Alternative Metal
Metal müziğin bir alt dalıdır.Genellikle deneysel arayışlar içinde olan grupların sıradışı şarkı sözleri ve tuhaf müzik temposu kullanırlar. Karakteristik olarak Heavy Metal'e oldukça yakındır.Sıradışı enstrümanlar veya müzik teknikleri kullanırlar. İlk örnekleri Faith No More, Tool, Rage Against The Machine ve Helmettir.Ama en keskin örnegi Messugah, Corrosion of Conformity, Primus ve Incubus gruplarıdır. Bir nevi fusion metal olarakta adlandırabiliriz.Son dönemlerde KoRn, Papa Roach, Linkin Park, Slipknot ve Limp Bizkit bu türün önde gelen gruplarıdır...
Battle Metal (Australian War Metal, War Metal)
Black Metal'in bir alt türüdür. Genellikle savaş konulu şarkı sözleri kullanırlar.Bilinen pek çok FRP ( Fantasy Role Playing Game ) bilgisayar oyununda müzik olarak kullanılmıştır. Bilinen en iyi örneği Summoning grubudur.
Christian Metal
White Metal olarakta bilinir. Heavy Metal müziğin hristiyan dini ile ilgili konularını içeren dinsel bir metal müzik türüdür. En önemli grupları Jerusalem ve Stryper gruplarıdır.
Epic Metal
Heavy metal'in bir alt türüdür. Doom Metal ile klasik Amerikan Heavy Metal'inin karışımı bir müziktir. yavaş dinsel ayin müzikleri güçlü müzik temposu ve epik şarkı sözleri ile süslenmiş bir türdür. Önde gelen grupları Virgin steele, Cirith Ungol, Omen ve Medieval Steel'dir .
Extreme Metal
Herhangi bir türe dahil edilemeyen, içinde Black Metal, Death metal, Doom metal, Grindcore, ve Thrash metal türlerinden örnekler taşıyan grupların yaptığı müzik türüdür. Önde gelen gruplari Aeternus, Ulver, Lord Belial ve Nile'dir.
Folk Metal
Genellikle yöresel folk müzikleri kullanan metal gruplarıdır. Yöresel enstrüman ve müzikleri şarkılarında kullanırlar. Genelikle Kelt folk metali ön plandadır en önemli grupları Waylander, Cruachan, Vintersorg, Finntroll'dır.
Hair Metal
Heavy Metal ile 1970'li yılların Rock müziğinin bir karmasıdır. Amerika doğumlu bu müzikte genelde "içelim, eğlenelim, kızları eve atalım" havasına hakim tamamıyla piyasa tarzı müzik yapan bir alt daldır. Müziklerinde zaman zaman pop müzik ögelerine rastlanır. Genelde motorsiklet tayfasının dinlediği "günümüzü gün edelim abi" müziğidir. Önde gelen grupları; Bon Jovi (80's ler), Pat Benatar, Lita Ford, Doro Pesch, Warlock, Skid Row, Van Halen, Warrant, Twisted Sister, Motley Crue, Pretty Maids'dir.
Melodic Death Metal
Death Metal'in bir alt dalıdır. Melodik gitar riffleri kullanılır. Zaman zaman akustik gitarlarla desteklenir. Genellikle normal bir vokal kullanılır. Death ve Morbir Angel zaman içinde bu türü yaratmışlardır (Death'in "Voice Of Soul" şarkısı). Genellikle İskandinav grupları ön plana çıkmıştır. En önemli örnekleri Opeth, In Flames, Katatonia ve Insomnium'dur.
Metalcore
Heavy metal ile hardcore'un karması bir müziktir. 1990'lı yıllarda özellikle Amerikalı grup Hatebreed'in öncülüğünde tanınmıştır. Politik kökenli şarkı sözlerinin seri gitar riffleri ve çığlık vokallerle süslenmesi en belirgin özeliğidir.Bilinen önemli grupları Converge, All Out War, Integrity, Zao, Poison the Well, Botch, Norma Jean Creation is Crucifixion, Dillinger Escape Plan, Daughters ve Eighteen Visions'dur.
Neo-Classical Metal
Heavy Metal'in klasik müzikten etkilenmiş bir alt dalıdır. Oldukça teknik gitar soloları kullanılır. Klasik müzikte Johann Sebastian Bach, Antonio Vivaldi, Niccolo Paganini, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven en çok ilham veren müzisyenlerdir. Genelde virtiöz olarak tanımladığımız gitar tekniği en üst seviyede olan kişilerin katkıda bulunduğu bir türdür.En bilineni İsveçli üstad Yngwie J. Malmsteen'dur. Ritchie Blackmore'un vokalistliğini yaptığı zamanda Deep Purple ve Eddie Van Halen's 1970'lerin sonunda bu müziğe katkıda bulunmuşlardır..
Nu Metal
Nu metal yada öteki adı ile Aggro metal heavy metal'in bir alt dalıdır. Genellikle saldırgan, hip hop etkilenimlii agresif vokale sahip , Rap beatlerinin kullanıldığı ve bateri yerine elektronik bateri olarak tabi edilen drum machine kullanılan . Dj'lerin de yer aldığı bir müzik türüdür. Deftones ve Korn şu anda bu müziğin örneklerini verirken aynı zamanda Faith No More, Rage Against The Machine ve Cubanate onları takip etmektedir . Zaman zaman Prong ve Tool'da bu türde çalışmalar yapmıştır.
Oriental Metal
Oriental Metal; Death Metal ve Doom Metal'in arasında kalmış bir türdür. Eski Yahudi gelenek ve kültüründen etkilenmiş bir müzik türüdür.
Tahmin edeceğiniz gibi İsrail kökenlidir. Şarkı sözlerinde İsrail ile ilgili tarihi ve geleneksel hikayeler efsaneler konu almıştır.Önde gelen grupları Salem ve Orphaned Land'dir.
Viking Metal
Viking Metal, Black Metal'in bir alt türüdür. Şarkılarının tamamı viking efsaneleri ve sagalarından oluşmaktadır. (Saga = kuzey ülkelerinde geçen 2-3 sayfalık kısa mitolojik hikayelerdir) Folk, Pagan ve ortaçağ müziklerinden etkilenmişlerdir, önde gelen grupları Enslaved, Bathory (orta dönemleri), Finntroll ve Borknagar'dır..
Speed Metal
Speed metal, soğuk savaşın ilk günlerinde, heavy metalin anti-sosyal ve anarşist hardcore punk ile yakınlaşması sonucu ortaya çıktı. Gruplar genel olarak 1970'erin progresif stilinden etkilenerek, ani çıkışlarla bezenmiş, patlamaya hazır hardcore müziğini değiştirip metali; hızlı fakat kontrol edilebilir, daha çok teknik kullanımını gerektiren bir müzik haline getirdiler. Şarkılar genel olarak savaş, kirlilik, nükleer silahlar ve egemenlikler üzerine kuruluydu. Bu müzik oldukça kompleks ve yaratıcılık gerektiren bir hal alırken, kabaca rock tabanlı müziği temel alarak arkasından gelen death metal, thrash ve grindcore'a da öncü oldu.. Speed metal, genel olarak thrash metalle karıştırılan fakat daha melodik ve daha az punk öğeler içeren bir heavy metal uzantısıdır.. Türün öncü grubu olarak Judas Priest gösterilir.. 1990'da çıkardıkları "Painkiller" albümü, kısa-süratli riffleri, uzun gitar soloları ve düelloları ve tabi ki Rob Halford'un inanılmaz vokali ile speed metalin ne olduğunu anlatabilecek en iyi örnektir. Speed metal, insanların aklında 'heavy metalin hızlısı işte' şeklinde yer etmiştir ki bu büyük bir genellemedir.. Sonuç olarak diğer gruplar da bu akım içerisinde kendilerine yer aramaya başlamışlardır. Motörhead bu akıma kendini vermiş ve tarzını speed metal olarak belirlemiştir hatta black metal efsanelerinden Venom bile bazen bu tarzdan etkilenmiştir.. Thrash metal de, hızlı bir tür olduğu göz önünde bulundurularak speed metalin alt türü gibi tanımlamalara maruz kalmıştır. Thrash, death, power, speed vb. tür isimleri aslında yeni sayılır. 1980'lerde bu terimler iç içe geçmeye başlamıştır. Venom (black speed metal) kendilerini 'power metal' olarak lanse etmişlerdir (bu olayın Bon Jovi kişisinin heavy metal yaptığını söylemesi ve piyasadan olumlu tepki almasıyla gerçekleştiği söylenir) ve Metallica (thrash) aynı terimi kendi kartları üzerinde bile kullanmıştır. Motörhead ise speed metalden fazlasını yapmaktadır..Speed metali, heavy metal, punk ve rock'n roll öğeleri kullanarak icra etmektedir.. Tarihteki ilk speed metal şarkısı, 1970'de Black Sabbath "Paranoid"ine, Deep Purple'nin "Speed King"ine karşın yine Deep Purple'nin 1972 de çıkardığı "Highway Star"ı olarak kabul edilir. Her ne kadar "Highway Star" , metal camiasına speed olarak tanıtılsa da şarkı, gitar ve klavye soloları, riffleri ile 70'lerin progresif rock'ından hatta klasik müzikten bile esinlenildiği belli oluyordu... Daha sonra, Helloween'in "Walls of Jericho" (1985), Motörhead'in live albümü "No Sleep 'til Hammersmith"(1981), Judas Priest'in live albümü "Priest in the East"(1979) gibi speed-metal performansları en sonunda ilk thrash metal kaydı olan "Tyrant"ı doğurdu.. Speed metal günümüzde hala varlığını sürdürebilen türlerden olsa bile artık yeterli yaratıcılığı barındırmamakta.. "Painkiller" ın 1990'da ortaya koyduğu standarta erişebilen hatta yaklaşabilen grup henüz ortaya çıkmadı. Alman "Gamma Ray" ile "Primal Fear" son dönemde türün en önemli grupları konumundalar.. Tabi Judas Priest ve Motörhead enselerinde dolaşırken ne kadar iyi olabilirler? belirsiz...
GOTHIC METAL
Goth Metal (Gothic Metal de denir) doom metal,
heavy metal ve orjinal gothic tarzının arasındaki geçiş gibidir. 1990'ların sonunda Avrupa ve A.B.D. topraklarında ortaya çıkan bu tarzı aslında kategorize etmek çok zordur. Bazı dinleyiciler ve müzisyenler, metalin konsepti hakkında çok katıdırlar; onlar için belli bir tür ve o türlerin alt kolları vardır. Fakat bazı dinleyiciler ve müzisyenler de böyle ayrımlara sonuna kadar karşı çıkarlar. Metal ezgileri barındırmayan türlerden etkilenip, onları metal ile harmanlayan bir türdür gothic metal. Aslında Gothic metal; Celtic Frost, bir kaç yıl sonra Paradise Lost ve Theatre of Tragedy gibi, bayan vokal, melodik klavye ve ağır doom riffleri kullanan gruplardan evrimleşmiştir. Type O Negative, My Dying Bride ve Anathema gibi gruplar da temel olarak insanı ürperten klavye ezgileri ve ağır hüzünlü havasıyla dikkat çeker. Bayan vokalleri ve death metal gırtlağıyla metal tarihinin ilk gothic şarkısı olarak Paradise Lost'un "Gothic" albümündeki aynı isimli "Gothic" gösterilir. Albüm, The Gathering gibi gruplara hatta Paradise Lost'un kendisine bile ilham kaynağı olmuştur. Theatre of Tragedy, Tristania ve Sins of Thy Beloved gibi Norveçli gruplar, zaten müziğin var olan karanlık ve iç acıtan havasına eşsiz vokaller ekleyerek goth metali bambaşka boyutlara taşıdılar. Ortaçağa ait klasik öğelerin de - Gregorian İlahi koroları, kilise orgları, yan flütler, viyolonlar ve operatik bayan vokaller- eklenmesiyle doom metal riffleriyle bezenmiş olan müzik, kendi sağlam yapısının üzerine bir kat daha çıkarak büyüleyici bir tarza dönüştü. "İskandinav Goth Metal" olarak bilinen tarz sık sık black metale kaymasıyla birkaç tür dinleyicilerinin dikkatini çekti. 1990'ların sonlarına doğru gelirken ortaya daha yumuşak bir goth metal tarzı çıktı. Bu tarzı benimseyen gruplar da temel olarak kendilerine bayan vokali belirlediler ama doom metal öğelerinden ve erkek death vokallerden uzak durdular. The Gathering, Within Temptation, Lacuna Coil ve Lacrimosa gibi gruplar bu tanıma uyan soft gothic gruplarıdır. Bu gruplardan bazıları aynı zamanda müziğe elektronik sesler veya klasik rock müziğini ekleyerek daha geniş kitlelere yayılma amacı güttüler. Genel olarak Gothic metal'in sözleri de belirli konular üzerine sabitlenmişti; din ve Tanrı, cennet-cehennem, romantizm, korku, depresyon, matem, boşluk ve ölüm. Dünyayı baz alacak olursak, Gothic Metal genel olarak Kuzey Avrupa'da özellikle de Norveç'te metal türleri arasınada en yaygın olanıdır.
W.O.B.H.M (New Wave Of British Heavy Metal)
Heavy Metal'in içinde yeni bir on senelik devir açılmıştı "New Wave Of British Heavy Metal" yada kısaca NWOBHM olarak adlandırılan bu müzik türü Heavy Metal için yeni bir soluk getirmişti.70'li yılların sonu ile 80'li yılların başlarında ortaya çıkan bu müzik akımı sayesinde pek çok genç müzisyen hırs kazanmışlar ve müzik piyasasına girmişlerdir. Neyse onlardan ileride bahsedeceğiz. N.W.O.B.H.M (Yeni Dalga İngiliz Heavy Metali) müziğinin göze batan grupları Iron Maiden, Saxon ve Diamond Head olarak dikkat çekmti. Bu gruplar hala aktif müzik hayatının içindedir ve 20 senelerini çoktan aşıp onlarca albüm yapmışlardır. Aslında İngiliz kökenli bir çıkış olan bu müziğin önderlerinden AC/DC, İskoçya doğumlu ama ufak yaşlarında Avusturalya'ya göç etmiş iki kardeş Angus ve Malcolm Young tarafından kurulmuştur. Sonra efsanevi vokalistleri Bon Scott ile tanışıp tam manası ile harekete geçmişlerdir.1974-1980 yılları arasında 9 albüm çıkaran AC/DC özellikle 1974 T.N.T, 1976 High Voltage, 1979 Highway To Hell albümleri ile tarihe geçmişler, 1980 yılında vokalistleri Bon Scott'un trajik ölümünden sonra Brian Johnson ile yoluna devam eden grup günümüze kadar 22 albüm çıkarmıştır.. Iron Maiden için burada çok şey anlatmamız manasız olur, Yanlız şunu söylemek gerek, N.W.O.B.H.M'in kabul edilmesini ve bilinmesini sağlayan temel grup Iron Maiden'dir. Steve Harris karizması ve üstün müzik yeteneğini konuşturup grubu her zaman ayakta ve bir numara tutmasını bilmiştir. Hemen her albümünde ayrı bir konuyu işleyen Iron Maiden'in bir albümünde eski mısır dönemine giderken bir başkasında uzaya bir başkasında satanik içeriği görebiliyorsunuz. Motörhead grubu da karizmatik vokalisti Lemmy önderliğinde büyük kitleleri peşinden sürüklemiş 1975 de başlayan müzik süreçlerini günümüze kadar sürdürmüşlerdir.22 albüm 4 konser Videosu ve DVDsi çıkartması grubun ne kadar üretken ve önemli olduğunun en önemli ıspatlarından birisidir.Grubun Overnight Sensation adlı fan klubü bir Motorhead Tribute albümü çıkarma fikrini ortaya attı ve dünyanın değişik ülkelerinden gruplar Motörhead grubunu bir Tribute albüm ile onurlandırdılar. Bu çok bilinen 3 önder grup haricinde N.W.O.B.H.M müziğinin diğer bilinen önemli grupları arasında Diamond Head, Raven, ve Saxon gruplarını sayabiliriz. Burada önemli sayılacak grupların başında Diamond Head gelmektedir. Heavy Metal dünyasının en ünlü gruplarından Metallica, Diamond Head grubundan esinlenmiş ve onları örnek almıştır. Metallica'nın bateristi Lars Ulrich Metallica kurulmadan önce bir süre Diamond Head grubunda bateri çalmıştır. Belirtmek gerekir ki, Metallica'nın ünlü şarkılarından "Am I Evil" aslında Metallica tarafından bestelenmiş bir şarkı değildir. Şarkı Diamond Head grubuna aittir, Lars Ulrich Diamond Head ile olan iyi ilişkilerini kullanarak bu şarkıyı 1984 yılında çıkardıkları "Creeping Death" albümünde çalmışlardır.Görüldüğü gibi N.W.O.B.H.M müziğinin önderlerinden birisi, Heavy Metal tarihin en ünlü gruplarından Metallica'yı nasıl etkilemiş ve müziğe atılmalarına sebep olmuştur. Iron Maiden grubundan etkilenen grupları saymakla bitiremeyiz. Anlaşıldığı gibi bu müzik akımı dünya üzerinde onlarca gruba ilham vermiş ve onları yüreklendirmiştir.. Bu akım içinde bir gruba ayrı parantez açmak gerekir. Venom.... Cronos, Mantas ve Abaddon 1979 yılında bir araya gelip Venom grubunu kurdular. Abaddon'un sözlerini yazdığı ilk şarkı grubun türünün ilk ışıklarını veriyordu "Live Like An Angel, Die Like A Devil = Melek gibi yaşa, Şeytan gibi öl" . Black Sabbath ile beraber Şeytan objesini şarkı sözlerinde kullanan grup ünlü, "Welcome To Hell" albümü ile herkesi şaşırtmış, bir anlamda Black Metal müziğinin resmi doğuşunu müjdelemiştir. Venom'un bir başka özelliğide grup üyelerinin gerçek isimlerinin yerine takma isim kullanmalarıdır "Cronos" yunan mitolojisinde baş tanrı Zeus'un babası, "Mantas" = 1600'lü yıllarda İngiltere'ye göçen bir kızılderili kabilesinin reisinin adı, "Abaddon" ibranice olup cehennemde yaşayan bir zebaninin ismidir. Venom'un çıkışı, günümüz Black Metal gruplarının hemen hepsine ilham vermiş ve grupların isimlerinden grup elemanlarının takma isimlerine kadar mitolojik, mistik ve satanik öğelerden seçilmiştir.. Son söz olarak önemsiz gibi görülen N.W.O.B.H.M aslında bugün var olan bütün heavy metal müzik dallarının hemen hepsini etkilemiştir (gerek müzikalite açısından gerek sahne şovları gerekse ideoloji açısından....)
GRİNDCORE METAL
Thrash ve diğer geçiş türlerinin artıklarından doğan grindcore, death metal vokali ile bol enerjili hardcore rifflerinin akışını, kromatik ve sayı sistemleri tabanlı kompozisyonlarla sağlayan veya ani çıkışlar ve gelişi güzel çalınan enstrümanlarla tanımlanabilir.. Grindcore, heavy metalin en uç noktası olarak death metal, thrash metal ve hardcore punk birleşmesinden meydana geldi.1980'lerin başında Siege, RI ve Repulsion, Sore Throat gibi Amerikalı ve İngiliz proto-grindcore ve hardcore punk grupları dikaktlerin bir anda bu tür üzerine çekilmesini sağladılar.. Aslında bu ilk grindcore gruplarının çoğu, hatta hepsi hala karanlıktalar ve bilinmiyorlar. Örnek olarak Siege grubu sadece 'Drop Dead' demosu ile Repulsion ise Carcass elemanlarının sahip olduğu Necrosis Recordstan çıkan 'Horrified' albümü ile mevcutlar metal piyasasında.. Hemen herkesin kabul ettiği gerçek şudur ki ilk gerçek grindcore grubu İngiliz Napalm Death'tir.. Zira türe adınıv eren de grubun bateristi Mick Harris olarak yer alır metal tarihinde.. Grindcore n kadar çok gelişse de; yırtıcı gitarı, lokomotif gibi baterisi ve çok kısa süreli şarkılarıyla kendilerini belli etmektedir.. (Napalm Death'e ait 0.75 saniyelik 'You Suffer' hala dünyanın en kısa şarkısı rekorunu elinde bulundurmaktadır.) Alt türlere gelirsek ; grindcore kesinlikle kategorize edilmesi çok zor bir türdür. Bazı dinleyiciler ve müzisyenler kafalarında bir tür - alt tür belirleseler de geri kalanları bu kategorizasyonun müziği kısıtlamaktan başka birşey olmayacağı görüşündeler.
Alt Türleri
Political Grindcore : Bu alt tür politik şarkı sözleri ve zaman zaman crust punk ile peace punk hareketine yatkınlığıyla ortaya çıkıyor.. Bütün alt türler arasında ilk grindcore gruplarına en yakın müziki benimsiyor.
Goregrind : Bu alt türün öncüsü kesinlikle Carcass'tır.. Genel olarak gore vahşet temalı sözleri kullanan bu alt tür, teknoloji destekli vokalleriyle de dikkat çekmektedir.. Bütün bu alt türler arasında tartışmasız en ticari olanıdır..
Cybergrind : Cybergrind tamamen bilgisayar teknolojisi üzerine kurulmuş klasik metal enstrümanlarından uzak bir alt türdür...
Doom metal.. kötü kader, kara yazgı anlamına gelen iç karartan metal.. Hiç acelesi olmayan, uyuşmuş, durgun, ağır metal.. Dertlerini anlatmaya üşenenlerin acılarını yüzüne vuran, hatta o acıyı eline tutuşturup sonuna kadar hissetmeni sağlayan, taşıdığın acıyı sana arkadaş yapan hatta arkadaştan da öte o acıyı "sen" yapan hüznün müziği.. Bir zaman sonra kafanı bu karanlıktan dışarı çıkardığında kendini her zamankinden daha güçlü hissedersin, hayata daha "tepeden" bakarsın, başka metal türleri dinlemeye başlarsın artık. Güçlenmiş taş gibi olmuş egon bu hüzün müziğini hazmedemez hale gelmiştir fakat doom metal kenara itilmeyi, ihaneti asla affetmez.. En hazırlıksız anında uzaktan gelen bir ses bir anda tepetaklak eder hayatını..:p
İlk Doom albümü örneği ise Black Sabbath'ın kendi adını taşıyan albümü ve ikinci albüm "Paranoid" olarak gösterilir. Her iki albüm de 1970'te piyasaya çıkmış ve beklenmedik tepkiler almıştır. İlk albüm Sabbath'ın blues köklerinden oldukça barındırsa da, "Paranoid" albümü bence grubun en karanlık albümüdür.. Albümlerin taşıdığı özelliklerle beraber Black Sabbath Doom metalin en asli yaratıcısıdır sonucuna varabiliriz.
INDUSTRIAL
İtici güç olarak bilgisayar teknolojisi kullanılan bir türdür. 1970'lerde
elektronik, "psychedelic" olarak başlamıştır. 1980'lerde "synth-pop"
olmuştur. Günümüzde ise birkaç yerde kullanılmaktadır; Psychodelic, dans müziği ve industrial metal. Bu türde ki gruplara örnekler; Ministry, Nine Inch Nails, White Zombie, Skrew, Bile, Filter, Prick'tir. Not: Psychedelic; Her hangi bir uyuşturucu madde almadan kendinden geçebilme olarak tanımlanır.
NWOBHM (New Wave Of British Heavy Metal)
İngiltere'de 1979-1980'de Iron Maıden, Saxon, Motorhead, Angel Witch, Samson, Tygers Of Pan Tang, Quartz ile başlamıştır. İsminden de anlaşıldığı gibi İngiltere orjinli bir türdür. Evet az önce saydığımız gruplar, daha sonra bu topluluga katılanlar ise; Chateaux, Savage, Wicthfinger General, Fist ve birkaç diğer gruplar.Punk'ın ortaya çıkışından sonra NWOBHM metal sahnesinin itibarını ve kuvvetini tazelemiştir. Tür Avrupa'da da büyük yankı uyandırmıştır ve bu yankı halen devam etmektedir. Müzikal açıdan büyüseldir ve ilk örneklerinde ki saflık, oşkunluk ve ilhama başka yerde rastlamak zordur. NWOBHM gruplarının tamamı bir bütünlüğün bir parçasıdır ve bu tür, EDDIE ile büyüyenler de nostaljik duygular yaşatır.
O.T.T. (Over The Top)
Motorhead kökenli bir tür olabilir. Manik, hoşgörülü ve limitleri aşan bir
türdür. 1970'lerde ki Rainbow'un "Kill the king" paeçası iyi bir OTT
örneğidir. 1980'lerin başında metal daha heavy hale geldikçe OTT, daha çok kulakları sağır eden bir speed, makineli tüfeği andıran çift cross davuldan oluşan bir ses duvarı yapan gruplar için kullanıldı. İlk OTT örneklerinden birisi Accept'in "Fast as a shark" parçasıdır. Modern OTT içinde sayılabilecekler ise Slayer'ın yaptığı hemen herşey, grindcore ve thrash'in yarıya yakını ve Judas Prıest, OTT grubu olmamasına rağmen onların "Leather Rebel" parçalarıdır. Terim daha yaygın kullanımda ise ultra- heavy ödün vermeyen hızlı metali anlatır.
POP METAL
Hafif AOR benzeri, melodik hardrock türevi bir tarzdır ve genç nesil
insanını hedefler. Daha az metaliktir. Kibar yapılan türden Amerikan
hardrock'una çaktırmadan yapılan bir kayıştır. Bon Jovi'nin son dönemleri olabilir.
POWER METAL
Bu tür tamamen speed, thrash olmayan ama OTT sınıfına da girmeyen gerçekten heavy sounda sahip grupları anlatır. Örnekleri Running Wild, Helloween, sayılabilir. Pek çok power grubu elemanı yetenekleri ile övünür ve bazen progressive doğru kayabilirler. Yani power metal yoğundur, oldukça heavy'dir ve elemanlar virtüözik yapıya sahiptir.
PROGRESIVE METAL
Progresive rock ve heavy metal'in evliliğinden doğan türün öncüsü Rush ve daha sonra 1980'lerin gruplarından Queensryche ve Fates Warning olmuştur. Dream Theatre'in başarısıdan sonra Morgona Lefay, Tad Morose, Cynic, biraz biraz Iced Earth, yine biraz biraz Blind Guardian progresive metal'in değişik dallarında yer almışlardır. Uzun parçalar, fantastik lirikler ve
operavari bir söyleyiş içerir.
PUNK
1970'lerin sonunda Sex Pistols, Damned, Adverts, Ramones, Dead Boys, Saints, Clash, Eater ile başladı. Daha sonra US Hardcore grupları ortaya çıktı, örnekleri; Dead Kenedys, Black Flag, Descendants,... Şimdi ise daha yumuşak olan 1990'lara ait pop-rock grupları olan Green Day, Offspring, Rancid, Bad Religion, var ve her gün daha fazla taraftar topluyorlar. Müzik ise tekdüze, hızlı, hünere gerek duymayan basit bir heavy metal'dir. Lirikler ise genellikle politiktir ya da gençlik bunalımlarıdır.
RETRO METAL
Bu isim genelde Black Sabbath etkilenimli gruplara verilir. (Cathedral, Paul Chain, Serpent,..) Ancak, daha çok eski, blues tabanlı ve iyi kayıt
kalitesine sahip grupları anlatır. Ayrıca bazı eski gruplara eğilimi olan
gruplar için de kullanılır. Örneğin; AC/DC, Aerosmith, ya da Led Zeppelin'e benzeyen gruplar için... Retro grupların yarısı aynı zamanda Roots Metal sayılır.
ROOTS METAL
Bu tür için roots rock'ın metalik ya da hard rock formu diyebiliriz.
Southern (Güney) Rock, biraz blues, country ve boogıe boogıe tonları da içerir. Roots Rock adı ise; bu tür 1950'lerin rock'undan kaynaklandığı için verilmiştir. Roots Rock grubunda ki isimler arasında; The Del Lords, John Cougar Mellencamp, Springsteen, Bad Company sayılabilir. Daha Southern olanlar ise Lynyrd Skynyrd ve Molly Hatchet'dir. Daha heavy olan roots metal'de ise, Junkyard, Dangerous Toys, Salty Dog, Cats IN Boots, Company Of Wolves, Havana Black, Four Horsemen, Brother Cane, Cry Of Love, Jackyl ve daha geç dönemde ise Cinderella ve Poison yer alır. The Tragically Hip, Blue Rodeo, Tom Cochrane ve Britanya'dan Thunder'ın yasal anlamda ki zayıf çabalarına karşın, Roots Rock sayılabilmek için, bir grup Amerikalı olmak zorundadır. Roots Rocker'lar Amerikayı severler ve onun için yas tutarlar. Çok fazla içmelerinin nedeni de bu yas'tır.
SPEED METAL
Bu türün tanımı adından anlaşılır zaten. Genelde OTT'ye benzer. Speed Metal, thrash ya da çok aşırı düzenli ritmik olarak yapılabilir. Fakat daha çok thrash'tir. Çünkü; bir çok grup sürekli 78 RPM'de çalmanın estetik sınırlarını farketmiş ve metal'in ultra-heavy, groove formlarına kaymıştır. Metallica, Megadeth Slayer bu yolu seçenlerdendir. Anthrax ise bir kaç
kayıtta bu yolu seçmemiştir. Fakat "Sound Of White Noise"da ışığı görmüştür.
THRASH METAL
Bu terim yanlış olarak ultra-heavy ya da speed olan herşey için kullanılır.Şöyle tanımlayabiliriz; 1: Aktif black metal'den daha az extreme koyu metal sayılabilecek her şeydir. Asla kadın-erkek ilişkileri ile uğraşmaz, ya da hiç kimsenin "dişi" tarafıyla ilgilenmez. 2: Her zaman hızlıdır. 3: Thrash genelde kötü gibi çalınır amaç yokmuşcasına. 4: Vokallerde, cehennemden gelen kusarcasına hırıltılar vardır ve yüzünüzde bir tokat gibi patlar. 5: Thrash genelde çok itina gösterilmeden kaydedilir (Venom, Possessed,
Bathory, Brutallity) ve bu itinasız kaydın nedeni birşeyleri ispatlama
çabasıdır. Thrash gruplarının ispatlamaya çalıştıkları şey ise kafanıza bir kurşun sıkıp size bakacak insanlarla dolu bu çirkin dünyada, çirkinlerin en karasının kendilerinin olduğudur. Sound açısından ise thrash, 1990'ların rap'i ya da 1970'lerin sonunun punk'ı gibi hasta bir gezegenin, hasta yansıması olacak şekilde vahşi bir dürüstlük içindedir.
TRADITIONAL METAL
Zaman geçtikçe bu terim 1970'leri anlatmaktan çok 1980'lerle ilgili olmaya başlıyor. Türde yer alan gruplar ise içinde heavy, gotik, progresive öğeler barındırır. Judas Prıest, Dıo, Iron Maıden, Slayer, Accept ve belki
Helloween örnektir.
URBANCORE
Bu sokak kökenl savaşır gibi bir hardcore'dur ve hardcore punk, power metal ve rap'in karışımıdır. (Hem vokal, hem de teknik açıdan) Örneklerise; Downset, Prong, Pro-Pain, Biohazard, L..U.N.G.S., Manhole ve Stuck Mojo'dur.
VIKING METAL
Bu terim Hıristiyan elemanlardan uzaklaşarak daha milliyetçi ve kendi
tarihiyle ilgili konulara yönelen İskandinav death gruplarını tanımlamak
için ortaya çıkmıştır. Manowar ise işin Amerikalı örneğidir. 1980'lerde
Bathory ortaya çıkmıştır. Mayhem, Darkthrone, Amorphis ve Unleashed ise Kuzeyli türün bayrağını 1990'lara taşımıştır.
AOR
Bu tür genelde bir Amerikan fenomenidir. Başharflerin açılımı Adult Oriented Rock anlamına gelir. Bu türün en belirgin özellikleri arasında yüksek perdeli ve notasyona sahip vokaller, gitar soundu orta derecede ama heyecanlıdır ve mükemmeli yakalamaya çalışır. AOR'da klavye son derece önemlidir. Liriklerde aşklar, kişisel problemleri konu alan dramatik sözler dikkat çeker. En önemli temsilcileri Survivor, Foreigner, Styx, Kansas, Journey, Loverboy,... olarak gösterilebilir.
ALTERNATİF
Bu biraz belirsiz bir türdür... Smashing Pumpkins ya da Pearl Jam gibi çok sayıda müzik topluluğu dahil edilir. Bu tür grupların çok büyük satışlara ulaşmasının yanı sıra müzikle işlenilen lirikler garip denilecek tarzdadır. Post-Grunge, 1990'ların Punk-Metal'ine benzer, Rap ya da HardCore'u andırır bir karışım olabilir. Türler arasında ki ayrımı körelten ya da sınırları geçen bir tarzdır. Değişik sound ve liriklerle aslen ticari kaygıdan uzak bir noktadadır.
BAY AREA
Speed benzeri, ancak teknik açıdan daha fazla hüner ve ustalık isteyen bir türdür. Öncüleri; Exodus, Testament, Death Angel, Vicious Rumours, Overkill, Megadeath ve Metallica'dır. Günümüzde hafif punk ya da thrash etkilenimi de kabul edebilen hızlı, güçlü ve iyi yapılmış metal için kullanılır.
BLACK METAL
Tartışmaya açık olarak gösterilsede Venom tarafından ortaya çıkarılmış bir türdür. En extreme formu olan ise liriklerde ökültizm'i konu alanlardır. Bu exterme formda Hırıstiyanlığın kusurları ortaya çıkarılır ve geleneklere saygısızlık vardır. Daha ılımlı formların da ise ökültizm karşıtı ya da yanlısı bir tutum olmadan, makyajlar, imaj ve liriklerde ele geçen her şeyden istifade söz konusudur. Her iki formda da bolca, haç, kafa tası, siyah deri ve duman kullanılır. Eski örnekleri Mercyful Fate, Venom, Morbid Angel, Deicide, Slayer ve Bathory'nin ilk dönemleri sayılabilir. Daha yakınlarda ise işi kiliseye götürebilen Norveç'li gruplar vardır. Bu dönemin örnekleri ise Witchfinder General, Witchfynde, Quartz, Mayhem, Marduk, Dark Throne, gibi gruplar sayılabilir. Her iki dönemin de pekçok grubun, daha çok korku yaratan imajla etki yaratma çabası dikkat çekmektedir. Olayın diğer tarafında da Hırıstiyan Rock vardır ki en ünlü örneği Stryper, dinlemeye en çok değeni ise Mass, en parlak örneği ise Trouble olarak gösterilebilir.
BLASTBEATS
Thrash'te ki davulların oldukça hızlı kullanılması ile ortaya çıkan bir
türdür. Bu tür artık GrindCore, Death Metal ve Black Metal'de de kendine yer bulmuştur. Herhangi bir derinliğe ya da güce sahip olmayan hızlı bir sound'dur.
DEATH METAL
Konularının tamamı neredeyse hayali olan bir türdür. Kan ve vücut parçaları önemli objelerdir. Önde gösterilen örneklerden Cannibal Corpse en önemlilerindendir. Ayrıca, death metal'de blastbeats'e, grindcore vokallere, doom korolara sıkça yer verilir. Thrash'in peşinden doğan daha kült ve tutucu bir underground yapıdır.
DOWN-TUNING
Gitar tonları daha düşük tutulan bir türdür. Tekniği hakkında söyleyebilecek fazla bir bilgimiz yok fakat tüm bu düşüklüğün sonunda daha heavy riff'ler, daha yoğun bir sound ve tellerin titreşimi elde edilmektedir. Bu günlerde grunge, doom ya da death metal'de de sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bu türe verilebilecek en ünlü örnek Sabbath'tır.
EURO-METAL
Bu daha çok Danimarka, İsveç ya da Alman metali ile ilgili bir türdür.
Derin, duygulu, gizemli, melodik tonlar heavy ise gothic metal ile sonlanır. Bu tonlar hafifledikçe Euro-Hard Rock'a dönüşülür. Bu sebeple Euro-Metal olarak anılabilecek gruplar geniş bir yelpazede yer alır; Scorpions, Accept, HeavyLoad, GraveStone, Helloween, Mercyful Fate, Overdrive, Picture ve Rage...
EXTREME METAL
Pek çok açıdan kalıplara zorlayan bir tarzdır. Kısaca, enuçta ki, o an için son noktada ki tür diyebiliriz. Norveç Thrash gruplarının uç noktası, "Distortion" gibi ındustrial sound'lar ve biraz gürültünün karışımıdır. Eyehategod, ya da Brutal Truth da olduğu gibi doom, death, grunge'ın bir arada kullanılması olduğunu da söyleyebiliriz.
GOTH METAL
Ortaçağa ait zindanlar, ejderhalar, klasik, doom korolar ve düşsel lirikleri
vardır. Rainbow'da belirgin olan bu tür, bazı Sabbath, Prıest, Dıo, Maiden parçalarında da yer almıştır. Daha sonraları Yngwie Malmsteen, Savatage ve Mercyful Fate gelmiştir. Bu günlerde ise bu türe örnek olan gruplar ise; Cemetary, My Dying Brıdeve Paradıse Lost olarak sayılabilir. Liriklere bakacak olursak; Kaleler, ejderler, vampirler, şovalyeler, büyücüler ile Avrupa'ya aittir. Sound ise karanlık ve özellikle gitar sololarında, klasik müzikten etkilenmiş bir "Euro" sound'dadır. Teknik açıdan etkileyici olmakla birlikte, kasvetli ve ciddi tonlar bir kaç albüm sonra sıkıcı olabilir. Gotik Metal, uçlara yaklaştıkça doom ya da death'e dönüşür.
GROOVE
İnsonı harekete geçiren, headbang'e ve çılgınca eğlenmeye iten, oldukça enerjik bir türdür. Groove'un babası AC/DC'dir. Maıden ve Dıo'da sıkça bu türe yer verir. Aerosmith'in "Draw the line" belki de bu güne kadar yapılmış en iyi groove parçadır. "Sick as adog" , "Adam!s apple"da da groove yapılmıştır. Fakat bu işin patronu Accept'tir. "Restless and wild","Aiming high","Man enough to cros" ve "Bound to fall"u dinlemelisiniz. 1990'ların başında Mustaine ve Trouble bayrağı kapmışlardır. Şimdi ise Entombed, Dismember ve Dearly Beheaded gibi death'e yakın gruplar daha çok grınd kokan bir groove yapmaktadır. Kısacası groove, metal müziği, diğer müziklerin ötesine götürmektedir. Bu büyülü kıvılcım en iyi bir metal aksamla çalışmaktadır. Bu iyi metal'in insanı yerinden hoplatmasının sebebidir.
GRUNGE
Bu tür, punk ve metal'in zekice evliliği sonucu 1980'lerin sonunda
Seattle'da ortaya çıkan bir türdür. Temsilcileri; Nirvana, Green River,
Screaming Trees, Tad, Soundgarden, Mudhoney, Mother Love Bone, Swallow, Fluıd, Melvins And Wipers, olarak sayılabilir. Tür diğer şehirlere ve sound'lara yayıldıkça Pearl Jam ve Stone Temple Pilots türün önemli elemanları haline geldiler. Bu günlerde ise grunge, metali diğer alternatiftürlere bağlayan bir köprü vazifesi görüyor. Aslında grunge, alternatif etiketi yapıştırılan ilk tür olmuştur..
HARDCORE
Bu tür dazlaklarla, ırkçılarla, slam dansla ve skaleboard'la birlikte anılan thrash-punk ya da speed-punk'tır. 1980'lerin sonunda hardcore ile thrash metal arasında ki sınırı silen gruplar oldu. Bunları punk'tan thrash'e doğru saymak gerekirse; The Descendants, Corrosion Of Conformity, DRI, Suicidal Tendencies ve Anthrax diyebiliriz. Crossover gibi tamamlayıcı öğeleride barındırır. Lirikleri bir tarfa bırakılırsa hardcore her zaman thrash'tir, thrash'te hardcore'dur. 1990'lar da ise hardcore'un öfke ve ahlak çöküntüsü Biohazard, Pro-Pain ve Pantera gibi gruplara sızmıştır. Lirikler politik ve iğneleyicidir ve yogun bir biçimde sokak dili ve argo sözler kullanılır.
HEAVY METAL
Sanırız bu konu üzerine sayfalarca yazı yazılabilir. Fakat pekçok albüm kıritiğine bakarak şöylece anlatılabilir; 1. Agresif gitarın kullanıldığı rock türleri için verilen genel bir isimdir. Örneğin;Aerosmith ve Accept, heavy metal'dir ama REM değildir....
2. Fakat farklı bir şekilde bakarsak Machine Head heavy metal'dir, ama
Aerosmith değil diyebileceğimizden dolayı, neden bahsettiğimizi anlamanız gerekir. Metal'de daha çok doom, şiddet ve hız vardır. Hardrock ise; daha Amerikan varidir, içinde, optimizm, civcive benzeyen elemanlar, diğer civcivleri anlatan elemanlar ve herkesin sevebileceği parçalar yazan elemanlar barındırır. Bazı örnekler vermek gerekirse HeavyMetal; Black Sabbath, Metallica, Anthrax, Pantera, Slayer, Judas Prıest, Ozzy Osbourne...... HardRock; Dokken, Angel City, White Lion, Slaughter, Poison, Aerosmith, Van Halen, Kiss..... İkisinin Arasındakiler; WASP, UFO, Deep Purple, AC/DC, Whitesnake...
Jamaica çıkışlı afro-american ritmlerin ve jamaicanın geleneksel müziğinin,ska baz alınmış kombinasyonu şeklinde ortaya çıkmış müzik türüdür.ska müziği jamaicanın çok sıcak bi memleket olması ve birazda mjnin ağırlaştırdığı kafaların etkisiyle yavaşlayarak raggedbi müziğe dönüştü.e haliylende sözlerde genelde rastafari muhabbetler dile getirildi.reggaenin dünya çapında tanınmasını sağlayan yegane sahış vettabikide bob marley oldu.sonraraları reggae raple karışarak dub yada toasting denilen tarzi yarattı.günümüzde reggae bi yandan ilk zamanlarında olduğu gibi çalınmaya dursun drum n bass,rave,jungle gibi havalardada vasyasyonlar yaşayarakda evrimini sürdürmekte..
Rock, 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, genellikle elektro gitar, bas gitar ve bateri gibi enstrümanlarla beraber vokal melodi taşıyan popüler müzik formudur. Organ ve piyano gibi klavyeli enstrümanlara da rock'ta sıkça rastlanılabilir. Saksafon gibi üflemeli çalgılar rock'ın ilk hallerinde oldukça sık kullanılmış olsa da yeni rock türlerinde nadiren görülürler. Rock tanımı oldukça genel bir tanımdır ve de sınırları kesin bir şekilde belirlenmemiştir. Birçok türü vardır ama en tepede üç tür vardır. Bunlar hard rock, alternatif rock ve punk rocktır. Hard Rock; karanlık, sert ve geneli ölümü ya da kötü şeyleri anlatan tarzdır. Hard rockçılar siyahı benimsemişlerdir. Siyah onlar için vazgeçilmezdir. Kısaca siyah hard rock'ın rengidir diyebiliriz. Punk rock ise hard rock'ın tersine renkli, hızlı ve çılgın bir tarzdır. Punk rock eğlence işidir. Punk rockçı olan insanları saçlarını rengarenk boyamış veya rengarenk giyinmiş olarak görebiliriz. Hard rock'ın belirli müzik grupları: Van Halen, Deep Purple, Guns N' Roses. Punk rock'ın belirli müzik grupları: Sex Pistols, The Offspring, Green Day'dir.
Rock'ın oluşumunda rock and roll ve rockabilly gibi müzik türleri önemli rol oynamışlardır. İngiliz rock'ının 1960larda gelişmesiyle "rock müzik" tanımı yaygınlaşmıştır. "İngiliz Fethi" olarak adlandırılan bir akımla, bu müzik tarzı tekrar Amerika'da yayıldı ve hatırı sayılır bir etkiyle uluslararası bir fenomen haline geldi. Rock günümüzde birçok türü altında barındırarak oldukça yaygın olarak dinlenen bir müzik türü haline gelmiştir.
Alternative rock;
Alternatif Rock, 1980'lerin sonunda hard rock'a bir alternatif sunmak amacıyla ortaya çıkmış, dinleyiciye yeni bir armoni anlayışı sunan müzik türlerinin tümüne verilen isimdir. Tabanı punk-rock'tır. grunge, indie rock, brit pop, indie pop gibi birçok farklı müzik türünü içinde barındırır. R.E.M., Sonic Youth, Nirvana, A Perfect Circle, Pixies, Cure, Oasis, Placebo gibi gruplar bu türlere örnek verilebilir.
Experimental rock
experimental rock, her ne kadar ''tanımlama''açısından mantıklı bir terim olsada en az drone rock kadar yapay bir müzik türü gibi geliyor aslında kulağa, evet; deneysel olan her müzikte olduğu gibi basit olarak giriş, nakarat ve sonuç bölümleri ile trafiklendirilmemiş bir rock türü experimental rock.
ancak hal böyle olunca, karşımıza kolay kolay bir kümede toplanabilecek tarzlar çıkmıyor çoğunlukla, mesela can'i de, sonic youth'u da bu kategori içine koyabiliriz, faust'u da, tool'u da..buradan yola çıkarak ana fikir olarak bir yargı koyarsak ortaya; arı olmayan ve kategorize edilemeyen her şekil rock müziğe experimental rock'dır diyebiliriz. fakat yine de deneysel rock müziğin en önemli özelliği, şarkıların trafiği ile alakadar aslında.
örnekleri ise;john cale,brian eno,tortoise,trans am,boredoms,slint,mogwai,godspeed you black emperor,mr bungle,flying saucer attack,do make say think,rachels).
Grunge rock;
Sözlükleri açıp baktığımızda grunge için "pis,kirli,eski püskü,yıpranmış"gibi kelimeler çıkar karşınıza.Müzik sahnesini değiştiren akımı tanımlamak gerektiğinde ise kirli,distortion'lı ve feedback'li gitarlar,güçlü davullar,belki de çoğu zaman "sessizlik-gürültü-sessizlik"trafiğiyle formüle edilebilecek bir müzik olarak nitelemek yerindedir.Ama öfkesini hardcore'dan,vuruculuğunu punk'tan,güçlü sound'unu heavy metal'den beslemiş olan grunge'ı tek bir müzik türünden ziyade belli grupların sahip olduğu veya belli gruplara yakıştırılan bir ruh birliği olarak görmek daha doğrudur.Grunge'a "Seattle sound'u" deriz ama tüm grunge gruıpları Seattle'lı değildir;etkilerini punk'a benzetiriz ama birçok grup punk kadar heavy metal de dinlemiştir;kimileri ağır tempolu,kimileri daha hızlıdır;kimilerinin şarkılarını elinize gitar aldıktan sonraki birkaç hafta içinde çalabilirsiniz,kimilerininki ise enstrüman üzerinde yetkinlik gerektiren partisyonlarla doludur.Ama tüm farklara rağmen grunge grupları birdir gözümüzde,yukarıda "ruh birliği"dediğimiz şey sayesinde.Grupların her birinin şarkı sözlerindeki öfke,korku,keder,yalnızlık sıkıntı temaları;fanlarıyla ilişkileri ve müzik endüstrisine karşı tutumları benzerdir.Grunge'ın söylemindeki karamsar ton,X kuşağı'nın umutsuzluğuyla paralel bulunur.1960'lar sonu-1980'ler başı arasında doğan,kültürel aidiyet hissetmeyen,toplumla ilişkileri zayıf,güçlü hedeflerden yoksun bir kuşaktır X kuşağı.Bir önceki kuşağın mensupları olan yuppie'ler para kazanmayı,mevki sahibi olmayı her şeyin üstünde görürken,X kuşağı kararsızdır.İşte grunge hayatlarındaki boşluğu para ve kariyerle doldurmanın mümkün olduğu inancına;markaların,mevkilerin her şeyin üzerinde görüldüğü anlayışa karşı çıkar.Kocaman bir kuşağın umutsuzluğunu paylaşır.İşte her grunge grubunda ortak olan nokta budur.Hair metal'in suya sabuna dokunmayışından da,süslü megastarların steriliğinden de uzaktır.Bu yüzden samimidir,gerçekçidir.
Gothic rock;
Gothic rock, 1970'lerin sonlarında ortaya çıkmış bir rock türüdür. Kısaca goth rock olarak da adlandırılır. Gothic rock'ta çoğu rock türünde olduğu gibi elektro gitar, bass gitar, bateri, solo gitar kullanılır; ama diğer rock türlerinden kendisini ayıran özelliği ise ek olarak drum machine ve synthesizer enstrümanlarının kullanılmasıdır. Bu türün gruplarının %90'ı kadın vokalist kullanır. Bazı gothic rock grupları;
Bauhaus (Grup)
The Cure
Fields of the Nephilim
The Sisters of Mercy
Siouxsie & the Banshees
Hard rock;
Hard rock, kökenleri 1960 başları garaj rock'ı ve psychedelic rock'a dayanan bir rock and roll tarzıdır. Elekro gitar, bas gitar ve davulların sert şekilde kullanılması tipik özelliğidir. Hard Rock terimi, genellikle punk rock, grunge, alternatif metal ve heavy metal gibi Pop rock radyo müziklerinden daha sert olan rock tarzlarını tek bir çatı altında toplayan ana kategorilerdendir.Günümüzde Nickelback,Sevendust,Silverchair,Lostprophest,Puddle of Mudd ,Saliva,Scars of Life gibi guruplar bu müziği icra etmektedirler.
Industrial rock;
Industrial recordstan gelir adi.Throbbing gristle, Einstürzende Neubauten,Coil,Laibach,Merzbow..vs. diye gider öle işte.. En güzelini fear factory replica`nın girişinde söylemiş zaten: `there is no love`... endüstriyel müziğin derdi kısaca bununla özetlenebilir, sevgisiz, insanların birbirinden kopuk, ben-merkezcil hayatlar sürdüğü şehir ortamında varolmaya çalışan çocukların müziği. bu durumda öfke ve isyan çok şaşırtıcı olmasa gerek... Ministry`i bu türü icad etmekle itham ederler. Hatta bazıları Nine Inch Nails`e bilen Industrial Rock der. Ben ise onlarla tartışmam, kafama iş makineleri gibi inen ritmleri, kulağımda fabrika uğultusu gibi cızırdayan gitarları dinler, "haklısın abi" derim.Makinalaşan insanın makinalaşmama çabası gibi bir şey, ayrıca illa müzikte dijitallik olacaksa böyle olsun.
Progressive rock;
Progressive Rock müzikteki en gizemli türlerden biridir. Anlayanı azdır. Doğal olarak da az sevilir. Ancak sevenleri de bir ömür boyu vazgeçemez ondan. Öyleyse nedir bu PR (Progressive Rock) birçok farklı müzik türünün harmanlanıp bir araya gelmesinden ortaya çıkmıştır. Rockla birlikte caz, folk ve klasik müziğin karışımıyla ortaya çıkmıştır. Bir diğer karakteristik özellik de deneyselliktir. Bir grup yada sanatçı bir konuyu, bir kişiliği veya bir olayı ele alıp onu kendi müziği doğrultusunda dinleyenlerine sunar. Bunun sonucunda da her grubun yaptığı müzik kendi ismiyle anılıp, diğerlerinden farklı bir konumda olur. Yani müziği dinlediğinizde "bu X grubun soundu" diyebilirsiniz.
Punk rock;
Punk Rock, kökenleri 1974 ve 1975 yıllarına, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'a dayanan ve kendisini Ramones, Sex Pistols, The Damned, ve The Clash gibi gruplarla kanıtlamış düzen karşıtı rock muzik hareketidir.
Türkiye'de punk-rock yapan pek çok grup vardır. Çoğunlukla punk rock yapan gruplar ska, emo gibi tarzlara da kaymaktadır.
Önemli gruplardan biri Rashit'tir. En eski türkçe punk rock gruplarından biridir.Günümüzde hala o eski sert punk duruşunu gösteren gruplarda mevcuttur Not Made in China, the A.Y.I.L.A.R, Hükmen Mağlup, Höst, Poster-iti, Dead Army Boots, Tampon bunların başlıcalarıdır. Bunun yanı sıra Deli Gömleği, Kağıt Uçak, Dengesiz Herifler, Kilink, Allahsız Tospağalar gibi daha pek çok grup Türkçe Punk Rock yapmaktadır..
Buones Aires, Arjantin ve Montevideo, Uruguay kökenli bir dans ve müzik türüdür. Dansla beraber gelişen müzik tarzı da aynı adla anılmaktadır.
İlk yılların tangosu "tango criollo" veya "basit tango" olarak bilinmekle beraber, günümüzde Amerikan ve uluslararasi tango stilleri, Fin tangosu, Çin tangosu gibi çeşitli türler gelişmiştir. Ancak orijinal tango, doğduğu toprakların adıyla, "Arjantin tangosu" olarak anılmaktadır. Tangonun dramatik duygusu, dans sırasında cok zengin doğaçlama fırsatları yaratması, dansın özünde aşk ve melankoli tutkusunun yatmasından ileri gelmektedir.
Tarihçesi
Tango kelimesinin dilbiliminde kesin bir kökeni yoktur. Afrika dillerinde kullanılan bir yer adından veya Latince'deki tangere (dokunmak) fiilinden türemiş olma olasılığı büyüktür. Bununla beraber, tango kelimesinin kökeni ile ilgili en yaygın düşünce bu kelimenin batı Afrika dilinin bir kolu olan olan Niğer-Congo dilinden orijinlendiğidir. Nijer-Congo dilinde tamğu dans etmek anlamındadır. Tango kelimesi aynı zamanda Latin Amerika'da çok geniş bir zenci topluluğu tarafından kullanılmaya başlandı. Önceleri pekçok dans çeşidinden biri olan tango, kısa sürede halk arasında çok popüler bir hale geldi. Tiyatrolar ve laternalar sayesinde varoşlardan yüzbinlerce Avrupalı göçmenin yaşadığı fakir işçi sınıfı mahallelerine hızla yayıldı. Kısa sürede sokaklar, barlar ve üst tabakanın buluştuğu mekanlarda tango dansı görülmeye başlandı. 20.yy.in ilk yıllarında, Buenos Aires'ten dansçılar ve orkestralar Avrupaya yolculuklara başladılar. Avrupanın ilk tango çılgınlığı Paris'te başladı ve bunu Londra, Berlin ve diğer başkentler takip etti. 1913'lerin sonralına doğru, bu dans New York'u ve Finlandıya'yi da etkisi altına aldı. Tangonun bu ithal versiyonları daha az vücut teması esasına dayalıydı (Ballroom Tango) ama bununla beraber pek çokları için hala şok edici idi.
Kolombiya müzik ve halk oyunu çeşitidir. İspanyol müziği ile kölelerce Afrika'dan getirilen Afrika müziklerinin karışımından oluşur.
Özgün biçiminde yalnızca vurgulu çalgılarla desteklenen şarkıdan oluşan kumbiya, günümüzde yaygın olarak saksofon, borazan, trombon, klavye gibi ek çalgılar da kullanılarak yapılır. Dizem olarak 4/4'ü kullanan kumbiya, en çok Kolombiya'nın Atlantik kıyısında sevilmesine karşin, Brezilya dışındaki Güney Amerika ülkeleri ile Orta Amerika ülkelerinde de değişik türleri ile yaygındır.
Rebetika
Rebetiko, rebetika, rembetika veya rembetiko, "rebet" teriminden kaynaklayabilir; kökeni belirsizdir.
Tarihçe
Rebetikonun coğrafi bölgesi modern Yunanistan'dır. Bunun asıl taşıyıcıları özellikle alt tabakadan işsiz güçsüz insanlar ve rebetlerdir. Hapishane ve tekkeler (rebetlerin haşhaş içtikleri meyhaneler) ana çalgısı bağlama ve buzuki olan rebetikoların çalınıp söylendikleri başlıca yerlerdir. Müzikal açıdan bakılırsa bu şarkılar sanat açısından zayıftırlar. Sözlerinin ana teması rebetis'lerin dar sosyal çevreleriyle sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte 19. yüzyıl sonunda başka bir müzik türü ortaya çıktı. Temel olarak Küçük Asya ve özellikle İstanbul ve İzmir kökenli Yunanistan'ın kent merkezlerinde "Kafe Aman" lar ortaya çıktı. Bunlar Yunan kentsoylularının gittiği müzikli kahvelerdi. Kafe Aman'larda çalınan müzik zengin ve sanatsaldı.
1922 yılı rebetikonun gelişmesinde ve yayılmasında dönüm noktasıdır. Bu tarih Yunanistan'da Küçük Asya Felaketi diye anılacaktır, Türkiye'de ise Kurtuluş Savaşının zaferi. Genellikle Yunanistan'ın büyük kent merkezlerine kitleler halinde gelen büyük sığınmacı dalgası, ülkenin toplumsal ve kültürel gerçekliğinde önemli değişiklikler meydana getirdi. Yaşadığı çevreden ayrılmış Rumlar, yoksulluk ve işsizlikle karı kaşıya kaldılar ve rebetlerle aynı toplumsal yaşamı paylaştılar.
Çok sayıda sığınmacı kendi enstrüman ve müzikleriyle rebetlere katıldılar. Sığınmacı işadamları rebet müziğinin çalındığı kendi Kafe Aman'larını açtılar. Böylece, hapishane ve tekkelerin dar sınırlarından kurtulan rebet müziği daha geniş toplumsal çevrelerinin duygularını dile getirmeye başladı. Bu sırada, tarım toplumunun müziği olan Yunan Halk Müziği doyum noktasına ulaştı ve ülkenin kentsel gelişiminden sonra artık insanlarda bir duygu uyandırmadı. Bir boşluk vardı ve bu boşluk sığınmacılar ve rebetlerle dolduruldu.
Yazar E. Petrapoulos rebetikonun 3 gelişme dönemi olduğunu söyler.
İzmir Dönemi (1922-1932): İzmir usulü Kafe Aman'ların hüküm sürdüğü dönem.
Rebetikonun yeraltına inmesiyle karakterize edilen klasik dönem(1942-1952)
Popüler dönem: Rebetiko bu dönemde yer altı sendromundan kurtuluyor ve Yunanistan'ın ulusal müziği haline geliyor.
Rebetiko, rebetisler tarafından çalınıp söylenen müziktir. Rebetis terimi ayrı bir yaşam mantalitesi, davranışı, bakışı ve tarzı olan karakteristik bir erkek tipini tanımlıyor (rebetis: asi, kural tanımayan). Karakteristik rebetis, toplum dışıdır, kurumsal güçlere meydan okur. Fakat onlara karşı militanca eylemlerde bulunmaz. Toplumsal geleneklerin dışında olduğu izlenimini verir, bununla birlikte yasadışı olmaktan kaçınır, yer altı dünyasıyla kendini özdeşleştirmez. Argo bir dil konuşur, her zaman silah taşır. Bir rebetis yoksul ve sıradandır. Egemen güçler onu outsider olarak tanımlar.
Rebetisler ilk büyük kent merkezlerinin doğuşuyla ortaya çıkmışlardır. 1900 dolaylarında Gölge Oyunu karakterleri arasına eklendi.
Rebetikonun gelişmesinin ilk on yılında "İzmir" stili hakimdir. Kafe Aman müziği ilk on yıl boyunca egemen durumdadır. Karakteristikleri; belli bir makamda uzun, feryat eden enstrümantal ve vokal doğaçlamalar, şehvet uyandırıcı kadın sesi, Türk göbek dansına benzer 4/4'lük ölçüyle çalınan ve cinsel olarak tahrik edici çiftetelli tarzı hareketli bir danstır. Solo enstrüman melodisine oktav olarak çalan ikinci bir enstrüman eşlik eder. Kafe Aman'ların müzikal atmosferi apaçık Arap ve Türk etkisiyle güçlü bir oryantal havaya sahiptir. Çalgılar keman, lut, ud, santur idi.
Sonraki yirmi yılın özelliği Yunanistan'ın ürünü eski toplum dışıların rebetikosunun dönüşüdür. Buradaki ana çalgı buzuki, bağlama ve daha sonra da gitardır. Şarkıcı bir erkektir ve sesi metalik, ahenksiz, kulak tırmalayıcı ağır bir tonda olmalıdır. Fakat asla tatlı ve seksi olmaz. Müzikal stili düz ve ağırdır. Şarkı genellikle buzuki tarafından çalınan bir taksimle başlar. Taksim bir makamda yapılan doğaçlamadır. Şarkının stiline ve atmosferine dinleyici sokmak için bir giriş görevi görür. Ritmik karakteri serbesttir. Oldukça sık olarak taksim bağlamanın sürekli olarak çalınmasıyla sürer. Kısa bir taksim iki mısra arasında yapılır. Şarkının en çok kullanılan ölçüsü zeybek dansının ölçüsü 9/8'dir
Rebetikoların temaları
aşk şarkıları
ayrılık şarkıları
hoşnutsuz olanların ve protestlerin mutsuz şarkıları
yer altı dünyası şarkıları
haşhaş şarkıları
hapishane şarkıları
yoksulluk şarkıları
iş şarkıları
hastalıklarla ilgili şarkılar
ölüm üzerine şarkılar
anne hakkında şarkılar
göç şarkıları
taverna şarkıları
Adıge ülkesinin güzelliğinin sadece yüksek dağlar, bereketli geniş ovalar, gür ormanlar ve akarsulardan kaynaklanmadığını, bu ülkeyi güzelleştirilen, zenginleştirilen önemli bir unsurun burada yaşayan insanlar olduğunu, geçtiğimiz yüzyıllarda ülkemizi ziyaret eden gezginlerin yazdıklarından anlamamız mümkünüdür. Bu mekan ve burada yaşayan insanların güzelliği ile uyumlu büyük bir Çerkes kültürünün bu topraklarda yaşadığını, sözünü ettiğimiz gezginler önemle dile getirmişlerdir. Tabi ki bu gezginler sıradan insanlar değillerdi. Çoğu yüksek tahsilli ve bilgili insanlardı.
Çerkes halkının el sanatlarını, danslarını gördüklerinde, müziğini dinlediklerinde, bu sanatlardaki güzelliği ve estetiği anlayabilecek ve anladıklarını da çok iyi bir şekilde anlatabilecek insanlardı.
Emidio Dortelli D''Askoli 1624-1634 yıllarında, Count Jean Potocki 1797 yılında yurdumuzda (Adıgey) bulunmuş, Taitbout de Margny 1818-1824 yıllarında ülkemizi gezmiş; Frederic Dubois de Montpereux 1833 yılında, James Stanislaus Bell 1837-1839 yıllarında Çerkesler''le birlikte yaşamış gezginlerdir. İsmini saydığımız bu gezginler Avrupa''nın değişik ülkelerinden Adıgey''e gelmiş eğitimli insanlardı. Adıgey''i gezen gezginler sadece bu ismini saydığımız Avrupalı gezginlerden ibaret değildir. Rusya''nın bir çok yüksek tahsilli insanı da Adıge kültürü ile tanışmıştır. Bunlar arasında Rus ordusunda görev yapan yüksek rütbeli bir asker olan General İ.Blaramberg, N.Dubroving, L.Lopatinski ve başkaları da bulunmaktadır.
Yukarıda adlarını saydığımız gezginlerin aldığı notlardan da anlaşılacağı gibi Adıgeler büyük bir kültür ev zengin bir folklora sahiptir.
Geçmiş uzak yüzyılların birikimini ateşli ve fırtınalı yıllarını aşıp günümüze ulaşan güzellikleri kendi gözlerimizle de görmüyor muyuz? Bu güzellikleri yaratan sanatçılar gerçekte sanatlarını üzerinde icra ettikleri ürünlerinin sadece işe yarar birer el yapımı araç-gereç olarak kullanılmasından çok; onların görünüşleri itibariyle de estetik birer sanat eseri olmalarını amaçlamışlardır.
Değişik müzelerde bulunan farklı çizgi ve motiflere süslenmiş altın ve gümüş silahlar, her eserdeki farklı çizgi ve süslemeleri ile el yapımı eserler bizim bu sözlerimizi kanıtlamaktadır.
19.yy.ın ilk yarısında yaşamış ünlü ve eğitimli bir Adıge olan Han Ceri''nin notları bu düşüncelerimizi pekiştirmektedir.Han Ceri bir yazısında şöyle der; "İran, Türkiye ve diğer Asya ülkelerinde çok güzel el yapımı silahları üstün ve benzersiz şekilde süslenmiştir. "
17.yy.da yaşamış M.Peyssonnel de bu konuda şunları söylemiştir;"Adıgeler''in el yapımı kumaşlarını görünce bunların Fransa''da üretildiğini sandım." Bu sözler Adıgeler''in yüzyıllar önce bile dünya görüşleri ve düşünceleri ile Avrupa''nın en ileri halklarından geri kalmadığı, onlarla aynı düzeyde oldukları düşüncesini uyandırır. Yaşayış tarzlarının büyük bir kültürle bezendiğini anlatır.
Adıgeler''in zengin kültürü müzik kültürlerine de yansımıştır. Müzik, Adıge halkının yoldaşı olmuş, acısını paylaşmış, sevincine ortak olmuştur. Halkın tarihinin ve tecrübelerinin yüzyıllar boyunca toplumun yaşadığı olayların yeni nesle ulaştırılmasında en önemli araç olarak ortaya çıkmıştır.
1869 yılında Terske Vedomost''da yayımlanan "Adıge Şarkılarının Karakteristiği" adlı makalede bu konuda şöyle yazmaktadır: "Adıge halkının, şarkılarından başka hiç bir kültürel değeri olmasa da halkın yaşantı ve varlığını yalnız bu şarkılardan anlamamız mümkündür."
Bu sözlere katılmak imkansızdır. Adıge halkının tarihi ve kültürel varlığı, düşüncesi, idealleri ve dünya görüşü şarkılarına gerektiği şekilde yansımıştır.
Güzel huylu ve derin bir toplumsal terbiyeye sahip olan bir kızın, ismi unutulmasın ve herkes onu örnek alsın diye adı şarkılara konu edilir., esin kaynağı olurdu."Hatramme Ya Paq" adlı şarkı bu tür şarkılara bir örnektir. Bu şarkı Nethuace köyünde bestelenmiştir. Hatram ailesinin Paq ismindeki güzel huylu kızı için methiyeler içeren şarkı, günümüze kadar ulaşan toplumsal içerikli eski bir şarkıdır. Bu şarkının sözlerinden bir kaç satır alalım:
Hatramların güzel kızı Paq --- Tahta takunyayla gezinir--- Misafirhanesi dolu olan Paq--- Altın işlemeli elbise giyinir--- Parmakları iğneye şarkı söyletir--- O İstanbul tüfeği gibi hızlıdır--- Teni kuştüyü yumuşaklığında--- Geyik boyunlu güzel Paq''ın---Olgun kızdır benim güzel Paq''ım.
Genç olsun, yaşlı olsun herkes isminin şarkıya konu olmasını en güzel hediye olarak kabul ederdi. Adıge insanı için en onursuz davranış olan korkaklık olgusu ile birlikte şarkılara konu olmak kadar utanç verici bir şey daha olamazdı. Adıgeler, mertlik ve kahramanlığın gerekli olduğu yerde korkaklık göstererek şarkılara konu olmak ve korkaklıkla birlikte anılmak kadar onursuz bir durumun olamayacağını düşünürler.
Onurlu bir Adıge, kahramanlığın gerektiği zamanlarda korkmadan karalı bir şekilde, olaya sırtını dönmeden, gerektiğinde olayların içinde olmaya her an için hazır olmalıdır. Adıge tarihinde bu tür davranışlara verilecek örnekler çoktur: 1843 yılında Kafkas Savşları sırasında Pşıze ve Labe ırmaklarının birbirine karıştuğı yerde bulunan Hatğujukuaye Köyü yakınlarında Adıge Süvari Birlikleri ile düşman süvarileri karşı karşıya gelirler.
Bu savaş Ferze deresine yakın bir yerde olduğu için savaşın adı da Ferzepe Zavo (Ferze Önü Savaşı) diye anılır. Savaş sona erdiğinde ağıtlar yakılır. Bu ağıtlardan biride Ferzepe Wored''dir. Bu şarkı savaşta kahramanlık gösterenlerin anısına bestelenmiştir.
Bu savaş sırasında Çeçanekho Ç''emguye, Hatğujukuaye köyünde değildi. O sıralar İstanbul''da bulunmaktaydı. Amacı İstanbul''da mal mülk edinip oraya yerleşmekti. Döndükten sonra savaşa bulunamayışının kendi elinde olmayan bir takım nedenlerden kaynaklandığını, bu yüzden savaşın ansına bestelenen şarkıda kendi ismine yer verilmemesini üzüntü ile karşıladığını bir toplantıda dile getirdiğinde :"Sen İstanbul''da gününü gün ederken adının şarkıda anılması mümkün mü?" cevabını alır. Bu söz Çeçanekho Ç''emguye''nin oldukça zoruna gider. Kısa süre içinde 30 atlı toplar ve Pşıze ırmağının diğer tarafındaki düşmanla savaşarak onu ortadan kaldırır. Çeçanikho''nun gösterdiği bu kahramanlık daha önce bestelenmiş olan şarkıya şu şekil geçer: Kır atın ne güzel dans ediyor--- Ferzepe Savaşını arzuluyor---Habe önünde kanı su gibi akıtıyor.
Adıgeler''in dünya görüşleri berrak bir düşünce ile birlikte şarkılarında gerekli olan yeri alır. Özgürlüğü korumanın akla ve cesarete ihtiyaç duyduğunu, bunun esin kaynağının da gerçek hümanizm olduğunu Adıge şarkılarını dinlediğinizde iliklerinize kadar duyumsarsınız.
Zaman zaman ülkemizi ziyaret eden müzik bilgisine sahip gezginlerin dikkatlerini ilk önce çeken müzik kültürümüz olmuştur. Böylelikle bestelerinde Adıge müziğine yer vermiş müzisyenler de vardır. Dünyaca ünlü Rus müzisyen ve bestecilerden M.Glinke, M.Balakirev, A.Alyabev gibiler ve daha birçokları Adıge şarkı ve bestelerini biliyor ve eserlerinde kullanıyorlardı. Örneğin; M.Glinke 1823 yılında Kafkasya''ya gelmiş, Adıge müziği ile tanışmıştı. Onun yaptığı "Çerkesler''in Marşı" adlı beste Adıge müziğini, melodisini ve bestelerini çok beğendiğini ispatlar nitelliktedir. Bu kompozitör opera niteliğinde yazdığı en uzun şiiri olan "Ruslan ile Lyudmile" de Adıge müziği ve melodisinden faydalanmıştır.
Kompozitör A.Alyabev''in 1832 ile 1839 yıllarında Kafkasya''da bir süre kaldıktan sonra yazdığı bestelerinden ikisi "Kabardey Yi Wored" (Kabardey Şarkısı), "Adıge Wored" (Çerkes Şarkısı) adını taşır. M.Balakirev 1862-1863 ve 1869 yıllarında Kafkasya''yı ziyaret etmiş,
Adıgeler''le birlikte yaşamış, şarkılarını dinlemiş ve derlemeler yapmıştı. Bu derlemelerden faydalanarak piyano için büyük bir beste yapmıştı. Avrupa''da da bilinen bu bestenin adını kompozitör Balakirev, İslamey olarak belirlemişti. Adıge ülkesine gelip şarkılarımızı dinleyen, kültürümüzü gören gezginlerin anlattıklarına göre, altın işlemeli silahları, el sanatları ve diğer sanat eserlerini ortaya çıkaran sanatçıların, bestecilerinin ve saz ustacılarının derin anlam ve bunun zengin mirası diğer bir çok halklara ilham kaynağı olmuştur.
Adıge kültüründen söz ederken müzik kültürümüzün temelini şarkıların oluşturduğunu vurgulamakta yarar vardır. Çünkü şarkılar Adıgeler için sadece bir eğlence ve zaman öldürme aracı değil, derin anlamı olan sanatsal bir uğraş idi. Bebek beşikte iken annesinin ninnisini ile (bu müziğe Adıgeler "Beşik Şarkısı" anlamına gelen "Guşewored" derler), yürümeye başladığında ise, babasının misafirhanesinde (Haçeş) söylenen kahramanlık şarkılarıyla ve eğitim amaçlı diğer şarkı türleriyle hayata hazırlanırdı. Sözler derin felsefi, düşünsel değerler taşır, yurtseverlik, kahramanlık, saygı ve insan sevgisi yeni yetişen gençlere Adıge woredleri ile aşılanırdı.
Peki kimdi bu kadar güzel sözler söyleyip onlara bu kadar güzel besteler yapan insanlar? Bu sorunun cevabını vermek o kadar kolay değil elbette.
Basit bir cevap vermek gerekirse onlar iyi birer Kamılepşe, Sıç''epşınewo ve Woredio idiler. Ancak belge eksikliğ nedeniyle bu tür ustalardan ismini sayabileceğimiz kişi bir kaç kişiyi geçmez. Herkes bilirki, Adıgeler özgürlük savaşları yüzünden tarih boyunca eğitim öğretime pek zaman bulamamışlardır.
Bu nedenle tarihimizde meydana gelmiş, pek çok sosyo-kültürel olay belgelere geçmemiştir. Halkımızın geçtiği yüzyıllarda yaşadığı savaşlar yüzünden başına gelen olamadık işler Adıge kültürünün gelişimini olumsuz yönde etkilemiştir.
Stavropol''da bulunan lisede öğretmenlik yapan Kusikov 1860 yılında Adıge kültürü ile ilgili yazdığı makalelerde şöyle der: "Dağlılar özgürlüklerini kaybettiklerinde korkarım ki yavaş yavaş ulusal kimliklerini de kaybedeceklerdir.Bu uzun zaman alabilir. Ancak kimlik kaybının farkına vardıklarında geçmiş yüzyıllardaki kültürel yaşantıyı canlandıracak bir çok eserin ortadan yok olduğunu anlayacaklar. Buda ulusun tarihinde boşlukların dolmasına neden olacaktır. "
Han Ceri''nin ilgi alanlarından biride Adıge Müzik folkloru idi. Bu ilgisini 19. yy'ın 30''lu yıllarında şu şekilde dile getirdi: "Yüreğimi burkan bir şey vardır ki oda; Adıge halkının yaşadığı savaş v felaketle yüzünden birer birer yok olmasıdır; bu yüzden o güzelim şarkılarımızın yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmasıdır." Han Ceri''ninde dediği gibi, savaş ve felaketlerin kültürel alanda meydana getirdiği yıkımı tamir etmek olanaksızdır. Adıge kültürünün canlandırılması doğrultusunda yıllarca hiç bir çalışma yapılmamıştır. Kültürel çalışmalar ancak 1922 yıllarında Adıge ülkesinin özerklik statüsüne kavuşmadan sonra yapılmaya başlandı. O zamanlar Adıge kültürünün benzersiz mirasını toplamak ve belgelemek bir görev olarak ele alındı.
1925 yılında oluşturulan Etnografik Müzik Araştırma Grubu bu amaçla göreve başladı. Bu, Adıge kültürünün müzik alanındaki mirasını derlemek için atılan ilk adımdı. Sonraları bu tür araştırma grupları çoğalarak çalışmalarını yoğunlaştırdı.
Köylerde müzik derlemeleri yapan bu grupların elemanları müzik eğitimi almış kişilerdir. Bu eğitimli müzisyenlerden biride Mihail Gnesin idi. Bu ünlü profesör araştırma grubunda çalışmalarını tamamladıktan sonra, "Adıge Woredxer" (Çerkes Şarkıları) adlı bir makale yazdı. Aşağıdaki cümleler bu makalelerden alınmıştır: "Çerkesler''in müzik kültürü ilginç bir yapı arz eder. O ulusun sahip olduğu büyük bir müzik kültürünün varlığını kanıtlar." Gnesin, Adıgeler''in müzik sanatına profesyonelce yaklaşmalarının Adıge kültürünü daha da geliştireceğine inanıyordu.. Nitekim böyle oldu ve her geçen gün müzik kültürümüzde ulaştığı düzey bunun kanıtıdır.
Herkes bilir ki bugün büyük bir kültüre sahip olmanın kuralı o ülkede sanatçıların iyi bir sanat eğitiminden geçmesine bağlıdır. Bunun farkında olan Adıge Özerk Yönetimi 1953 yılında bir grup genci müzik eğitimi alma gayesiyle Petersburg''daki konservatuvara göndermiştir. Bu genç grup 1959 yılında konservatuvarı bitirdikten sonra yüksek tahsilli bir ses sanatçısı olarak ülkemize dönmüşlerdir. Adıge halkının onlara olan güvenini boşa çıkarmadan kültürümüzün zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır.
Rusya''daki başarılı şarkıcılar listesinde adı geçen Samegu Gonağu, Şeo Roze''yi Peneşu Raye''yi ve ismini sayamadığımız diğer ünlü sanatçıları Adıgeler''den hemen hemen bilmeyen yoktur. Bu sanatçıların her biri Adıge kültürü açısından birer ekol olarak tarihe geçmişlerdir. Bu sanatçıların kimi sahneyi seçmiş, kimide kendini gençlerin müzik eğitimine adamıştır.
Peneşu Raye ve Ahcego Şeban 1960 yılında açılan Adige Müzik Okulu'' nda görev almışlardır. Bu iki sanatçı bir çok gence örnek olarak onların müzik sanatına bağlanmalarını sağlamışlardır. Onlardan etkilenerek müzik hayatına atılan bir çok sanatçı günümüzde bir çok başarılar elde ederek Adıge Müziğinin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Bu genç sanatçılardan en ünlüsü Lhetseriko Kime, Maykop Sanat Okulu''nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Aynı okulun eski müdürü olan piyano hocası Henehu Adam şimdi Adıge Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı görevini yürütmektedir. Besteci ve ses sanatçısı olan Anzereko kardeşlerden Çeslav ve Viyaçeslav gençlere müzik eğitimi vermektedirler. Aynı şekilde Ç''iç His de müzik hocalığı yapmaktadır. Besteci Nehaye Aslan İslamey Dans ve Müzik Grubunun başkanlığını yürütmektedir.
Ses sanatçılığı dalındaki yarışmalarda dünya birinciliği kazanan genç sanatçı Şaguç Marine, Saint Petersburg''daki opera tiyatrosunda görev yapmaktadır. Hala orta ve yüksek düzey müzik tahsilli yapan bir çok Adıge genci değişik okullarda eğitimini sürdürmektedir. Bu gençler Adıgey''in yeni kuşak müzisyenliğini temsil etmektedirler. Önümüzdeki yıllarda onların önde gelen görevlerinden biride Adıge müzik kültürünün tarihini araştırmak olacaktır. Çünkü müzik ve folklorumuz bir çok kısımdan oluşan araştırmaya muhtaç bir özellik taşır.
Bu kısımları şöyle sıralayabiliriz: Nart Woredleri--- Konulu Woredler--- Kahramanlık Woredleri--- İş Woredleri--- Şaka-Alay Woredleri--- Yaralı ve hastaları tedavide kullanılan Woredler--- Ağıtlar-Ğıbze Woredleri--- Dans ve diğer Woredler...
Adıge kültürünü zenginleştiren farklı konulardaki woredlerin farklılığı sadece melodi ve sözlerden kaynaklanamaz. Aynı zamanda müzik aletlerinin farklılığı açısından da kısımlara ayrılır:
Bjemıy, Kamıl, Sırın, Sıç''epşın, Pşınakheb, Pşınet''arku, Epepşı, Pheç''iç'', Şot''ırıp'', Adıge Pşın, Nakıre.
İsmini saydığımız bu müzik aletleri günümüze kadar gelmiştir. Ancak artık kullanılmayan bir çok müzik aletide bulunmaktadır. Bütün bu müzik aletlerinin ayrı ayrı hikayeleri vardır. Bunların bir kaçından kısaca bahsetmek gerekirse:
Adıgeler''in çok değer verdiği ve herkesin çok severek dinlediği müzik aletleri Kamılepş, Sıç''epşın ve Pheç''iç''tir. Adıge müzik kültüründe Kamılepş''in herzaman için belirgin b,r yerinin olduğu herkesçe bilinir. Bu çalgı eskiden düğünlerin en gözde çalgısı idi. Bunu kanıtlayan bir çok örnek bulunur. Tevçoj Tzığo, en ünlü şiirlerinden olan "Mefeko Vurıbiy" adlı şiirinde Kamılepş''den şöyle söz eder:
Kamılepş''ler yarışırYırtılırcasına çalınırCeguak''olar canlanırVokalistler bağırırHatıyak''o kızları oyuna çıkarsanırsın ki düğün yeni başlıyor.
Tevçoj Tzığo bu şiirinde Kamılepş''in önemini ve bu çalgıyı çalan sanatçının değerini vurgulamış olur. Kamıl böylelikle Adıge müzik aletlerinin başını çeker. Bilim adamlarının söylediklerine göre, Kamıl enstrümantal değer olarak Adıgeler''e toplayıcılık döneminden sonra gelen çobanlık döneminin ileri zamanlarında girmiştir. Onlar, Kamıl''ı icat edip Adıgelere kazandıranın çobanlar olduğunu iddia ederler. O, adını bir bataklık bitkisi olan Kamıl''den (Saz) alıyor olsa da; sonraki yüzyıllarda bu çalgının daha da mükemmelleştirilmesi ve uzun süreli kullanımının mümkün kılınması için odundan ve metalden yapılması, gümüş gibi değerli madenlerle de süslenmeye başlanması gündeme gelmiştir. Adıgeler'in bunca sevdikleri Kamıl, ne yazik ki, uzun zamandır kullanılmamaktadır. Bunun nedeni Adıgeler'in 19. yy.ın ikinci yarısından itibaren Pşıne''yi kullanmaya başlamalarıdır. Günümüzde düğünlerin yegane çalgısı Adıge Pşınesi ise de, Kamıl, Adıge düğünlerinin yüzyıllar boyunca yükünü taşımış ulusal bir çalgıdır.
Değişik Adıge enstrümanlarından oluşan orkestrayı kurma çalışmalarına başladığımızda Kamıl, Pşınekeb ve Apepşın''ı orkestraya katmayı ve bu enstrümanları müzik kültürümüze yeniden kazandırmayı ilk görevimiz saydık. Bu görevimizi başarıyla gerçekleştireceğimizi kanıtlayacak bir çok grup ortaya çıkarmış bulunuyoruz. Söz gelimi, Kozet ve Tehutemıkuaye köylerinin folklar gruplarından bugün Kamıl, dans müziğinin icrasında başarıyla kullanılmaktadır. Başarılı Kamıl ustası Şevopç''eko Adam Tehumıkuaye Kültür Evi''nde bu çalgıdan müziğimizde en iyi şekilde faydalanmanın yollarını aramış ve bulmuştur. Ç''irğ Yuri de Kamıl''ı en iyi kullanan müzisyenlerden biridir.
Kozet köyü ve Kültür Evi folklar grubu başkanı Pçıhalıko Madine, Kamıl''ı çalmanın en kolay yollarını öğrenmiş ve en ünlü Kamıl ustaları arasına girmiştir. Bütün bu olaylar Adıgelerin Kamıl''ı unutmayacakları konusunda umutlandırmaktadır. Şevepç''eko Adam, Ç''irğ Yuri ve Pçıhalıko Madine ileride yetişecek Kamıl ustalarına örnek olacak en iyi sanatçılardır.
Daha öncede dile getirdiğimiz gibi, Şıç''epşıne de Adıgelerin çok değer verdiği bir müzik aletidir. Bu enstrümanında müzik kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Halkın bu enstrümana çok büyük değer verdiğini çok kaliteli Şı''çepşınelerin üretilmesinden ve çok değerli Şı''çepşıne ustalarının her zaman yetişmiş olmasından anlıyoruz. Pheç''ıç'' Adiğe müzik aletlerinin en eskisidir. Adıgeler her zaman için Pheç''ıç''e değer vermişlerdir. O, düğünlerin neşesine neşe katar, müzikten duyulan hazzı doruğa çıkaran bir enstrümandır. Ancak Pheç''ıç''ın önemini yalnız bu sözlerle anlatmak yetersiz kalır. Pşınavo''nun (Pşıne Sanatçısı) çaldığı müziğin inceliklerine vurgu yaparken müziğin derli toplu, net hale gelmesini sağlar. Pşıne ile çalınan müzik, özellikle dans müziği Pheç''ıç'' olmadığı sürece insana pek haz vermez. Yüzyıllardır halkın bestelediği dans müziklerinde Pheç''ıç''in de sesini duymak mümkündür. Nasıl ki ezginin içinden bir kaç notayı aldığımızda bestenin bütünlüğünü bozmuş oluyorsak Pheç''iç''siz Yislaiy, Zefak''o, Zığelhat ve Vuic''ın bütünlüğünü ve estetiğini bozmuş oluruz.
Kheşo woredi (dans müziği) Pşıne ve Pheç''iç'' ile birlikte dinlerken kulak zevkimizi okşayan ve ruhumuzu dinlendiren müzik gençlerin kanını kaynatırken, yaşlı birini de gençleştirmektedir. İşte Pheç''iç''in gücü ve yeteneği burada ortaya çıkar. Başka bir deyişle, müzik kültürümüzün özünde şarkı notaları ile birlikte müzik aletlerinin güzel bir uyumu vardır.
Adıge müziğinde, folklorumuz içinde bulunan bir çok ögeyi kullanarak, müziğin değişik dallarında eserler veren sanatçılarda yetişmiştir. Meşbaşe İshak''ın "Bzıykho Zauw" (B''zıyko Savaşı) adlı romanından faydalanılarak operaya (piyano için) Nehoye Ruslan tarafından bir çok besteler yapılmıştır. Natho Canhot''ın woredleride insanlar tarafından çok beğenilir. Anzeriko kardeşlerden Çeslav ve Viyaçeslav''ın bestelerine herkes hayran kalıyor. Ç''iç'' His ve Bısıç Murat''ın Woredleri ve besteleri de aynı şekilde beğeniyle dinleniyor. Ancak Adıge müzik kültürümüzün zirvesinde bulunan ve en çok ismini anacağımız sanatçı hiç kuşkusuz Thabısım Vumar''dır. Dünyada Adige''yim deyipte bu büyük bestecimizin ismini duymamış ve onun güzel bestelerini dinlememiş hemen hemen kimse yoktur. Bugün dileğimiz klasik eserlerden Adıge Woredijler müzik kültürümüzün geçmişteki aynasıdır. Yüzyıllar önce yaşayan atalarımızın sesidir. Tıpkı bunlar gibi Thabısım Vumar''ın woredleri de günümüz Adıgeler''inin sesi olarak gelecek yüzyıllara seslenecek, insanlar bu müziklerle atalarını tanıyacaklardır.
Daha önce sözünü ettiğim besteci, müzik eğitimcisi ve ses sanatçılarımızın yetiştireceği gençler, yarının müzik kültürünü omuzlayıp geliştirecek, gelecek yüzyıllara taşıyacaktır. Adıge Eğitim Enstitüsü Müzik Fakültesi, Maykop Sanat Okulu, çocuklara yönelik müzik okulu olan "20-Y Adıge Cumhuriyeti Okulu''nda" çalışanlar Adıge müziğinin geleceğini aydınlatmanın, sağlamlaştırmanın mücadelesini vermektedir.
Bugün yapılan bütün çalışmalar Adıge müzik kültürünün hayatımızdaki önemini daha da arttırıp geliştirerek, müziğimizin dünya kültüründe yer edinip, bir elmas gibi parlamasını sağlayacak çalışmalardır.
Bazı şarkılar hüzün, bazıları mutluluk verir. Peki ama bu nasıl oluyor? Fiziksel titreşimlerin ne şekilde duygulara dönüştüklerini çözen araştırmacılar, en gizemli sanatın nasıl geliştiğini de buldular. Yoksa insanı sosyal bir varlık haline getiren müzik miydi?
Johann Sebastian Bach hep ölümsüz kalacak. Hatta dünya sonsuz bir buz tabakasıyla örtüldüğünde ya da Güneş, gezenini kavuracak olsa bile ustanın "Ayarlı Piyano"eserinin ikinci bölümündeki fa-majör prelüdü hep varolacak.
Bach'ın prelüdü, dünyanın sonu geldikten sonra, "Voyager" uzay sondasında uzak dünyalara doğru yol alıyor olacak çünkü. Altın kaplama bakır bir plak üzerine kaydedilen prelüt, şu sıralar dakika da bin kilometrelik bir hızla uzaklaşıyor.
Uzayda milyarlarca yıl dayanacak kayıt cihazı üzerinde, Bach besteleri dışında, 26 müzik eseriyle birlikte 55 dilde "merhaba" da bulunuyor. Hatta uzay sondasında bir de kullanım tarifiyle birlikte 16 2/3 devirli alüminyum bir pikap da var.
Peki ama uzaylılar bu sesli mesajlardan ne anlayacaklar ki? Voyager uydusundaki dünya ve insan resimleri, gizemli mesajı gönderenlerin ne tür yaratıklar oldukları ve nereden geldikleri hakkında bilgi verebilirler. Gerekli şifre çözüldüğünde sözcükler ve matematik formüllerinden de bir anlam çıkarılabilir. Ama bir prelüt, dünya dışı varlıklar tarafından sadece kuru gürültü olarak algılanmaz mı?
Kuşkusuz müzik, insanoğlunun geliştirmiş olduğu sanatların en ilgincidir. Resim, şiir ya da heykeltıraşlığın aksine dünyayı temsil etmez. Bir akort hiçbir şey ifade etmediği gibi bir melodinin de hiçbir anlamı yoktur.
Müzik, özünde sadece matematiktir - yani, frekansları fiziksel kurallara göre üst üste binen, hesaplanabilir hava titreşimleri. Ve buna rağmen matematiğin duygulara dönüşmesi gibi bir mucize gerçekleşir!
Müzik derinden etkileyebilir. Hiçbir insan müziğin büyüsüne karşı bağışık değildir. Seslerin birbirini izlemesi ne kadar anlamsız olursa olsun hiçbir kültür müzikten yoksun değildir. Endonezyalıların Gamelan müziği olsun, Sibirya'daki Tuva göçerlerinin çift tonlu nakaratları ya da Maria Callas'ın sopranosu olsun: Müzik ahenkli, kışkırtıcı ve büyüleyicidir.
Peki ama bu nasıl mümkün oluyor? Etkili bir ritim niçin insanın tüm bedenine işliyor? Nasıl oluyor da bir akort, hüznü ve özlemi uyandırırken diğer bir akort insanı neşelendirebiliyor? Üflemeler, vurmalar ve öttürmeler ne işe yarıyor?
Ve müzik gerçekte ne kadar düzenli? Rakamlar ve sesler neden ilişkili? Ve insanoğlu ne zamandan beri müzik yapıyor?
Modern bilimlerin yöntemleriyle psikologlar, beyin araştırmacıları, matematikçiler ve müzik araştırmacıları şimdi bu fenomenin sebebini çözdüler. Görülen o ki müzik amaçsız bir boş zaman uğraşından öte bir çaba. Yeni bulgular müziğin, insan ve insanın yaşam biçimiyle ne kadar içi içe olduğunu göstermekte.
- Müzik, doğanın kültüre dönüşmüş hali. İçi boş bir kütüğün sesi, rüzgârın ıslığı, hatta düşen bir taşın çıkardığı ses bile insanoğlunun müziği ne şeklide algıladığını ve yorumladığını açıklıyor.
- Melodiler ve ritimler, üzüntü, sevinç ve özlemlerin işlenmesinden sorumlu beyin bölgelerini etkilemekte. Bu açıdan bakıldığında müziğin, duygu dünyasına giden kapıyı açtığı söylenebilir.
- İnsan beyni en başından itibaren müziğe göre programlanmıştır. Birkaç aylık bebekler bile ahenkli müziği ve kakafoniyi birbirinden ayırt edebilirler.
- Müziğin kökeni hayvanlar dünyasına kadar uzanır. İnsan ilk sözcüğü kullanmadan çok önce müzik, kültürün ilk ifade biçimiydi.
Seslerin Büyüsü
Müziğin Kilometre Taşları
Alman bilim adamları 1973 yılında Geissenkösterle kasabasındaki bir mağarada kuğu kemiğinden yapılmış 35 000 yıllık bir flüt buldular.
Neolitik dönemde delikli flüt, tek yüzeyli davul, Pan flütü, ksilofon ve ağız tamburası gibi aletler gelişti.
Tunç ve Demir Çağ'da ilk kez kanuna benzer bir çalgı ve zil üretildi.
M.S.3000'e ait kalıntılar Mezopotamya'da arp, rebap ve iki yüzlü davul gibi aletlerin kullanıldığını gösteriyor. Çin'de ise ilk bambu flütleri üretildi.
M.Ö.2000 Mısırlılar trompet ve çift gövdeli flüt çalmaya başladılar.
M.Ö.1000 Yunanlılar Önasya enstrümanlarını taklit ettiler. İsrail'de dini törenlerde müzik çalınmaya başlandı.
M.Ö.500 Pitagoras müzik entervallerinin matematikle ilişkisini keşfetti ve oktavları kullanmaya başlayarak ilk porteyi geliştirildi.
M.Ö. 300 Su basıncıyla çalışan bir tür org (hidrolis) bulundu.
M.S. 900. İlk çok sesli müzik denemeleri
M.S.1025 Guido von Arezzo ilk sistematik nota sistemini geliştirdi.
M.S.1150 Fransa'da trubadurlar moda oldu. Almanya'da ilk ortaçağ trubadurları çalınmaya başlandı.
1500 Oktavda on iki tonluk ayar bulundu.
1680 Antonio Stradivari ilk çellosunu üretti.
1700 İtalyan Bartolomeo Christofori ilk modern piyanoyu geliştirdi.
1708 Johann Sebastian Bach'ın ilk tarihli kantatı "Tanrı Kralımdır" icra edildi.
1764 Wolfgang Amadeus Mozart sekiz yaşında ilk senfonisini besteledi.
1814 Ludwig van Beethoven "Fidello" operasını tamamladı ve beş yıl sonra da sağır oldu.
1845 Richard Wagner'in "Tannhauser" adlı eseri çalındı.
1877 Thomas Alva Edison ilk şarkısını yazdı ("Mary had a little Lamb"); bir yıl sonra da ilk fonografının patentini aldı.
1925 Arnold Schönberg on iki tonlu müziği geliştirdi.
1958 Stereo için yeni bir standart bulundu.İlk Hi-Fi tertibatları piyasaya çıktı.
1979 Sony TPS-L2 Walkman'i ile müzik dinlencesine yeni bir soluk getirdi.
1982 ilk dijital CD satışa sunuldu.
1988 CD satışları ilk kez plak satışlarını geçti. Fraunhofer araştırmacıları, sesli verileri 10x sıkıştırabilen MP3 standardını geliştirdiler.
1998 İlk taşınabilir MP3 çalıcıları piyasaya çıktı.
Caz (Jazz) müziği her ne kadar 1880' lerde New Orleans'ta gelişmeye başladıysa da aslen kökeni Afrika' dır. Sömürgenin yaygın olduğu dönemlerde Amerika'ya getirilen siyahlar buraya kendi kültürel müziklerini de getirmişlerdir. Burada köle olarak çalışırken tarlalarda söyledikleri şarkılar cazın temeli olmuş ve 1920'lerin başında New York, Los Angeles ve Chicago'da yapılan kayıtlarla son şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici olmuştur. Bunlardan biri melodilerin ve akorların eşliğinde simgesel olarak özgürlüğe kavuşma çabalarıydı. Bu akım bugün doğaçlama olarak tanımladığımız olaya liderlik etmiştir. Bir diğeri ise, siyahi Amerikalıların yarattığı blues ve ragtime gibi müzik türleriydi.
Caz müziğinin neden ve nasıl Amerika'da ortaya çıktığını ve bu kadar farklı türde müziğin nasıl biraraya geldiğini anlayabilmek için, Afrikalıların kölelik Amerika'sındaki yaşamlarına göz atmamız gerekir. Afrikalı köleler Amerika'ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti. Ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı. Afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, Avrupa müziğinin neden Afrika kökenli Amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bazı köleler Avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. Onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. Böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti.
Caz Neden New Orleans'da Ortaya Çıktı?
King Oliver Creole Band
Fransızlar 1718 yılında New Orleans' a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında yüz kırk yedi siyah köle buraya getirildi. 1722 yılının başında New Orleans'ta kölelik tamamen yayılmamıştı, hala özgür siyahlar vardı. 1763 yılında Fransızlar Louisiana topraklarını İspanyollara hediye ettiler. Ancak 1769 yılına kadar İspanyolların kuralları bu topraklar üzerinde tam olarak geçerli olmadı. Daha sonrasında gelen İspanyol kurallarına rağmen, Fransızların dilleri ve gelenekleri hep ön plandaydı. 1801'de İspanyollar Louisiana'yı Fransızlara geri verdiler. Ancak İspanyolların koymuş olduğu kurallar, 1803' te Louisiana Amerika Birleşik Devletleri tarafından Fransızların elinden alınana kadar, geçerliliğini sürdürdü.
İspanyolların bu topraklar üzerindeki etkisi bazı sosyolojik örneklerde göze çarpıyor. Örneğin o yıllarda farklı etnik gruplardan insanların birbirleriyle evlenmeleri Louisiana'da çok sık gerçekleşen bir olaydır. Ayrıca İspanyol kuralları çok sayıda kölenin özgür kalmasını sağlamış, bu da özgür siyahların sayılarının artmasına neden olmuştur. 1800' lerin ortalarında siyah ve beyaz ırkın biraraya gelmesi, Avrupa ve Afrika geleneklerinin etkileşimlerine yol açmıştır. İki ırkın birleşmesinden oluşan bu yeni ırk Creole toplum olarak bilinir ve Creole'ler biraz Afrikalı biraz da Fransızdır.
New Orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. Mississippi Nehri'nin ağzının yakınında olan New Orleans Amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. Ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın heryerinden insanlar geliyordu ve New Orleans günden güne kozmopolitik bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. Bu kadar renkli bir yerin eğlence hayatı da çok renkliydi. New Orleans'ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. New Orleans' taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok iş imkanı doğuyordu. Bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu. Bu istek ve ihtiyaaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. Müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. Bu gelişmeler cazın ortaya çıkışında büyük rol oynadı.
Caz Orkestralarının/Bandolarının Kökeni
O yıllarda orkestralar açıkhavada yapılan birçok aktivitede (piknik, spor etkinlikleri, politik konuşmalar) çalıyorlardı. Dans etmek 19.yüzyılın en popüler aktivitesiydi. Dans için orkestralar etkinliklerin öncesinde müzik yapmaya başlarlardı. Bandolar bu tür aktiviteler için tercih ediliyorlardı. Bandolarda üflemeli çalgılar (kornet, trombon vb.) haricinde sadece davul ve ziller yer alıyordu. Kapalı salonlarda yapılan aktivitelerde büyük orkestralara ihtiyaç duyulmuyordu. Bu tür yerler için "string band" denilen topluluklar seçiliyordu. Bu topluluklarda, bandoların aksine üflemeli bir enstrüman yanında gitar keman bas ve piyano bulunuyor ve vurmalı çalgılar yer almıyordu.
Amerikan iç savaşından önce New Orleans'ta bu tarz orkestralar vardı ancak savaşla birlikte bu orkestraların sayıları arttı. New Orleans ve çevresinde otuza yakın orkestra vardı. Bu orkestralar askeri marşların ve yurtseverlikle ilgili şarkıların çalındığı konserler veriyorlardı. Bu dönemde, gerek Brass Band'lerin gerek te String Band'lerin varlığı New Orleans' ın orkestral gelenekleri için uyarıcı bir unsur olmuştur.
Ragtime
1800'lerin sonunda ragtime New Orleans'ta çok popülerdi. Rag kelimesi askeri marşların ve Afro-Amerikan banjo müziğinden alınmış ritimlerin birarada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir. Genellikle ragtime ilk olarak 1890'larda görülen, piyano için yazılmış müziklere verilen isimdir. Bu tarzın en önemli sanatçısı Scott Joplin'dir(1868-1917). Ragtime terimi sadece piyano için yazılan bir müzik olmanın dışında müziğe giriş devrini tanımlamakta da kullanılır. Örneğin, 1890-1920 yılları arasında New Orleans'ta ragtime piyanistlerinin yanısıra ragtime orkestraları, ragtime şarkıcıları ve banjo ile ragtime yapan müzisyenler vardı. Bugün caz müzisyeni olarak adlandırdığımız müzisyenlerin birçoğu, o zamanlar kendilerini ragtime müzisyeni olarak tanıtıyorlardı. Bu yüzden bazı müzikologlar ragtime'ın ilk caz stili olduğunu düşünürler. Tutucu görüşlere göre ise, ragtime bir caz stili değildir. Sadece biraz doğaçlama içerir ve cazın swing duygusundan oldukça uzaktır. Bununla beraber ragtime'ın cazın habercisi olduğunu söylemek kaçınılmazdır...
Cazın Dansla İlişkisi
Cazın New Orleans'ta çok popüler olan rag ve blues'dan türediği çok sıradan bir düşüncedir. 1905-1915 yılları arasında ortaya çıkan grupları caz grubu olarak kabul edersek, New Orleans'lı bandoların repertuarlarının çok az bir bölümü rag tarzındaydı ve on iki barlık blues parçaları beklenildiği kadar yaygın değildi. Diğer taraftan caz repertuarları hakkında mevcut olan düşüncelerimiz ilk caz müzisyenlerinin müziğini yansıtmamaktadır.
Bugün yapılan caz müziğinin aksine; cazın ilk dönemlerinde insanlar cazı dans etmek için tercih ediyorlardı, sadece dinlemek için değil. Bu müziğin vuruş formu ve ruhu dansçıların ilgisini çekiyordu. Erken caz dönemi müzisyenleri repertuarlarını dansçılara eşlik edecek şekilde düzenlerlerdi. Danstaki değişiklikler ve dansın genelde kazandığı popülerlik cazın evriminde çok etkili olmuştur.
Louisiana Beşlisi
Yirminci yüzyılın başlarında New Orleans'ta tören orkestraları ve dans orkestraları aynı müzisyenleri ve büyük ölçüde aynı repertuarları paylaşıyorlardı. Öyle ki geçitlerde çalan müzisyenler geçit bittikten hemen sonra dans salonuna giderler ve enstrümanlarını değiştirip burada müzik yapmaya devam ederlerdi. Salon dansçılarına eşlik eden bu gruplar keman, gitar, bas ve bir ya da iki nefesli çalgıdan meydana gelen orkestralardı. Dansçılara eşlik edebilmek için müzisyenler değişik kaynaklardan çıkan müzikleri biraraya getirirlerdi. Çoğu zaman zorlayıcı ritimlerde parçalar çalmaktan kaçınırlardı. Bu yaklaşımlar cazın özünü oluşturmuştur ve bu dönem müzisyenlerinin çalış şekli "caz ne çaldığın değil, nasıl çaldığındır" düşüncesine önderlik etmiştir. Diğer bir düşünceye göre ise; "caz, dansçılar için yazılan müzikten ortaya çıkarak büyüyen bir müziktir" şeklindedir. Peki dansçılar için yazılan ve sonra şekil değiştirerek cazın gelişimini sağlayan bu müzik neydi ? O dönem müzisyenlerinin yaptığı müzik bugün New Orleans Cazı olarak da bilinen Dixieland tarzıdır ve insanlar her ne kadar Dixieland tarzını beyaz orkestra müziği olarak ayırsalar da, bu tarzın cazın ortaya çıkışındaki etkisi asla gözardı edilemez.
Doğaçlama
Doğaçlama müziğin önemli bir unsurudur ve sadece şimdiki Avrupa müziğinde az kullanılmaktadır. Doğaçlama biraz Afrika müziği ama daha çok cazdan oluşur. Müzikologlar Afro-Amerikanların doğaçlama geleneklerini Afrika müziğinden aldıklarından çok emin değildirler. İlk önce müzik kültürlerindeki doğaçlamaya, yeni dünyaya katılan kölelerin ne gibi bir etkisi olduğunu düşünmek gerekir.Örneğin Gana'nın tipik davul yapısında baş davulcu işaret vermeden sorumludur. Onun çaldığı bölüm diğer müzisyenlerinkinden daha değişkendir, dolayısıyla bu doğaçlama olarak varsayılabilir. Madinka davul yapısında baş çalgıcının diğerlerine göre daha fazla doğaçlama yapma imkanı vardır fakat bütün grup üyeleri kendi bölümlerinde ufak tefek oynamalar yapabilirler. Bazı Afrika korolarında şarkıcılar koro liderinin kendi bölümlerinde değişik varyasyonlar yapmasına izin verirler. Bu perspektiften bakıldığında görülmesi gereken şudur; her nasılsa bu çalışmalar bugünkü caz içerisinde bulunan doğaçlamaya yakın değildir. Batı Afrika şarkılarında ve Afro-Amerikan Blues şarkılarında, kendi içinde gelişen doğaçlamalar çok çok detaylı melodi satılarının keşfedilmesiyle oluşmuyordu. Bunun yerine müzisyenler yaratıcılıklarını baştan sona kadar devam eden tek bir sesle, zamanla, perdeyle ve müziğin başındaki ve sonundaki tınıyla oynayarak ortaya koyuyorlardı.
Doğaçlama sırasında müzisyenler, melodilerin ritimleriyle oynarlar, vuruşlar biraz daha erken veya geç başlatılır veya vurulan bir nota bir kere yerine birden fazla çalınabilir. Benzeri şekilde bir nota başlatılır sonra yumuşatılır, sonra tekrar inanılmaz garip bir ses artışıyla yükseltilebilir. Bazen bütün cümleler ritmi belirginleştirmek için değişik şekillerde yerleştirilir. Bu "ritmik yerdeğiştirme" olarak bilinir. Bu teknikler -pop müzikten etkilenmiş olmasına rağmen- hala Afro-Amerikan kökenli ilahilerde kullanılmaktadır.
Amerikada cazın oluşmaya başladığı zamanlarda, Avrupa müzik geleneklerinde doğaçlama adına iyi gelişmeler oldu. Doğaçlamayla müziği süslemek 20. yüzyılın başlarında konserlerde çok kullanılan bir yoldu ve bu uzun süre pop müzik ve folklorik müzikte de kullanıldı. 1800'ler boyunca konser piyanistleri bislerde sık sık doğaçlama yaparlardı. Alman ve Fransız klavye stillerinde doğaçlamaya "Preluding" denir.
1923 yılının sonlarında müzisyenlerin doğaçlamadaki yaratıcılıkları orkestranın programı tarafından yönlendiriliyordu. Bazı programlar konser sırasında spontane bir şekilde ortaya çıkardı. Bu programların iskeletleri genelde basılmış düzenlemelerden oluşurdu. İlk bakışta bu düzenlemelerde birçok bölümün birbirine uymadığı görülür. Trombonun kontür çizgileri, klarnetin obligatosu ve trompetin melodilerindeki varyasyonlar spontane bir şekilde çalınır. Bunlara eşlik eden diğer melodiler ise yine yaratıcı müzisyenler tarafından doğaçlanır ve çeşitlendirilir.
1920'lerin sonunda doğaçlamaya olan ilgi doğaçlamanın boyutunu arttırmış ve bugün bilinen cazda kullanılan doğaçlamaya yaklaşmasında etkin olmuştur.
Kullanılan Enstrümanlar
İlk caz grupları enstrümanlarını nereden buluyorlardı peki ? Avrupalı bandolar; trompet, trombon, klarnet, saksafon ve tubayı içeren orkestra modelini geliştirmişlerdi. 20. yüzyılın başında New Orleans'ta bando enstrümanları kullanan birçok siyah ve beyaz orkestra vardı. Bunlar parodiler, piknikler, danslar ve cenazeler için marşlar çalarlardı. Yeni dünyaya köle sağlayan Afrika bölgesinin trompet, klarnet ve saksafonu anımsatan aletleri yoktu.
Cazın Türleri
Caz müziği 100 yılı aşkın tarihi içinde çok farklı alttürler geliştirmiştir. Günümüzde de sürekli değişik açılımlara doğru giden caz müzisyenleri türlerarası geçişlere, kültürlerarası müzikal deneylere girişmektedir ancak ana hatları ile ve kronolojik olarak türleri ele almak istersek şöyle bir liste ile karşılaşırız:
Swing
Bebop
Cool Caz
Hard Bop
Free Caz
Caz Rock Fusion
Müzik bir çok türe ayrılmıştır. Hepsini birbirinden ayıran çok keskin çizgiler vardır. Kısaca müzik türleri;
Rock müzik
Rock müzisyeniRock, 20. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, genellikle elektro gitar, bas gitar ve bateri gibi enstrümanlarla beraber vokal melodi taşıyan popüler müzik formudur. Organ ve piyano gibi klavyeli enstrümanlara da rock'ta sıkça rastlanılabilir. Saksafon gibi üflemeli çalgılar rock'ın ilk hallerinde oldukça sık kullanılmış olsa da yeni rock türlerinde nadiren görülürler. Rock tanımı oldukça genel bir tanımdır ve de sınırları kesin bir şekilde belirlenmemiştir. Birçok türü vardır ama en tepede iki tür vardır. Bunlar hard rock ve nu-metal dır. Hard Rock; karanlık, sert ve geneli ölümü ya da kötü şeyleri anlatan tarzdır. Hard rockçılar siyahı benimsemişlerdir. Siyah onlar için vazgeçilmezdir. Kısaca siyah hard rock'ın rengidir diyebiliriz. Nu-Metal ise daha çok metal ve rap müziklerinin karışımından oluşmuştur.Nu-Metai'i metalden ayıran en büyük özellik diğer metal grupları kadar sert ve net şarkı sözleri bulunmaması ve zenginlik kaygısı içermeyen enstruman kullanımıdır. Hard rock'ın belirli müzik grupları: Van Halen, Deep Purple, Guns N' Roses. Nu-Metal'in belirli müzik grupları: Linkin Park, Korn, Limp Bizkit'dir.
Rock'ın oluşumunda rock and roll ve rockabilly gibi müzik türleri önemli rol oynamışlardır. İngiliz rock'ının 1960larda gelişmesiyle "rock müzik" tanımı yaygınlaşmıştır. "İngiliz Fethi" olarak adlandırılan bir akımla, bu müzik tarzı tekrar Amerika'da yayıldı ve hatırı sayılır bir etkiyle uluslararası bir fenomen haline geldi. Rock günümüzde birçok türü altında barındırarak oldukça yaygın olarak dinlenen bir müzik türü haline gelmiştir.
Buraya kadar yer alan bölüm rock müzik tarzı ile ilgili bölümdür. Rock müziği tür olarak ele aldığımızda bunlardan çok çok daha kapsamlı olgular çıkar karşımıza. Öncelikle Rock müzik Blues adlı müzik türünden doğrudan olarak etkilenmiştir. Onun için Blues felsefesini incelemeden rock müzik felsefesi incelenemez. Blues'u icad eden siyahlar, beyazlardan gördüğü zulm karşısında sitemlerini üstü kapalı bir şekilde belirtmişlerdir. Bunu gittikçe geliştiren blues sanatçıları bu sitemin üzerindeki örtüyü yavaş yavaş kaldırmaya, müziklerini de aynı şekilde daha açık hale getirmeye başlamışlardır. O dönemlerde müzik aleti alamadıkları ve beyazların askerlerine ait müzik aletlerini kullandıklarını unutmamalıyız. Yukarıda adı geçen üflemeli çalgılar bu dönemlerden gelen bir alışkanlıktır. Sözlerin ve müziğin sitemi yansıtması artık gittikçe isyan boyutuna girmeye başladı. İşte böyle bir dönemde rock adını duyurmaya başladı. Caz dan etkilenen Blues artık Rock'ı doğurmuştu. Müzikte elektro gitarın kullanılmasının en büyük sebebi ise distortion adı verilen ses efektinin kulakları tırmalayıcı tınısının isyanı ve acıyı en iyi şekilde yansıttığının düşünülmesidir. Müzik ve sözler gittikçe sertleşmeye başladı. Bu durum hardrock'ı ortaya çıkarttı. Müzik artık sadece siyahların acılarını ve sitemleri anlatan ulusal bir yapıdan, bütün dünyayı ilgilendiren sorunlara ve siyasete karılan evrensel bir yapıya yol almaya başladı.Devam eden günlerde rock müzik muhalif yanının gittikçe kaybolduğunu düşünenler heavy metal çağını başlattı. Heavy metal ise gerek müzik tarzı bakımından, gerekse düşünceleri bakımından yüzlerce türe ayrılmaya başladı.
Esas olarak hepsi aynı yöne giderken farklı yollara sapıldı, fakat hepsinin kaynağında rock, rock'ın kaynağında blues, blues'un kaynağında caz, caz'ın kaynağında klasik müzik vardır.
Progresif rock
Elektro gitar, akustik gitar, bas gitar, klaveye ve bateri gibi geleneksel rock enstrümanlarına ek olarak keman, hammond orgu, moog sentezleyici, perküsyon enstrümanları, üflemeli çalgılar ve benzeri bulunabilir.
Progresif rockta amaç 60'lar ve 70'ler boyunca derinlik yakalamak olmuştur. Parça, sürekli değişim göstermekte ve yinelemelerden kaçınılmaktadır, göreceli olarak daha uzundur ve virtüozite gerektirmektedir. Parça sürekli ilerlemektedir. Parçalarda vokalist olmasının yanında yalnızca enstürmental parçalarda bulunmaktadır.
Beatles'ın Magical Mystery Tour ya da Rolling Stones'un Beggars' Banquet albümleri tür için önemli başlangıç noktaları olarak ayılmaktadır. Wishbone Ash ise ikiz-gitarlarıyla, neredeyse hiç bir özel enstrüman kullanmadan pProgresif rock çalabilmiştir. Grup isimli ilk albümlerinden, Handy ve Phoenix gayet derin ve başarılı örneklerdir.
Art rock deneysel bir tür olan progresif rock ile ilgili olmakla beraber, klâsik müzik etkenleri taşımakta ve ortaçağ konuları da işleyebilmektedir. Progresif rock, daha cok Jazz'ın Fusion türüne kayan yapısıyla dikkat çeker.
Blues riffleri, her rock tarzında olduğu gibi egemendir. Captain Beefheart, Bluejeans and Moonbeams albümünde, bluesy riffleri kullanmıstır, garip konular işlemiştir ve kulağa sıradışı gelebilecek vokal tekniği kullanmıştır. Captain Beefheart daha çok Avantgarde tipi müziğine sayılır.
King Krimson'ın Starless and Bible Black albümündeki son parça olan Fracture, yavaş başlar ve hızlanır. Fracture, Robert Fripp'in ustalığını gözler önüne serer.
Led Zeppelin'in No Quarter albümü Mısır enstrümanlarıyla oryantal bir tat kazanır ve ilgi çeker. Led Zeppelin her ne kadar prog rock grubu değilse de, bu albümüyle (sadece Plant ve Page), prog'a göz kırpar. Stairway to Heaven şarkısı bu albümde olmasa da, o da bir örnek. Daha çok Kashmir göze batıyor ve sürekli değisim gösteriyor.
Rainbow'da Stargazer, ortaçağ hikâyesidir, geleneksel rock enstrümanlarıyla çalınır, 8 dakikaya yakındır. Deep Purple'ın Lazy, Space Truckin' parçaları, improvize çalınmaya yatkındır. In Japan albümlerinde aynı setin 3 ayrı CD'de toplanmasının nedeni de parçaların her çalınışında değişiklik göstermesinden kaynaklanmaktadır.
Grateful Dead'in Blues for Allah albümünde, segue'ler (parçadan parçaya kesintisiz geçişler) ilgi çekicidir. Her ne kadar Psychedelic'e kaymalar olsa da bu albümde prog rock esintileri vardır.
Allman Brothers Band, Live at Fillmore East albümlerinde In Memory of Elizabeth Reed olsun, Whipping Post olsun, prog'a dönmüşlerdir ve bunu da Southern rock grubu olarak başarmışlardır.
Bruce Springsteen bile Born to Run albümüyle prog'u denemiştir. Strawbs, Bursting at the Seams albümüyle, progressive folk'u başarıyla temsil eder.
Heavy Metal
Heavy Metal, agresif ritimler ve aşırı distorsiyonlu gitarlarla karakterize edilen Metal müzik türüdür.
Bu türün kökleri 1964 ve 1967 arasında blues ve rock türünü birleştirerek, daha çok gitar ve davul bazlı, bu türde müzik yapan grupların yarattığı Hard Rock'tır. Heavy Metal popülaritesini 80'lerde daha çok türün ortaya çıkmasıyla artırdı. Ticari amaçlı olmayan bu müzik türü, dünya üzerinde büyük bir dinleyici kitlesine sahiptir.
Bir çok türe ayrılmıştır. Hepsi de birbirinden farklıdır. Örneğin Progressive, Thrash, Death, Doom, Power, Aggressive, Gothic....
Kelt Müziği
Kelt müziği ya da Keltik müzik İskoçya, İrlanda, Galler, Asturias vs. gibi bölgelerde yaygın olan geleneksel bir müzik türüdür. Özellikle son yıllarda Dünya çapında dinleyici kitlesi bulmuştur. Kelt müziği, pentatonik bir müzik olup keman, gitar, arp, gayda ve flüt gibi çalgılar önemli yer tutar. Bayan vokale erkek vokalden daha sık rastlanır. Rahatlatıcı ve dinlendirici özelliğiyle tanınan bir müziktir.
Blues
ABD'de siyah müzisyenlerin kendi halk müziklerini modern enstrümanlarla icra etmeye başlamaları ile birlikte ortaya çıkmış, zamanla halkın bütün kesimlerine yayımış, içinden R&B, caz ve rock gibi başlı başına tarzlar çıkarmış müzik tarzı.
BLUES'UN KÖKLERİ
İlk Afrikalı köle kabilesi Amerika'nın Virginia eyaletinde, Jamestown'a 1619 yılında getirildi. Genellikle Batı Afrika'dan, Dahomey, Fulani, Arada gibi yerleşik, avcı olmayan, toplayıcı kabileler tercih ediliyordu. Sağ kalıp da Yeni Kıta'ya ulaşabilenler, gemi ambarlarına balık istifi doluşturulanların yarısından azdı. Bu tarihte Amerika'da beyaz köleler de mevcuttu. Amerika'daki yaşam koşulları beyazlar için de zordu, ama onların imkanlarını siyahlarla kıyaslamak da mümkün değildi. 1776'da ilan edilen Bağımsızlık Bildirgesi çerçevesinin içine -kadınlar ve Kızılderililerle birlikte- siyahlar da alınmadılar.
19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde köleler güney eyaletlerinde, pirinç ve pamuk tarlaları çevresine yoğunlaşmıştı. 1850'de ise 200 bin kadar özgür siyah vardı ve köleliğin kaldırılması için uğraşıyorlardı. Köleliğin kaldırılması Amerikan iç savaşı sonunda, 1865'e mümkün oldu. Yine de şiddet ve sömürü tam anlamıyla sona ermedi. Mülkiyet düzeninde, siyasal alanda, yaşam koşullarında herhangi bir değişiklik olmadı. Hatta siyahların evlerinin, mahallelerinin beyazların mekanlarından ayrılması yasayla sabit kılındı. Blues bu koşullarda doğdu.
Daha ilk kölelik günlerinden itibaren icra edilmeleri yasaklanan tribal törenler ve kabile alışkanlıkları, beyaz egemenlerin işine geldiği yerlerde, mesela çalışmayı rahatlattığı için tarlalarda nispeten serbest bırakılıyordu. Anadolu dahil pek çok coğrafyada ve folklorda rastlayabileceğimiz, Amerikan Blues'una Batı Afrika'dan geldiği düşünülen 'call and response' (çağrı-yanıt) gibi toplu atışmalar ya da kendi kendine ah çekmeler, ağıtlar, bağrışlar hoşgörülebiliyordu. Çoğunlukla tek cümlelik tekrarlar halinde kullanılan ilk blues şarkıları, bir arzuyu belirtiyor, bazen bir yakına halini alıyor, bazen de beyaz adamdan duyulan nefretin altını gizlice çiziyordu.
Siyahları kaba ve görgüsüz bulan beyazların bu müzikleri komik bulup eğlendikleri de oluyordu.kendilerine ait bir kültürü kalmayan, Avrupa kültürüyle karşılaşarak Hristiyanlaştırılmış siyahlar, kendilerine uygun görülen sessiz iş hayatına tamamen hapsolmak yerine, yeni dinlerini Afrika geleneklerinden de kopmayarak, adeta bir kabile ayini yaratarak yaşayabiliyorlardı.Siyahların söylediği ve beyazlar arasında da popülerleşen kilise ilahileri, geleneksel Blues'un temellerini arasına girecekti. "Jump-up" denilen ritmik dans şarkılarının yanında, yüzünü siyaha boyayıp sahnede siyah taklidi yaparak şarkı söyleyen beyazların "minstrel" geleneğini de blues kaynakları arasına dahil etmek gerekir.
Caz
Belkide en tanınmış Caz müzisyeni Louis ArmstrongCaz, ilk kez Lousiana, New Orleans'ta, 1900'ların başında gelişmeye başladı. Caz müziği, mavi notalar, senkop, swing, çoklu ritim, atışma, ve doğaçlama tekniklerini kullanır; Afrikalı amerikası ve batı müziği tekniklerinin harmanlanmasıdır. Bu müziğin dünya ile tanışması ise 1917 yılında Dixieland Jazz Band'in ilk plaklarının piyasaya çıkmasıyla olmuştur.
Kökeni Cazın kökeni Batı Afrika - ruhani törenler, blues ve ragtime - ve batı dünyası geleneklerinden - Avrupa ordu bandoları- gelir. 20. yüzyıl'ın başında oluşmasından sonra caz stilleri yayılmaya, müzik akımlarını etkilemeye başladı. Caz kelimesinin kökeninin o dönemin argosundan geldiği düşünülmektedir. Önerilen anlamlar enerjik, ruhani ve titreşimdir.
Cazın ilk yıllarında en çok beslendiği akım bluesdur. Blues, Amerika'ya gelen köle afrikalıların halk müziğiydi. Bu tür de afrikadaki geleneksel müzikten kaynaklanmıştır. Bu nedenle caz, pek çok caz müzisyeni için afrikalıların icat ettiği bir müziktir.
Ordu bandolarının müzik aletleri caz müziğinin en önemli enstrumanları olmaya başladı: nefesliler, üflemeliler ve vurmalı sazlar. Geneli alaylı olan zenci müzisyenler, kendi ufak gruplarını kurmaya başladırlar. Gezici olan ve cenazelerde çalan bu gruplar, müziğin kısa sürede çok fazla kişiye ulaşmasını sağladılar.
Savaş sonrasında açılan siyahlara özel okullar ve sivil topluluklar daha fazla eğitimli müzisyen yetişmesine olanak sağladılar. Lorenzo Tio ve Scott Joplin klasik Avrupa müzik eğitiminden geçen ilk caz müzisyenlerindendir. Eğitilmiş yetenekler, ürettiklerinin daha uzun ömürlü olmalarını sağlamış ve doğaçlama müziklerine katkıda bulunmuştur.
Klasik Müzik
Klasik batı müziği, genelde yüksek kültür seviyesi ile bağdaştırılan, halk müziklerinden net çizgilerle ayrılmış, Avrupa kökenli ve ağırlıklı müzik türüdür.
Klasik Batı Müziği Dönemleri Rönesans : 1450-1600 yılları arasında, enstrüman ağırlıklı ve çoklu seslerin kullanıldığı dönem : org, klavsen, arp en çok kullanılan çalgılar
Barok : 1600-1750 yılları arasında, karmaşık seslerin kullanıldığı, tekdüzelikten uzak, klavyeli çalgıların rağbet gördüğü dönem. Barok dönemin ünlü bestecileri Händel, Vivaldi ve Bach'tır.
Klasik : 1750-1820 yılları arasında, pekçok besteleme ve stil kuralının yerleştiği, arp ve klavsenin yerini piyanoya bıraktığı dönem. Dönemin ilk akla gelen bestecileri Mozart ve Haydn'dır.
Romantik : 1820-1901 yılları arasında müziğin kültürel hayata girdiği ve eğitim kurumlarının adımlarının atıldığı, melodi ve ritmin dikkate alındığı dönem. Beethoven, Weber , Schubert ve Rossini, Chopin, Liszt, Paganini Romantikler kuşağı olarak bilinir.
Modern : Klasik batı müziğinin değerlerinde kriz yaşandığı dönem. Debussy, Ravel, Mahler, Stravinski, Carl Orff, Prokofiev, Şostakoviç ve Gershwin döneme damgalarını vurmuşlardır.
Rhythm and Blues (diğer adıyla R&B veya RnB), jazz, rap , gospel ve blues karışımı, Afrika kökenli ABD'lilerin yaptığı müzik türüdür.
İlk kez müzikal terim olarak 1949'da Jerry Wexler tarafından Billboard dergisinde kullanılmıştır. Günümüzde R&B Müziği popüler bir müzik türüdür. Türkiye'de tarzın temsilcileri arasında Cihan Özdemir, Hepsi Grubu, Ege Çubukçu gibi isimler gösterilebilir. Dünya da ise Özellikle Latin Amerikalı siyahiler tarafından söylenmektedir. Michael Jackson, Destiny's Child, Beyoncé, Rihanna, R.Kelly, Keyshia Cole, Fergie, Black Eyed Peas, Usher, Justin Timberlake, P.Diddy,Missy Elliot,Cory Lee,Chris Brown ve daha bir çok sanatçı ve grup isimleri de R&B'nin dünyadaki temsilcileri arasındadır.
Rap
Kökeni 1970'lerin Getto Amerika'sına dayanan bir müzik türü.
Amerika'nın varoş bazı eyaletlerindeki çetelerin birbirlerini islah amaçla buldukları hiphop kültürünün müzik kolu olan Rap, müziğin temposuna uyarlanarak söylenen kafiyeli sözlerden oluşur. Hiphop kültürünün içindeki diğer elementler ise DJ'lik, Breakdance ve Graffiti'dir
Rap terimi 1979 yılında keşfedilen iki kayıt sayesinde hiphopla özdeşleşmiş gibi görünüyordu. Bunlardan ilki King Tim III (Personality Jock)'tu, ki bu şarkı hiphop'ın bilinen ilk kaydı olarak tarihe geçmiştir.
Rap,genellikle statükoyu hedef alan eleştirileri ile varolur.Rap sanatçılarının birbirini yermek için yazıp söyledikleri parçalara diss adı verilir.
Rap için tempo ve müzik uyumu çok önemlidir. Rap'i icra eden kişiye MC (Master of Ceremonies "Seremonilerin Efendisi" ya da Microphone Controller "Mikrofon'u Kontrol Eden") adı verilmektedir.
Kelime Anlamı ve Açılımı Rap'in Türkçedeki tam karşılığını 'Sert dille eleştirmek.' olarak kabul edebiliriz. Zaten Rap'in altında bulunduğu çatı Hiphop da böyle sebeplerden doğmuştur. RAP'in [R]hytm [a]nd [P]oem (Ritim ve Şiir ya da Ritmik Şiir),[R]ytmic [A]merican [P]oetry (Ritmik Amerikan Şiiri),Respect and Peace gibi açılımları olduğu sanılmaktadır,fakat bu bilgiler yanlıştır. Rap'in açılımı yoktur veya geçmişte kaybolmuştur.
Gerçekten de «yeni» bir geleneği yaratmayı başarmıştır bu müzik. Bugün de dünya müzik repertuarında ancak küçük bir yer kaplayan «çağdaş» müzik, yine de pek çok dünya bestecisini etkilemiş, genişletilmiş, değiştirilmiş, ama yüzyılımızın -Çağdaş- müziği olmuştur. Bu yeni geleneği, kendi kişilik ve üsluplarına göre en ileriye götüren besteciler, hiç kuşkusuz 2. Viyana Okulununun etkinliklerine büyük katkıda bulunmuş olan Alban Berg ve Anton Webern olmuştur.
Geniş bir dinleyici çevresi, 1885 ile 1935 arasında yaşayan Alban Berg'in yapıtlarını, Schönberg ve Webern'inkilerden çok daha rahat¬lıkla kabul edebilmişti. Schönberg'in Pierrot Lunaire'l ile Webern'in op. 10 Orkestra Parçaları, ile aynı zamanda dinletilen. Berg'in op.4 Altenberg Liedleri. meslektaşlarının yapıtları kadar aşın değildi. 12 Ses Müziğinin tematik yapısalcılığını geliştiren Berg, bu müziğe gerçek duygu ve anlatımı getirmişti. Schönberg'in aşırı yadırgatıcılığıyla açmış olduğu gediği tekrar kapamayı başarmıştı. Artık günümüzde Wozzeck ve Lulu operaları, Piyano Sonatı.
Keman Konçertosu, op. 5 Klarinet için 4 Parçası, op. 6 Orkestra Parçaları çoktandır dünya repertuarına girmiş parçalardır. Alban Berg'in Schönberg ve Webern kadar radikal yapıtı 1926'da yazdığı Yaylı Çalgılar için Lirik Suiti'dir. Bu yapıtta da Schönberg'in birçok yapıtlarındaki gibi, hiyeroglif sayılar ve harfler. 12 Ses Müziği'nin temelini oluşturur. 1935'in Keman Konçertosu'ndan, Berg'in Glasunow. Symanowsky ve Lalo'nun keman konçertolarını çok iyi bildiği anlaşılır. Alçak ve yüksek seslerin kullanımı, çeyrek seslerle 12 Ses'in ilişkileri ve sorunları, ritim oyunlarının üstün inceliği, ikinci bölümün sonunda bir Viyana halk şarkısından yararlanması bu konçertonun çekiciliğini oluşturan özelliklerdir.
Alban Berg, bu keman konçertosunu Alma Mahler'in mimar Gropius' tan olan duyarlı, sanatçı ruhlu kızı, Manon'a ithaf etmişti. Berg de Manon da 1935'te ölmüşler ve Konçertonun, son bölümü her ikisinin de «Requem-i olmuştu. Yaşamı boyunca Schönberg'e büyük sevgi, hayranlık ve özveri göstermiş olan Berg, ustasının birçok orkestra yapıtını piyano partisyonu haline getirerek, onları pekçok yerde dinletmiş, kendisi hakkında yazılar, kitaplar yazarak, yaşadığı sürece savunmuştur.
Alban Berg'in (1885-1935) Wozzeck'i ise ilk bakışta realist bir eser olarak görülürse de burada realizmin, yanı sıra başka akımların varlığı da fark edilir: ekspresyonizm ve sembolizm. Berg bu operasında, biz yoksul halk olarak belirttiği tüplüm içerisindeki ezilmiş ve haksızlığa uğramış insanları, asker Franz Wozzeck'i kullanarak temsil eder, insanın hakları ile ilgili bir toplumsal mesaj iletir. Ele aldığı Franz Wozzeck adındaki bir tek zavallı kişi aracılığı ile toplumun güçlüleri ve onla¬rın umursamazlıkları karşısında ezilen tüm zayıfların duru¬munu anlatır. Bu anlatışla gününün toplum düzenini eleştirir. Buna rahatlıkla itham eder de diyebiliriz.
Paul Rosenfeld, Wozzeck'i çok güzel tahlil ediyor
Çağımızın çok trajik insan tiplerinden birinin ruhsal kişiliğini ve dünyasını çok güzel ve açık bir şekilde ifade eden dramatik bir eser... Dram, yan gerçekçilikle, yan sembolik olarak, barış za¬manında bir Alman taşra garnizonundaki yoksul bir askerin felâketini anlatır; fakat dramdaki olayların yoksullukla, insanın vahşeti ve ahmaklığı ile olan ilişkisi, onu, sadece ufak adamın başından geçenlerin sembolü olarak değil, fakat maddi bir dünyadaki iyi fakat tam olgunluğa erişmemiş biçare kişilerin başların¬dan geçenlerin sembolü olarak geneli eştirir.
Baş karakter olan Franz Wozzeck sadece cehaletinden, yoksulluğundan ve sosyal mevkiinden ötürü zayıf değildir; hassas kafasının, yan gelişmiş bir bireyin kafası gibi olması da onun zayıflığının nedenlerindendir... Fakat yan gelişmiş kişiliği onu çevresindeki güçlülerden ge¬len hakaretler ve askerlik hizmetinin baskılan karşısında âciz durumda bırakır; bu hareketlere ve baskılara kendi kişiliğindeki zayıflık da eklenince, sezgileri kuşkuya dönüşür, sonunda da bir cinayet işler ve intihar eder.
Bu bunaltıcı yan-dış, yan-iç güçler, Brüchner tarafından, bir yüzbaşının, bir askeri doktorun ve bir bando şefinin karikatürleri olarak hiciv yoluyla temsil edilirler; öyle ki Wozzeck'in tüm ruhsal ve maddi çevresi garip, komik bir görüntüye bürünür. Yüzbaşının aracılığı ile, korku saçan tutucu ve dar görüşlü ahlakın gücünü; doktorun aracılığı ile, insana ve insan ruhuna ters düşen Maddeci Bilimin İnsancıllıkla bağdaş¬mayan soğukluğunu ve bando şefi aracılığıyla da, erkekteki hay¬vansal yanı görürüz. Tüm bu yan-gerçek ve yan-sembolik, ayrıca da yan-dış ve yan-iç güçler Wozzeck'i ezerler, alaya alırlar.
Adi bir kimse olan askeri doktor onun üzerinde deneyler yapar; Wozzeck bunlara katlanır, çünkü doktorun ona ödediği birkaç kuruş sevgilisine ve evlilik-dışı çocuğuna bakmasında ona yardımcı ol¬maktadır. Gerçekte Wozzeck'in yan terk ettiği sevgilisini bando şefi ayartır. Kendisi askeri doktor tarafından hırpalanan yüzbaşı ise, kötü niyetle, Wozzeck'in gözlerini entrikaya açar. Sevgilisini bir başkası ile paylaşma zorunluluğunun doğurduğu bu son haka¬ret karşısında zavallı asker kadım bıçaklar, kendisini de gölde boğar... Wozzeck, ezilen küçük adamın tek başına, fark edilme den, kendini duyurmadan yaşadığı, ıstırap çektiği ve öldüğü ka¬ranlık ve korkunç dünyayı ifade eder...
Georg Brüchner'in (1813-1837) yirmi altı sahneden meyda¬na gelen aynı isimli oyunundan, sahnelerden on beşi seçilerek ve üç perde halinde bir araya getirilerek oluşturulan Wozzeck operasında, Alban Berg, her sahneye ayırdığı müzikal formlar¬la, dramatik yönden olduğu kadar müzikal yönden de ilginç bir düzen kullanmıştır. Eserdeki sahnelerin konulan ile eserin dramatik ve müzikal düzenini bir tablo halinde şöyle özetleye¬biliriz.
Wozzeck'in konusu kısaca şudur: Er Wozzeck, yüzbaşının alaylarına katlanmak zorundadır, yüzbaşı papaz tarafından vaftiz edilmemiş bir çocuğu olduğunu bir kez daha hatırlatarak Wozzeck'in iyi fakat ahlak yönünden noksan bir insan olduğu¬nu söyler. "Bizler gibi yoksul insanlara para gerek..." der Wozzeck, "Ben bir lord olsaydım efendim ve ipekten bir şapka giyseydim ve bir saatimle bir de gözlüğüm olsaydı, o zaman ben de erdemli bir insan olurdum. Erdemli olmak gerçekten, güzel bir şey olmalı... Ben basit bir insanım.
Bu dünyada ve herhangi bir dünyada, bizim gibiler her zaman talihsizdirler. Öyle sanıyo¬rum ki bizler öteki dünyada da ancak gök gürlemesi yapıcıları oluruz." Tıpta yaratacağı devrimle ölümsüzleşmeyi uman as¬keri doktorun Wozzeck üzerinde yaptığı deneyler ve metresi ile evlilik dışı çocuğuna bakmak zorunda olan adamın doktordan aldığı birkaç kuruş için bunlara katlanması, onun sinirlerini daha da bozar. Hayaller görmeye, anlamsız şeyler konuşmaya başlar.<br /> <br />
Bu arada sevgilisi Marie de bando şefi ile işi pişirir. Onun hediye ettiği küpeleri kulağında gören Wozzeck'e onları sokakta bulduğunu söyler. "Bu gibi şeyleri, ikisi bir arada, ben bulamadım hiç." diyerek inanmadığını belirten Wozzeck yine de üzerinde durmaz ve doktordan aldığı parayı bırakarak gi¬der.<br /> <br />
Sokakta Wozzeck ile karşılaşan yüzbaşı ile doktor adamı alaya alarak hırpalarlar ve bando şefinin Marie ile olan ilişkisi¬ni yine insafsızca, alaylı bir şekilde ima ederler. Olabilir efendim, ben basit bir insan olabilirim; hiçbir şeyini yok bu dünya¬da, hiçbir şeyim efendim... Ve siz benimle alay ediyorsunuz..." diyen Wozzeck ardından birbirini tutmayan anlamsız sözler et¬meye başlar. Bu anlamsız konuşmasına devam ederek, bando şefini orada bulmak ümidi ile Marie'nin yanına gider. Wozzeck artık aklını oynatmaya başlamıştır.
Kadını itham ederek bir tokat atmak üzeredir ki, Küçükken buna babam bile cesaret edemezdi diyerek diklenen kadın onu kapının önünde bırakarak eve girer. Ardından bakakalan Wozzeck: ...Ah!... İnsan tıpkı bir uçurum!.. Kendi içine baktığı zaman insanın başı dönüyor... Düşüyorum... Tüm bu baskılara direnci kalmayan Wozzeck artık aklını yitirmiştir. Marie ile birlikte ormanda yürüdükleri bir gün yine dengesini kaybederek o kadar saçma şeyler söyler ki, korkarak kaçmak isteyen kadını yakalar ve bıçaklayarak öldürür. Sonra da gölün sulan içerisinde kendi canına kıyar.
Wozzeck boğulurken göl kenarından geçmekte olan yüzbaşı ile doktor, boğulmakta olan birinden geldiğini anladıkları sesleri duyarlarsa da etrafın tekin olmadığından ürkerek boğulan kimseyi kaderine terk edip kaçarlar. Son bir sahne daha vardır: Marie ile Wozzeck'in oğlu evin önünde oyuncak atı ile oynamaktadır. Sokaktaki öteki çocuklardan biri koşarak yanına gelir ve Hey! Annen öldü! der. Bu haberden hiç etkilenmeyen çocuk oyuncak atına binmeye devam eder "Hop! Hop! Hop! diye. Öteki çocuklar gölden çıkarılan cesedi görmeye koşarlar. Marie'nin çocuğu herkesin gittiğini görünce oyuncak atını bırakır ve arkalarından koşar. Burada çalınan perpetuum mobile, yaşam denen sonu gelmeyen anlamsız hareketi ifade eder.
Sovyetler Birliği'nde, Maksim Gorki'nin oluşturduğu Sosyalist Realizm deyimini benimseyen devlet 1930'lann ilk yıllarında sanatlara bir kez daha yön vermeyi amaçlayarak bu deyimin tüm sanatlarda ilke olarak kabul edilmesini önerdi. Sosyalist Realizm ilkesinin ileri sürdüğü başlıca şart, güzel sanatların halk kitleleri tarafından anlaşılır olması ve beğenilmesi, sonra da sosyalizmin gelişmesinde yardımcı olacak nitelikleri bulunmasıydı. Bu niteliklerin en başında da güçlü ve iyimser olmak geliyordu.
Halk ile ilgili ulusal ve ideolojik konuların işlenmesi ve bunların halkın anlayacağı şekilde ifade edilmesi isteniyordu. Bunun müzikal sanatlardaki anlamı, melodik ve kolay kavranabilir üslupta besteler yapmak oluyordu. Operaların ne şekilde yazılacağı da devlet tarafından belirtilmişti. Rus operası sosyalist konuları işleyecek, müzikal ifadesi realist olacak ve konunun içinde, kötümserliğin yerine iyimserliği aşılayacak olumlu bir kahraman bulunacaktı.
Devletin bu Sosyalist Realizm ilkesinin ilk habercisi Dimitri Şostakoviç'in Lady Macbeth of Mtzensk adındaki operası oldu. Komünist devrimini benimseyen bir aile çevresinde büyümüştü Şostakoviç. Sanatında da rejimin ifadeciliğini yapanlardan biri olarak yetişmişti. Gogol'un bir öyküsünden aktararak yazdığı ilk operası Burun'da, Çarlık Rusya'sındaki eski rejimi alaya almıştı.
Konusunu Nikolai Leskov'dan aldığı bu ikinci operasında da, bu kez zina ve cinayet gibi temalar aracılığıyla yine eski burjuva toplumunun eleştirisini yapıyordu. Operanın konusu kısaca şudur: Serflik zamanı Rusya'sında sıkıntılı bir kasabada yaşayan bir tüccarın kansı olan Katerina İsmailova, burada yaşamak zorunda kaldığı sıkıcı ve boş hayatın yarattığı çılgınlığın sonunda kocasının adamlarından biri ile sevişir. Durumu fark eden kayınpederini, sonra da kocasını öldürür. Yakalanarak hem o hem de sevgilisi Sibirya'ya sürülürler. Sürgünde aşığı başka bir kadın mahkûmla sevişince, Katerina bu kez da rakibim, sonra da kendini öldürür.
İlk kez 22 Ocak 1934'te Moskova'da büyük basan ile temsil edilen Lady Macbeth of Mtzensk bu başarısını ve popülerliğini iki yıl boyunca sürdürdü. Komünist parti tarafından 1936'da birdenbire saldırıya uğrayarak, konusunun düşüklüğü ve müziğinin formalist diskordant stili yüzünden rejime aykırı olmakla suçlandı. Müzik değil, karmakarışık bir şey. diye yazdı Pravda ve Şostakoviç'i melodik olmamakla suçladı, batının zararlı modernizminin aleti olarak niteledi. Tüm eleştirileri kabul eden Şostakoviç kendini düzelteceğine söz verdi ve gerçekten de ertesi yıl yazdığı Beşinci Senfonisinde bunu başardı.
Senfoninin partisyonuna şöyle yazdı: Bir Sovyet sanatçısının, haklı eleştiri karşısında verdiği pratik ve yaratıcı cevabı. Şostakoviç'in sansür edilen bu güzel operası 1963'e kadar bir daha sahnelenmedi Rusya'da. O yıl bazı değişikliklerle ve yeni bir isim altında, Katerina İsmailova olarak yemden canlandı¬rıldı.
Yüzyılın ortalarında Sovyetler Birliği dışında gerçekçilik, Wozzeck'te olduğu gibi, çağımızın konularından olan insan haklarıyla ilgili toplumsal mesaj iletmeyi amaçlayan eserlerde devam etti. Benjamin Britten'in Peter Grimes'i (1945) ile Luigi Dallapiccola'nın II. Prigioniero'su (1950), sonra da daha yakın çağımızda, Gian-Carlo Menotti'nin Konsolos'u (1950), Luigi Nono'nun Intolleranza 1960'ı (1961) ve Kryzstof Penderecki'nin Die Teufel von Loudun'u (1969) ile Peter Maxwell Davies'in Taverner'i bu operalara gösterebileceğimiz belli başlı ve tipik örneklerdir.
Özgürlük, II Prigioniero'nun ve Konsolos'un konularındaki ana temadır. Birincisi 17. yüzyılda İspanyol engizisyonunun yönetimi altındaki Hollanda'da geçer ve zulmün hâkim olduğu dünyada gerçek özgürlüğün olamayacağı gösterilir. Konsolos'ta da, Özgürlüklerin kısıtlandığı bir ülkede tutuklanma korkusu içerisinde yaşayan "Özgürlük âşığı" Jahn Sorel ve ailesi bir başka ülkeye kaçarak özgürlüğe kavuşmanın özlemi ve uğraşısı içerisinde yaşarlar. Vize almak için başvurulan yabancı ülke konsolosluğunun sekreterinin simgelediği, o ülkeye has bürokrasinin ağır işleyen mekanizması içerisinde Sorel'lerin özlemleri gerçekleşme fırsatı bulamaz, facialı sonuç vize işlemlerinin tamamlanmasından önce yetişir.
Tanım
Toplumların hayatından kaynaklanan duygu, düşünce ve zevklerini işleyerek dile getiren, ait oldukları toplumun kültürünü yansıtan sözlü ve sözsüz ezgilerdir.
Riemann'a Göre Halk Müziğinin Özellikleri
1.Ezgisi ve sözleri kimin tarafından yapıldığı belli olmayanlar
2.Çeşitli sebeplerden halk tarafından benimsenmiş ve halk şarkısı ifadesini taşıyanlar
3.Melodik ve armonik bünyesi kolayca anlaşılan ve popüler bir eda taşıyan ezgiler
Halk müziğinin Tanımları
BRENNE'e göre Halk tarafından benimsenen ve kulaktan kulağa verilmek suretiyle yayılan ezgiler.
PRATa göre Köylü ve halk arasından çıkıp, gelenek haline gelen ezgiler halk türküsüdür.
Sonuçta halk müziği anonimdir ve folkloriktir
Kökenleri
Türk halk müziğinin kökeninde türkü bulunur. Türke özgü anlamındadır.
Türkünün diğer halk şiirlerinden farkı ezgisinden gelir. Bir şiir ezgiyle söylendiğinde türkü haline gelir. Bu yüzden halk arasında ezgiyle söylenen bütün halk şiirleri türkü olarak görülmüştür. Bu durum kesin bir türkü biçimi saptamayı yada biçimden yola çıkarak türküyü öteki türlerden ayırmayı zorlaştırmaktadır.
Türk halk müziğinin kökleri Şamanlara kadar uzanır. Bu dönemde şiirler Şamanlık motifleri taşır ve törensel bir yapıları vardır.
Şamanlardan günümüze halk ozanları kalmıştır. Türklerin göçlerle yer değiştirmeleri ve gittikleri yerlerin kültürleriyle de karşılaşmaları ve bunlardan etkilenmeleri halk müziğini yeni boyutlara taşımıştır.
Mani, koşma, varsağı, semai, destan türkünün temellendiği halk şiiri türleridir.
Türküler Özeliklerine Göre Üç Grupta Toplanır
1.Ezgilerine Göre
A) Usullüler Genellikle oyun havalarıdır Konyada oturak Urfada kırık denen ezgiler.
B) Usulsüzler Uzun havalar bu gruba girer Bozlak hoyrat kayabaşı vs
2.Konularına Göre
İşlenen temalar göz önünde tutularak yapılan türkü sınıflandırmaları sınırlı kalmaktadır.
Ninniler ve çocuk türküleri doğa üzerine türküler aşk türküleri kahramanlık türküleri askerlik türküleri tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olayları anlatan türküler, gülünç olayları anlatan türküler, karşılıklı türküler, oyun türküleri, ölüm türküleri (ağıtlar)
3.Yapılarına Göre
Türküler 5'liden başlayarak 16'lıya kadar hece ölçüsünün her kalıbında vardır. Türkü sözden çok ezgiden etkilenir, yapısını belirleyen de ezgidir. Türkü ezgiye bağlı olarak biçimlenir.
Türkü hece ölçüsünü kullanır ama aruzla söylenmiş bazı nazım biçimleri de ezgilerinden dolayı türkü sayılmaktadır. Bunlar: divan, kalenderi, satranç....
Türkünün tanımı Sözlü halk geleneğinden oluşan çağdan çağa ve bölgeden bölgeye içerik ve biçim değişikliklerine uğrayan ama kural olarak her zaman bir ezgiye koşulmuş olarak söylenen şiirlerdir. Yani türküler anonimdir ve ezgiyle belirlenir.
Türkünün tek kaynağı sıradan insanın yani halkın özlemleridir.özlemin kim tarafından duyulduğu önemli olmadığı için türkü yakan adını vermez verse de düşer, zamanla halkın malı olur. Türkülerde toplumsal yan ağır basar. Halkın acısı, sevgisi, tutkuları ve özlemleri türkülerde yankı bulur.
Derleme Çalışmaları
1960'a kadar
1926 Cumhuriyet döneminde ilk defa Darü l-elhan halk müziği derlemelerine başladı.
1927-29 Bu yıllar arasında İstanbul Belediye Konservatuarı 850 türkü derledi.
1936 A. Saygun Macar besteci Bartok ile birlikte U.C. Erkin N.K. Akses ve Rıza Yalçının da katılımlarıyla 100'ü aşkın türkü derlediler. Plak ve ses kaydıyla arşivlediler. Bu çalışma Macaristanda yayınlandı.
1937 Radyonun kurulması H. Müziğini canlandırdı
1937-52 Bu yıllar arasında Ankara Devlet Konservatuarı 10.000i aşkın türkü derledi.
1950'lerin ortalarında çalışmalar tekdüzeleşti ve otantik öğeler zayıfladı.
1960lardan sonra
Ruhi SU çalışmalarıyla halk müziğine yeni bir yorum getirdi. Türkülerinde geleneksel kaynağa, söyleyişe bağlı kalarak bunu şan tekniğiyle kaynaştırdı, tonlamaya ağırlık verdi.
Bu dönemin toplumsal gelişmelerinden halk ozanları da etkilendiler ve geleneksel aşık müziğinin toplumsal içerikli türküler söylediler. Aşık Mahsuni buna bir örnektir. Geleneksel aşık müziğinin son temsilcisi olarak Aşık Veysel gösterilir.
1975den sonra Zülfü Livaneliyi görüyoruz. Bağlama düzeninde başka sazların kullanımında getirdiği yeni yorumlar ve orkestra sazlarının yanında bağlamayı da çalması halk müziğinde bir zenginleşmedir.
Bu gelişmelerden etkilenen gençler 1980den sonra türküleri değişik sazlarla söylemeye ve gruplar kurmaya başladılar. Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Grup Yorum vs....
1990larda ise halk müziğinin dinsel olan yanı da ortaya çıkmaya başladı. Arif Sağ, Musa Eroğlu ve Muhlis Akarsu gibi saz sanatçıları ve ozanlar bağlamayı farklı bir biçimde çalarak geleneksel alevi müziğini tanıttılar.
Bağlama
Halk müziğinin çalınmasında temel enstrüman bağlamadır. Bu aletin 2000 yıllık bir geçmişi vardır
Kopuz Bağlamanın ilk şekline verilen addır Bugün de Orta Asya topluluklarında kullanılmaktadır Kopuzu Dede Korkut'un icad ettiği söylenir.
Kopuzun bir velilik ve ululuk simgesi olarak güç verme toplulukları birleştirme, kötü ruhları kovma iyi ruhları çağırma, tedavi etme, haber ulaştırma gibi özellikleri vardır. Kopuz genel bir deneyim olarak birden fazla telli saz türünü kapsamaktadır. Elle veya yayla çalınır. Uzun ve saplı veya sapsız olanı vardır. Tekneleri deri ile kaplıdır. Perdesiz iki veya üç telli, telleri at kılı, koyun ve kurt bağırsağından yapılır.
Rebetiko'nun Kökenleri
Rebetikonun coğrafi bölgesi modern Yunanistan'dır. Bunun asıl taşıyıcıları özellikle alt tabakadan işsiz güçsüz insanlar ve rebetlerdir.hapishane ve tekkeler ( rebetlerin haşhaş içtikleri meyhaneler) ana çalgısı bağlama ve buzuki olan rebetikoların çalınıp söylendikleri başlıca yerlerdir. Müzikal açıdan bakılırsa bu şarkılar sanat açısından zayıftırlar. Sözlerinin ana teması rebetislerin dar sosyal çevreleriyle sınırlı kalmıştır. Bununla birlikte 19. yy sonunda başka bir müzik türü ortaya çıktı. Temel olarak Küçük Asya ve özellikle İstanbul ve İzmir kökenli Yunanistanın kent merkezlerinde Kafe Aman lar ortaya çıktı. Bunlar Yunan burjuvalarının gittiği müzikli kahvelerdi. Kafe Amanlarda çalınan müzik zengin ve sanatsaldı.
1922 yılı rebetikonun gelişmesinde ve yayılmasında dönüm noktasıdır. Bu tarih Yunanistanda Küçük Asya Felaketi diye anılacaktır. Genellikle Yunanistanın büyük kent merkezlerine kitleler halinde gelen büyük sığınmacı dalgası, ülkenin toplumsal ve kültürel gerçekliğinde önemli değişiklikler meydana getirdi. Yaşadığı çevreden ayrılmış Rumlar, yoksulluk ve işsizlikle karı kaşıya kaldılar ve rebetlerle aynı toplumsal yaşamı paylaştılar.
Çok sayıda sığınmacı kendi enstrüman ve müzikleriyle rebetlere katıldılar. Sığınmacı işadamları rebet müziğinin çalındığı kendi Kafe Amanlarını açtılar. Böylece, hapishane ve tekkelerin dar sınırlarından kurtulan rebet müziği daha geniş toplumsal çevrelerinin duygularını dile getirmeye başladı. Bu sırada, tarım toplumunun müziği olan Yunan Halk Müziği doyum noktasına ulaştı ve ülkenin kentsel gelişiminden sonra artık insanlarda bir duygu uyandırmadı. Bir boşluk vardı ve bu boşluk sığınmacılar ve rebetlerle dolduruldu.
E. Petrapoulos rebetikonun 3 gelişme dönemi olduğunu söyler
1. İzmir Dönemi (1922-1932) İzmir usulü Kafe Aman ların hüküm sürdüğü dönem
2. Rebetikonun yeraltına inmesiyle karakterize edilen klasik dönem(1942-1952)
3. Popüler dönem Rebetiko bu dönemde yer altı sendromundan kurtuluyor ve Yunanistanın ulusal müziği haline geliyor.
Tarihsel Geçmiş
Rebetiko müziğinin popüler folk yada sanatsal olması birçok faktörün sonucudur Doğuşu ve gelişimi tarihsel olaylar, toplumsal huzursuzluklar, kültürel etkileşimler, güçlü kişilikler tarafından etnik kaynaştırmayla belirlenmiştir. Bu yüzden bu müziğin tutarlı bir tanımını yapmak için Yunan ve Küçük Asyanın tarihine bir göz atmak gerekiyor.
Bu tarihsel sunumun başlangıç noktası İstanbul'un 1453'de Türkler tarafından düşürülmesidir. Bu tarihsel olayın en belirgin özelliği Helen ve Ortodoks Hıristiyanlığı olan Bizans İmparatorluğunun sonunu belirlemiş olmasıdır. Böylece kural koyucular Türk din ise İslam oldu. Osmanlı İmparatorluğu yapısı itibariyle birçok milleti içinde barındırıyordu. Rumlar, Ermeniler; Türkler, Slavlar, Arnavutlar vs...
Bu durum yaklaşık 400 yıl sürdü 1821'de Rumlar Türklere karşı isyan ettiler; uzun süren mücadelelerden sonra modern Yunanistan 1830da kuruldu Bununla birlikte yeni devletin durumu içindeki antitezleri sinirli bir biçimde sergileyen, oldukça karmaşık bir durumdaydı. Hapishaneler suçlularla ve politik mahkumlarla doluydu Nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan köylerin kentlere taşınmasıyla ülkenin toplumsal yapısında önemli değişiklikler meydana geldi. 20. yy başında Yunanistan yeni topraklar alarak yayılmaya başladı. ( Ege adaları Girit Makedonya, Trakya vs.) Tüm bunlarla birlikte Yunan tarihinin en önemli olayı Küçük Asya Felaketi denilen olaydır
Bunun kökeni, Megalo İdea denilen Bizansın başkenti İstanbulun yeniden alınmasını amaçlayan düşüncedir. Yunanistan bu panhelenik arzudan, batı Anadoluda yaşayan Rumların çokluğundan ve bağlaşıklarını destekleme isteklerinden dolayı İzmir kentine saldırdı, Türk- Yunan savaşı çıktı. Bu savaş, her iki tarafın nüfusunun karşılıklı olarak değiştirilmesini karara bağlayan bir uluslararası ant. ile bitti. Küçük Asya, Kafkaslar, Doğu Trakya ve başka birçok bölgeden gelen sığınmacı dalgası Yunanistan'ı vurdu. Sığınmacılar kendi gelenek, görenek ve kültürlerini getirdiler. Ancak açlık ve işsizlikle karşı karşıya kaldılar ve Yunanistan tarafından benimsenmeleri oldukça sert ve yavaş oldu.
Rebetis'Ler
Rebetiko, rebetisler tarafından çalınıp söylenen müziktir Rebetis terimi ayrı bir yaşam mantalitesi, davranışı, bakışı ve tarzı olan karakteristik bir erkek tipini tanımlıyor. ( rebetis: Asi, kural tanımayan.) karakteristik rebetis, toplum dışıdır, kurumsal güçlere meydan okur. Fakat onlara karşı militanca eylemlerde bulunmaz. Toplumsal geleneklerin dışında olduğu izlenimini verir, bununla birlikte yasadışı olmaktan kaçınır, yer altı dünyasıyla kendini özdeşleştirmez. Argo bir dil konuşur, her zaman silah taşır. Bir rebetis yoksul ve sıradandır. Egemen güçler onu outsider olarak tanımlar.
Rebetisler ilk büyük kent merkezlerinin doğuşuyla ortaya çıkmışlardır 1900 dolaylarında Gölge Oyunu karakterleri arasına eklendi.
Etki Ve Stil
Rebetiko çağdaş kent halk müziğinin bir biçimidir stili kendinden önce gelen müzikal formların etkisiyle biçimlenmiştir. Özellikle şunlar tarafından;
A. Yunan Halk Müziği Bizans'tan 1821 Yunan Devrimine kadar gelişen tarım düzeyindeki Yunan toplumunun ürünüdür. Bu tür, çağdaş Yunan devletinin kurulması ve büyük kent merkezlerinin gelişmesinden sonra inişe geçmiştir.
B. Doğu Halk Müziği ( Özellikle Arap ve Türk müziği) Ortadoğu limanlarıyla gelenlerin ve Küçük Asya Felaketi sığınmacılarının Yunanistana gelmesiyle.
C. Bizans İlahileri Yunan Ortodoks Kilisesinin ilahileri
D. Eptenissa Serenatları İyonya Denizi Adaları tarafından Yunanistana miras bırakılmıştır. Rebetikonun batı Avrupa tabanını oluşturur.
Rebetikonun gelişmesinin ilk on yılında İzmir stili hakimdir. Kafe Aman müziği ilk on yıl boyunca egemen durumdadır. Karakteristikleri; belli bir makamda uzun, feryat eden enstrümantal ve vokal doğaçlamalar, şehvet uyandırıcı kadın sesi, Türk göbek dansına benzer 4/4lük ölçüyle çalınan ve cinsel olarak tahrik edici çiftetelli tarzı hareketli bir danstır. Solo enstrüman melodisine oktav olarak çalan ikinci bir enstrüman eşlik eder. Kafe Aman'ların müzikal atmosferi apaçık Arap ve Türk etkisiyle güçlü bir oryantal havaya sahiptir. Çalgılar keman, lut, ud, santur idi.
Sonraki yirmi yılın özelliği Yunanistanın ürünü eski toplum dışıların rebetikosunun dönüşüdür. Buradaki ana çalgı buzuki, bağlama ve daha sonra da gitardır. Şarkıcı bir erkektir ve sesi metalik, ahenksiz, kulak tırmalayıcı ağır bir tonda olmalıdır. Fakat asla tatlı ve seksi olmaz. Müzikal stili düz ve ağırdır. Şarkı genellikle buzuki tarafından çalınan bir taksimle başlar. Taksim bir makamda yapılan doğaçlamadır. Şarkının stiline ve atmosferine dinleyici sokmak için bir giriş görevi görür. Ritmik karakteri serbesttir. Oldukça sık olarak taksim bağlamanın sürekli olarak çalınmasıyla sürer. Kısa bir taksim iki mısra arasında yapılır. Şarkının en çok kullanılan ölçüsü zeybek dansının ölçüsü 9/8dir.
Çalgılar
A. Lut Görünümü uzun boyunlu lutların bir karışımıydı. Uzun bir boynu ve geniş bir gövdesi vardı.
B. Ud Büyük armut biçimli bir gövde ve kısa ve geniş bir boyun. Ud genellikle Küçük Asya ve İstanbul Rumları tarafından çalınırdı.
C. Santuri Yamuk bir görünüm, iki paralel yanı boyunca bağlanmış metalik teller, hafif çekiç yardımıyla çalınır.
D. Keman Avrupa akordundan (G-D-A-E) farklı bir biçimde (G-D-A-D) olarak daha düşük bir tonda akort edilir.
E. Daha seyrek olarak arp, lir, flüt armonika
F. Tef dümbelek zil
Aksine tipik bir rebetiko orkestrası buzuki, bağlama ve gitardan oluşur. Temel solo çalgı olarak buzuki en önemli rolü oynar. Taksim onunla çalınır ve şarkıya söz aralarında eşlik eder. Bağlamanın rolü birkaç istisna dışında sadece eşlik etmektir. Ritim ve armoni öğesi olarak kullanılır. Gitar akort basılarak çalınır ve melodiyi destekler.
Buzuki
Telli bir çalgıdır ve uzun boyunlu lut ailesine aittir. Benzer görünümlü çalgılar prehelenik uygarlıklarda bulunabilir. Eski Yunanistan da aynı enstrüman panduri olarak bilinirdi. Bizans döneminde tambura adı verilirdi. Tambura, rebetler tarafından kullanılan buzuki ile aynı morfolojik özellikleri taşır. Türk sazı buzuki ile aynı aileye aittir.<
Bağlama
Küçük buzukidir. 40-60 cm.den daha uzun olamaz. Müzik aletlerinin ve şarkı söylenmenin yasaklanmasından itibaren kolayca saklanabilmesinde dolayı mahpusların tercih ettiği çalgı oldu. Bağlamanın akoru buzukiden bir oktav yüksek yapı