İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? ”
(Ankebut Suresi, 2)

İmani olgunluğa sahip müminler; Allah’a ve müminlere olan sevgileri, derin imanları, samimiyetleri ve sadakatleri gibi özellikleriyle insanlar arasında öne çıkarlar. Bu imani olgunluk da, Kuran ahlakının, tüm insanlara örnek olabilecek en güzel şekliyle yaşanmasına vesile olur.

Yüce Allah’ın Kuran’da bildirdiği üstün ahlak modelini hiçbir taviz vermeden, ölene dek kararlılıkla uygulayan müminler, bu vasıflarıyla insanlar arasında öne çıkarlar. Kuran’da bu ahlaka sahip müminler, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla “yarışıp öne geçenler” (Fatır Suresi, 32) olarak haber verilir ve iman etmeyen ve Allah’tan korkmayan insanların aksine, Kuran’ı hayatlarının her anında kendileri için vazgeçilmez bir rehber edinirler. Yüce Allah’a olan inançlarında ve sadakatlerinde kararlılık gösterirler. Bu imani olgunluk da Yüce Allah’ın beğendiği ve razı olduğu Kuran ahlakının örnek olabilecek en güzel şekilde yaşanmasına vesile olur.


Yüce Allah’a Olan Coşku Dolu Sevgileri
Müminlerin Yüce Allah’a olan sevgileri dünyada hiçbir varlığa duyulamayacak kadar coşku dolu, neşe veren ve kalpleri heyecanla dolduran çok güçlü bir duygudur. Çünkü müminler, Yüce Allah’ın bahşettiği nimetleri, O’nun her şeye güç yetirdiğini ve tüm evrenin tek hakimi olduğunu, her şeyi en güzel ve hayırlı şekliyle yarattığını bilirler. Bu düşünce ve Allah’la olan manevi bağlantıları, onların Allah’a olan sevgilerini güçlendirir. Bu güçlü sevgi, Rabbimiz’in kendilerinden hoşnut olması için samimi bir gayrete dönüşür ve sonuçta müminleri, Allah’ın yarattıklarını da seven, onlara karşı şefkat ve merhamet duyan, onları korumak, onlara hayır ve güzellik getirmek isteyen dünyanın en güzel ahlaklı ve en hayırlı insanları haline getirir.
Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlar, sevginin asıl kaynağı olan Yüce Allah’ı sevmek yerine (Allah’ı tenzih ederiz.), bu sevgilerini doğrudan O’nun birer tecellisi olan varlıklara yöneltirler. Oysa bu, Yüce Allah’ın asla affetmeyeceğini haber verdiği (Nisa Suresi, 48) ve Kuran’da şirk koşmak olarak bildirilen çok yanlış bir sevgi anlayışıdır. İmani olgunluğa sahip müminlerin kalplerindeki sevginin asıl kaynağı ise Yüce Allah’a olan derin sevgileridir. Rabbimiz müminler ve iman etmeyenler arasındaki bu sevgi anlayışının farklılığını bir Kuran ayetinde şöyle haber vermiştir:

“İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar bunları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.” (Bakara Suresi, 165)

Daima Allah’ı Anmaları
“… Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut Suresi, 45) ayetinde bildirildiği gibi müminler için Allah’ı anmak önemli bir ibadettir. Bu nedenle imani olgunluğa sahip müminlerin en önemli özelliği, günlük hayatın karmaşası içinde Allah’ı asla akıllarından çıkarmamalarıdır. Müminin hayatının her anında Allah’ı anıp düşünmesi, onun Yüce Allah’la olan manevi bağlantısını bir an bile koparmamasının doğal bir sonucudur. Allah’ı her an aklında tutan, O’nun ayetlerini tefekkür eden müminlerin akılları ve bilinçleri ise sürekli açıktır. Bu bilinç açıklığı vesilesi ile daima Kuran’ın emirlerine ve yasaklarına uymada büyük titizlik gösterirler.

Allah’ı sürekli zikreden müminler, kendi acizliklerini daha iyi idrak eder, hiçbir konuda kendilerine ait bir güce ve iradeye sahip olmadıklarını daha iyi fark ederler. Bunun sonucu olarak, Allah’a sürekli dua ederek yalnızca O’ndan yardım ister, her konuda Allah’a başvurur ve kendilerini tamamen Allah’a teslim ederler. Hiçbir konuda kendilerine müstakil ve bağımsız bir kişilik vermez, asla büyüklenmezler. Hareketleri, davranışları, konuşmaları Allah’ın koruması altındadır. Böylece Allah onlara her an nasıl, ne şekilde davranmaları gerektiğini, en doğru hareketi, en güzel sözü ilham eder, “… Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın…” (Hadid Suresi, 28) ayetinde buyrulduğu gibi, onların, Zatı’nın beğeneceği örnek güzel ahlaka kavuşmalarını sağlar.

Müminlere Olan Sevgileri
Gerçek dostluk ve tesanüd bağı sadece ‘iman’ ile kurulabilir. Bu nedenle güçlü bir imana sahip olan müminler dünyada başlayıp ahirette de sonsuza kadar devam edecek sağlam bir dostluğun ve sevginin temellerini atmış olurlar. Birbirlerini, araya hiçbir çıkar ya da menfaat beklentisi katmadan, halis niyetle ve sadece Allah rızası için sever, Allah rızası için dost olurlar. Temeli Allah’ın rızasına dayandığı için müminler arasında hiçbir zaman bir kargaşa, anlaşmazlık ya da ihtilaf olmaz. Çünkü daima Kuran ayetlerine kayıtsız şartsız uydukları ve her zaman Allah’ın rızasının en çoğunu kazanmaya yönelik hareket ettikleri için, büyük bir uyum ve düzen içinde hareket ederler. Böylece tüm işleri akıcı bir düzen içinde kolaylıkla hallolur. Kendi menfaatleriyle çatışan konularda bile daima Kuran ahlakının ve müminlerin menfaatlerinden yana tavır koydukları, kardeşlerinin ihtiyaçlarını kendilerinkinden üstün tuttukları için güçlü bir dayanışma içindedirler..


Samimi Olmaları
Müminlerin samimiyeti, Yüce Allah’ın güzel gördüğü ahlakı yaşama konusundaki çabalarıyla ölçülür. Samimiyetsiz kişilerin imanları belirli şartlara bağlı iken, kamil iman sahipleri kayıtsız şartsız iman ederler. Şartlı iman eden kişiler, ancak nimet içerisinde olduklarında ve tüm olaylar kendi istedikleri gibi geliştiğinde din ahlakına sadık kalır ve güzel ahlakı taklit edebilirler. Ancak nimetlerde bir eksilme olduğunda ya da herhangi bir zorlukla karşılaştıklarında kolaylıkla din ahlakından taviz verebilir ve sadakatlerini bozabilirler. İmani olgunluğa sahip müminler ise karşılarına çıkan hiçbir olayı ayırt etmeden hepsinin birer deneme olduğunu bilirler. Bir zorlukla karşılaşırlarsa, kesinlikle içlerinde bir sıkıntı duymaz, tevekkül edip Yüce Allah’tan yardım dilerler. İşte Rabbimiz’e olan sevgilerinden, saygılarından, korkularından ve O’na olan teslimiyetlerinden gelen bu tavırları nedeniyle her zaman Yüce Allah’ın beğendiği üstün ahlakı yaşarlar. Nitekim “Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler…” (Rad Suresi, 22) ayeti ile müminlerin sahip olduğu bu içten samimiyet haber verilir.


Derin İmana Sahip Olmayı İstemeleri
Müminler imanlarının derinliği konusunda kendilerini hiçbir zaman yeterli görmezler. Çünkü muhakkak iyinin daha iyisi olduğu gibi imanın da daha derini ve fazlası olduğunu bilirler. Bu nedenle Yüce Allah’ın kendilerine dünyada belirlediği süre boyunca “…yalvara yalvara ve için için dua ederek” (Araf Suresi, 55) akıllarının ve bilinçlerinin daha da açılması, daha derin bir imana sahip olmaları için dua ederler. Çünkü imanda derinlik kazandıkça Yüce Allah’a daha çok yakınlaşacaklarını ve O’nun daha çok hoşnut olacağı umulan tavırları göstereceklerini bilirler. İşte imani olgunluğa sahip müminleri, inkar edenlerden ayıran en önemli özellik de budur. Onlar inkarcıların aksine sadece çaresiz kaldıkları zor anlarda değil bu zor anların dışında da her zaman ve her durumda Allah’a yönelirler.

İmani olgunluğa sahip müminler “kesin bir bilgiyle” iman ederler. “Kesin bir bilgiyle iman etmek”, kişinin, Allah’ın ve ahiretin varlığına, aklı, kalbi ve vicdanıyla kesin olarak kanaat getirmiş olmasıdır. Kuran’da “Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar” (Bakara Suresi, 4) ayetiyle de, iman edenlerin bu özelliği haber verilir.


Sonuç : Allah, Kendisi’ne Katıksızca Yönelenlerin Dostudur.
İmani olgunluğa sahip müminlerin en temel vasıfları, Yüce Allah’ın yoluna sımsıkı sarılmaları, Allah’tan başka bir İlah olmadığını bilmeleri, hayatlarını yalnızca O’nu razı etmeye adamaları ve her ne olursa olsun Allah’a olan sadakatlerinden vazgeçmemeleridir. Yüce Allah’ın, Kuran’da “… Kim Allah’a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.” (Al-i İmran Suresi, 101) ayetinde buyurduğu gibi sadece bu örnek ahlaka sahip olan müminler, O’nun dosdoğru yolu üzerindedir. “Dini katıksızca Allah’a halis kılan” bu insanlar din ahlakını yaşarken başka hiçbir çıkar ya da menfaat gözetmeksizin sadece Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu hedeflerler. Yüce Allah’ın rızasına, rahmetine ve cennetine kavuşmak için -güçlerinin ve imkanlarının el verdiği ölçüde- sürekli bir çaba içinde olurlar. Asla taklit edilemeyen bu vasıflara sahip olmak için Yüce Allah insanların önüne herhangi bir sınır koymamıştır. Yüce Allah’a gönülden iman eden, O’na samimiyetle yakınlaşmaya çalışan her insan bu ahlakı kazanabilir ve “imani olgunluğa” erişebilir. Yüce Allah müminlerin bu çabalarının karşılığını muhakkak vereceğini ise şöyle müjdelemektedir:

“Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.” (İsra Suresi, 19)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 457
favori
like
share
teking06 Tarih: 31.05.2009 21:09
emeğine sağlık
fatma0658 Tarih: 25.05.2009 23:48
ALLAH cümlemizi hidayete erdirsin güzel bir paylaşım