İnsanın dini özelliklerini yazınız
İbadet ve temizliki ilişkisini açklayınız
Hz muhammet a.s doğduğu ortamı açıklayınız
hz muhammed a.s doğumun ve çocukluğunu çıklayınız
Arkdaşlar bana bu knouda yardım edermisiniz bunlar bnm yazılı sorualrın ısa ve öz olmasını istiyorum yardım edebilirmisiiz
Dini yaşamaya başlayan insanın Allah'ın emirlerini uygulamak, ibadetlerini yerine getirmek dışında kendinde yapacağı en önemli değişiklik daima vicdanına uyarak güzel ahlaklı yaşaması olacaktır. Her insanın dini tanımadan önce alıştığı bir karakteri ve bir yaşam şekli olabilir. Ancak dini yaşamaya başladığında iyi olan huylarını Allah'ın rızası için devam ettirmeli, Kuran'a uymayan yönlerini ise derhal terkederek Kuran ahlakını benimsemelidir. Müminlerin arasında ayrı dünya görüşleri veya yaşam şekilleri, farklı bakış açıları olmaz. Tek kıstas Kuran'dır ve örnek alınacak kişiler de Allah'ın Kuran'da örnek olarak gösterdiği elçiler ve salih müminlerdir.
Allah'ın verdiği tüm nimetlere şükretmek önemli bir ibadettir. Ancak sözlü olarak şükretmenin yanında, Allah'ın verdiği nimetleri Allah'ın hoşnut olacağı şekilde, israf etmeden, hayır ve güzellik için kullanmak da fiili bir şükür olacaktır. Ayrıca insanın Allah'tan gelecek herşeye muhtaç olduğunu bilmesi, sahip olduğu hiçbir şeyin kendisine ait olmadığını, Allah tarafından kendisine verildiğini unutmaması ve bunlar için sürekli şükretmesi gerekir. Kuran'da şöyle bildirilir:
Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114)
Bu, birçok insanın yanılgıya düştüğü son derece samimiyetsiz bir düşüncedir. Allah tüm kalpleri, kalplerdeki gizlinin gizlisini bilir. Allah ancak yaptığından samimi olarak pişmanlık duyan ve tavrını kesin olarak düzelten kişinin tevbesini kabul edeceğini bildirmiştir. "Nasıl olsa Allah beni bağışlar" diyerek günaha girenler ahirette her yaptıklarından dolayı sorgulanacaklar ve bir karşılık göreceklerdir.
Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 18)
Bir insan uyarılmadan önce din konusunda bilgisiz sayılır, neyin doğru neyin yanlış olduğunu gerçek anlamda bilemez. Bu nedenle bir daha aynı günahlara ve hatalara dönmemek üzere tevbe edip Allah'tan bağışlanma dilerse, herhangi bir sorumluluğu kalmayacaktır. Allah katında önemli olan hatalarda ve günahlarda ısrarcı davranmamaktır. Allah inananlara bunu Kuran'da şöyle müjdelemiştir:
İman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Suresi, 7)
Allah tüm insanları İslam Dini'ni yaşamakla sorumlu kılmıştır. Dinin varlığından haberdar olan her insan, ahirette Kuran'a uyup uymadığından sorulacaktır. Bu yüzden Allah'ın dinini yaşayan insanların, dinin emrettiği güzel ahlakı diğer insanlara da anlatması, onları doğru olana çağırması, insanlara iyiliği tavsiye etmesi ve onları kötülüklerden uzaklaştırması gerekir. Allah Kuran'da insanlara şöyle emretmiştir:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Ali İmran Suresi, 104)
Akıl, sadece müminlerin sahip olduğu önemli bir özelliktir. Ancak toplumda bilinen akıl kavramı ile dinin sunduğu akıl birbirinden çok farklıdır. Kuran'da söz edilen akıl, zekadan tamamen farklı bir kavramdır. Zeka bir insanın biyolojik olarak sahip olduğu beyin kapasitesidir. Zeka ne artar, ne azalır. Akıl ise Allah'tan korkup sakınan takva sahibi müminlere Allah katından büyük bir nimet olarak verilir. Ve insanın takvası ölçüsünde sahip olduğu akıl seviyesi de artar.
Akıl sahibi insanın en belirgin özellikleri, Allah'tan korkup sakınması, daima vicdanına uyması, her olayı, gördüğü herşeyi Kuran'a göre değerlendirmesi ve her an Allah'ın rızasını aramasıdır. Bir insan dünyanın en zeki, en bilgili, en kültürlü insanı dahi olsa eğer bu özelliklere sahip değilse "aklı" olmayacaktır ve birçok gerçeği göremeyecek, kavrama yeteneğinden yoksun kalacaktır. Allah akılsızlığın nasıl bir bela olduğunu şöyle bildirmiştir:
Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)
Akıl sahibi insan aynı zamanda ileri görüşlüdür, her zaman yerinde ve isabetli kararlar verir, daima olayların özünü kavrayabilir, iç yüzünü görebilir.
Resulullah Efendimiz (sav)ümmetin sağlığına ve temizliğine büyük önem vermiştir. Sağlıklı bir kişinin, kendisine dikkat etmeden sağlığı bozulan kişiden üstün olduğunu söylemiştir. Bir hadiste "bileği kuvvetli olan zayıf olandan daha hayırlıdır"(Müslim) buyuruluyor.
Kuran'da Hz. Yahya (a.s.)'yı anlatılırken şöyle buyuruluyor:
"Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik(de verdik). O, çok takva sahibi biriydi." (Meryem Suresi, 13)
Yemek yemeden evvel ve yedikten sonra ellerin yıkanmasını tavsiye etmesi, abdest konusundaki titizliği, vücud temizliği konusundaki hadisler peygamberimizin sağlık ve temizliğe verdiği önemi en iyi şekilde açıklamaktadır.
Kuran'da ibadet edilen yerlerin ve ibadet edenin temizliği üzerinde özellikle durulmuştur. İbadetler kirli bir vücut ve kirli elbiselerle yapılamayacağına göre müminler temizlik konusunda titizlikle durmaları gerekir. Bir hadiste "temizlik imanın yarısıdır"(Müslim) buyurulmuştur. Bu yüzden diğer imani ve itikadi konular kadar temizlik konusunda oldukça önemli bir konudur.
Namaz abdesti için Peygamberimizin bazı tavsiyeleri vardır. Eğer bunlara dikkat edersek günlük temizliğimizin büyük bir kısmını yerine getirmiş oluruz.
"Muhakkak ümmetimin kıyamet gününde abdest nurlarından yüzleri, el ve ayakları parlak olarak çağırılırlar. Yüzünün parlaklığını arttırmak isteyen kimse elinden geldiği kadar abdest alsın." (Buhari-Müslim)
Hz. Muhammed'in abdest konusunda bazı tavsiyeleri vardır. Abdestin sünnetleri başlığı altında toplanan bu tavsiyeleri sekiz tanedir:
Ebu Hureyre'den nakille sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Eğer ümmetimin üzerine zahmet vermeyecek olsaydım, her namazda misvak kullanmalarını emrederdim."(Müslim)
4) Sakal ve parmak aralarını yıkamak: Müstevrid-ibnu şeddat
"Resulullah'ı gördüm. Abdest aldığı zaman sakalını ve parmak aralarını hilalliyordu." (Tirmizi, Ebu Davud)
5) Kulakları meshetmek: Rebi Bintu Mu'arız:
"Resulullah abdest aldı bu esnada elini kulaklarının hücresine soktu." (Ebu Davud)
6) Abdesti tam almak:
Ebu Hureyre: "Peygamber abdest aldı, yüzünü yıkadı, ellerini yıkadı, neredeyse omzuna kadar yıkıyordu. Sonra ayaklarını yıkadı bacaklarına kadar yükseldi."(Buhari)
7) Suyu israf etmemek:
Sa'd abdest alırken Hz. Peygamber geldi. "Bu israfın ne diye müdahale etti."Sa'd "abdestte israf olur mu"diye sordu. Resulullah "evet bir nehir kenarında olsanız da"diye cevap verdi.
Hastalıklarda tavsiyede bulunurken ilk önce tabiplere öncelik verirdi. Konu hakkında bilgisi olsa bile ilk önce bir doktora götürülmesinin daha yararlı olacağını söylerdi.
Resulullah zamanında bir insanın yarası açılmıştı. Adam, Enramoğullarından iki kişi çağırdı. Resulullah: "Hanginiz en iyi doktor?"diye sordu. Adamlardan biri dedi ki: "Tıpta deva var mı ey Allah'ın elçisi?"Resulullah onlara şu cevabı verdi: "Derdi indiren devasını da indirmiştir."(Muvatta)
Ebu Derda Resulullah Efendimizden şöyle işittiğini rivayet etmiştir: "Allah, hastalık ve şifayı yeryüzüne beraber gönderdi ve her hastalık için bir şifa görevlendirdi. Şu halde tıbbi yoldan tedavi ol; fakat haram şeylerden sakın."
Peygamberimiz (sav)her hastalığın çaresi olduğunu ve insanların tedavi yollarını aramaları gerektiğini tavsiye etmiştir.
"Allah hastalığı da ilacı da indirmiştir ve her hastalığa bir ilaç varetmiştir. Öyleyse tedavi olun ancak haram olan şeylerle tedavi olmayın." (Ebu davud)
"Allah ne hastalık indirmişse onun devasını da indirmiştir. Tek bir hastalığın ilacı yoktur o da ihtiyarlıktır." (İbn-i Mace, Müslim)
"Ey insanlar tedavi olun. Allah nerede bir hastalık yaratmışsa tedavi de yaratmıştır. Öyleyse tedavi yöntemlerini araştırın." (Buhari)
Peygamberimiz, "iki nimet vardır ki insanların çoğu onlarla aldanma içindedir. Bunlar sıhhat ve boş vakittir"(Buhari) buyurmuştur. Sağlıklı olmanın büyük nimet olduğunu hiç bir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Resulullah'ın (sav)dediği gibi boş vakit değerlendirilmediğinde ileride nasıl pişmanlık duyuluyorsa, sağlıklı olmanın ne kadar büyük nimet olduğu da ancak sağlığın kaybedilmesi durumunda anlaşılmaktadır.
Ebu Hureyre'den nakledilen bir hadisi şerifte Resulullah Efendimiz şöyle buyuruyor: "Eğer bir kimse bir ay süreyle her sabah bal yerse onda hiçbir ağır hastalık bulunmaz."
"Vücudu afiyette, ruhundan emin, bir günlük azığı olduğu halde sabahlayan, sanki dünya ona verilmiş gibidir." (Tirmizi)
"Allah'tan kesin bilgi ve afiyet isteyin. Bir kula kesin bilgi ve afiyetten daha iyisi verilmemiştir." (İbn-i Mace)
Peygamber Efendimiz bazı yiyeceklerin yenmesinde fayda görmüştür. Bunların başında Kuran'da da bahsi geçen baldır. Peygamberimizin yenmesini tavsiye ettiği şeyler şunlardır: "Her kim sabah kahvaltısında yedi hurma yerse ona ne zehir isabet eder ne de sihir."(Müslim)
"Mantar, Allah'ın Beni İsrail'e indirdiği madendir. Onun suyu da göze şifadır." (Müslim)
Peygamber, aile efradına katık sordu. Onlar da sirkeden başka katığımız yok dediler. Sirkeyi istedi ve onunla yemeğe başladı. Hem de, sirke ne güzel katıktır, sirke ne güzel katıktır diyordu.
"Bir adam Resulullah'a gelerek kardeşimin midesi bozuldu dedi. O da kardeşine bal içir buyurdu." (Müslim)
Resulullah Efendimiz (sav)ümmetin sağlığına ve temizliğine büyük önem vermiştir. Sağlıklı bir kişinin, kendisine dikkat etmeden sağlığı bozulan kişiden üstün olduğunu söylemiştir. Bir hadiste "bileği kuvvetli olan zayıf olandan daha hayırlıdır"(Müslim) buyuruluyor.
Kuran'da Hz. Yahya (a.s.)'yı anlatılırken şöyle buyuruluyor:
"Katımızdan ona bir sevgi duyarlılığı ve temizlik(de verdik). O, çok takva sahibi biriydi." (Meryem Suresi, 13)
Bu bahse de kısaca temas etmek isterim. Her şeyden önce şunu bilelim ki, bizim Peygamberimiz de diğer Peygamberler gibi fennî hakikatleri talim için gönderilmiş değildir. Bunlar peygamberlerin vazifelerinden vahye bağlı olmayıp akılla bulunur ve bilinir şeylerdir.
İlim ve fen âletlerin yardımiyle, tecrübe ve müşahedeye dayanarak yapılır. Bunlar nübüvvet meselelerinden değildir. Peygamberlerin vazifesi kimyagerlik ve makinistlik olamaz.
İşte bundan dolayı Kur'an-ı Kerim bir fen mecmuası değildir. Vahiy, akıl ile bilinemiyecek hususları bildirir. Din, halkı irşad ve Hakka hidayet içindir. Bizi tabiattan değil, tabiatın mâverasından haberdar eder. İlâhiyât, nebeviyât(83) gibi semiyâta başkasından işitmeye dayanan şeyleri bildirir. Salâh ve felâha ulaştırmak için Kur'an tabiat ilimlerinden söz açarak, Halika delâleti itibariyle kâinattan bahseder. Kâinattan bahsetmek asıl maksat, âyetin mâsika lehi değildir. İşaret ve remz yoliyle müsbet ilimleri de anlatır. Kâinattaki hâdiselere işaret eder.
İşte bu itibarla Kur'an'da ilim ve fenden bahis vardır, deriz.
Hele şu muhakkaktır ki, Kur'an fenne, müsbet ilimlere karşı asla vaziyet almaz, Kur'an'a aykırı hiçbir fennî hakikat yoktur ve olamaz. Kur'an ilme teşvik eder.
Bu hususta Hamdi Yazır tefsirinde diyor ki:
"Yine itiraf etmek lâzım gelir ki fünunun tecrübe sahasındaki keşfiyat ve tatbikatı ilerledikçe bunlar Kur'an'ın mazmunlarına aykırı gitmemiş, bilâkis bir çok âyetlerin daha iyi vuzuh ile anlaşılmasına hizmet eylemiştir. Eski heyet nazariyeleriyle yeni heyet nazariyeleri Kur'an bakımından mukayese edildiği zaman eski heyete nazaran tevile sapılması lâzım gibi görünen nice âyetleri yeni heyete nazaran tevile gidilmeksizin zahirî veçhile anlamak daha ziyade sühulet kesbetmiştir.'' (84)
Yine aynı müfessir "Kur'an'ın kâinat hakkındaki tenviratı asr-ı hazır heyet fikrinden çok yüksek" olduğunu söylüyor.(85)
Kur'an'ın kurduğu yüksek esaslardan biri de kâinata nazar, mahlûkatı teemmül, hilkati tefekkürdür.
Bu ne ulvi bir şeydir: "Ve Yetefekkirûne fi Halkıssemâvâti Vel-Ard." Bu tefekkür yoliyle Ulu Yaradana ulaşarak "Rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ" diye iykanla Allaha niyaz etmek, kâinatın bedayii sun'ı karşısında hayran kalıp Hâlikın kudreti önünde tebcil, tekbir ve tazim ile eğilmek.
İşte kâinatı tefekkür Allaha götürür. "Tefekkür gibi ibadet yoktur." Onun için bir çok âyetlerde kâinata bakıp ondaki ibret levhalarını süzmek, gözden geçirmek tavsiye olunur. Şu âyeti beraber okuyalım:
ان في خلق السموات والأرض...... لايات لأولي الألباب
"Hiç şüphesiz ki, göklerin ve yerin yaradılışında; gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allahın yukarıdan yağmur suyu indirip de onunla arzı ölmüşken diriltmesinde, yer üzerinde debelenen hayvanatı yaymasında, rüzgârları değiştirmesinde, gök ile yer arasında müsahhar bulutlarda, şüphesiz bunlarda da akıllı olan bir kavim için elbette âyetler vardır. "(Bakara Sûresi)
İnsan bu âyeti gördükten sonra Kur'an'ın aleyhinde nasıl bulunabilir?
Ulûmu Kevniyyeden varlıkta olanlardan bahsetmekten maksat kudreti kâinatı saran Allah'ın azametini göstermektir. Kâinatta Allahın halkettiklerinden, uçsuz bucaksız âlemlerden, bilip bilemediğimiz şeylerden, ay, güneş, gece, gündüz, yeryüzüne serpilen çeşit çeşit hayvan ve nebatlar, gökler ve ziynetleri olan yıldızlardan, başları göklere yükselen dağlardan, dağlar gibi gemilerin yüzdüğü denizlerden, binek olarak kullandığımız hayvanlardan, rüzgârlardan, yağmurdan, rüzgârın önünde sürüklenen bulutlardan, şimşekten, şırıl şırıl akan nehirlerden, bize müsahhar olan her şeyden ve her şeyden bahis vardır.
Bu kâinattaki şeylerin hepsi insan oğluna faydalanmak için yaratılmış ve ona müsahhar kılınmış. Bunlara bakıp incelemeyi, düşünmeyi, ibret almayı tavsiye eder. Böylelikle aklını kullanarak işletsin, yeni yeni şeyler bulsun, kolaylıklar icad etsin. Âyetlerin hepsinin sonunda bakın ne deniyor:
"Bunda aklını kullanan bir kavim için âyetler, ibretler vardır.''
Aynı mâna şu âyetlerde de tekrarlanıyor:
ان في ذلك لا يات لقوم يعلمون :Bilenler"
ان في ذلك لايات لقوم يتفكرون Düşünenler"
ان في ذلك لا يات لقوم يفقهون : Anlayanlar"
ان في ذلك لا يات لقوم يتذكرونHatırlayanlar"
ان في ذلك لا يا ت لقوم يوقنون İykan edenler"
ان في ذلك لا يات لقوم يئمنون İman edenler"
İşte böyle Kur'an: "Kâinata bakın!" diyerek gözü açar. Ondan faydalanmaya sevkeder. Aklı uyuşturmaz, parlatır. Düşündürür. Böylelikle ilim ve fenne, sanayie hazırlar.
"Biz Kur'an'ı sana her şeyi beyan için indirdik." (Nahl Sûresi: 89)
"Biz kitapta hiç bir şey eksik bırakmadık." (En'am Sûresi)
"Ne yaş, ne de kuru hiç bir şey yoktur ki her halde Kitabı Mübinde olmasın.''(En'am)
Âyetlerinin işareti veçhile işte bu gibi itibarlarla Kur'an'da bütün ilimler var demektir. Nasıl ki bir çekirdeğin ve tohumun içinde o nebatın bütün şekli mevcut ise Kur'an'da da bütün ilimlerin nüvesi vardır, İbni Mesud "Kur'an'da her şeye dair ilim indirilmiş ve her şey beyan olunmuş'' demiştir.
Bir Arap şairi derki:
"İlimlerin hepsi Kur'an'da vardır, fakat insanların anlayışlarında kusur var." Kur'an ilimlere esas itibariyle işaret etmiştir. Bazı misaller verelim:
Tabiatta her şeyin muayyen bir miktarı vardır. Bir kanun ve düstur dahilin-dedir. Hiç bir şey tesadüfe bağlı değildir. Muayyen kanun dairesinde olur.
انا كل شيئ خلقناهبقدر ''Biz herşeyi bir ölçüye göre yarattık.'' "İnna Külle Şey'in Halâknahu bi kader." Bu kanun değişmez.
فلن تجد لسنة اللهتبديلا "Felen tecide Lisun-netil-lâhi tebdilen" Sünnetullah
için değişmek yoktur. İlim her şeyin esasıdır. "Hiç bilenlerle bilmeyenler müsavi olur mu?", "Kör ile gören bir midir?" Akide delile dayanır. Bürhansız ve delilsiz bir şeye tâbi olmak yoktur. Bürhan yoksa iykan ve itmi'nan da yoktur. "Bilmediğin bir şeyin ardına düşme. Kulak, göz, kalb bunların hepsi ondan mes'ul olurlar." İşte Kur'an böyle esaslar kuruyor ve kâinata bakarak Hâlikın azamet ve kudretini düşünmeye akıl ve fikir sahiplerini, dâvet ediyor.
_______
(83) Nebeviyat: Peygamberler ve Peygamberlik hakkındaki bilgilerdir.
(84) M. Hamdi Yazır, Kur'an Dili, c. VII, s. 5195.
(85) Aynı Kaynak, c. I, s. 307