Yasayabilme Ihtimali

Son güncelleme: 12.06.2005 10:52
  • soguk ve sehirlerarasi
    otobüslerde vazgeçtim
    çocuk olmaktan
    ve beslenme çantamda
    otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle bir gün Veyselkarani'de haslama
    yeme ihtimalini sevdim.

    Ilkokulun silgi kokan, tebesir lekeli yillarinda
    (Ankara'da karbonmonoksit sonbaharlar yasanirdi o
    zaman) özlemeye basladim herkesi... Ve bu hasret öyle
    uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye basladim
    sonra...

    Bizim Kemalettin Tugcu'larimiz vardi...
    Bir de camlarin bugusuna yazi yazma imkani...

    Yumurta kokan arkadaslarla paylasilan
    kahverengi siralarda, solculuk oynamaya basladik...
    Ben doktor
    oluyordum sen hemsire, geri kalanlar kontrgerilla...
    Kirmizi boyalarla umut ikliminde harfler yaziliyordu,
    pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu'na inat bir
    Türkçe'yle... Agbilerimizden ögrendik, S harfinden
    orak çekiç figürleri türetmeyi...

    Ankara'ya usul usul karbonmonoksit yagiyordu.
    Ve kapali mekanlarda sevismeyi öneriyordu
    haber bültenleri...
    Oysa Ankara'da hiç sevismedim ben.
    Disiplin kurulunda tartisilan askim olmadi benim...
    (Sinifça gidilen pikniklerde kiçimiza batan platonik
    dikenleri saymazsak...)
    Ankara'ya usul usul kursun yagiyordu... Ve belli bir
    saatten sonra sokaga çikmamayi öneriyordu haber
    bültenleri... Oysa hiç kursun yaram olmadi benim...
    Ve hiçbir mahkeme tutanaginda geçmedi adim...
    Çatismalarin ortasinda sevimli bir çocuk yüzüydüm
    sadece...


    Sana siirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama
    sen yoktun.. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini
    seviyordum, suni teneffüs saatlerinde... Okul servisi
    seni hep zamansiz, amansizca bir lojman griligine
    götürüyordu... Ben, senin benimle Tunali Hilmi
    Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum...

    Ben senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum.

    Yaz sicagi topraga çekiyordu tenimin çatlamaya hazir
    Gevrekligini... Sonra otobüs oluyordum,
    kirik yarik yollarin çare bilmez sürgünü...
    Ne yana baksam dag ve deniz saniyordum Mus
    ovasinin yalanci maviligini... Otobüs oluyordum bir
    süre... Yanimizdan geçen kara trenlerle yarisiyordum,
    yanagim otobüs caminin garantisinde...
    Otobüs oluyordum... Bir ülkeden bir iç ülkeye...
    Çocukluguma yaklastikça büyüyordum...

    Zap suyunun sesini basina koyuyordum sarkilarimin
    listesinin... Korkuyordum... Sonra iniyordum otobüsten...
    Çarsidan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün
    en kisa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu
    kosuyordum... Çünkü sonunda annem oluyordum babam
    kokuyordum sonunda...

    Soguk ve sehirlerarasi otobüslerde vazgeçtim,
    çocuk olmaktan...
    Ve beslenme çantamda
    otlu peynir kokusuydu babam...

    Ben seninle birgün Van'daki bir kahvalti salonunda...
    Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanlarin bildigi)
    bir yol üstü lokantasinda...
    Ben seninle, Agri dagina mistik ve demli bir çay
    kivaminda bakan Dogubeyazit'in herhangi bir toprak
    daminda...
    Ben seninle herhangi bir insan elinin terli
    cografyasinda olma ihtimalini sevdim...


    Ben senin,
    beni sevebilme ihtimalini sevdim !




    Yılmaz Erdoğan
#13.11.2004 22:39 0 0 0
#13.11.2004 22:42 0 0 0
  • abi 15 karakter kullandınmı yaa bi sen atmıyordun benım yazıları karantınaya sende atacan artık
#13.11.2004 22:44 0 0 0
  • yıLmaz aßimizin unuTuLmaz şiiri...
    eLine sağLık...
#15.11.2004 13:28 0 0 0
  • Ellerine Emeqine SaqLıK ArKada$iM
#12.06.2005 10:52 0 0 0