[FONT="Arial Narrow"]


Sanırım bazı pişmanlıklar bir şeylere inanmakla, güvenmekle başlıyor.
İnanç ve güven bizleri şu hayatta yanılmadan yaşamamıza sebep olan duygularımızdandır. Benzer anlam ifade ediyor olsalar da bünyelerinde, yaşadıkça anlamları farklılaşıyor.

Hayatımız boyunca nelere, kimlere inanmadık, güvenmedik ki… Birçoğunda yanıldık, bir çoğunda inancımızı kaybetmedik. İnandıkça, güvendikçe hayata sımsıkı bağlandık. Fakat, bir kere inançsızlıkla tanıştığımız anda, hayata hemen küsüverdik. Bir kez daha güvenmek, inanmak istedik. Kendimize ve karşımızdakilere fırsat verdik. Hatta defalarca fırsat verdik. Her fırsat verişimizde bir parça gitti duygularımızdan, inancımızdan.

Çocukluğumuzdan, kendimizi tanımaya başladığımız andan itibaren bir şeylere inandık. Kimimiz hayallere, düşlere; kimimiz aşka, sevgiye; kimimiz gelecek olan günlerin daha iyi ve güzel olacağına; kimimiz insanların sözlerine inandık. Onları hep sadık, verdikleri sözleri tutacak kadar cesur, doğru sandık. Çünkü doğru olan buydu. Biz doğru ve iyiden yanaydık…

Hep bekledik. İnançla bekledik. İnançlarımız beklentilerimizle çakıştı. Beklentilerimiz gerçekleşmeyince inançlarımız, hayallerinde var olmadığına inandı. Yaşarken öğretti bize hayat güvenmeyi, inanmayı. Her yanılgıda, her kaybedişte tekrar inanmayı, güvenmeyi öğretti. İnandık, aldandık, güvendik,pişman olduk, biz hep hırsla inandık, güvendik….Bu duygularımız bu zamana kadar bir kısır döngü halinde böyle geldi. Arada bir hep yokladı bizi inançsızlığımız ve güvensizliğimiz. Hep yıktı, duygusal çöküntüye soktu bizleri.

İnandıkça, güvendikçe ihaneti, yalanı ve hilenin ne olduğunu öğrendik. İhanetin, yalanın acısı kanımıza kadar işledi. Acı çektik üzüldük. Bazen bu dünyadan göç etmeyi düşündük. Kendi hayallerimiz ve başkalarının sözleriyle yüreğimizle, mantığımız hep savaştı. Bir onların sözleri galip geldi, bir bizim yüreğimiz…

İlk yanılgıyı, ilk aldatmayı, ilk inançsızlığı galiba büyümeye başladığımız anda arkadaşlardan öğrendik. Umutlarımız, hayallerimiz oldu, çoğu gerçekleşmeyince hepsi hayallerde kaldı. Böylece hayallerimizde bir masal oldu.

İsteklerimiz gelecek güzel günlerin gelebileceğine inandırdı bizleri. Evlendik, iş hayatına atıldık, yaşadıkça güveni ve güvensizliği öğrendik. İyiyle kötü yan yanaydı. Şaşırdık, afalladık… Bazen ortada kaldık. Bazen, bir sarhoş gibi ayakta durmakta zorlandık, sağa sola yalpaladık.

Sırlarımız, özel anlarımızı paylaştığımız arkadaşlarımız oldu. Sonra anladık “verme sırrını dostuna, gider söyler dostuna” sözünün gerçekliğine inandık.

Seni seviyorum. Sensiz bir hiçim, hayatımın anlamı sensin, seni ömrüm boyunca seveceğim dediler. İnandık. Bir gün bu duyguların sadece kelimelerden ibaret olduğunu anladık.

Galiba en çokta her şeyin düzeleceğine, tüm kötü duyguların yok olacağına, kendimizi inandırdığımızda anladık ve yanıldık. En büyük yanlışı kendimizden feragat ederek bir şeylere güvenmekle, inanmakla yaptık.

İnanmak, güvenmek zorundaydık. Çünkü biz insandık ve bu duyguları yüreğimizde barındırıyorduk. Ve böylece labirentlerle dolu aldatmacalı başlayan oyun, kendini bizlere alıştırarak, cevabını bir türlü tam olarak bulamadığımız sorularla oyaladı. Sanırım bu oyunu inançsızlığımıza, güvensizliğimize sebep olan düşünceler bitirecekti. Yani, yine kötü düşünceler galip gelecekti….

Melodi AKÇAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1034
favori
like
share
Sheker Girl Tarih: 12.09.2009 17:08
TşkLer ..
Pedaliza Tarih: 11.09.2009 23:27
Yürek yare rengarenk bir çiçek gibi..
Her güven sarsıldığında da soluyor azar azar
İnancını yitirdikce de kuruyup kalıyor...ondan sonra o çiçeğe su döksen nafile


Ne bileyim insan hep güvenmek istiyor ama olmuyor bazen..