Anladım ki yaşananlar unutulmuyormuş ben ne yaparsam yapayım seni yazdıgım şu kalbimden atamayacagım ;bunu şimdi mi anladın diyeceksin bana belki evet şimdi anladım anladım ki insan sevince atamıyormuş yüreginden sevgilim....
Bak sana hala sevgilim diyorum;Neden sence...Senden sonra şu kalbime hiçbir yabancı girip hüküm sürmedi sen vardın yüregimde sadece sen halada ordasın sevgilim...
Hayatta kızıyorum bazen bazende diyorum ki; hayat bu mücadele etmem gerektigini anlıyorum ama ben mücadele yerine oturup beklemeyi seçiyorum dimi hayır sevgilim hiçbir zaman oturup bekledim hiçbirzaman... senin iyiligin için bu sevdanın sana daha fazla kapanmayacak yaralar bırakmaması için senden gittim sevgilim ben senden gittim ama sen benden hiç gitmedin kalbimin tek hükümdarı sendin halada öylesin sevgilim kalbimin hükümdarı..sana hükümlüyüm ben sadece...
Anladım anladım ki sevgilim yaşananlar br çırpıda söküp atılmıyormuş hele o sevdan hükümlü oldugum o sevdan silinmiyor gönlümden hükümdarımsın hükümlünüm halen....
Seni yazıyorum yine her bir satıra sevgilim...
Sana birşey itiraf edeyim mi?Hoş bunları okuyamıyacaksın belki belkide okuyacaksın ama sana yazıldıgını bilmeyeceksin olsun ben seni yazıyorum hergün şu yüregime tekrar tekrar...
Ve şunu itiraf ediyorum; Ben seni halen deliler gibi seviyorum...Ben halen o yaşadıgımız anları yaşıyorum hayallerimde yüregimde ben hala seni seviyorum kalbimin tek hükümdarı hükümlünüm hala yaşananlar unutulmuyor sevdan söküpp atılmıyor sevgilim..
Uslanmaz olan gönül bir bana yar değildir elbette . Niye olsun ki , niye o gönül bana gelsin ki . Yüreğimden okudum seni , öyle ezberledimki , aklımdan çıkman mümkün değildir , imkansızım oldun sen . Sonrası Allah kerim , ne yapalım her yüreğin bir özü vardır ya , özümde sözümde bu olsun sana ..............
Sevdam yüreğimde kor misali yakar durur beni , sessiz ve yavaş yavaş . Bu çile bu ızdırap çekilirmi bilmem ama çekeceğiz sanırım .
Bir zamanlar hayellerimi süsleyen pembe düşlerim ve bu düşlerimin içinde en önemli değerim olan sen vardın . Tabi o zamanlarda senin bundan haberin dahi yokdu , olamazdı . Hani insana arada bir suskunluk gelir ya , aynı o şekle büründüm bende ister istemez suskunlaştım . Sonra bunun nedenlerini sordum kendime , nedeni basitmiş korkuyordum sensizlikden . Vayy be .. Sensizliği düşünmeyen bir ben , sensiz olmakdan sensiz kalmakdan korktum . Evet evet itiraf edeyim korktum .
Bile bile ölmenin mutluluğu içerisindeyim . Varsın yaşıyordum , yokluğun zaten ölümdür . Ömrüm ise boşadır be yüreklim . Boşver sana seslenmek istemiyorum , ben sadece kendi içimi dökmek ve kendimi yargılamak istiyorum . Suşlu benim , sen haklıydın . Sen haklıydın . Derdim beni yer , ben çilemi . Çilem gönlüme ağır , ağrım yüreğimdedir .
Umutla yolculuk etmek gideceğin yere varmaktan daha zevklidir demişler Sonunda o istediğine ulaşmak kadar, ulaştığında duyacağın mutluluğu düşünüp daha çok çalışmak. Hep o anı düşünmek, onun mutluluğunu yasamak. Öyle derinden hissetmek ki, titremek o anı düşündüğünde.
İnsan hayal kurma erdemini asla yitirmemeli. Asla vazgeçmemeli umut etmekten. Çok yüksekte de olsa yıldızlar, onlara ulaşmak için uğraşmalı, yükselirken elma ağacındaki elmaları toplamaktan zevk almalı. Sonunda kucaklayamasa da yıldızları, topladığı elmaların mutluluğunu yaşayabilmeli.
İnsan ara sıra oturup hayatini söyle bi gözden geçirebilmeli. Çünkü hayretler içerisinde bırakacak o kadar çok şey var ki şu kısacık hayatlarımızda. Ne çok şey basarmışım aslında demek hiç de zor değil aslında. Polyannacılık oynayalım demiyorum ama biraz iyi davranmayı bilmeli insan kendisine. Bir sene, beş sene, on sene önce kurulan hayaller düşünülmeli mesela ve simdi nerede olunduğu???
Ne yapıyorsun, kimlerlesin? Düşlediklerinin ne kadarı gerçekleşmiş?
Kurumuş bir yaprak gibi rüzgarın önünde savrulup gidiveren şu hayatta, her anın değerini bilmeli, her anın tadını çıkarabilmeli. İşte mutlu olmak için bir sebep. Bir sene önce düşündüğün, sonra da zihninin tozlu raflarına kaldırdığın ufacık bir hayal gerçek olmuş bile. O zaman neden olmasın? Neden şimdi kurulan hayallerin gerçekleşme olasılığı düşük olsun ki? Elindekiyle hiçbir zaman yetinmeyen, doymak bilmeyen insanoğlu, geçmişini göremedikçe geleceğine yon veremeyecek galiba.
Umutların yitirildiği anlarda karanlığa bir mum yakabilmek ve doğrulabilmek. Şöyle ayağa kalkıp omuzlarındaki onca yüke rağmen başını dimdik tutup göğsünü gerebilmek. İste hayattayım. Yasıyorum. Şu havayı soluyabilen insanlardan biri de benim. Ve ayaktayım. Üstelik kalbim çarpıyor, kafam çalışıyor, hala gözlerim dolabiliyor diyebilmeli insan.
Hiç üzüldüğüne sevinir mi insan? Ya da acı çektiği için mutlu olabilir mi? tabii ki evet. Rüzgara kapılıp savrulan onca insan arasında hissedebilen kalpler, yüreği yansıtabilen gözler ve akıldan geçenleri kelimelere dökebilen sözler... New York borsasında para etmese de değer buldu her zaman. Bulacak da. Çünkü bu dünyada hâlâ sevmesini bilen, insanların gözlerinin içine bakabilen, mutlu olmayı yürekten isteyen ve hayal kurabilen insanlar var. Çünkü hâlâ bu dünyayı sevgiyle doldurmaya çalışan INSANLAR!!! var.
NEDEN SANA SESLENİŞİM NEDEN SANA HAYKIRIŞIM BİLMİYORUM, AMA BİLDİĞİM TEK ŞEY SENİ SEVİYOR OLMAM VE TABİKİ DE SENİN BENİ SEVMEN,
BENİ SEVMEN YOKMU DÜNYALARI BANA VEREN,
HAYATIMI ALT ÜST EDEN,
BİR DAKİKA BİLE SENİ DÜŞÜNMEDEN DURAMAYIŞIM,
BENİ SEVMENDEN, BENİ BEN OLARAK SEVMENDEN KAYNAKLIYOR,
SEN BENİM YAŞAM KAYNAĞIMSIN,
SEN BENİM PINARIMSIN,
SEN BENİM GÖZBEĞİMSİN,
SENİ HİÇ BİR ZAMAN UNUTAMAM VE DE UNUTMAK İSTEMİYORUM.
İÇTİĞİM SUDA SEN VARSIN,
YÜRÜDÜĞÜM YOLLARDA,
GEZDİĞİM YERLERDE,
HAYALLERİMDE,
HER HALİNLE KARŞIMDASIN, NE OLURDU BİR KERE DAHA SENİ YAŞAYABİLSEM, NE OLURDU SADECE HAYATIMDA SEN OLSAYDIN. AMA OLMADI VE DE OLMAYACAK BİLİYORUM, BİLDİĞİM TEK ŞEY BENİM BİR PARÇAM OLARAK KALACAKSIN HAYATIMIN GERİ KALANINDA, BU SANA BİR VEDA SATIRLARI DEĞİL SADECE SESLENİŞİM.
Adam genç eşini çok seviyor,bir o kadarda kıskanıyordu öyleki iş yerinde yemek verildi i halde,her ö len o uzun yola ra men evine gidiyor,eşiyle birlikte yemek yiyordu.Kadın, eşinin sadece yemek yemek için geldi ini düşünüyordu.Bilmedi i bir şey vardı eşi kendisini kontrol ediyordu.Bu bilinmeyenle uzun süre birlikte yediler yemeklerini taa ki adam gelipte eşini evde bulamayana kadar.
Kapıyı açıp seslendi eşine ses yok...Odaları gezdi bir bir...yok...yok...yok...Telefona sarıldı hemen.Kapalıydı kadının telefonu.İrkildi birden."korktu um başıma geldi kesin aldatıyor beni" diye düşündü.........Tanıdı ı herkesi aradı ailesi,arkadaşları,aile dostları,komşuları hiç kimse görmemişti kadını saatler geçiyor kadından ses çıkmıyordu.Akşam oldu adam evin içinde ümitsiz ve karışmış düşüncelerle dönüp duruyordu.Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte adam kararını vermişti boşanacaktı avukat arkadaşına giderek dava açtırdı.Kesin aldatmıştı kocasını ve dönmeye yüzü yoktu artık herşey bitmişti.
Eve dönünce eşine ait ne varsa attı resimleri yırttı,elbiselerini yaktı,takılarını karşılıksız verdi bir eskiciye geriye sadece bir sevgililer günü kartı kalmıştı." hep seninim...hep senin kalaca ım..."yazıyordu üzerinde.adam nefretle bakarak duvara astı kartı uzun uzun baktı elinde tuttu u içki kadehini sıktı ının farkında bile de ildi.Elleri kan içinde kalmıştı ama o görmüyordu bile.
Telefonun sesini duydu unda ancak farketti elinin acıdı ını ve kan içinde kaldı ını açtı telefonu
ADAM __ buyrun dedi adam
TELEFONDAKİ __ iyi günler beyfendi ........ beylerin evimi?
ADAM __ buyrun benim
TELEFONDAKİ __ ben ........... hastanesinden arıyorum iki gün önce yaralı bir bayan getirdiler hastanemize henüz bugün kendine gelebildi sizin isminizi ö renebildik hemen gelebilirmisiniz?
Adam yı ıldı oldu u yere yanlış duymuş olabilirmiydi."kesin sevgilisi dövdü" dedi içinden gitmekle gitmemek arasında bocaladı birden sonra "gidip yüzüne tükürmeliyim"diye düşündü.Fırlayıp çıktı soka a attı ı adımların sesini duyuyordu sadece koştu,koştu...Hastaneye ulaştı ında nefesi tıkanmıştı danışmadan eşinin kaldı ı odanın numarasını ö rendi artık biliyorduki anlatılan do ruydu eşi yaralıydı ama neden?merdivenleri nasıl çıktı ını hatırlamıyordu.Kapıya geldi inde doktorları gördü.Kendisini tanıttı ve eşini görmek istedi ini söyledi.Doktorlardan birisi başını öne e di "başınız sa olsun eşinizi kurtaramadık dedi adam aldatılmışlı ın acısıylamı yoksa sevdi i içinmi bilinmez, bakamadı eşinin yüzüne son kez cenaze işlemlerini bile eşinin ailesine bıraktı.
Aradan 10 gün geçmişti adam iyiden iyiye yıpranmış,çökmüş,sanki hayattan elini ete ini çekmişti devamlı duvarda asılı duran karta bakıyordu o arada kapı çaldı.Genç bir kurye,büyük bir paket bıraktı kapının önüne.Gülümseyerek "do um gününüz kutlu olsun efendim eşiniz 10 gün önce ayırdı hediyenizi ve bugün için size teslim etmemizi tembihledi.Çok şanslısınız beyfendi dedi ve çıkıp gitti ne yapmalıydı bilmiyordu adam.Açtı kutuyu elleri titreyerek bir kazak vardı en üstte "çok be enmiştin bu taza ı ama bana elbise alabilmek için vazgeçmiştin bundan güle güle kullan aşkım" yazılı bir ka ıt iliştirilmişti bir paket daha vardı kutuda açtı...saatti bu.Yine bir yazı. "eve gelece in zamanlar,geç kaldı ın her dakika ölüm gibiydi.Umarım artık geç kalmazsın" en alttada bir kart vardı.Sanki sonunu biliyormuş gibiydi yazdıkları "son olacak belki belkide hep yanında,hep birlikte kutlayaca ız.Bizli nice yıllara aşkım"
Genç kadın,eşi için seçti i hediyeleri,do um gününde teslim edilmek üzere bırakmıştı ma azaya dönüşte şarjı bitti i için telefonu kapanmıştı.Yolun karşısındaki kulübeden eşini aramak istemişti merak etmesin diye ama hızla gelen arabayı farkedememişti
__________________
--------------------------------------------------------------------------------
Cüneyd-i Ba dadî Hazretleri henüz yedi yaşındayken,
hocası ve aynı zamanda da da*yısı olan Sırrî-yi Sekai ile
beraber hacca gitmişti.
Mescid-i Haram'da dört yüz kadar ule*mâdan büyük zât toplanmış,
şükür hakkında konuşuyorlardı. Herkes şükür hakkında bir
şeyler söylüyor, şükre kâmil bir tarif getirmeye çalışıyorlardı.
Uzun konuşmalar so*nunda dört yüz de işik fikir çıkmasına ra men,
herkesi tatmin edecek bir şey söyleyebi*len olmamıştı.
Sırrî-yi Sekatî bir de yanındaki Cüneyd-i Ba dâdi'ye sordu.
"Madem ki buradasın, sen de bir şeyler söyle" dedi.
Cüneyd-i Ba dadî Hazretleri,
"Şükür, Rezzak olan Allah'ın ihsan etti i nimet ile
O'na isyan etmemektir"
buyurdu. Orada bulunanla*rın hepsi şaşırıp,
'Seni tebrik ederiz, maksadı en güzel sen tarif ettin.
Ancak bu kadar tarif olurdu' dediler.
__________________
Bu yeni günde, güneş Allahın adıyla doğar ve bizi aydınlatır. Eğer Allah dünyamızı karanlık bir dünya yapsaydı, biz bu koca güneşi getirip dünyamızın tavanına bir lâmba yapamazdık.
Yeni günle beraber dünya aydınlanır. Çiçekler açar. Kuşlar cıvıldaşır. Kelebekler uçar. Arılar iş başı yapar. Doğa, bir coşkuyla yeniden dirilir.
Bütün bunlar Allahın adıyla olur. Eğer Allah güç vermeseydi, onlardan hiçbiri bu işleri yapamazdı.
İnsanlar da yeni günle beraber işlerinin başına geçer. Sokaklar kalabalıklaşır. Kentler hareketlenir.
Bunlar da yine Allahın verdiği güçle olur.
Biz de sabah yatağımızdan kalkıp yeni bir güne başlarken, Allahın adını anarak kalkarız.
Çünkü bizi kaldıran Allahın gücüdür.
Yeni bir güne biz Allahın adını anarak başlarız.
Çünkü bu yeni gün de Allahındır. Bu yeni günde olup biten ne varsa hepsi Allahın verdiği güçle olur.
Biz, gözümüzü açtığımız zaman, günün bize neler getireceğini bilemeyiz. Ama iyi şeyler getirsin isteriz.
Onun için, bu yeni gün üzerinde sözü geçen kim ise, Ona yöneliriz.
Bizi kötülüklerden korusun, iyiliklere eriştirsin isteriz.
Bir anlamda, şöyle deriz:
Allahım! Senin verdiğin güçle, Senin yarattığın güne başlıyorum. Bu yeni günde beni kötülüklerden korumaya Senin gücün yeter. İyi ve güzel şeyleri ise ancak Senin yardımınla başarabilirim. Ben Sana inandım ve Sana güvendim. Beni her an görüp gözeten Sensin. Sen, yardım isteyen kullarını geri çevirmezsin. Ben de bu yeni günüme başlarken Seni anıyor, Sana yöneliyor ve Senden yardım istiyor
Veya, bütün bu anlamları, bir kısa sözle özetleyiveririz:
İçim.. Ahh içim.. Gidesin var biliyorum, dur yemeye yüzüm yok. Şarap, sigara, gitmek, intahar ve inkar, yine gündemin ilk sayfalarında ömrümün. Susar sigara içerim, susar geceye içerlerim.. Şimdi bir yerdeyim ama burası benim hayatım mı bilmiyorum. Ne bir ses, ne de bir düş var kıyılarıma vuran bu aptal halimde. Kırıldım sanırım, yine en olmadık sebeplerle.. Papatyalara da inanamam artık kusura bakma..
Bu oda benim.. İçinde korkularım ve kuyularım gizli, hımm bir de lüks bir kimsesizliğim.. Birinden diğerine atarken kendimi, zaman aleyhime, kader lehime işliyor. Bu meselenin bir son sayfası olacak mı bilmiyorum, dünler çok acımasız ve madalyonon öbür yüzü fazla gerçekçi.
Dostuma ve dostum olamak isteyenlere
Dostluk Günü
"Dostlarınızla öyle yaşayın ki,düşman olduğunuzda, söyleyecek şeyleri olmasın.
Düşmanlarınızla öyle yaşayın ki, dost olduğunuzda, yüzü kızarmasın."
Bir gün evinizden çıkıp bir gül bahçesine girin, dokunun ellerinizle bir güle. Ama koparmayın sakın, yalnızca dokunun ve okşayın . Sevin, sadece sevin ve sevgisini tutup koyun gönlünüze.
Dalında duran bir gülün nasıl buram buram hasret, aşk en önemlisi de dostluk koktuğunu göreceksiniz.
Güllerin üzerindeki çiy damlalarına bakın! sevinç ve hasret gözyaşlarıdır onlar, dostluk gözyaşlarıdır. Sevdiği için dökülmüştür, dostu için. Sevgiyle okşadığınızda bakın nasıl özlemle yanar elleriniz, yüreğiniz nasıl da aşkla çarpar, sevgiyle tutuşur. Onu koparmaya varmaz eliniz. Kalbiniz titrer.
Dokunun bir güle, koparmayın; sadece dokunun. Ne kadar katı olursanız olun, katı yüreğinizin nasıl yumuşadığını göreceksiniz. Sevginin, dostluğun sıcaklığı kalbinize nasıl dolduğunu hissedeceksiniz.
Ve o an başınızı kaldırıp uçsuz, bucaksız gökyüzüne bakın, göğün mavisindeki ferahlığa. O an belki, sevdalı bir kuş gelip konacak saçlarınıza, ürpererek ve ürkerek gözlerinize bakacak. Avuçlarınızın içine alıp kalp atışlarını dinleyin. Salın sonra gökyüzündeki özgürlüğe ve derin bir nefes alın. Havada özgürce kanat çırpınışının güzelliğini doldurun içinize. Dostluğun, vefanın, sevginin, özgürlüğün eşsiz güzelliğini yaşayın.
"Gül verenin elinde gül kokusu kalır" der bir Çin atasözü. Bende gül koklayanın yüreğinde gül kokusu kalır diyorum. Bir gül ancak bir dostun elinden verilince, iç bayıltıcı güzelliğini algılar ve anlarız. Buram buram kokladığımızda dostluğun ağırlığını hissederiz.
Vefalı bir dostumuzu kaybettiğimizde yada ondan ayrıldığımızda nasıl da sancır yüreğimiz, gecelerce uykusuz kalır gözyaşı dökeriz. Sevgimizin, dostluğumuzun ölçüsünü ancak o zaman anlarız, ama ne yazık ki, bazen iş işten geçmiş olur. Çünkü geç kalmışızdır.
Bilir misiniz? nice köklü dostluklar, ayrılık tokatını beklermiş, anlaşılmak için?. İnsan bazen dostluğun önemini, değerini ve bir dostunu ne kadar çok sevdiğini ancak iş işten geçince anlar.
Balıklar engin denizde suyun kıymetini ancak ondan uzak kalınca farkına varır ab-ı hayatın ne olduğunun.
Dostluklar öylesine güzel, öylesine derin, anlamlı, incelikli, içtenlikli ki; bir güneş kadar sıcak, toprak gibi vefalı, su gibi temizdir.
Vefanın, dilin, duygunun, yüreğin el ele, yüz yüze, iç içe girdiği, gönül gönüle birleştiği, bir gül bahçesinin güneşlenmesidir dostluk. Fırtınalarda, boranda yüreğimizin ısınmasıdır. İşte o nedenle, her şeye rağmen sizinde bir dostluk gülünüz olsun yüreğinizde...
Her şeye rağmen, yaşamak şey güzel yine de. Önemli olan kimseyi düşürmeden, düşmeden, tutunabilmemiz hayatın bir yerlerine. İnsanların biribirini seviyor olması, dostluk kurması ne güzel. Ne güzel karların yağması, karların erimesi, uçuşması kelebeklerin, açması çiçeklerin her bahar ne güzel. Yüreğimizin çarpması sevgiyle, dostlukla, annelerin sevgisi, çocukların gülmesi ne güzel...
Siz de bir güle dokunun ve sadece koklayın göreceksiniz ki, dostluklar, sevgiler ne kadar önemli ve değerlidir.
Dostluk öyle bir şey ki, hep tazelenmek ister. Hatırlanmak ister. Dost olun sizde, şu üç beş günlük ömrünüzde kimseye kötülük etmeyi düşünmeyin. Size kötülük etseler bile. Vicdanı rahat, yüreği temiz olun. Dostluğun aydınlığını, sıcaklığını ve lezzetini tadın. İliklerinize dek hissederek yaşayın.
Yeri geldiğinde sararıp solun, düşen bir kuru yaprak olun, ama asla soldurmayın, sarartmayın dostluk gülünüzü...
Unutmayın, hayata hiçbir şeyiniz olmasa dahi, yüreğinizi ısıtacak hep bir dostluk gülünüz olsun...
Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur'an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Muharremin birinci günü oruç tutmak, o senenin tamamını oruç tutmak gibi faziletlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur.) [Müslim]
Bu ayın en kıymetli gecesi de Aşure gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul etmiştir. Hazret-i Âdem'in tevbesinin kabul olması, Hazret-i Nuh'un tufandan kurtulması, Hazret-i Yunus'un balığın karnından çıkması, Hazret-i İbrahim'in ateşte yanmaması, Hazret-i İdris'in canlı olarak göğe çıkarılması, Hazret-i Yakub'un, oğlu Hazret-i Yusuf'a kavuşması, Hazret-i Yusuf'un kuyudan çıkması, Hazret-i Eyyüb'ün hastalıktan kurtulması, Hazret-i Musa'nın Kızıl denizi geçmesi, Hazret-i İsa'nın doğumu ve ölümden kurtulup, diri olarak göğe çıkarılması Aşure günü oldu.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişti. Allahü teâlâ denizi, beni İsrail için, aşure günü yardı. Yine Aşure günü Allahü teâlâ Adem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani]
Öteden beri Kureyş de, Resulullah da Aşure günü oruç tutardı. Medine'ye gelince de yine o gün oruç tuttu ve tutulmasını emretti. (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud)
Medine'de aşure günü oruç tutan Peygamber efendimiz, Yahudilerin de oruç tuttuklarını gördü. (Niye oruç tutuyorsunuz?) diye sordu. Onlar da, (Allah'ın İsrail oğullarını düşmanından kurtardığı bir gündür, Musa bu günde oruç tuttuğu için) dediler. Resulullah efendimiz de, Müslümanların bugün oruç tutmalarının sebebini anlatmak için, (Ben Musa aleyhisselama sizden daha layıkım) buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)
Bugün yapılacak işler:
1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani]
(Aşure günü oruç tutan o yıl tutamadığı [nafile] oruçlarının sevabına kavuşur.) [Deylemi]
(Aşure günü bir gün önce, bir gün sonra da tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ.Ahmed]
(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir'a]
[Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!]
Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki:
(Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]
Peygamber efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullahın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşure günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşure günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullaha hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.
2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa'nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu. (Şir'a)
3- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun ilmihal okumalıdır. Ayrıca Kur'an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir'a)
4- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a)
(Bugün aşure ibadet) diye aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevap olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hakim)
5- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir'a)
6- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki)
7- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir'a)[Bu sevaplar, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmaz.]
Hazret-i Hüseyin, 10 Muharremde şehid edildi. O yüce imamın şehid edilmesi, elbette bütün müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hamza'nın şehid edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamber efendimiz, Hazret-i Hamza'nın şehid edildiği günün yıldönümlerinde matem [yas] tutmadı. Matem tutmayı da emretmedi. Matem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber efendimizin ölümü için matem tutulurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Matem tutan, ölmeden tevbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]
(İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.) [Müslim]
Ey dost yüreklim!
Yutkunuşlarım nabzımı yoklarken, seni sessizliğin kollarında bıraktım, yeni doğmuş bir bebek gibi.Kalp atışlarımı duymayasın, sevmeyesin sessizlikleri benim kadar diye.Bu bir fermandır yüreğimden , o soylu yüreğine.
Kirpiklerinin ıslağında yudumlamak istiyorum gözyaşlarını ve göğsüne yaslanıp gecelerce ağlamak.Saatleri saymak istiyorum seninle, kahverengi gözlerinin eşliğinde.Sıcacık çayımızı yudumlarken, sessiz yağmurları dinlemek istiyorum, gölgene yaslanıp.Merhametinde dirilip hergün yeniden, şefkatimi bağışlamak istiyorum hüzünlerine.Ve sıcacık busemi kondurmalıyım, buzları eriten gülüşüne.
Ey dost yüreklim!
Savunmasız vakitlerimde sen korumalısın beni, acziyetimi yasladığım rabbimden emanet onun Ya hafız ismi.
Vurgun yemiş gönüllerimize girmesin artık hırsızlar. Çalınmış sevdalarını satmasınlar bize yeniden, busefer mahkum değilim o bataklıklardan susamaya.Bu sefer ben seni yudumlamalıyım doyasıya.
Aşk;...
yudum yudum inerken boğazımdan, ben derinlerde sana doğmalıyım. Derinlerde seninle olmalı , seninle huzur bulmalıyım.Sessiz dakikalar armağan etmelisin bana, yanında belki bir gül, belki buseler olmalı ve kaybolmalı saatler ,deli gibi bizi aramalı.
Biz saklanmışız oysa, yılların ardına, o karanlık tünelin ucundaki benim korkma!
Uzat ellerini, bak, değişti saçlarımın örgüleri.Büyüyorum, bırak vehimlerini...
Yokluğun tuzağım olmadan , sesin firağım ve ıssız bakışlarını kaybetmeden gözbebeklerim,
bizi bize hasret bırakmadan gel.
Vakit vuslatı vurduğunda, ve sen o vakti çağırdığında dualarında, ben bu gece meleklerle,
düşlerinde olacağım.Bir ucu gökyüzünde, bir ucu yeryüzünde asılı, yemyeşil salıncağım olacak ve ben doyasıya çığırırken sevdamı, sen beni bulacaksın, engin ufukların seyrinde.
Ey dost yüreklim!
Değerini söylediğim dostlar hiç garipsemediler seni, bir gün gelirsen eğer o dostlara de ki;
ben seni incitmeden sevebilmek için onları sevmişim meğer, senin dostluğuna erebilmek için, hepsini tek tek denemişim.Ve sadece sana uzanabilsin diye bu masum ellerim,
tüm adı batsın aşkları feda etmişim!
Ondandır aşklara aldırmadığım
Dostlara sarılışım, hep onlar için ağlayışım
Ondandır manaya, başka alemlere dalmalarım
Ondandır geceleri yıldızları toplamam
Meleklere haykırmam şahikalarından
Ondandır
Sen dost; alaz kesen gecelerde
Bilir misin gökyüzünde asılı dolunay
Dostluk, sevgi, kardeşlik olmalıydı
İlk aşkımın parfüm kokuları kalmıştı ellerimde
Ellerimi kokmalıydın sen
Gözlerime yapışıp kalan gözlerini görürdün
Deniz gibi mavi... deniz gibi güzel
Hani; Kerem Alışık nasıl okur şiirlerini sahnede
Onun gibi durmalıydım rıhtımda
'Siz! ...hani giderken giydiğiniz
Siyah mantonuzu giyip gelmeliydiniz'
Diyerek, okumalıydım şiirlerimi
Dinlemeliydin alkışlamalıydın
Sonra sen, toy zamanlarındakı aşkını anlatan
Şiirleri okumalıydın
Dışarda rüzgar deli deli esiyor şimdi
Çiy vakti yine yalnızım, rüzgar kudurdu bu gece
Sokaklarda devlerdi sanki yine dolaşan
Sesleri vuruyordu pencereme
Ben odamda ışıksız kaldım
Sessiz, sarıldım karıncalar gibi karalara