 yılında 14.000 kadının partnerleri ya da akrabaları tarafından öldürüldüğünü tahmin etmektedir ama ülkenin hâlâ aile içi şiddet ile ilgili özel bir kanunu yok.
Dünya Sağlık Teşkilatı kadın cinayet kurbanlarının neredeyse yüzde yetmişinin erkek partnerleri tarafından öldürüldüğünü rapor etmiştir.
Bu istatistikler buzdağının görünen kısmını temsil etmektedir. Kadına yönelik şiddet konusundaki raporlar genelde gerçekleri yansıtmamakta, çünkü kadınlar utanmakta ya da kendilerine inanılmamasından, kendilerine karşı düşmanca tavırlar sergilenmesinden veya şiddetin daha da artmasından korkmaktadırlar.
Özgürlükler alanında yaptığı çalışmalarla tanınan ünlü Fransız hukukçu Prof. Dr. Jacques Robert, Hz. Peygamber'e hakaret içeren karikatürlerin dinleri karşı karşıya getirmeye yönelik bir provokasyon olduğunu söyledi.
'Hz. İsa veya Papa terörist olarak resmedilse Avrupa kamuoyu da düşmanca tavır takınarak sokağa dökülürdü'diyen Prof. Robert, Danimarka'da yayınlanan karikatürlerin yaralayıcı olduğunu vurguladı. Fransa'nın önde gelen laiklik uzmanlarından olan Jacques Robert, karikatürlerin İslam'ın Avrupa'daki olumsuz imajıyla yakından alakalı olduğunu savundu. Müslümanlara karşı büyüyen kuşkunun ardındaki en önemli sebeplerden birisinin son yıllarda Avrupa ülkelerini vuran ekonomik kriz olduğunu öne sürdü.
Son gelişmeleri Zaman'a değerlendiren Fransız Anayasa Konseyi eski üyesi Robert, laiklik ve ifade özgürlüğü konusunda da ilginç açıklamalarda bulundu. İfade özgürlüğünün sınırının kamuda ve vicdanlarda kargaşaya yol açılıp açılmadığı ilkesi olduğunu söyleyen Prof. Robert, katı laiklik düşüncesinin yerini birlikte yaşamaya dayalı yeni bir anlayışa bıraktığını öne sürdü. Uzun yıllar rektörlüğünü yaptığı Paris Panthéon-Assas Üniversitesi'nin halen onursal başkanı olan Jacques Robert''in dinî özgürlükler, insan hakları ve laiklik konularında çok sayıda eseri bulunuyor.
Hz. İsa'nın terörist olarak resmedilmesi durumunda Avrupa kamuoyunun tepkisinin de şiddetli olacağını vurgulayan Prof. Robert, bunun Hıristiyan kamuoyunu korkunç şekilde yaralayacağını dile getirerek, halkın buna karşı düşmanca tavır takınacağını ve İslam ülkelerindeki gibi gösteriler olacağını belirtti. Böyle bir şeyi kabul etmezler; bu Fransa'da büyük skandal olur diyen Fransız hukukçu, örnek olarak birinci sayfasına Katoliklerin ruhanî lideri Papa'yı bir kadınla sevişirken koyan bir gazetenin derhal engelleneceğini ifade etti. Yine de bunu ifade özgürlüğü adı altında savunan kişilerin olacağını belirten Robert, fakat bunun derin kamuoyunun sert tepkisine yol açacağını ve yaralanan insanların şiddete bulaşabileceğini öne sürdü. Katolik gruplar, 1988 yılında Martin Scorsese'in The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı'filminin Hz. İsa'ya hakaret ettiği gerekçesiyle gösterilmemesini istemiş, sonuç elde edemeyince de Fransa'da ve Amerika'da birçok sinemayı ateşe vermişti.
Hz. Muhammed'e (sas) hakaret içeren karikatürlerin yaralayıcı olduğunu ve kendisinin de şoke olduğunu dile getiren Fransız hukukçu, karikatürlerin bir dinle terörizmi özdeşleştirdiğini belirterek, Bu, kamu düzenini bozmaya yönelik provokasyondur dedi. Düşmanlıkları ortaya çıkarmanın ve dinleri karşı karşıya getirmenin anlamsız olduğuna dikkat çeken Prof. Jacques Robert, karikatürleri yayınlayan gazetenin bu tepkilerin geleceğini tahmin ettiğini düşündüğünü söyledi.
Buna karşın olayın bir drama dönüştürülmemesi gerektiğine de dikkat çeken Robert, ifade özgürlüğünün temel bir prensip olduğunu ifade etti. Bu özgürlüğün ise bir sınırı olduğuna işaret ederek eşiği geçenlerin adli merciler tarafından cezalandırıldığını belirten Robert, Fransız mahkemelerinin 'Hıristiyanları incitiyor'gerekçesiyle yasakladığı çok sayıda film ve reklam afişini örnek gösterdi. Örneğin, Paris mahkemesi geçen yıl bir moda firmasının Leonardo da Vinci'nin, meşhur Hz. İsa'nın Son Yemeği tablosundan esinlenerek yaptırdığı reklam afişini Hıristiyanları incitiyor diye yasaklamıştı.
Fransız gazetesi yasaklanabilirdi
Fransız hukukçu, Fransa'da da yayınlanan karikatürler için, Yeteri kadar yaralayıcı değil miydi sorusuna ise 'Bu karikatürlerin amacı provokasyon ve yaralama ise, ki öyle kabul edebiliriz; bu, isyana, dinlerarası çatışmaya ve kamu düzenini bozmaya yönelik bir çağrı demektir. Yetkililer bu gazeteyi derhal yasaklama hakkına sahipti' şeklinde cevap verdi. Robert, ifade özgürlüğünün sınırının kamuda ve vicdanlarda kargaşaya yol açılıp açılmadığı ilkesi olduğunu söyledi. Fransız hukukçu, buna örnek olarak da anti-Katolik bir gazetenin, Papa'yı bir hayat kadını ile resmettiğini düşünelim. Bu bir skandal olur ve eminim yetkililer tarafından derhal yasaklanır dedi.
Sorun, İslamiyet değil
Karikatürlerin yayınlanmasının, İslam'ın Avrupa'daki imajıyla yakından ilgili olduğunu savunan Robert, 'Bu, bir gazetenin aptalca bir alayı mı yoksa bir İslamofobi kampanyasının başı mı bilmiyorum' şeklinde konuştu. 25 yıl Cezayir'de yaşadığını ve İslam ülkelerini çok iyi tanıdığını dile getiren Fransız profesör, İslam dünyası ile Batı arasında din kaynaklı bir çatışma olmadığını söyledi. İslam ile demokrasinin uyuşmadığı yönündeki teorilere karşı çıkan Prof. Robert,'Eğer bu şekilde düşünürsek, Katolik Kilisesi hiç demokratik değil. Papa'nın seçilişine bakın. Eğer bir dini örgütlenmesi üzerinden değerlendirirsek o zaman Katolik dini totaliter bir din' yorumunda bulundu. Fransız hukukçu, temelinde din çatışması olmadığı için karikatür krizinin derinleşmeyeceğini tahmin ediyor.
Robert, Batı'da İslam'a yönelik olumsuz bakışın büyümesinde ise son yıllarda yaşanan ekonomik krizlerin ve El Kaide gibi örgütlerin eylemlerinin büyük rol oynadığını öne sürdü. Bugün Avrupa'da Müslümanlara karşı bir 'güvensizlik ve kuşku'dalgası geliştirildiğine dikkat çeken Fransız hukukçu,Yanlış olduğu halde, hapishanelerdeki 10 mahkumdan inin Müslüman olduğunu söylüyoruz. Bir yerde bir kaza olayı olsa, bu bir Müslüman ya da bu bir Arap demediğimiz çok az. Veya bu Arap değilmiş diyoruz. Bu çok kötü şeklinde konuştu.
Hollanda'da yapılan bir kamuoyu yoklaması, halkın yüzde 65'inin İslam dünyasını rahatsız eden karikatürlere gösterilen tepkileri anlamakta güçlük çektiğini ortaya koydu.
Maurice de Hond araştırma şirketi tarafından yapılan ankete yanıt verenlerin yüzde 68'i ise karikatürlerin Hollanda basınında da yayımlanmasında sakınca görmediğini bildirdi.
Katılımcıların yalnızca yüzde 21'i Danimarka'nın, karikatürler nedeniyle İslam dünyasından özür dilemesi gerektiğini belirtirken, yüzde 79'luk çoğunluk ise karikatürlerin basın özgürlüğü sınırları içinde kaldığını, İslam dünyasının da bunu artık öğrenmesi gerektiğini savundu.
Ankete katılanların yüzde 50'si Avrupa Birliği'ni karikatür krizinde ikiyüzlü davranmakla suçlarken, yüzde 34'ü de Hollanda hükümetinin Danimarka'ya bu konuda destek vermesi gerektiğini belirtti.
Türkiyenin uzman insan gücü tamam, sıra fiziki ve hukuki altyapıyı oluşturmakta
Hedef, kök hücreyle karaciğer yapmak
Türkiye Bilimler Akademisi'nin hazırladığı kök hücre raporu hayata geçerse, kök hücre konusunda Türkiye'de önemli adımlar atılması bekleniyor. Bunun dışında, Sağlık Bakanlığı; kordon kanının sigortalanması, kordan kanı bankalarının prim yoluyla desteklenmesi, Kordon Kanı Koordinasyon Kurulu'nun kurulması ve kök hücre çalışmalarının yasal bir çerçeveye kavuşturulması için düğmeye bastı.
Kök hücre araştırmaları, günümüzün bilim ve teknoloji gündeminin en önemli ve aynı zamanda en tartışmalı konularının başında geliyor. Özellikle, doku ve organ hasarları veya kayıpları sonucu ortaya çıkan pek çok hastalığın, bozukluğun tedavisinde, kök hücre çalışmaları umut olarak algılanıyor.
Türkiye de tüm tıp dünyasının yakından ilgilendiği kök hücre çalışmalarıyla ilgili, öncelikle yasal prosedürünü tamamlamaya ve konuya dair bir politika oluşturmaya çalışıyor. Tüm bu çalışmalarda, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) adına yürütücülüğünü Hacettepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Emin Kansu'nun yaptığı ve Dr. Meral Beksaç, Dr. Sahir Çörtoğlu ile Dr. Mehmet Öztürk'ten oluşan çalışma grubunun hazırladığı rapor, milat kabul edilecek bir nitelik taşıyor. 'Kök Hücre Araştırmalarında Güncel Kavramlar' adını taşıyan rapor, Türkiye'nin kök hücre politikasının yönünün belirlenmesinde en önemli katkılardan biri olarak gösteriliyor.
Ulusal kurul
Raporda, Türkiye'nin ileriki yıllara yönelik kök hücre politikalarına dair öncelikle 'Ulusal Kök Hücre Araştırmaları ve Uygulamaları Kurulu'nu oluşturması ve bu kurulun, embriyonik ve her türlü kök hücre araştırmalarının planlanması, denetlenmesi ve ilgili konularda kuralları belirlemesi isteniyor. Ayrıca, ulusal kurulun, embriyonik kök hücre araştırmalarının yasal, hukuksal, etik, felsefi ve ahlaki yönlerini görüşerek belirli kurallara ve tanımlara bağlaması; kök hücre araştırma, uygulama ve nakilleri ile gen mühendisliği konularında ilgili kurum ve makamlara danışmanlık hizmeti vermesi, kök hücre konusunda toplumun bilgilendirilmesi, ulusal ve uluslararası ilgili kurul ve kurumlarla iletişim sağlanması ve Türkiye'nin temsil görevini yürütülmesi gibi çalışmalarda bulunması tavsiye ediliyor.
Tedavide kurul onayı
TÜBA, rapordan hareketle, kök hücre araştırmalarıyla ilgili, kamuoyunun insan kopyalama olarak bildiği eylemlere engel olmak amacıyla, Türkiye'yi en kısa sürede yasal önlemlerini alması konusunda uyarıyor.
Öte yandan, "Bugün için felç, şeker hastalığı, Alzheimer, Parkinson hastalığı gibi hastalıkların tedavisinde kök hücre uygulamaları büyük ümit vaat etmekle birlikte, henüz kabul gören bir tedavi seçeneği değildir. Bu konuda ülkemizde de bazı araştırmalar yürütülmektedir. Ancak bu araştırmaların gerçekleşmesinde etik kurallara mutlaka uyulmalıdır. Toplumun bu konuda yanlış bilgilendirilerek beklentilere kapılmaması gereklidir. TÜBA, bu gelişmeleri yakından izlemektedir ve kabul gören bir kök hücre tedavisi geliştirildiği taktirde toplumun bilgisine sunulacaktır" değerlendirmesi dikkat çekiyor.
İnsan kopyalama amaçlı araştırmaların ülkemizde yürütülmesi için gerekli yasal önlemlerin bir an önce alınmasının şart olduğu vurgulanan raporda, "tüp bebek uygulamalarından arta kalan embriyolar ile cenin ve erişkin kaynaklı hücre dizilerinin, kök hücre dizilerinin klinik tedavi amaçlı kullanımı, yurtdışından getirilmesi, ancak kurulması önerilen Ulusal Kök Hücre Araştırma ve Uygulamaları Kurulu'nun onayı ile gerçekleştirilebilir olmalıdır" değerlendirmesinde bulunuluyor.
Tartışmaların boyutu
Raporda, kök hücre konusunda tartışmaların boyutları ise şöyle sergileniyor: "İnsanda tüp bebek uygulamalarından arta kalan, kullanılmayan embriyolar ya da gebeliğin sonlandırılmasıyla ceninden elde edilen doku örnekleri olabilmektedir. Bu tür insan doku ve hücrelerinin araştırma amaçlı kullanılması, özellikle batıda çeşitli çevrelerin tepkisini çekmekte ve embriyo hakları bağlamında insan yaşamının ne zaman başladığına ilişkin farklı görüşlere dayalı etik, hukuksal ve yasal tartışmalara yol açmaktadır. Vücut hücresine çekirdek nakli ile elde edilen bir tür embriyo ile gerçekleştirilen bu işlem, aynı zamanda, hem tedavi amacıyla hem de insan klonlama (kopyalama) amacıyla kullanılabilecek işlemlerin ilk ve en kritik aşamasına da karşılık gelmektedir. Bu husus ise kök hücresi araştırmalarına ve uygulamalarına ilişkin tartışmaları daha da alevlendirmektedir. Bu tartışmalar, en yoğun biçimde sürdürüldükleri Batı ülkelerinde, bu ülkelerin yetkin bilimsel ve teknolojik alt yapılarına karşın, kök hücre araştırmalarını sınırlandıran, engelleyen bir boyut kazanmış, sonuçta bu kritik alandaki araştırmaların ağırlığı Güney Kore gibi ülkelere kaymaya başlamıştır. Son dönemde bu alandaki atılımların, bu tür gelişmekte olan ülkelerde yapılmaya başlaması bunun açık göstergesidir."
Türkiye ve kök hücre
Raporda, Türkiye'nin kök hücre araştırmalarında üstlenmesi gereken rol ise "Ülkemiz, bilim ve teknoloji alanlarında ulaştığı birikimin ve ilerici konularda yürütülen araştırmalara yönelik olarak toplumumuzun genelde sergilediği anlayışlı, akılcı ve hoşgörülü tutumun ışığında (son dönem tüp bebek ve doğum öncesi tanı uygulamalarında toplumumuz gerçekten olgun bir tavır sergilemiştir), kök hücre araştırmalarında ciddi bir atılım yapmak için uygun bir konumda gözükmektedir. Karar vericilerin kök hücre araştırmalarına kaynak ve insan gücünü odaklayabildikleri ölçüde ülkemizin, Batı'daki tartışmalardan doğan boşluğu, Güney Kore örneğinde olduğu gibi, doldurabilmesinin ve stratejik bir alanda önüne çıkan bir fırsatı gerektiğince değerlendirerek öne çıkmasının mümkün olacağına inanıyoruz" cümleleriyle özetleniyor.
TÜBA adına hazırlanan raporun yürütücüsü Prof. Dr. Emin Kansu, kök hücre çalışmalarının, özellikle tedavisi zor ya da imkansız görünen hastalıkların tedavisinde sağlayacağı katkılarla ilgili olarak, "Kök hücre araştırmaları konusunda bugüne kadar ulaşılan nokta, gelecek için son derece umut vaat ediyor. Embriyonik kök hücrelerin temel bilimlerdeki araştırmalarının, en kısa sürede klinikte tedavisi mümkün olmayan birçok hastalığa yararı olabilecek şekilde kullanımı beklenmektedir" diye konuşuyor.
Kansu, kendini yenileme ve tamir kapasitesi olmayan hücrelerin kaybına bağlı olarak gelişen hastalıklar arasında sayılan Parkinson hastalığı, Alzheimer hastalığı, MS gibi rahatsızlıklar tedavi edilebileceğini de vurguluyor.
Kansu, embriyolardan elde edilen kök hücrelere de dikkat çekerek, "Tedavi amaçlı bir klonlama yöntemi olan bu yaklaşımda, alıcı hücre verici çekirdeği tarafından genetik olarak programlanmış olacak ve bu hücrelerden gelişen dokular alıcı tarafından reddedilmeyecektir" değerlendirmesinde bulunuyor.
-----------------
Dr. Gurur Polat
--------------------------(Kök Hücre Derneği Sekreteri)
''Laboratuvarda kalp dokusu ve yapay deri yaptık''
- Dernek olarak kök hücre araştırmalarında hedefiniz neler?
Derneğimiz bünyesindeki bir çalışma gurubu, AB'ye proje başvurusunda bulundu. Projenin ana fikri, bir organ çıtasının üstünü kök hücreleriyle kaplayarak, bundan yapay organ oluşturmak. Bir organ iskelet yapının üzerine bu kök hücrelerden kaplayarak bu iskeleti bir organ haline getirmeyi hedefliyor projemiz. Bu tür şeyler zaten olacaktır. Çünkü hali hazırda, organı tamamen kök hücrelerden oluşan bir şekilde yapmak mümkün değil. Geçmişte, bir farenin sırtında kulak yapıldı, ancak unutmamak gerekir ki, kulak basit bir organdır. Asıl hedef, fonksiyon gören karaciğer yapmak ve bir başka aşaması da böbrek.
- Yurtdışındaki çalışmalar hangi noktada?
Yurt dışında yapılan numunelerde, örneğin böbreğin idrarı süzen bölümü yapılabiliyor, fakat hücresel bazda kendi başına çalışıyor ve idrarı ortalığa atıyor. Şimdi bunun bir sistem içerisinde toplanarak mesaneye ya da başka bir depolanacak yere götürülüp oraya boşaltılması lazım. Yani sizin hücreleriniz idrarı süzüyor, fakat ortalığa atıyor. Bu şu an için işe yarayan bir şey değil. Bir başka örnek de karaciğer için verilebilir. Karaciğer yapmak için hücreleri belli bir kütlede bir araya getirmek zorundasınız. Bunları laboratuarlarda olduğu gibi saha üzerine kök hücreyi yayarak yaptığınız zaman, bundan organ verimin alamıyorsunuz. Çünkü insan vücudunda kan organlara damar yoluyla geliyor; bu toplu gelişi bu kök hücrelerin üzerine yaydırıp sonra bunları toplayıp, daha temizlenmiş bir kanı dışarı doğru götürmek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla, bunları bir organ yapısı altında karaciğerin olduğu yerde ya da daha küçük bir vücut boşluğu içinde muhafaza edebilecek şekilde geliştirmemiz lazım. Biyoteknoloji bu konuyla ilgilenen bir alan. Ve dünyaya baktığımızda bu konuda adı geçen kurumlar özel şirketlerdir.
- Proje desteği almanız halinde hangi organları yapmayı hedefliyorsunuz?
Karaciğer ve deri yapmaya çalışacağız. Bizim hedefimiz bu. Bakın biz laboratuarda yapay deri yaptık zaten, fakat bu insan tedavisinde uygulanacak büyüklükte değil. Öte yandan, bunun izni alınarak yasal bir prosedür olarak uygulanması için önünde bir sürü engeller var. Her şey birden bire pat diye, olmuyor. Adım adım gideceğiz. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü'nden de bu tür bir proje başvurusu olduğunu biliyoruz. Bu iki proje dışında organ çıtası üzerinden organ üretimini hedefleyen bir başka proje var mı, Türkiye'de, ben duymadım.
- Proje nerede yürütülecek?
Proje City Hastanesi'nin yaşam bankası ve olabilirse bu konuyla ilgili olarak çalışmalara başlamış olan ODTÜ Kimya bölümüyle konuşacağız. Ancak öncelikle bu projenin kabul edilmesi lazım. Bizim ki 75 bin Euro'luk bir proje.
- Başta ne tür öncü çalışmalarda bulundunuz?
Benim de içinde bulunduğum bir grup, ki Ankara Üniversitesi, Biyoteknoloji Enstitüsü ve Doğumevi'nden katılımcılar da var; embriyonik kök hücrelerinden damar dokusu yaptık. Öte yandan, örneğin, bir kalp gibi atan kalp dokusu yaptık. Bu bize kök hücrelerden kalp yapılabileceğinin en büyük göstergelerinden bir tanesi. Laboratuarlarda, bildiğimiz kaplar içersinde atan bir kalp dokusu yapabiliyoruz. Demek ki biz bu kök hücreleri insan kalbinin onarımı için kullanabiliriz. Hangi kök hücreyi ne tür işlemlere tabi tutacağı önce bunların halledilmesi lazım. Ondan sonra bunlar insanların önüne birer tedavi metodu olarak çıkacak. Türkiye'de bizim yaptığımız türde kalp kası haline getirilmeden, düz bir şekilde kalbe kök hücre olarak verilmişti. Bir dolaşım sistemi hastalığında ve kalp yetmezliği olan hastalarda kullanılmıştı. İkisinden de ilk çıkan sonuçlar, bunların yapılmadığı hastalara göre daha başarılı olunduğu yolundadır.
- Etik tartışmalarının neresinde duruyorsunuz?
Dünyada kök hücre tartışmaları embriyonik kök hücrelerden mi yapılsın, yoksa alternatif bir kaynak mı bulalım, noktasında yoğunlaşıyor. Türkiye'de daha çok tartışılan "kordon kanından mı olsun, kemik iliğinden mi?" olsun. Çünkü herkes de biliyor ki, asıl verimli olan embriyonik kök hücrelerdir. Fakat, etik sebeplerden dolayı, ikinci bir kaynak arayışına yönelindi. Derneğe göre bu konuda yayınlanmış yönetmelikler esastır. Kişisel olarak bana sorarsan, ben size sıradan bir vatandaş olarak şunu söylerim; "İnsanların faydasına olabilecek, ona zarar getirmeyecek, her şey etik olarak değerlendirilebilir. Mesela ideal insanımı yaratacaksak. Eğer ölümsüz yaratabiliyorsanız, şansınız bol olsun."
KARACİĞERİN ÇALIŞMASINI ZORLAŞTIRAN VE RAHATLATAN BESİNLER
Karaciğer vucuda giren zehirli kimyasalları parçalar. P-450 enzim sistemi bu toksik kimyasallarla karşılaştığında çalışmaya başlar. Ancak bu sırada ortaya serbest radikaller çıkabilmekte ve bunlar da uzun vadede karaciğer hücrelerinde tahribata sebep olabilmektedirler. İşte bu zararlı etkiyi önlemek için antioksidanların varlığına ihtiyaç vardır. E, C ve B vitaminleri bu antioksidanların en başta gelenleridirler.
P-450 enzim sistemini aşırı çalıştırıp serbest radikallerin fazla miktarda üretilmesine sebep olan başlıca maddeler şunlardır:
Toksinler karaciğer hücrelerini yıpratırken, bu hücreleri koruyan gıdalar da mevcuttur. Bu amaçla bol meyve ve sebze yenmelidir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve kavuniçi, srı, mor ve kırmızı rankli meyve ve sebzeler yiyin. Bu şekilde diyetin %40'ı meyve ve sebzeden oluşmalıdır.
Karaciğer üzerinde yıpratıcı etkiye sahip toksinler:
Metabolik atıklar (organlar tarafından üretilen atık moleküller)
Mikroorganizmalar (viral veya bakteriyel enfeksiyonlar)
Çevre kirliliği
Böcek ilaçları
İlaçlar (antibiyotikler, ağrı kesiciler v.b.)
Alkol