Gün ışığı, is kokulu karanlık dar hücresini doldurduğunda ilk defa bu ışıktan korktuğunu farketti vakit gelmişti, şafak vakti.

Dakikaları o kadar değerliydi ki. Hücresinde geçirdiği bu geceyi diğer mutlu günlerine eklemeye çalışıyordu ama korku içini gece boyunca öyle bir kapladı ki, bu genç yaşında saçlarının bile beyazlamış olabileceğini düşünmeye başladı. Ne önemi var artık. İşte son yaklaşıyor.

Yaptığı hataları düşündü. Çekeceği cezanın ağırlığını zihninde canlandırmak için uğraştı. Bu düşünce canını sıktı, her şeyi unutmaya çalıştı. Bu kızgınlık neden sanki. Onun yaşında binlerce hatta milyonlarca insan yapmıştı belkide aynı hatayı.

Bu cezaya sadece en şanssızı o olduğu için mi katlanmak zorundaydı, birilerine ibret mi olması gerekiyordu acaba. Kendini başarısız hissetti. Başarılı olmak istediğini de hatırlamıyorda ya…

Arkadaşlarını düşündü, herhangi bir tanesinin yerinde olmak istedi şu anda. Onun yerine doğmuş olmak. Hepsinin hayatının kendininkinden daha iyi olduğuna kanaat getirdi. Onların sorunları yoktu, varsa bile kendininkinden önemsizdiler. Her şeyleri vardı onların, hepsine tek tek özendi. Keşke o da diğerleri gibi olabilseydi.

Belki kaçabilirdi… Nereye?

Son dakikalarını nasıl kullanıcağını şaşırdı. Ayak seslerini, duydu. Belki de zamanında biraz çaba sarfetse her şey farklı olurdu, kimbilir…

Sıkılıyordu işte, “Yapacak bir şey yok, sıkılıyorum” dedi içinden. “Bu düzen bana göre değil” diye düşündü, yapamıyordu işte herkesin yapabildiğini. N’apsın, olmuyordu işte.

Konuşma seslerini duydu, sonun geldiğini anladı. Kapının açılmasına çok az kaldı. İçini kaplayan korku, ciğerlerini sıkıştırdı, panik bütün vucuduna hakim oldu.

Çılgınca etrafına bakındı, zamanı durdurmak istedi o anda. Uçup gitmek istedi buradan. Yok olup başka bir yerde ortaya çıkmak. Dünyanın en berbat yeri olabilirdi ama burası değil.

Konuşma sesleri artık anlayabileceği kadar yakınından geliyordu.

- Bey kaçmış olmasın sakın, işe gitmeden bi’ baksan

- Biliyorum ben o it sıpasının nerde olduğunu, üfff… her sene aynı şey zaten

Kapı açıldı. Gardiyan, açık kapının önünde durmuş sinirle ona bakıyordu, bir süre bakıştılar. Gardiyanının gözlerinde şefkat aradı, bulamadı.

Birden kulağındaki acıyla irkildi, ayakları yerden kesiliyormuş gibi hissetti, çekiştirile çekiştirile dışarı çıkartıldı. Göz yaşları bir anda boşaldı.

- O karnenin hali ne lan it herif! Adam olmıyıcak mısın sen he, serseri mi olucaksın bizim başımıza! Kömürlükte ne işin var eşşoleşşek seniii!…

ÇOTA!

- Al bunu götür bi’ yıka hanım, akşam görüşücez biz onunla…

Göz yaşlarını kazağının koluna sildi. Burnunu çeke çeke evin kapısına doğru yürüyen annesinin peşine takıldı.


Cevval PortakaL

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1911
favori
like
share
Cevval Portakal Tarih: 20.03.2008 23:24
Hikayemi gönderdiklerimin harici bir platformda okumak gerçekten şaşırttı beni. İsim hakları ihlal edilmediği için teşekkürü borç bilirim.
Sylar Tarih: 10.03.2008 13:50
adam olması gereken kişi olmamış sanki..