Telefondaki hiç tanımadığım biri... Genç bir adam. Birkaç ay önce yolumuz bir biçimde kesişmiş.

Belli ki ben hafifçe deli bir günümdeymişim; onun da kendini işgüzarlık rüzgarına fena kaptırdığı bir anmış. Birbirimize öfkelenmişiz.

Hiç iz bırakmamış bende o anın öfkesi; geçip gitmişim.

O hatırlatıyor! Çünkü hiç unutmamış!

Hatırladıkça hem ona, hem de kendime kızıyorum. İçimde yine öfke kabarcıkları oluşuyor ağır ağır.

Konuşuyorum, konuşuyorum.

Sonra bir an... sustuğum an...

Genç adamın sesini fark ediyorum.

Konuşurkenki sesini...

İrkiliyorum.

Sanki karşımdaymış gibi...

İçinde bulutlar gezen gözlerini,bana haksızlık ettin der gibi yan duruşunu görür gibi oluyorum.

Kırgınlık bu!

Bana kızdığını sanıyor ama kırgın...

Çırılçıplak kalp kırıklığı bu!

Çünkü öyle olacağı hiç aklıma gelmemiş olsa bile şimdi kavrıyorum ki, benim yüzümden azar işitmiş, kaba davranışlara muhatap olmuş!

Ve dinlemeye başlıyorum.

Dinledikçe anlıyorum onu.

İçinde biriken duyguları, anlatmak istediğini, olup biteni; hepsini anlıyorum.

Onu dinleyince kendi yanlışımı anlıyorum!

Özür diliyorum bütün içtenliğimle; helalleşerek kapatıyoruz telefonu.

Büyük bir yük kalkmış gibi ferahlıyorum. Beni aydınlatan o kısacık ana; karşımdakini dinlemeye başladığım o ana şükrediyorum



***

Basmakalıp yargılar pek gözdedirler, biliyorum.

Bakmak görmek değildir, asıl olan görmektir derler.

Oysa öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bakmıyoruz, durup bakmıyoruz bile.

Onca koşuşturma içinde sevdiklerimiz, en çok önem verdiklerimiz bile bir hızlı trenin penceresinden görünen ağaçlar gibi akıp gidiyorlar. Görmek, görmesini bilmek, görerek anlamak değerli olan elbette.

Ama bakmadan olur mu?

Ancak bakarsak göreceğiz.

Bir dursak... durup baksak göreceğiz!

Dinlemek için de aynı şey geçerli.

Kimse birbirini dinlemiyor.

Müthiş bir kayıtsızlık hali içindeyiz ve işittiklerimiz baştan aşağı gürültü!

Ama herkes anlamak ve anlaşılmak için tepiniyor!

Oysa...

Bir dursak...durup dinlesek birbirimizi anlayacağız, belki, ne güzel bir ihtimaldir ki, anlaşacağız da!


***

Dinlemek, sadece anlama-anlaşma aşaması için bir geçiş aşaması olarak görülmemeli!

Bu yanlış olur, eksik kalır.

Dinlemek başlıbaşına derin ve dolgun bir eylemdir.

Hayır müzikten değil, başka bir şeyden söz ediyorum.

Severken sen konuş deriz. Anlat ne olur! Sözlerin anlatsın, gözlerin, ellerin, tenin anlatsın deriz sanki.

Mesela aşkların başlangıcına bakın (ki aşk başlangıçlardadır, başlangıçta kalmaktır) dil neredeyse tutulur; kulaklar ve kalp açıldıkça açılır; sevgiliyi dinleyerek içine çekmek için...

Dinlemek sevmektir; sevmek dinlemek!

Şair,İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı derken ne yapıyordu sanıyorsunuz. İstanbul'u bütün kalbiyle sevdiğini anlatmaya çalışıyordu.

Ama ne zordur öyle sevmek; ne zordur sevdiklerimizi bile özenle, dikkatle dinlemek!

Oysa itiraf edelim ki, çoğu zaman sözümüze itaat edilmesini sevilmek diye değerlendiriyoruz; karşımızdakini dinlemeye hiç yanaşmadan konuşmayı da sevmek sanıyoruz.


***

Dinlemek deyince...

Attila İlhan'ın çok sevdiğim Cinayet Saati adlı şiiri geliyor aklım

Haliçte bir vapuru vurdular dört kişi diye başlayan şiiri...

O şiirin bir bölümü şöyledir:

Cinayeti kör bir kayıkçı gördü

Ben gördüm kulaklarım gördü

Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü

Hiçbiriniz orada yoktunuz.

Yoktuk! Çünkü ne gözlerimiz ne de kulaklarımız görüyor çok zamandır!..

(Not: Bir de iç ses denilen bir şeyden söz edilir malum! Onu dinlemek nasıl bir şey! Gizemciler ne diyor? Modern ilişki psikologları bu sesi dinlemek konusunda ne düşünüyorlar? Benim aklımdan neler geçiyor? Haftaya belki!)

Haşmet Babaoğlu'dan yine : ))

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 420
favori
like
share
züleyha Tarih: 18.10.2006 22:43
alıntı;
Dinlemek sevmektir; sevmek dinlemek!

Şair,İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı derken ne yapıyordu sanıyorsunuz. İstanbul'u bütün kalbiyle sevdiğini anlatmaya çalışıyordu.

Ama ne zordur öyle sevmek; ne zordur sevdiklerimizi bile özenle, dikkatle dinlemek!



keşke hepimiz böyle sevebilsek...

dinlesek birbirimizi...

zaten o zaman halledemeyeceğimiz birşey kalmazdı...

Haşmet Babaoğlu nun kalemine senin de yüreğine sağlık kardeşim...
ozlems_o Tarih: 16.10.2006 23:51
teşekkürler canım haşmet babaoğlunun güzel yazılarından biri