Tabiatın gözlerine rimelmiş ufuk
Tılsım dalgalarından korkarak şafak
En hergelesi bile yutar argosunu
Sanki sular arasında yutulacak
Yakamozun yıkadığı yere
Koşmak ister yosunlar
Eli rüzgâra mahkûm
Deniz geceye bürününce
Dalgalar kumsala yorgan
Yıldızlar semada görününce
Deniz doğaya hayran
Kuytu köşelere saklanır martılar
Yoksunluğundan değil simidin
Güneşin nankörlüğüne ağlar
Bu yüzdendir ki martılar, güvertelere umut bağlar
Deniz beyaz pelerini giyince
Damlalarında gamalı haç
Güneş yeşilliğe peçe
Neden kızgın bakar dağlar denize
Her dalgayı tokat mı sanır?
Belki merhamet ifadesidir, ya da
Ferhat'ın öcüdür her sille
Gazel olsun
Şirin'e
Kum mangalının üstünde
Medcezir güdümünde kavurucu buz
Daldan süzülerek dakikalar
Nasır tutmuş ellerde dargın sigara
Pusulası aşk limanına doğru pek çok kaptan
Deşarj olur ikilem dingilinde
Kim demiş suya yazı yazılmaz
Mektup olmuş anılar
Postacı mercan
Geminin peşinde
Saklambaç oynar yana yana...
Serin ateş dokununca mecalsiz dolunaya
Titreyerek uyanır kaldırımlar
Yeni bir günün başlama sinyalleri
Tecelli eder dünyaya
Deniz kıvranır
Deniz kıvırır
Fakat nasıl öğretti ise
Yunusa yüzmeyi
Sabır selamet
Allah'a emanet
Aşktır can boyu dalgalarda...
Deniz...
Yalnızlığın hani o anlatılamayan
Geveze ve ketum hırçınlığın sakinliğinde
Okşarsa bir gün beni
Bir kulaç atıp da Haliç'i ayıracağım...
Yolculuk;
Yitip giden Sürgün müdür?
Ya da vicdan muhasebesi
Neyse adı
Bütün varlığım
Ümit ile
Korkunun arasında
Med-cezir vuruşlarda...
O yüzdendir ki;
Başkaldırıya gücüm
Yok..!
Başımı yasladım buğulu cama
İzledim bu şehri, yalnız kalabalıkları
Yolsuz yolları
Bir yanımda yaşlı bir amca
Sonsuza uzanmış sanki
Yorgun kolları
Yarı uyanık baktım da
Hiçbir şey bırakmamışım geride
Yokluğum kurumuş gül dalında
Sırtımda acıdan vehimler
Çok uzaklardan duyuluyor
Korku marşını sızlatan tambur
Elimde bir parça kâğıt
Halime sancılanan fikirsiz kalem
Yazılıyor bana daha ölmeden ağıt
Öldürseydi gamlanmazdım, hain elem.
Galiba buna deniyor gurbet
Yeni öğrendim
Cehennem gibiymiş acısı, felaket!
Ağlasam fışkıracak kalbimin kesif kanı
Açsam ağzımı
Feryadım yırtacak gibi dağları
Umurumda olmayan olaylar zinciri bile
Rahatsız etmekte...
Lakin
Ahtım var
Bir mum yakacağım gökyüzüne
Sömürsün, saçlarımı kızartan güneşi
O mum;
Ahi olsun da katletsin kasvet kokan geceyi
Uzak diyarlarda bekleyen şeytan tuzak
Sileceğim vehmini kalbimden
Bir malihulyadır yaşamak
An be an zihnimi kemiren
Bir buğdayın sıcaklığı kapladı
Kaybolan tenimi
Ağlayıp da yıkadım
Ruhuma sinen
Donuk encamemi
Artık aşk mizanımda
Ne bir tüy var
Ne de kalbimi sarsan
Emsalsiz bir ses
Tadına doyamadığım nimetler gibi
Tükendik birlikte
Nefes nefes
Kıyılıp, doğrandık
Heves heves
Kanadı, yalnızlığımın çığlığında çatladı
Garip bülbülümün
O yüzdendir ki
Nicedir dert işler gündemime
İlmek ilmek
Âşık olduğum kızın
Ki zaten;
Aşk;
İki yalnızın ortak yalnızlıkta
Yalnızlık gerdeğidir...
//Belki bundan sonra da âşık olabilirim
Fakat
Hiç birinde, böylesine aç oturmayacağım
Sevda sofrasına...//
Elin elimde terlediği zamanlar
Mozaik bir gülümseme alırdı çehremizi
Ve devamlı raks eden martılardı
Sen simidini yerdin
Bense kendimi yerdim...
Bir ümit çığlığıydı sanki
Limanda yankılanan sloganımız
Şikâyet ettiklerim bir yana
Egolarım silinirdi hakir bedenimden
O haykırdıkça...
Marmara havasındaki tenine
Nasıl da yakışırdı yeşil
Sen mi yeşili giyerdin
Yeşil mi seni fethederdi anlayamazdım
Dalgaların hışırtısı bir yana
Rüzgâr akardı o yeşillikten, ruhuma
Bilirsin
Seni anlatmak için kelimelere başvurmadım
O dediğim anda;
Adını bile bilmediğim nice güzellikler
Seni zikretmeye ve suretinde şekillenmeye başlıyordu
Ama sen dinlemiyor gibiydin beni
Anladım ki;
Kelimelerim, olmayan kalbini teğet geçmiş...
//Resmi yalanlar zinciri miydi o bakışın?
Rakımı yüksek insanlara uzanmak mıydı maksadı?//
Ne zaman vuslat günüydü
Yanıma yol üstü cümleler alırdım atıştırmalık
Ve cümleler romana dönüşürdü
Aşk ortasında...
İlan etmeden ayrılık haberini
Yüzün öncekine nazaran mat bir havaya bürünmüştü
Anlamıştım
Çünkü o bakışlar;
Bir aşkın başlangıcı, bir aşığın sonuydu...
Aşkım aşkını teğet geçti
//Dertlerim olgun, gönlüm yorgun
Sağ yanım hayata, sol yanım ayrılığa dönük,
Bitkinim, çünkü bitkinliğimin sağ kalmak gibi emeli var;
Yine de bu bitkinliğe senin gibiler uzanamazlar...//
Yoksunluğuna yoksunluk kattığım harflerdi
Kırıntılarını birleştirdiğim cümlelerdi bu sözler
Ve ne zaman bir şehirde ayrılık bitse
En kaoslu günler çökerdi, o şehre
Ve senin gidişinle beraber
Bursam, ışıklarından katran döktü
Hâlbuki
Nasıl da yakışırdı sana yeşil
Sen mi yeşili giyerdin
Yeşil mi seni fethederdi anlayamazdım
Dalgaların hışırtısı bir yana
Rüzgâr akardı yeşillikten, ruhuma
Ayrılık ertesi, kalbimin kapısını çalan
Keder, yalnızlık, gurur, kibir, şikâyet
Adı neyse artık
En zorlu imtihan mısın hayatımın cilvesinden
Gördüğüm her nesne seni andırır oldu
Hatırlarsın, masam da bir gül vardı?
O da sana küskün, odam sana küskün
Gittin gideli hiçbir şeyin kalmadı tadı
Belki bir daha bulamayacak kalbim
Aşktaki bu performansı
Tutunamayacak ve düşecekti
Göz bebeklerinden
Gözlerim gözlerinden teğet geçti
Gözlerin olmasaydı âşık olamazdım
Aşkın aşkımdan teğet geçti
........
........
........
........
//Fransız kaldım galiba, şeceresi kent olan aşklara
Ben de mi başlasam acaba?
Omuriliğe şantaj minberlerde, sigaraya...//