“O kadar eski değil her şey aslında. dün gibi hatırlıyorum hatta. diyarbakır kırsalında bir yer, intikalden dönüyorduk. az haneli bir köyün girişinde çocuklar karşıladı bizi, okul zamanı. su içmek için geldiğimiz köyde çocuklarla geziyorduk, güzel bir havada. askerlerimden birisi, cengiz, okula niye gitmediklerini sordu çocuklara. “okul yasak” dedi çocuklar, “tehlikeliymiş içerisi”. cengiz tam karşıdaki okula doğru yürüdü, “burası değil mi okulunuz, hani ne var haylazlar?” dedi. gülüyordu, hatırlıyorum gülüşünü, sonra da o sesi.

aslında bir istihkamcı olarak duymaya çok alışık olduğum o sesi. çok yakındı ama bu sefer, patlamayı da duydum, yanımdan geçen şarapnelin sesini de, bacağıma giren metalin sesini de, kendimi yere atıp düşerken çıkardığım sesi de. ilk panik anından çıkıp bacağımdaki yaraya bakarken, gömleğimdeki kanın benim olmadığını farkederken, o an duyduğum cengiz’in sesini de çok iyi hatırlıyorum. ve daha sonrasını da; ellerimde acı içinde yatarken oğlunun resmini gösterişini…

alel acele diyarbakır’a götürdük cengiz’i, ama çok kan kaybetmişti... çok geçti artık.

sonra ailesine haber verişimiz; elazığ’ın bir köyüne gitmiştik, helikopterle. köy ilk kez bir helikopter görüyordu bu kadar yakından belki de. çocuklar helikopterin çevresinde koşuyordu, oynuyordu. ben ise elimde türk bayrağıyla bana gösterilen evin kapısını çaldım, yaşlı bir kadın açtı kapıyı, beni gördü, yüzü bembeyaz oldu, yığıldı olduğu yerde... ismi zahide idi, ilk oğlu emrah’ı da güneydoğu’da şehit vermiş o zaman da yine benim yaşlarımda bir subay evine bayrak getirmişti. kucağında torunu vardı bütün gün, ve bütün gün hiç ağlamadı o kadın…

akşam döndüğümüzde öğrendik, mayınları döşeyen o teröristlerden birini yakalamışlar, ölü olarak. ailesi cenazeyi almamıştı. ertesi gün birileri cenaze düzenledi, belediye otobüs verdi, başka birileri çelenk gönderdi. kalabalıktı cenaze, bazı dernek temsilcileri, hatta birkaç büyük gazetenin yazarı, hepsi cenazedeydi.

ertesi gün cengiz’i uğurladık biz de. köyüne, abisinin yanına götürmeden önce, resmi tören yapıldı şehirde. ailesinden 4 kişi, annesi, babası, eşi ve oğlu vardı. birkaç arkadaşı, askerler ve protokoldeki devlet erkanından başka birisi daha vardı cenazede, bir cenaze için çok tedirgin birisi. benden önce nöbetçi askerin dikkatini çekmişti ama, tedirginliğiyle değil başka bir şeyle. asker birden atladı üzerine, birkaç yumruk vurup bayılttı adamı. herkes şaşkın şaşkın askere bakarken, asker o yabancının elindeki fünyeyi aldı, basılmış ama çalışmamıştı…

askerliğim boyunca yaşananların saçmalığı hakkında düşünüp durdum, ama bu, bir insanın cenazesine canlı bomba yollamak… terörün bile ucundan kıyısından bir etiği vardır bence, hasan sabbah’tan beri. benim insanlığım, sözde uğruna savaşılan çocuklar için, o çocukları korkutmak için döşenen mayına basıp ölen çocuk yaşta bir babanın cenazesinde, oraya canlı bomba gönderildiği gün öldü arkadaşım,

benim insanlığım o gün öldü…”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 287
favori
like
share