Ne çok isterdim seni tanımayı. Gözlerindeki hayat dolu ışıltıyı görmeyi, yüreğindeki bir tutam sevgiyi hissetmeyi, seni senle yaşamayı ne çok isterdim bir bilsen. Küçük bir fotoğraf karesinden bakmak değil, dokunmak isterdim baharı bekleyen saçlarına. Çocuksu hayallerini bilmek ve hatta hayallerinde sana yol gösteren kahramanın olmayı ne çok isterdim. Hayat işte, bize ne vakit ne getireceğini bilemiyoruz.

Aslında ben seni bildim, okudum annenin gözlerinden. Annenin yüreğindeki Merve’yi, özünü buldum iki satır konuşma arasında. Nisan yağmuru gibi, bazen ürkek, bazen alabildiğine cesur, bazen de karanlıktan korkan küçük bir kız çocuğuymuşsun. Belki ben büyüdüm ama benimde içimde çıkarıp atamadığım küçük bir kız çocuğu var hala. Ben de karanlıktan korkarım. Bu yüzdendir belki de seni tanımadan kendime yakın bulmam. Eğer seninle hayatta karşılaşmış olsaydık; inan, kar taneleri gibi olurduk. Ya da mart ayının rüzgârı, mayısın güneşi gibi olurduk. İçten, samimi, hayat dolu... Kısacası sevginin, şefkatin diğer adı olurduk eminim.

Küçüğüm, anlamsız acılar içinde kaldın biliyorum. Çaresiz, savunmasız, karanlık kaldın farkındayım ben de herkes gibi. Gölgeler arasında savruldun ansızın. Beklenmedik bir hamleyle yenildin belki de. Ne olursa olsun, ne kadar uzağa gidersen git, biz hep yanında olacağız. Çünkü sen bizim kalbimizdesin. Senin için ayırdığımız sırça köşkünde yaşıyorsun da farkında değilsin. Uzaklık nedir ki? Yollar mı uzak bize, dünyalar mı, sevgiler mi, yürekler mi, ne uzak bize? Küçüğüm, bırak ne uzak olursa olsun. Annen, baban, kardeşin uzak değil sana. Tamam, belki dokunamazsın onlara, konuşamazsın, sevgi dolu cümleler kuramazsın ama sen hep onlarla berabersin, onlardasın.

Ben ki; hayatın hep film karelerinden oluştuğunu sanırdım. Ya da öyle düşünmek isterdim. Kısacası işin kolayına kaçardım hep. Ama öyle olmadığını gösterdin sen bana, yeni bir çizgi oldun önümdeki uzun, sonu görünmeyen yolda. Seninle farkınla vardım bazı gerçeklerin. Hayatla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini, bir nebze senden öğrendim. Senaryo gereği yaşanır sanırdım bütün beyin ölümlerini. Hastanın makineye bağlı yaşadığına inanmaz, bunların kurmaca olduğuna inandırırdım kendi kendimi zorbalıkla. Hatta bütün bu olayların, küçücük bir şofben zehirlenmesinden olacağına hayatta inanmazdım. Farkındaydım çünkü, geri kalanlar için, beklemenin ne kadar zor olduğunu. Ki, bu zorluğu seni bekleyen anne ve babanı gördükten sonra daha iyi anladım.’Yaşamadan nasıl bilebilirsin?’diyeceksin. Biliyorum. O an anneni görmüş olsaydın, nasıl bildiğim konusunda bana hak verirdin. En çok da ne etkiledi beni biliyor musun; hayata karşı verdiğin mücadele. Küçük bir yürekte nasıl savaşçı bir ruhun barındığına şahit oldum. Hayata karşı ne kadar kararlı olduğunu gördüm. Belki yaşının küçük olmasındandır ki; yüreğin verdiğin mücadelede yenik düştü. Sonuç ne kadar acı olursa olsun, senin verdiğin mücadele gibisini hiç görmedim. Ben hayata karşı hiç bu kadar cesur, kararlı, hayat dolu olamadım. Hayatın anlamını, ne kadar değerli ve bir o kadar da kısa olduğunu öğrettin bana. Bir nevi öğretmenlik yaptın. Şimdiye kadar beni böylesine derinden etkileyen, bana gerçek anlamda bir şeyler öğreten, kısacası bana yaşamanın değerini anlatan, anlatabilen öğretmenim olmamıştı. Bu yüzden sana minnettarım.

Aradan uzun zamanlar geçecek, hayat derdine düşeceğim bir gün, belki de bir gün öğretmen olacağım. Sorun değil, ne kadar zaman geçerse geçsin, ben nerde, hangi mevkide, ya da kiminle olursam olayım, seni hiçbir zaman unutmayacağım. Seni ve vermiş olduğun mücadeleyi hep anlatacağım. Anlatacağım ki; hayatı anlamayan, değerini bilmeyen insanlara ders olsun. Seni tanısınlar. Yenik düşmüş olsan da, küçük yaşında hayatta kalma istediğini görsünler ve sevdiklerine sımsıkı sarılsınlar, hayatı yüreğinden yakalasınlar.

Evet, küçüğüm; ben bu satırları yazarken nerde olduğunu, ne yaptığını bilmiyorum. Yüreğimde sözümü bir türlü geçiremediğim göz yaşlarım akıyor yine ansızın. Seni görmek değilmiş meğer tanımak. Hayatı anlamlandırabilmekmiş seni tanımak. Ben bu değeri anladım. Şimdi daha bir farklı yaşıyorum hayatı. Sevdiklerime, çevreme daha bir içten bakıyorum, yakalıyorum en güzel anları. Yine de yüreğimin bir köşesinde saklanıp duran ufak bir burukluk var. Böylesine güzel duyguları sen olmasan yaşayamazdım, öğrenemezdim. Tek başıma yaşamalıydım, bunu tek başıma hak etmiyorum. Bence, sen mutluluğu esas bilen, etrafındakilere bunu anlatmayı başarabilen tek kişisin. Bu yüzden eminim cennetin en güzel yerinde olacaksın. Bana hayatının değerini öğrettiğin için, en güzel ödülü vermek istiyorum sana; annenden akan iki damla gözyaşı ve her gözyaşı tanesinde sana saklanmış olan özlemler...



İbrahim Bekler

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 538
favori
like
share