Eğitim Şart - Tavşan Kaç Tazı Tut

Hayri Bey kalbini tutarak eğildi görünmeyen bir el boğazını sıkıyor nefes almasına izin vermiyordu sanki.

“Ben yapmadım!”
Hayri Bey bezgin bezgin baktı öğrenciye. Ağarmış saçları ağarmış bıyığı ağırlaşmış adımlarıyorulmuş kalbi bu çetin mücadeleyi göze alamadı.
Hep böyle olurdu.
- Yavrum neden mütemadiyen konuşuyorsun dersi dinlesene.
- Ben konuşmuyorum ki! Ben bir şey yapmadım. Ben yapmadım!
- Oğlum silgi atma arkadaşına.
- Ben yapmadım!
- Ayağının yanındaki çöpler de ne öyle?
- Ben atmadım. Ben yapmadım!

İşte Hayri Bey’i olduğu yerde donduran kendi gözlerinden kulaklarından tüm duyularıyla birlikte aklından da şüphe ettiren cümle:
Ben yapmadım!

Bu “benyapmadım”cılık tefekkür tarihinde görülmemiş bir hızla yayılmış ve yedi-on dört yaş arasında bulunan bütün bir nesil tarafından büyük bir hevesle kabul görmüştü.

Hayri Bey derin bir nefes aldı derse devam etmek için gözlerini tekrar kitaba çevirdi:
- Üçüncü etkinlikte sol tarafta balonlar içinde verilmiş sözcükler ve sağ tarafta kurbağaların karnına yerleştirilmiş anlamlar var. Bunları doğru bir şekilde eşleştirerek en alttaki çiçek yapraklarının içine teker teker yazınız.

Başı döndü Hayri Bey’in. Gözlerinin önünde kurbağalar zıp zıp zıplamaya balonlar sayfadan kurtulup havalanmaya çiçekler bir açılıp bir kapanmaya başladı. Koskoca sayfada beş sözcük ve bu sözcüklerin karşılığı olarak beş anlam vardı. Gerisi börtü böcek…

“Öğrenemiyorlar zahir.” diye düşündü.
“On dört yaşına gelmiş bu çocukların balonsuz çiçeksiz böceksiz bilgileri kabul etmiyor bünyeleri. Dört yaşlarında hafız olmalar on dört yaşında sultan olmalar yirmisine gelmeden âlim sıfatı kazanmalar koskoca bir yalan ulaşılmaz bir efsaneydi demek ki.”
“Hatta diye düşündü esasında sıkılmasınlar diye- zira bilgi edinmek son derece sıkıcı bir işti- şu sınıfın bir köşesine orkestra mı kurdursam acaba? Onlar çalar ben de ezgilerle ders anlatırdım. Arada bir oynardım. Olmadı haftanın bir günü dansöz davet ederdik derse. Tepeye de şöyle yanardöner bir ışık koyduk mu tamamdır.”
Gülümsedi.

- Evet dedi sınıfa bakıp.
- İlk kelimenin anlamını kim söyleyecek? Oğlum Tolga bugün hiç parmak kaldırmadın hadi sen söyle bakalım.
Tolga ödev yapmayışının tek sorumlusu Hayri Bey’miş gibi kaşlarını çatarak bağırdı:
- Ben yapmadım öğretmenim!

Daha dün annesi gelip çıkışmıştı zaten Hayri Bey’e. “Bu ne kadar ev ödevi böyle hocam insafçocuklarımız bu yaşta koşup oynamayacak da ne zaman oynayacak?” demişti. “Hayal güçleriyaratıcılıkları sanatçı ruhları nasıl ortaya çıkacak bunların?”
“İyi de bilgisiz neyi hayal edecek kelime bilmeden neyle sanatçı olacak neyi yaratacaklar?” demişti Hayri Bey de öfkeden deliye dönen kadın anında şikayet dilekçesini yazıp müdür odasına koşmuştu.

- Aferin Tolga yapma tabi. En hoplanacak çağda ödev de neyin nesiymiş? Bizimki de iş yani!

Bütün sınıf güldü. Sınıfın yarısı ne dendiğini anlamadan güldü. Adetleri böyleydi biri gülünce bulaşıcı bir hastalık tüm sınıfa sirayet etmiş gibi hep beraber anlamadan gülerlerdi. Tolga bir kızardıbir bozardı. Kendisine söylenen şeyin iltifat mı yoksa hakaret mi olduğuna karar veremedi.

“Büyük ihtimal rencide etmekten yine müdürün odasına çağırılırım yeni bir şikayet dilekçesi daha gözüme sokulur.” dedi Hayri Bey içinden.

- Kızım vurma arkadaşına.

Bilgisayar laboratuvarında canından bezen Halil Bey’in söylediklerini anımsadı birden. “Bilgisayarlar kırık dökük hangisine el atsan elinde kalıyor. Dersin ne sınavı ne notu var çocuklar dersi kale almaz koşturur dururlar ortalıkta. Ne yalan söyleyim Hayri Bey yerleştireceksin sınıfın dört köşesine dört keskin nişancı kıpraşanı ciuvv… Vallahi çaresizlikten neler geliyor bakın aklıma.”
Gülüşmüşlerdi.
Hayri Bey tebessüm etti.

- Anladığım kadarıyla birçoğunuz kitabı sınıfta açıyorsunuz. Haydi size beş dakika mühlet üçüncü etkinliği tahmin ettiğiniz kadarıyla yapın bakalım dedi.

Sınıfın görüntüsü içini burkuyordu. Yerler kağıtlar boş ambalajlar ezilmiş pet şişelerle doluydu. Panonun bir kenarı çivisinden çıkmış pano aşağı doğru sallanmıştı. Kitaplık bomboştu ve tozdan görünmüyordu. Sene başında alınan kitaplardan bir tanesi bile yoktu buhar olup uçmuştu sanki hepsi. Sınıfın kapısının tam ortasında bir başın rahatlıkla sığacağı kocaman bir delik vardı. Delikten yan sınıfın kapısına baktı kapı yerinden sökülüp kenara konmuştu. “Buna da şükür dedi bizimki hiç değilse sadece oyuk o zavallıların kapısı bile yok.”

- Sen kendine bak tavuk!
Bağırtı düşünce dünyasından sıyırıp kopardı onu.
- Bana silgi attı öğretmenim dedi kavgacı Metin.
- Ben atmadım öğretmenim yalan söylüyor dedi Yeliz.
Hayri Bey kendini yine çaresiz hissetti.
- Kızım Yeliz dedi önce ağzındaki sakızı çıkar. Defalarca söyledim bunu sana.

Defalarca söylemişti hem de hepsine. Fakat öyle garip bir algılayış şekli vardı ki bu gençlerin Yeliz’e söylendiğinde sadece o sakız çiğneyemez düşüncesiyle bir diğeri aynı eyleme devam ediyordu. Veya bir derste söylendiğinde sadece o derste çiğnenemez sanıyordu ki herhalde Yeliz diğer derste gene ağzında sakızla karşılıyordu öğretmenini.

- Üstelik insanlara lakap takmak çok ayıptır.

Bir doğruyu anlatmak neden bu kadar zordu. Yanlışı anında kapıp uygulayan bu taze beyinlerdoğruya gelince neden bu kadar inatçı oluyorlardı. Hep başkasını şikayet ediyor kendi kabahatlerini asla görmek istemiyorlardı. Kavgacı ve bencildiler. Bütün dünya kendilerine karşı birleşmiş de toplatüfekle tankla onlara hücum edecekmiş gibi bir hınç taşıyorlardı sevginin kök salması gereken minicik yüreklerinde.

Hayır hayır öğretilen buydu onlara. Geçen gün okulun bahçesinde şahit olmuştu bir baba gözleri acaba yine ne yaramazlık yapsam diye fıldır fıldır dönen çocuğunun koluna yapışmış “Hakkını savunniye hakkını savunmadın hakkını savun!” diye bağırıyordu. Hakkı savun demiyordu baba haklıyı savun demiyordu hakkını savun diyordu.

- Baştan başlayalım dedi Hayri Bey. Toplum içinde yaşamanın bazı kuralları ve bazı gerekleri vardır. İnsan kendisine yapılmasından hoşlanmadığı bir şeyi başkalarına…

- 0n! Dokuz! Sekiz!
Hayri Bey’in cümlesi havada ağzı açık öylece kalakaldı.

- Yedi! Altı! Beş!
Her sınıfta saniyeleri sayan bir öğrenci olurdu onun işaretiyle tüm sınıf koro halinde başlardı saymaya.

- Dört! Üç! İki!
Zorla hapsedilmiş ve özgürlüğe susamış gibi…

Bir! Sıfır!
Sıfırla birlikte çalan zil. Ve zille birlikte kapıya saldıran önünde ne varsa sürükleyip götüren dehşet verici azgın bir sel.

Beyaz bir gölge eğildi üstüne.
Tanıdık bir sesin hıçkırıklarını duyar gibi oldu Hayri Bey sisler ardından.

“Bu sefer atlattı.” dedi beyaz gölge.
“Bu sefer atlattı.”

Alıntı..

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 638
favori
like
share