7. SAHNE Evvelkiler — Nazım Şevket

NAZIM (Girer. Tavırlarında istical vardır.) — Oo. Sizler burada mısınız? Mükemmel. (Ellerini sıkar, Ziver´e) Sen muavinsin ha? Nasıl kendine güveniyor musun? Seni epey methettiler ama.
ZİVER (Kendi kendine) — Bu da ne söylüyor yahu?
NAZIM — Haydi, biraz acele edelim. Saat on bir buçuk oldu. Bir saat sonra tiyatro müdürüyle randevum var. (Ziver´e) Yapacağınızı biliyorsunuz değil mi? Haydi hemen başlayalım. Hiç durmadan (Piyesi okumağa baslar.) Birinci sahne. Raşit, Bilâl... Bunu geçelim.
BİLÂL — İyi amma...
NAZIM — Eh... fazla laf istemez. Vaktim yok dedim ya. (Okur) İkinci sahne: Evvelkiler — Muavin.
ZİVER (Kendi kendine) — Vay canına. Bana böyle şirket dairelerinin tiyatro gibi olduğunu söylemişlerdi amma, inanmamıştım. Bu herif müfettiş falan olmalı. Müdüre metelik vermiyor.
NAZIM (Ziver´i dalgın görünce) — Uyumasana be mübarek. Muavin misin nesin? İşitmiyor musun; gırtlak tüketiyoruz.
ZİVER — Şey beyefendi. Afedersiniz. Bir şey mi oldu ki?
NAZIM -— Bana sadece memur bey de yeter.
ZİVER (Kendi kendine) — Hayret. İstanbul´da memurlar müdürlerden baskın oluyormuş. Vallahi hayret.
NAZIM — Ne aptalsın be., okusana.
ZİVER (Fena halde şaşalamıştır) — Nereden okuyayım beyefendi?
NAZIM — Al sana beş paralık daha., git de duvardan oku..
ZİVER (Duvara doğru yürüyerek) — Sigara içmek memnudur.
NAZIM (Gider, Ziver´i ensesinden tutup çeker.) — Yahu sen ne hebenneka şeysin. Elinde kağıt var, nereden okuyayım diye soruyorsun. Okusana kağıdından..
ZİVER (Şaşkın şaşkın kağıtları karıştırır.) — Vallahi şaşırdım.
RAŞİT (Rolüne bakarak) — Nerede idik?
NAZIM (Ziver´e giderek çıkışır) — Çatlamak işten bile değil. Nereye bakıyorsun öyle yahu? Orada değil. Çattık vallahi. Eserimi rezil, kepaze edeceksin.
ZİVER — Affınızı istirham ederim. Fakat...
NAZIM (Lafını keser) —- Deli midir nedir be? (Ziver´e kaldığı yeri göstererek) Nah... şuradan oku bakalım. Okumak biliyorsun değil mi?
ZİVER (Birdenbire kendisini tahkir edilmiş hisseder) -— Yo-ok beyefendi bendeniz rüşdiye mezunuyum.
NAZIM — İyi ya oku öyleyse...
ZİVER (Okuyarak) — "Muhterem müdür beyefendi. (Şiddetle nefes alarak) Size iki ay evvel Nezareti celileye gönderilen evrakı mühimme hakkındaki raporumu takdimle kespi şeref ederim. Bu evrak izamı tarihinden itibaren bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen hala iade edilmemiştir."
NAZIM — Amma da aptalca okuyorsun be. Böyle mi yapılır bu? öldürdün eseri...
ZİVER — Fakat şey... henüz ilk defadır da... Alışamadım, onun için.
BİLÂL — Sana, nihayet bir haftamız var diyoruz. Bu mıymıntılıkta devam edersen bir senede de yetiştiremezsin. Şöyle virgülleri, noktaları ayırarak oku.
ZİVER (Komik bir tavır ve sesle okur) -— Muhterem müdür beyefendi. İki nokta.. Size.. Virgül.. İki ay evvel nezareti ce-liliye gönderilen.. Virgül.. Evrakımtihimme hakkındaki.. Noktalı virgül.. Raporumu takdimle kespi şeref eylerim.. Nokta...
BİLÂL — Hay Allah cezanı versin... Atla be adam...
ZİVER (Daha fena şaşalayarak) — Atlayayım mı? (Baştan okur ve okudukça zıplar) Muhterem (zıplar) müdür bey (zıplar) efendi... (zıplar)
NAZIM ve BİLÂL (Zorla durdururlar) — Dur yahu... ne oluyorsun? Çıldırdın mı? Doğru dürüst okusana...

ZİVER (Ağlayacak gibi) — Pekala. (Hıçkırarak okur) Muhterem., hi... hi... müdür... hi... hi... bey... hi... hi... efendi... hi...hi...
NAZIM — Bu yaptığı bir şeye benzemiyor. Böyle muavin
mi olur yahu? (Zirver´e) ömründe bir resmi daireye de mi gitmedin?
ZİVER (İnfialle) — Fakat... bendeniz... NAZIM — Çok laf istemez. Devam et.
ZİVER (Okuyarak) — "Bu hususta makamatı aidesince vuku bulan bütün müracaatlarımız hiç bir netice vermediği gibi..."
(Bu okuyuş kıraat okuyan bir mektepli haliyle olmalı.)
NAZIM — Yeter... kes... (Ziver devam eder) Aman sus yahu... bu böyle sökmez. Seyirciler bizi gebertirler birader. Eserin ruhu sende.. Kepaze ediyorsun.
RAŞİT (Kendi kendine) — Böyle de aktör olur mu yahu? Ben bu avalla oyun mu oynarım? Allah etmesin.. ıslık dinlemeğe vaktim yok...
BİLÂL — Bu şekilde perde açmak, çok yüksek şöhretim için bir lekedir. Oynamam.
ZİVER (Kendi kendine ve fevkalade hayretle) — Yahu., ne perdesi açıyoruz, ne oynuyoruz be?. öf... çattık belaya, tımarhane midir, nedir burası?..
NAZIM (Ziver´e) — Arslanım. Sana mesleğini öğretecek değiliz. Kendine güvenmiyor idiysen ne haltetmeğe geldin? Haydi, bakalım. Bir iki satır daha oku da görelim. Dikkat et. Avanaklığı bırak.
ZİVER (Okuyarak) — Binlerce lira suistimalde bulunmuş bir memurun iç yüzü kandan da, kemikten de, çirkin ve iğrençtir müdür bey.
BİLÂL (Azametle) — Olmuyor. Burada şiddet lazım. Laf değil bu. Eserin dehşetli yeri. Benim gibi yapmağa gayret ediniz. (heceleri uzatıp, elleriyle garip garip jestler yaparak) Binlerce lira suistimal etmiş bir adamın içyüzü kaaandan da, kemi-iikten de, iriiinden de çirkin ve iğrençtir müdür bey. (Söyler) Canım bunlar basit şeyler. Bunları da beceremezseniz...
NAZIM (Ziver´e) — Sen bu işi söktüremeyeceksin galiba babacan. Oku bakalım.
ZİVER (Bilal jest yaparken müddekkik bir gözle süzmektedir. O işini bitirince kendisine güvenen bir tavırla sahnenin ortasına gelir, eseri bir iskemlenin üzerine koyar, karşısına geçer, hazırlanır ve başlamağa niyet eder. Tam başlayacak gibi bir jest yaptığı sırada rolünü unutarak tekrar iskemlenin yanına gider. Ve nihayet komik bir tavırla söylenmeğe başlar.) Binlerce lira suistimalde bulunmuş bir adamın içyüzü...
NAZIM (Keserek) — Tuu... olmuyor, bırak., rezil ettin..
ZİVER — Aklımı oynatacağım yahu.. Bu ne biçim daire böyle? (Nazım´a) Afedersiniz amma, zatı âliniz kimsiniz?
NAZIM — Ben kim miyim? Amma mankafasın be. Beni daha tanıyamadın mı? Aptallık da bu kadar olur. (öbür ikisine) Neyse rapor bahsini geçelim. Söz Bilal´de. (Okuyarak) Muavine hitap eder. (Söyler) Haydi.
BİLÂL --(Facia aktörü jestiyle Ziver´e) — Ne? İki bin lira çaldın ha? Alçak, rezil. Milletin parasını alçakça yiyecek kadar da vicdansızsın ha? sefil. Seni mahkemeye vereceğim. ZİVER (önceleri dalgındır, fakat müdür zannettiği adamın böyle birdenbire bağırdığını duyunca korku ile o tarafa ve bilhassa bu sözlerin kendisine hitaben söylendiğini anladığı zaman yerinden fırlayıp kaçar.) Aman müdür bey, rica ederim, ortada bir yanlışlık olacak.
BİLÂL --(Rolünü temsile devam eder) — Sus rezil, namussuz. Fakir bir köylünün dişinden tırnağından artırdığı paraları, cebine aktaıırken vicdanın inlemedi mi? (Elini cebine atarak bir tabanca çıkarır.) Seni geberteceğim sefil. O kirli vücudun, o napak bedenin kargalara yem olacak.
ZİVER --(Fevkalade mütevehhiş) — Aman müdür bey ayağınızı öpeyim. Vallahi öyle bir şey yapmadım ben... Haberim yok benim. Kıymayın bana. Hem hamama daha yeni gittim. NAZIM (Resife) — Fena da yapmıyor... açıldı basbayağı.
BİLÂL (Devamla) — Tabancamda, on bir kurşun var. Seni onlarla geberteceğim. Kanını tazminat olarak mazlumlara içireceğim. (Raşit´e) Senin sözün geldi söyle.
RAŞİT (Defteri alarak okur.) — Evet. Sen, ölmelisin., iki bin lira çalan cüretkâr. Gizli dosyanın, hasıraltı edilen esrarı bugün bizim elimizdedir. Sen on sekiz Martta, gizlice çaldığın o parayı kesene yerleştirirken biz seni veznenin kapısından gözetliyorduk. Geber sefil.. (Ve cebinden bir mantar tabancası çıkararak ateş eder.)
ZİVER (Vurulduğunu zannederek kendisini yerden yere atar.) — Ah., ben öldüm., bittim ben. Tabutumu hazırlasınlar benim. (Sonra kendisini yoklar vurulmamış olduğunu anlar, hayretten donmuş kalmıştır.) Vallahi haberim yok. Kulunuz, köleniz olayım yapmayın., ah, ne ettim de Konya´dan buraya geldim bilmem ki?
NAZIM (Raşit´e) — Bu adamda müthiş istidat varmış yahu! Ne güzel korku gösteriyor.
BİLÂL — Hain! Çabuk karşıma geç. Beynim patlatıyorum. (Tabancanın namlusunu Ziver´in alnına dayar.)
ZİVER — Merhamet edin, mürüvvet buyurun. Böyle şaka yapılmaz vallahi. Çoluk çocuğum var benim. Aman müdür bey namluyu öbür tarafa çevir., ne olur ne olmaz.
BİLÂL — Beynini parçalayıp, kemiklerini bir intikam abidesi yapacağım. (Birdenbire fikrini değiştirmiş gibi durur) Fakat hayır., hayır rezil muhtelis.. Kurşunumu senin mülevves kanına daldırmak istemem, seni çelik parmaklarımın arasında boğmak istiyorum. (Üzerine atılmak ister, Raşit´e) Haydi senin lâfın var.
RAŞİT (Okur) — öldürmeyiniz müdür bey.
ZİVER (Fevkalâde korkmuştur, Kaşif in kendisinden yana çıktığını görünce hemen ona yaklaşır.) — Hay Allah razı olsun.. Beni müdafaa et biraz, malımı, mülkümü sana veririm vallahi. RAŞİT — O deninin mülevves bedeni ipte sallansın daha iyidir. Onu kanun cezalandırsın. Yarın, halk onun darağacında morarmış ölüsünü görür de tel´in eder.
ZİVER (Fevkalâde bitkin) — Ayağınızı öpeyim. Vallahi günahım kabahatim yok. Bir şey bilmiyorum, on para çalmadım ben...
NAZIM (Kendi kendine) — Müthiş muvaffak oluyor. Harika vallahi. Eserim nam verecek. RAŞİT (Bilâl´e) — Haydi sıra sende.
BİLÂL (Rolünü temsile devam eder) — Seni çelik parmaklarımla boğmalıyım alçak. (Üzerine atılmak ister ve sahnede kovalaşırlar.)
ZİVER -— Aman müdür bey. Allah rızası için yapmayın. Ne isterseniz veririm size. Hayatımı bağışlayın da...
BİLÂL — Ne?.. (Rolünden okur) Rüşvet mi? Alçak sersefil bu dairenin kapısından içeriye ahlâksızlık giremez. Namuslu bir insan rüşvet kabul etmez.
ZİVER (Bu işin bir eser provası olduğunu hala anlayamamıştır. Ciddiyetle ısrar eder.) — Doğru ama... etme işte... Sen kabul et, bir şey kaybetmezsin.
RAŞİT — Vay alçak vay! (Bilâlle birlikte Ziver´iri üzerine atılırlar. Birlikte yere yuvarlanırlar ve Ziver mükemmel bir dayak yer.)
NAZIM — Eserim müthiş bir muvaffakiyet kazanacak vallahi...

8. SAHNE Evvelkiler — Hasan

HASAN (Girer ve bu hali görünce şaşalar) — Bu ne kepazelik?.. Ne yapıyorsunuz yahu?
RAŞİT (Ziver´i yerde bırakır, ayağa kalkar.) — Canım prova yapıyoruz; ne rahatsız ediyorsun? Tam da muavini gebertiyorduk...
HASAN (Nazım´a) —- Müdür bey, muavin Ziver Beyle görüşmek istiyormuş; kendisini bekliyor.
ZİVER (Bitkin bir halde Bilâl´i süzer) — Mü... mü... müdür bey mi? Beni mi istiyor. Zannedersem beni bu hale getiren de müdür beydir.
NAZIM (Hasan´a) — Sen ne söylüyorsun? Sayıklıyor musun?
BİLÂL — Böyle saçma lâflardan hoşlanmam ben.
HASAN (Ziver´e) — Beyefendi., müdür bey sizinle görüşmek istiyor.
ZİVER (Şaşkın) — Ben, fakir bir köylünün dişinden, tırnağından., dan...
BİLÂL — Bravo, bravo., görüyor musun hâlâ eserin tesiri altında...
HASAN (Aktörlere) — Yahu ne yaptınız siz muavin beye?..
NAZIM (Koluyla iterek) — Sen anlamazsın bu işten...
HASAN — Siz meram anlamak istemiyorsunuz yahu.. Kalem müdürü, Konya´dan yeni gelen muavin Ziver Beyi çağırıyor.. Davul mu çalalım?
NAZIM (Ziver´i göstererek) — Vay, bu Konya´dan gelecek olan muavin mi?
HASAN —Evet!..
NAZIM -— Eyvah! şapa oturduk..
RAŞİT — Desene altından çapan oğlu çıktı.
BİLÂL — Fakat sahnedeki muvaffakiyeti fevkalâde idi.
HEP BİRLİKTE — Kaldıralım zavallıyı da müdür beyi görsün.
BİLÂL ve RAŞİT — Kaldırın.. Yükseltin sahnemizin yıldızını. (Birlikte, bihuş bir halde ötesini berisini ovuşturan Ziver´i ayağa kaldırırlar.)
ZİVER (Mırıltı halinde) — Fakir bir köylünün dişinden, tırnağından... dan... dan... dan...
(Perde)

Cemil Cahit CEM

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3471
favori
like
share
MiSS-FENER Tarih: 21.04.2009 18:34
7. SAHNE Evvelkiler — Nazım Şevket

NAZIM (Girer. Tavırlarında istical vardır.) — Oo. Sizler burada mısınız? Mükemmel. (Ellerini sıkar, Ziver´e) Sen muavinsin ha? Nasıl kendine güveniyor musun? Seni epey methettiler ama.
ZİVER (Kendi kendine) — Bu da ne söylüyor yahu?
NAZIM — Haydi, biraz acele edelim. Saat on bir buçuk oldu. Bir saat sonra tiyatro müdürüyle randevum var. (Ziver´e) Yapacağınızı biliyorsunuz değil mi? Haydi hemen başlayalım. Hiç durmadan (Piyesi okumağa baslar.) Birinci sahne. Raşit, Bilâl... Bunu geçelim.
BİLÂL — İyi amma...
NAZIM — Eh... fazla laf istemez. Vaktim yok dedim ya. (Okur) İkinci sahne: Evvelkiler — Muavin.
ZİVER (Kendi kendine) — Vay canına. Bana böyle şirket dairelerinin tiyatro gibi olduğunu söylemişlerdi amma, inanmamıştım. Bu herif müfettiş falan olmalı. Müdüre metelik vermiyor.
NAZIM (Ziver´i dalgın görünce) — Uyumasana be mübarek. Muavin misin nesin? İşitmiyor musun; gırtlak tüketiyoruz.
ZİVER — Şey beyefendi. Afedersiniz. Bir şey mi oldu ki?
NAZIM -— Bana sadece memur bey de yeter.
ZİVER (Kendi kendine) — Hayret. İstanbul´da memurlar müdürlerden baskın oluyormuş. Vallahi hayret.
NAZIM — Ne aptalsın be., okusana.
ZİVER (Fena halde şaşalamıştır) — Nereden okuyayım beyefendi?
NAZIM — Al sana beş paralık daha., git de duvardan oku..
ZİVER (Duvara doğru yürüyerek) — Sigara içmek memnudur.
NAZIM (Gider, Ziver´i ensesinden tutup çeker.) — Yahu sen ne hebenneka şeysin. Elinde kağıt var, nereden okuyayım diye soruyorsun. Okusana kağıdından..
ZİVER (Şaşkın şaşkın kağıtları karıştırır.) — Vallahi şaşırdım.
RAŞİT (Rolüne bakarak) — Nerede idik?
NAZIM (Ziver´e giderek çıkışır) — Çatlamak işten bile değil. Nereye bakıyorsun öyle yahu? Orada değil. Çattık vallahi. Eserimi rezil, kepaze edeceksin.
ZİVER — Affınızı istirham ederim. Fakat...
NAZIM (Lafını keser) —- Deli midir nedir be? (Ziver´e kaldığı yeri göstererek) Nah... şuradan oku bakalım. Okumak biliyorsun değil mi?
ZİVER (Birdenbire kendisini tahkir edilmiş hisseder) -— Yo-ok beyefendi bendeniz rüşdiye mezunuyum.
NAZIM — İyi ya oku öyleyse...
ZİVER (Okuyarak) — "Muhterem müdür beyefendi. (Şiddetle nefes alarak) Size iki ay evvel Nezareti celileye gönderilen evrakı mühimme hakkındaki raporumu takdimle kespi şeref ederim. Bu evrak izamı tarihinden itibaren bu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen hala iade edilmemiştir."
NAZIM — Amma da aptalca okuyorsun be. Böyle mi yapılır bu? öldürdün eseri...
ZİVER — Fakat şey... henüz ilk defadır da... Alışamadım, onun için.
BİLÂL — Sana, nihayet bir haftamız var diyoruz. Bu mıymıntılıkta devam edersen bir senede de yetiştiremezsin. Şöyle virgülleri, noktaları ayırarak oku.
ZİVER (Komik bir tavır ve sesle okur) -— Muhterem müdür beyefendi. İki nokta.. Size.. Virgül.. İki ay evvel nezareti ce-liliye gönderilen.. Virgül.. Evrakımtihimme hakkındaki.. Noktalı virgül.. Raporumu takdimle kespi şeref eylerim.. Nokta...
BİLÂL — Hay Allah cezanı versin... Atla be adam...
ZİVER (Daha fena şaşalayarak) — Atlayayım mı? (Baştan okur ve okudukça zıplar) Muhterem (zıplar) müdür bey (zıplar) efendi... (zıplar)
NAZIM ve BİLÂL (Zorla durdururlar) — Dur yahu... ne oluyorsun? Çıldırdın mı? Doğru dürüst okusana...

ZİVER (Ağlayacak gibi) — Pekala. (Hıçkırarak okur) Muhterem., hi... hi... müdür... hi... hi... bey... hi... hi... efendi... hi...hi...
NAZIM — Bu yaptığı bir şeye benzemiyor. Böyle muavin
mi olur yahu? (Zirver´e) ömründe bir resmi daireye de mi gitmedin?
ZİVER (İnfialle) — Fakat... bendeniz... NAZIM — Çok laf istemez. Devam et.
ZİVER (Okuyarak) — "Bu hususta makamatı aidesince vuku bulan bütün müracaatlarımız hiç bir netice vermediği gibi..."
(Bu okuyuş kıraat okuyan bir mektepli haliyle olmalı.)
NAZIM — Yeter... kes... (Ziver devam eder) Aman sus yahu... bu böyle sökmez. Seyirciler bizi gebertirler birader. Eserin ruhu sende.. Kepaze ediyorsun.
RAŞİT (Kendi kendine) — Böyle de aktör olur mu yahu? Ben bu avalla oyun mu oynarım? Allah etmesin.. ıslık dinlemeğe vaktim yok...
BİLÂL — Bu şekilde perde açmak, çok yüksek şöhretim için bir lekedir. Oynamam.
ZİVER (Kendi kendine ve fevkalade hayretle) — Yahu., ne perdesi açıyoruz, ne oynuyoruz be?. öf... çattık belaya, tımarhane midir, nedir burası?..
NAZIM (Ziver´e) — Arslanım. Sana mesleğini öğretecek değiliz. Kendine güvenmiyor idiysen ne haltetmeğe geldin? Haydi, bakalım. Bir iki satır daha oku da görelim. Dikkat et. Avanaklığı bırak.
ZİVER (Okuyarak) — Binlerce lira suistimalde bulunmuş bir memurun iç yüzü kandan da, kemikten de, çirkin ve iğrençtir müdür bey.
BİLÂL (Azametle) — Olmuyor. Burada şiddet lazım. Laf değil bu. Eserin dehşetli yeri. Benim gibi yapmağa gayret ediniz. (heceleri uzatıp, elleriyle garip garip jestler yaparak) Binlerce lira suistimal etmiş bir adamın içyüzü kaaandan da, kemi-iikten de, iriiinden de çirkin ve iğrençtir müdür bey. (Söyler) Canım bunlar basit şeyler. Bunları da beceremezseniz...
NAZIM (Ziver´e) — Sen bu işi söktüremeyeceksin galiba babacan. Oku bakalım.
ZİVER (Bilal jest yaparken müddekkik bir gözle süzmektedir. O işini bitirince kendisine güvenen bir tavırla sahnenin ortasına gelir, eseri bir iskemlenin üzerine koyar, karşısına geçer, hazırlanır ve başlamağa niyet eder. Tam başlayacak gibi bir jest yaptığı sırada rolünü unutarak tekrar iskemlenin yanına gider. Ve nihayet komik bir tavırla söylenmeğe başlar.) Binlerce lira suistimalde bulunmuş bir adamın içyüzü...
NAZIM (Keserek) — Tuu... olmuyor, bırak., rezil ettin..
ZİVER — Aklımı oynatacağım yahu.. Bu ne biçim daire böyle? (Nazım´a) Afedersiniz amma, zatı âliniz kimsiniz?
NAZIM — Ben kim miyim? Amma mankafasın be. Beni daha tanıyamadın mı? Aptallık da bu kadar olur. (öbür ikisine) Neyse rapor bahsini geçelim. Söz Bilal´de. (Okuyarak) Muavine hitap eder. (Söyler) Haydi.
BİLÂL --(Facia aktörü jestiyle Ziver´e) — Ne? İki bin lira çaldın ha? Alçak, rezil. Milletin parasını alçakça yiyecek kadar da vicdansızsın ha? sefil. Seni mahkemeye vereceğim. ZİVER (önceleri dalgındır, fakat müdür zannettiği adamın böyle birdenbire bağırdığını duyunca korku ile o tarafa ve bilhassa bu sözlerin kendisine hitaben söylendiğini anladığı zaman yerinden fırlayıp kaçar.) Aman müdür bey, rica ederim, ortada bir yanlışlık olacak.
BİLÂL --(Rolünü temsile devam eder) — Sus rezil, namussuz. Fakir bir köylünün dişinden tırnağından artırdığı paraları, cebine aktaıırken vicdanın inlemedi mi? (Elini cebine atarak bir tabanca çıkarır.) Seni geberteceğim sefil. O kirli vücudun, o napak bedenin kargalara yem olacak.
ZİVER --(Fevkalade mütevehhiş) — Aman müdür bey ayağınızı öpeyim. Vallahi öyle bir şey yapmadım ben... Haberim yok benim. Kıymayın bana. Hem hamama daha yeni gittim. NAZIM (Resife) — Fena da yapmıyor... açıldı basbayağı.
BİLÂL (Devamla) — Tabancamda, on bir kurşun var. Seni onlarla geberteceğim. Kanını tazminat olarak mazlumlara içireceğim. (Raşit´e) Senin sözün geldi söyle.
RAŞİT (Defteri alarak okur.) — Evet. Sen, ölmelisin., iki bin lira çalan cüretkâr. Gizli dosyanın, hasıraltı edilen esrarı bugün bizim elimizdedir. Sen on sekiz Martta, gizlice çaldığın o parayı kesene yerleştirirken biz seni veznenin kapısından gözetliyorduk. Geber sefil.. (Ve cebinden bir mantar tabancası çıkararak ateş eder.)
ZİVER (Vurulduğunu zannederek kendisini yerden yere atar.) — Ah., ben öldüm., bittim ben. Tabutumu hazırlasınlar benim. (Sonra kendisini yoklar vurulmamış olduğunu anlar, hayretten donmuş kalmıştır.) Vallahi haberim yok. Kulunuz, köleniz olayım yapmayın., ah, ne ettim de Konya´dan buraya geldim bilmem ki?
NAZIM (Raşit´e) — Bu adamda müthiş istidat varmış yahu! Ne güzel korku gösteriyor.
BİLÂL — Hain! Çabuk karşıma geç. Beynim patlatıyorum. (Tabancanın namlusunu Ziver´in alnına dayar.)
ZİVER — Merhamet edin, mürüvvet buyurun. Böyle şaka yapılmaz vallahi. Çoluk çocuğum var benim. Aman müdür bey namluyu öbür tarafa çevir., ne olur ne olmaz.
BİLÂL — Beynini parçalayıp, kemiklerini bir intikam abidesi yapacağım. (Birdenbire fikrini değiştirmiş gibi durur) Fakat hayır., hayır rezil muhtelis.. Kurşunumu senin mülevves kanına daldırmak istemem, seni çelik parmaklarımın arasında boğmak istiyorum. (Üzerine atılmak ister, Raşit´e) Haydi senin lâfın var.
RAŞİT (Okur) — öldürmeyiniz müdür bey.
ZİVER (Fevkalâde korkmuştur, Kaşif in kendisinden yana çıktığını görünce hemen ona yaklaşır.) — Hay Allah razı olsun.. Beni müdafaa et biraz, malımı, mülkümü sana veririm vallahi. RAŞİT — O deninin mülevves bedeni ipte sallansın daha iyidir. Onu kanun cezalandırsın. Yarın, halk onun darağacında morarmış ölüsünü görür de tel´in eder.
ZİVER (Fevkalâde bitkin) — Ayağınızı öpeyim. Vallahi günahım kabahatim yok. Bir şey bilmiyorum, on para çalmadım ben...
NAZIM (Kendi kendine) — Müthiş muvaffak oluyor. Harika vallahi. Eserim nam verecek. RAŞİT (Bilâl´e) — Haydi sıra sende.
BİLÂL (Rolünü temsile devam eder) — Seni çelik parmaklarımla boğmalıyım alçak. (Üzerine atılmak ister ve sahnede kovalaşırlar.)
ZİVER -— Aman müdür bey. Allah rızası için yapmayın. Ne isterseniz veririm size. Hayatımı bağışlayın da...
BİLÂL — Ne?.. (Rolünden okur) Rüşvet mi? Alçak sersefil bu dairenin kapısından içeriye ahlâksızlık giremez. Namuslu bir insan rüşvet kabul etmez.
ZİVER (Bu işin bir eser provası olduğunu hala anlayamamıştır. Ciddiyetle ısrar eder.) — Doğru ama... etme işte... Sen kabul et, bir şey kaybetmezsin.
RAŞİT — Vay alçak vay! (Bilâlle birlikte Ziver´iri üzerine atılırlar. Birlikte yere yuvarlanırlar ve Ziver mükemmel bir dayak yer.)
NAZIM — Eserim müthiş bir muvaffakiyet kazanacak vallahi...

8. SAHNE Evvelkiler — Hasan

HASAN (Girer ve bu hali görünce şaşalar) — Bu ne kepazelik?.. Ne yapıyorsunuz yahu?
RAŞİT (Ziver´i yerde bırakır, ayağa kalkar.) — Canım prova yapıyoruz; ne rahatsız ediyorsun? Tam da muavini gebertiyorduk...
HASAN (Nazım´a) —- Müdür bey, muavin Ziver Beyle görüşmek istiyormuş; kendisini bekliyor.
ZİVER (Bitkin bir halde Bilâl´i süzer) — Mü... mü... müdür bey mi? Beni mi istiyor. Zannedersem beni bu hale getiren de müdür beydir.
NAZIM (Hasan´a) — Sen ne söylüyorsun? Sayıklıyor musun?
BİLÂL — Böyle saçma lâflardan hoşlanmam ben.
HASAN (Ziver´e) — Beyefendi., müdür bey sizinle görüşmek istiyor.
ZİVER (Şaşkın) — Ben, fakir bir köylünün dişinden, tırnağından., dan...
BİLÂL — Bravo, bravo., görüyor musun hâlâ eserin tesiri altında...
HASAN (Aktörlere) — Yahu ne yaptınız siz muavin beye?..
NAZIM (Koluyla iterek) — Sen anlamazsın bu işten...
HASAN — Siz meram anlamak istemiyorsunuz yahu.. Kalem müdürü, Konya´dan yeni gelen muavin Ziver Beyi çağırıyor.. Davul mu çalalım?
NAZIM (Ziver´i göstererek) — Vay, bu Konya´dan gelecek olan muavin mi?
HASAN —Evet!..
NAZIM -— Eyvah! şapa oturduk..
RAŞİT — Desene altından çapan oğlu çıktı.
BİLÂL — Fakat sahnedeki muvaffakiyeti fevkalâde idi.
HEP BİRLİKTE — Kaldıralım zavallıyı da müdür beyi görsün.
BİLÂL ve RAŞİT — Kaldırın.. Yükseltin sahnemizin yıldızını. (Birlikte, bihuş bir halde ötesini berisini ovuşturan Ziver´i ayağa kaldırırlar.)
ZİVER (Mırıltı halinde) — Fakir bir köylünün dişinden, tırnağından... dan... dan... dan...
(Perde)

Cemil Cahit CEM