aslında tüm bu olan bitenler hakkında en küçük fikriniz yok..ama yaşamak için fikrinizin olmasına gerek yok dimi..
tuhaf koşuşturmalar arasında sanki hayatları boyunca herseye yetişmiş bu insanlarda şimdi vapuru kaçırmasınlar diye deliler gibi koşturuyorlar..
ve siz simdi sığır çobanı ülkesi özentileri gibi yaşadığınız bu hayatta edindiginiz bilgiler uzattıgınız saçlarınızda yaşayan canlıların bilgisinden öteye gidemezken...evet siz..simdi hangi keşmekeşiliğin tam ortasında tek başınıza etrafınıza bakıp gülümsüyorsunuz..
söylesenize on dakika sonra öleceğini bile bile insan nasıl bu hayatına devam edebilir..
acizliklerinizden kurtulmanın yollarını ararken sahip oldugunuz o kısıtlı yeteneklerinizin sizi ikna etmesine nasıl tahammul edebiliyorsunus..?
bu kaosun ve komplo teorilerin tam ortasında nasıl yolda yürürken yanından gectiğiniz çöp kutusunun patlamayacağına güveniyorsunuz...?
ilk okul yıllarında nasıl olsa elli kişi içinde hoca benimi sözlüye kaldıracak diye geniş geniş uyuyup calışmıyorken hissettiğiniz o rahatlıkla bir yankesicinin bıçagına hedef olma olasılığınızı düşünürken hissettiğinis rahatlıkla aynımı?
sayısal lotodan altı çıkabilme ihitmaliyle aynı oranda bu dünyada kasa kurşununa rastlayabilme ihtimalimiz..
ve hala aramızda sayısal loto zenginleri varsa..neden siz kim vurduya gitmeyeseniz...
bu sırılsıklam aşık olma ihtimalimiz kadar gerçek değilmi..
aşka inanmıyor olman aşk için bir anlam ifade etmiyor..o seni bulduğunda iş işten geçmiş olucak...
ve sabah uyandığında anlayacaksınki artık odandaki hiçbir eşya eski durduğu yerde durmuyor...ve tanıdığın hiç bir insan onceki gibi görünmüyor sana...
ve bu aradaki farkı senden baska kimse bilmeyecek..aşk budur..senin ona inanmıyor olman onun icin hicbirsey ifade etmiyor...
yalın ayak ıslak kumların üzerinde dolaşmakta varmış ömrümün sonbaharında..tek başıma..
bu çaresizliğin edebiyat dilindeki kısa adı pasaklı kontes değilmiydi..hangi şairin sevgilisi asil bir aileden geliyorduki..ne zamandır sokak kadınlarına yasılıyor en güzel şiirler..
asil olmanın sana aşık olmaya engel teşkil edebilecegini hic aklıma getirmemiştim..
oysa şimdi yalın ayak ıslak kulmarın üzerinde gezebilme özgürlüğümü senin budalaca kahkahalarına meze yapmak yerine yokluğunu seçtim..
agzımın içinde geveleyip durdugum buruk biranın tadı olmalı bu öğlen sıcağında..ve yanlızlık pasaklı kontezim benim...kirliliğinin farkında değil bir elinde aynası diğerinde hayal kırıkları..
oysa sen gittiğinden beri yarın bir gün olucak..
öyle uzun zaman olmuşki..
bana koymaz değip hasretini bir kilo rakıya gömsemde geceleri
asıl sancı uyandığında bütün odaları boş ğörünce koyarmış...derse bir şair insanın canı yanmazmı okurken...
oysa ben bunu istememiştim..
buda oldu işte..ölüyorum..
ey yüce tanrım her ne kadar mutlu olamasamda bana sunmus oldugunu bu hayat fena sayılmazdı..üstü kalsın..
ucuz bir yalakalıkla üstlendigim tüm soçlarımın affını dilesem neye yarar bilmiyorum...
yeni bir hayat istemiyorum...
yeni bir Sen istemiyorum...
yeniden doğmak istemiyorum...her gün ölmekten yoruldum...
abi şimdi gecenin bu yarısı alkole doyamamış kanımın yarısında hala ayıklık hüküm sürüyor..ve bu beyin nasıl bir beyindirki inadına düşünmemesi gerekenleri hayal ediyor..
oysa daha on dört yaşındaydım sevgilim dedigim kızın gözleri önünde ağladığımda...
herkez kadar adamdım bende herkez kadar telli araba sürücüsüydüm cocukluğumda..ve dizleri yırtık pantalonumla çıktığımıs mahalle maçlarında geri dörtlünün sağında oynardım..taki bir gün hava topuna çıktığımda kalecinin burnuna kafayı vurana dek..
o gün bugün kan görsem midem bulanır önce sonrasını sorma..
koyu gri bir sis cöker omuzlarımın üstüne ve ben ne yana kafamı çevirsem akşam olur sanırım..sanırım o günden kalma bir his bu..ne zaman senin kırmızı dudaklarını düşünsem icim bir tuhaf olur..ellerin tuttukca daha bir adam olur, gözlerinin beyazında kirlenmiş çocukluk hayallerim oysa ben sen içinde olmadığın hiç bir cümleyi bitiremezdim...
şimdi bakma biz büyüdük kirlendi dünya misali..aslında biz büyüdük diye değil zaten kirliydi bu kutuplardan basık yuvarlağımsı portakal kokulu yazları sıcak ve kurak kışları uzun ve soğuk geçiyor artık...bunun senin yoklugunla bir ilgisi var demiyorum...iklimleri değiştirebilecek kadar güçlümüsün bilmiyorum..eger öyleyse penceremin pervazına yuva yapmıs guvercinlere acı ve nolur geri gel..baharı özledi yavru kuşlar..kendim icin bişey istiyorsam namerdim...ama inan üşüyorum...
...
en son bozuk para isteyen vapur jetonu satıcısıyla tartışmıştım o günden sonra kimseyle konuşmadım..oysa beni sana getirmiyecekse ben bu vapura para mara vermem derken öyle kararlıydımki..
rüzgar gücüyle calışmıyormuş bu meret o gün anladım..ve o gün birşeyi daha anladım..beni sana götürmeyecekse bu cokk şeritli yolların hic bir anlamı da yokmuş...
diyeceksin ki hadi beni gördün sonra...?
sonrası kimin umrunda ki...umut fakirin ekmeği işte yemekle bitmiyor..bir dilencinin avuçları arasında bıraktığım sadakayı bile seni görmek umuduyla bırakıyorum diye kızıyor bana tanrım biliyorum ama elimde değil ki...
seni özledigim kadar cok hiç bir varlığı özlemedim ben...kendimi bile..cıktıgım uzun yolculuklarda...
şimdi hiç bilmediğim bir şehrin hiç bilmediğim sokaklarına bakan bir otel odasında uyanıyorum ansızın... hangi fırtınanın savurduğuydum ben bilmiyorum..
senden ayrıldığımdan beri yarın tam bir gün olucak...
sen gittiginden beri yaşam destek unitesine bağlamışlar bedenimi..ötenazi hakkımı kullanmak istesemde senden onay almayınca bu şehirde iklimler bile değişmiyor... ya gel bahar gelsin..yada söyle biri bu makinanın fişini çeksin.....
yazılası bir aşkın kafiyeleri arasına sıkışmısım..
şimdi hangi esmer kızı görsem dudaklarım acıyor
anlasana bu deliliğin sonu bir martı çığlıgında biticek
ve ben bu boğazdan geçen en son tankerin pervaneleri arasında hayatımı kaybedicem...
pazarlık yok..şeytan yalan söylemez..izlemeye devam et
inandığın yalanları sevgilinin gözlerindeki ışıltılarda bulucaksın
bir kadının çığlıkları arasında aklımın oyunlarına karışmışım..şimdi hangi kelimeye yüklensem beni anlatmıyor..bu kısır döngüden yoruldum..
bu mutsuzluğun bir bedeli olmalı..masmavi bir gökkuşağının tam ortasındayım..utopyalarımın karın ağrısından geçiyorum sessizce...serseme dönmüş bir cüzzam cerrahıyım..olmayacak ameliyatlar tahayyül ediyorum..mesela sana biraz ben nakli gibi..
ve yoruldum açıkcası..
şairinde dedigi gibi
bakışlarından ölümsüzlük dersi alan tanrının sofrasındaki nemli bir tuzluk gibi tıkalıyken kalbim , parmağımdan çıkaramadığım yüzüğümdün sen benim..
ellerimin uykusu geldi..
hayatım tükenmez maceralardı..içimde birçok istekler vardı..hissedince sana vuruluduğumu..anladım ne kadar yorulduğumu..
bu tütün denen meretin daha ağırları olmalı..şimdi içime çektikce yanan cigerleirmin yerine koyabilecegim bir sevgilim de yok..
içime çektigim zaman bu dumanı bir daha nefes almamalı bu beden..
ölmek için öyle gencimki..sadece hayallerimi bırak..umutlar senin
olsun...
söylesene sarı saçlı kız aklımın bir köşesinden tutup çekerken düşünmedinmi bu aşkın hesaplanamaz kural tanımamazlığını
şimdi ihtimaller üzerine kurduğum hayallerin olasılıklarını hesaplarken en cok
matematik öğretmenim aklıma geliyor
hiç düşünmezdim daha doğrusu düşünemedim bir matematik denkleminin
aklımın aşka tutunabilme olasılığını hesaplamaya yardım edebilecegini..
açıkcası abi unut bunları
yoruldum..
yaz yaz bitmiyor bu aşkın ızdırabı..
ayrıldık
buda oldu işte..
her gece seni düşünerek gittigim o meyhaneye gitmicem..hani su mezarlığın karşısındaki
bundan sonra beni ararsan eger ya meyhanedeyim yada tam karsısında...
bu kaçıncı aklımı kaçırışım bu kaçıncı sen deilsin bir başkası kapımın zilinde parmak izleri kalan
bunun bir durdurma düğmesi olmalı..
ben bu karanlıgın içinde yol almaktan yoruldum..
derlerki birgun o karanlığın ucunda bir ışık görüceksin..gün ışığı..olanca gücünle koşmalısın kurtulmak için
yol aldığım karanlıkların ucunda gördügüm her ışıga bütün gücümle koştum..
o karanlık tunelin ucundaki ışık...üzerime gelen trenin ışığıymış cok gec anladım...
Tutamayacagım sözler vermem Adımlarımda 'kim ne der' diye düşünmem Basit kişilerle polemiğe girmem Dünyada kimse üzülsün istemem Bazı şeyleri asla affedemem Canım dediklerimi asla silmem! Acıyı tanıdıgım için, kimseye çektirmem Cesaretsizligi 'gurur'la örtmem Yalanları yutmam gargara yaparım! Taktiklerle ugraşmayın, yemem! Dostlarıma laf ettirmem Tutkularım var, vazgeçemem! Gidiyosa eğer, Çok özleözlesem bile dön demem, Güvenmedikçe sevemem!!! Agır geliosa bunlar, Firar serbest, üstelemem... Bazen çooook severim ama SÖYLEMEM!!!
Bana ait değil reyhan adında bir arkadaşım yazmışda etkileyici buldum sizinle paylaşmak istedim arada başka yerlerden özentide varmış tabi
sanırım insan tıkanıyor bazen...geri dönülemez gibi ğirdiğiniz bir cıkmaz sokaktan bir bakıyorsunus cıkmışsınız ama çıktığınız yer o sokağın başlangıcı oluveriyor...
düşünüyorsun çıkmaz sokağın sonundaki duvara çarpıp kafanı patlatabilirsin...yada o çıkardan yaralanıp en başa dönebilirsin...
tuhaf insan nasıl böyle bir kapana girer..
bilinçli yapılan bir seçim olmadığı kesin peki o bilinç dediğimiz neden sonradan gelip yerleşir beynimize...
kanunlarda akli dengesi yerinde olmayan insanlara ceza verilemiyeceği yazar.. yani kısaca aldığı cezanın ne olduğunu anlayamayacaksa o insanın ceza alması anlamsızdır...sanırım o çıkmaz sokağa girdiğimiz anda kurtulmamız icin tek gereken şartıda yitiriyoruz..bilinci yitirebilme özgürlüğü..
acını büyüklüğü onu alğılayabilmenizle doğru orantılıdır... ve ruh hissettiği acı oranında güçlü olmayı öğrenir..
varoluşun temelindeki gerçek bu sanırım..algılama ve algıladığını öğrenebilme..insan öğrendikce yeni bilğiye hazırlanıyor...
basit bir örnek...yeni doğmuş bir bebek sırt üstü yatmaktan baska bir becerisi yoktur..zaman içinde yattığı yerde dönebilmeyi öğrenir bedeni..daha sonra kollarını kullanıp bedenini kaldırmayı..bir gün dizlerini kullanır ve emekler..ve destek alarak ayakta durmayı öğrenir...sonra ilk adım gelir çünki bu zaman içinde bacak kemikleri güçlenir ve bedeni taşıyabilecek duruma gelir..ilk adım sonra ikinci sonra üç..ve adımlar hızlanır..kollar çalışmaya başlar ve insan koşmayı öğrenir...bir gün insanın uçamıyacağını kim söyliyebilir?
aşk...
insan yaşadiği her gerçek aşkta ruhunu büyütür...ve her yeni aşk bir öncekinden büyük olmak zorundadır...yoksa bu aşk olmaz...
işte belkide bu zorumluluğu taşımaktan korktuğum için hayatına ğirdigim kadınların hep ilk aşkı olmaya dikkat ettim..
ruhumun bu işten bir çıkarı yok...ben vadesini doldurmayı bekleyen kayıp bir ruhum...
keşke şimdi yanımda olsaydın...
tek başıma beklemekten yoruldum..
keşke
şimdi
bu kelimeleri
kullanmak zorunda kalmasaydım...