ben GhostCavalry'in kardesıyım arkadaslar bana kamu yönetimi 1. sınıf ders notları lazım bazı nedenlerden dolayı bu kendi konumla ilgilenemedim ve nette arastırdım bulamadım 7 dersim var bunların kısa ders notları lazımda yardım edermisiniz ilgilenen kişilere cok tesekkür ederım
1. İktisada Giriş
2. Hukuka Giriş
3. Genel Muhasebe
4. Davranış Bilimlerine Giriş
5. Genel İşletme
6. Temel Bilgi Teknolojileri
1.vizelere kadar olan olursa sevinirim emeğine çok teşekkürler kıss ben ghost
Milli Gelir Muhasebesi
Bir ekonomide üretilen mal ve hizmetlerin toplam değerinin belirlenmesi amacı ile geliştirilen GSMH kavramını tanımlamak ve temel özelliklerini açıklayabilmek
• Bir ülkede geliri oluşturan faaliyetlerin ölçülmesi milli gelir muhasebesi olarak bilinmektedir.
• Milli gelir hesapları ekonomik faaliyetlerin genel bir özetini sunmanın yanı sıra ülkedeki üretim, gelirler ve harcamalar arasındaki karşılıklı ilişkileri de göstermektedir.
• Milli gelir muhasebesi kapsamında hesaplanan temel kavram, ekonomide belirli bir dönemde üretilen tamamlanmış mal ve hizmetlerin piyasa değerini ifade eden gayrisafi milli hasıladır.
Üretimin değerinin hesaplamak için kullanılacak çeşitli yöntemleri açıklayabilmek
• Gayrisafi milli hasılanın hesaplanmasında yaratı-lan, kazanılan ve harcanan gelir cephelerinden yararlanılabilir.
• Gayrisafi milli hasıla belirli bir dönemde yaratılan tüm mal ve hizmetlerin parasal değerini ifade ettiği gibi, bu mal ve hizmetlerin üretimine katılan üretim faktörlerine ödenen ücret, faiz, kâr ve rant gelirleri toplamını da ifade eder.
• Öte yandan elde edilen gelirlerin bir şekilde harcandığı düşünülürse ekonomideki tüketim, yatırım ve kamu harcamaları ile net ihracat toplamının da yaratılan üretimin değerine eşit olması gerekir.
Üretimin değeri ile ilgili alternatif kavramları açıklayabilmek
• Gayrisafi milli hasıla üretim faaliyetleri sürecinde kullanılan makine, teçhizat ve binalardaki aşınma ve yıpranmayı göz önüne almaz.
• Amortisman denilen söz konusu aşınma ve yıpranmalar toplamının gayrisafi milli hasıladan düşülmesi ile elde edilen kavram safi milli hasıladır ve ülkenin net üretim gücünü göstermektedir.
• Safi milli hasıladan mal ve hizmet alımları sırasında ödenen dolaylı vergilerin düşülmesi suretiyle milli gelir adı verilen gelir kavramına ulaşılır.
• Ülkedeki kişilerin ne kadarlık gayrisafi gelir elde ettiklerini gösteren kişisel gelir kavramı ise milli gelirden dağıtılmayan şirket karları ve sosyal güvenlik kurumlarına yapılan prim ödemelerinin düşülmesi, kamu ve özel sektör tarafından yapılan transfer ödemelerinin eklenmesi ile hesaplanmaktadır.
• Kişilerin eline geçen net geliri gösteren ve kişisel gelirden dolaysız vergilerin düşülmesi ile hesaplanan gelir kavramı ise kullanılabilir gelir olarak adlandırılmaktadır.
Fiyat değişmelerinin üretimin değeri üzerinde nasıl etkili olduğunu ve bunun nasıl giderilebileceğini açıklayabilmek
• Gayrisafi milli hasıla piyasa fiyatları ile ölçüldüğü için, üretim miktarındaki değişmelerin yanında fiyat değişmelerini de yansıtır.
• Nominal gayrisafi milli hasıla denilen cari fiyatlarla ölçülen bu değerden fiyat değişikliklerinin etkisini giderebilmek için oluşturulan fiyat indeksleri kullanılır. Böylece gayrisafi milli hasıla baz olarak kabul edilen belirli bir yılın fiyatları ile ifade edilir ve zaman içerisinde fiyatlarda meydana gelen değişmelerin etkisi giderilmiş olur.
Belirli bir yılın fiyatları ile ifade edilmesi halinde elde edilen değer reel gayrisafi milli hasıla veya sabit fiyatlarla gayrisafi milli hasıla olarak bilinmektedir. Üretimin değerini ölçmek için günümüzde kullanılan yöntemlerin taşıdığı eksiklikleri açıklayabilmek
• Ülkedeki üretimin değerini göstermesinin yanında, gayrisafi milli hasıla kavramının kullanımında bazı kısıtlar söz konusudur. Örneğin gayrisafi milli hası- la değeri, bunun kaç kişilik bir nüfusla yaratıldığı konusunda bir bilgi vermemekte, dinlenmeye ayrılan zamanı hesaba katmamakta, üretilen malların kalitesindeki iyileşmeleri göz önüne almamakta, üretim faaliyetleri sonucu çevreye verilen zararı göz ardı etmekte, üretimin bileşimi ve dağılımı hakkında bir bilgi sunamamakta ve ülkedeki kayıt dışı ekonomik faaliyetleri kapsam dışında bırakmaktadır.
Milli Hasılanın Belirlenmesi
Tüketim harcamalarını ve tasarrufları belirleyen faktörleri açıklayabilmek
• Vergilerin olmadığı bir ortamda tüketim ve tasarruf harcamalarının toplamı gelire eşit olacaktır. Belirli bir dönemde yapılacak tüketim harcamalarını belirleyen temel faktör gelirdir.
• Gelirle tüketim harcamaları arasındaki bu ilişki tüketim fonksiyonu olarak bilinirken, tasarruflarla gelir arasındaki ilişki de tasarruf fonksiyonu olarak adlandırılmaktadır.
• Gelir değişikliklerinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi marjinal tüketim eğilimi, tasarruflar üzerindeki etkisi ise marjinal tasarruf eğilimi ile belirlenebilir.
• Tüketimi etkileyen temel faktörler arasında gelir, servet, bekleyişler ve demografik unsurlar sayılabilir.
Yatırım harcamalarını belirleyen faktörleri açıklayabilmek
• Yatırım harcamaları işletmelerin sermaye mallarına ve stoklara yaptıkları harcamalardır. Ele alınan modelde yatırımlar gelirden bağımsız, yani otonom kabul edilmektedir.
• Yatırım harcamaları temel olarak faiz oranı, beklenen kâr, teknolojik değişim, sermaye mallarının maliyeti ve kapasite kullanım oranı tarafından belirlenmektedir.
Kamu harcamalarının analize nasıl dahil edildiğini açıklayabilmek
• Kamu kesiminin mal ve hizmet alımı için yaptığı harcamalar kamu harcaması olarak adlandırılır. Ele alınan harcama modelinde kamu harcamaları gelirden bağımsız, yani otonom bir bileşen olarak ele alınmıştır.
Net ihracatı belirleyen faktörleri açıklayabilmek
• Net ihracat ülkenin ihracatı ile ithalatı arasındaki farktır.
• İthalatı ve ihracatı belirleyen faktörler arasında hem yerli ülkenin hem de yabancı ülkelerin gelir düzeyleri, zevk ve tercihleri, ticarete getirdikleri kısıtlamalar ve döviz kurları sayılabilir.
• İthalat hacmi ülkedeki gelir düzeyi ile birlikte arttığı için, gelir arttıkça net ihracat miktarı azalmaktadır.
Toplam harcama fonksiyonunu açıklayabilmek
• Toplam harcama fonksiyonu her bir harcama bile- şeninin toplamından oluşmaktadır.
• Toplam harcama fonksiyonunun eğimi tüketim fonksiyonunun eğiminden daha düşüktür, zira toplam harcamalara dahil edilen net ihracat fonksiyonu negatif eğime sahiptir.
Maliye Politikası ve Toplam Harcamalar
Devletin en önemli gelir kaynağı olan vergilerin makro ekonomik modele dahil edilmesi durumunda meydana gelecek değişiklikleri açıklayabilmek
• Makro ekonomik etkileri açısından devletin direkt olarak kontrol edebildiği ve direkt olarak kontrol edemediği bazı değişkenler söz konusudur. Örneğin, devlet gelirden alınacak vergi oranını direkt olarak belirlemekte, ancak elde edilecek gelir vergisi hasılatını direkt olarak kontrol edememektedir.
• Kullanılabilir gelir kavramının tanımı gereği, vergiler gelirden çıkarıldığı için vergilerin modele dahil edilmesinde önünde eksi işareti yer almakta ve denge gelir düzeyini azaltıcı etki yaratmaktadır. Devletin harcama yapma ve vergileme kararlarının denge gelir düzeyi üzerindeki etkisini açıklayabilmek
• Kamu harcamalarındaki değişmeler, harcama çarpanı aracılığı ile gelire katlanarak yansımaktadır. Bu nedenle kamu harcamalarındaki artış geliri arttırırken, harcamalardaki azalma geliri azaltıcı önde etki yaratmaktadır.
• Vergilerde meydana gelecek değişmeler, vergi çarpanı aracılığı ile geliri ters yönde etkiler. Ancak vergilerin harcamalar üzerinde yaratacağı etki, kullanılabilir gelir üzerindeki etkisi ile dolaylı olarak ortaya çıkmaktadır.
• Harcama çarpanı, mutlak değer olarak, vergi çarpanından büyüktür. Bunun nedeni toplam harcamalar üzerinde kamu harcamalarının doğrudan, vergilerin dolaylı biçimde etkili olmasıdır.
• Devlet kamu harcamalarını arttırır ve bunun tamamını vergileri yükselterek finanse ederse, denge gelir düzeyi kamu harcamalarına eşit miktarda artmaktadır. Böyle bir durumda ortaya çıkan net çarpan etkisi 1'e eşit olmakta ve denk bütçe çarpanı olarak adlandırılmaktadır.Ekonomik durgunluk ve enflasyon ortamlarında istikrarı sağlayabilmek için maliye politikasının nasıl kullanılması gerektiğini açıklayabilmek
• Ekonomide bir harcama yetersizliği olması halinde, genişlemeci maliye politikası aracılığı ile toplam harcamaları arttırmak ve aşırı işsizliği ortadan kaldırmak mümkündür.
• Ekonomide bir harcama fazlası olması halinde ise daraltıcı maliye politikası aracılığı ile toplam harcamaları kısmak ve enflasyonist baskıları ortadan kaldırmak mümkündür. İzlenen maliye politikalarının ekonominin içinde
bulunduğu koşullardan nasıl etkilenebileceğini açıklayabilmek
• Devlet bütçesi, devlete ait harcamaların yapılmasına, gelirlerin toplanmasına yetki veren ve bunlar arasında dengenin nasıl sağlandığını gösteren belgedir.
• Kamu harcamalarının kamu gelirlerinden fazla olması durumunda ortaya çıkan bütçe açığı ancak devletin piyasalara borçlanması ile kapatılabilir.
• Bütçenin gelir ve harcama kalemleri arasında yer alan ve otomatik istikrar sağlayıcılar olarak adlandırılır.
Mikro İktisattan Makro İktisada Geçiş
Makro iktisadın doğuşunu ve gelişiminin ardında yatan temel faktörleri açıklayabilmek
• Mikro iktisat tek bir mala ilişkin piyasanın nasıl çalıştığını ve bireysel karar alma birimlerinin davranışlarını incelerken, makro iktisat bu piyasaların ve karar birimlerinin bütününü ele alır. Örneğin, ekonomideki tüm birimlerin tüketim harcamalarının, ülkede üretilen tüm mal ve hizmetlerin ortalama fiyatlarının, ekonomideki toplam üretim düzeyinin nasıl belirlendiği ve neden değiştiği makro iktisadın ilgi alanına girer.
• Makro iktisat 1930'larda yaşanan Büyük Bunalım'ın açıklanabilmesi çabaları sonucu doğmuştur.
• Bu konuda başlangıç olarak Keynes'in 1936 tarihli Genel Teori isimli kitabını kabul etmek yaygın bir görüştür.
Makro iktisadın ilgi alanına giren temel konuları açıklayabilmek
• Makro iktisadın temel konuları bir ekonomide toplam üretim hacminin belirlenmesi ve değişmesi, fiyatlar genel düzeyinin belirlenmesi ve değişmesi, işsizlik düzeyinin belirlenmesi ve değişmesi şeklinde sıralanabilir.
• Ülkedeki üretim hacminde gözlenen dalgalanmalar konjonktür dalgalanmaları olarak adlandırılırken, devlet tarafından izlenen politikalar bu dalgalanmaları n mümkün olduğunca yumuşatılmasını hedeflemektedir.
• Bu süreçte işsizlik oranını ve enflasyon oranını makul düzeylerde tutabilmek de hedefler arasında sayılmalıdır. Devletin izlediği politikalarla makro ekonomik performans arasındaki ilişkiyi açıklayabilmek
• Devletin makro ekonomiyi etkilemek amacı ile kullanabileceği araçlar; maliye politikası, para politikası ve arz yönlü politikalar başlıkları altında toplanabilir.
• Bunlardan maliye politikası, devletin vergi toplama ve harcama yapma kararları; para politikası, merkez bankasının ülkedeki para miktarını kontrol etmeye dönük kararları; arz yönlü politikalar ise devletin temel olarak üretimi arttırmaya dönük kararları ile ilgilidir.
Bir ekonomide makro açıdan rol alan başrol oyuncuları ve bunların oynadıkları rolleri açıklayabilmek
• Makro ekonomik karar birimlerinin karşılıklı olarak birbirleriyle olan ilişkileri devresel akım diyagramı çerçevesinde incelenebilir.
• Hane halkları, işletmeler, devlet ve diğer ülkeler olarak sıralanan bu birimlerin gelir ve harcamaları karşılıklı olarak eşleşmektedir.
• Her grubun harcaması diğer grup veya grupların gelirini oluştururken, bu durum ekonomik işlemlerin çift taraşı niteliğini yansıtmaktadır.
Para Teorisi ve Politikası
Keynesyen iktisatçılara göre para miktarı ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişkileri açıklayabilmek
• Ekonomik birimler işlem, ihtiyat ve spekülasyon amaçları ile ellerinde bir miktar para tutmak isterler. Ekonomik birimlerin bu amaçlarla ellerinde tutmak istedikleri para miktarını belirleyen faktörler nominal gelir ve faiz oranıdır. Nominal gelir ve para talebi arasında doğru yönlü bir ilişki söz konusu iken, faiz oranı para talebini ters yönde etkilemektedir.
• Gelir ve fiyatların sabit olduğu varsayımı altında, çizilecek para talebi fonksiyonu negatif eğimli bir eğri olur. Para talebinin para arzına eşitlendiği noktada para piyasası dengeye gelir ve denge faiz oranı belirlenir.
• Para miktarında meydana gelecek değişiklikler, faiz oranı üzerindeki etkisi aracılığı ile yatırımları, yatırımlarda meydana gelecek değişiklik ise nominal geliri etkiler.
Klasik ve monetarist iktisatçılarına göre para miktarı ile ekonomik faaliyetler arasındaki ilişkileri açıklayabilmek
• Para miktarının ekonomiyi direkt olarak etkilediğini savunan iktisatçılar, bu görüşlerini değişim denklemine dayandırmaktadırlar. Değişim denklemi bir ekonomideki para miktarı ile dolaşım hızının çarpımının nominal gelire eşit olacağını gösteren bir özdeşliktir.
• Klasik iktisatçılar, paranın dolaşım hızının ve üretim hacminin sabit olduğu varsayımı altında, para miktarı değişikliklerinin aynı yönde ve aynı oranda fiyatlara yansıyacağını, dolayısıyla paranın üretim miktarı üzerinde bir etkisinin olmayacağını savunmuşlardır.
• Monetaristler olarak adlandırılan bir grup iktisatçı ise, ekonominin tam istihdamdan uzak olduğu bir ortamda, paranın kısa dönemde fiyatlar ve üretim üzerinde etkili olabileceğini, ancak uzun dönemde, ara miktarı değişikliklerinin sadece Fiyatları etkileyeceğini öne sürmektedir.
Para miktarını kontrol etmekten sorumlu merkez bankasının bir ekonomide üstlendiği temel fonksiyonların neler olduğunu ve bunların ne anlama geldiğini açıklayabilmek
• Ekonomideki önemine karşın, merkez bankacılığı 0'nci yüzyılın başlangıcında ortaya çıkmış nispeten eni bir gelişmedir.
• Merkez bankasının üstlendiği fonksiyonlar ülkeden ülkeye farklılık göstermesine karşın, modern bir merkez bankasının üstlendiği üç temel fonksiyon öz konusudur: Para piyasalarında istikrarın sağlanması, bankaların bankası ve likitidenin on kaynağı olma, devletin bankacılığını yapma.
Merkez bankasının ülkedeki para miktarını kontrol edebilmek için kullanabileceği araçların neler olduğunu ve bunları asıl kullanabileceğini açıklayabilmek
• Merkez bankalarının ülkedeki para miktarını kontrol edebilmek amacıyla kullanabilecekleri üç adet genel araç söz konusudur: Zorunlu rezerv oranları, reeskont oranı ve açık piyasa işlemleri.
Bu araçlar içerisinde en esnek olanı ve günümüz merkez bankalarının en etkin şekilde kullandıkları araç, açık piyasa işlemleridir.
Para ve Bankacılık
Parayı tanımlayabilmedeki güçlüklerin nedenini açıklayabilmek
• Parayı fiziki özelliklerini esas alarak tanımlamak hem mümkün de¤ildir, hem de iktisadi anlamda doğru de¤ildir.
• İktisatta paranın kesin ve değişmez bir tanımını yapmak yerine, paranın üstlendiği fonksiyonları sıralayarak bu fonksiyonları yerine getiren her şey para olarak kabul edilir. Bir ekonomide paranın üstlendiği fonksiyonların neler olduğunu açıklayabilmek
• Değişim aracı olarak para, takasın dezavantajlarını ortadan kaldırarak, mal ve hizmetlerin el değiştirmesi sürecini hızlandırmakta, ekonomide etkinliğin sağlanmasına yardımcı olmaktadır.
• Hesap birimi olarak para, mal ve hizmetlerin değerini ifade etmede kullanılan ortak ölçü birimidir.
• Değer muhafaza aracı olarak para, satın alma gücünün elde tutulmasına olanak tanımaktadır. Paranı n bu fonksiyonu, ülkedeki fiyat istikrarı ile yakından ilgilidir. Enflasyonist ortamlarda hızla de-ğer kaybeden paranın bu fonksiyonu da aşınmaya uğramaktadır.
Zaman içerisinde mal paradan itibari paraya geçişin altında yatan faktörleri ve paranın çeşitlerini açıklayabilmek
• Paranın evrimi mal para itibari para olarak iki temel kategoride incelenebilir.
• Modern bir ekonomide para, bozukluk, nakit ve vadesiz mevduat olmak üzere üç türden oluşmaktadır. • Nakit ve vadesiz mevduat kadar likit olmasa da, likitidesi bunlara yaklaşan varlıklar para benzeri olarak adlandırılmaktadır.
• Paranın tanımlanmasındaki sorunlara bağlı olarak, her ülkenin merkez bankası çeşitli para stoku tanımları yaparlar. Örneğin TC Merkez Bankası M1, M2, M2Y ve diğer bazı alternatif para stoku tanımlarına ilişkin verileri yayınlamaktadır. Bankaların temel fonksiyonlarını, çalışma mantıklarını ve nasıl kaydi para yarattıklarını açıklayabilmek
• Bankalar, genellikle, halktan topladıkları mevduatı şirketlere ve kişilere kredi olarak veren, menkul kıymetlere yatırım yapan kuruluşlardır. Bu nedenle bankalar fon transferi sürecinde para yaratan kurumlardır. Bankaların yarattığı söz konusu vadesiz mevduatlara kaydi para adı verilmektedir.
• Bankacılığın gelişimi mutlak rezerv bankacılığından kısmi rezerv bankacılığına geçiş olarak özetlenebilir. Kısmi rezerv bankacılığı, yükümlülüklerden daha düşük bir miktarın rezerv olarak tutulduğu bankacılık uygulamasıdır.
• Kısmi rezerv bankacılığının bir sonucu olarak ortaya çıkan kaydi paranın miktarı, zorunlu rezervler dışında bir sızıntının söz konusu olmadığı basitleş- tirilmiş bir modelde, zorunlu rezerv oranının tersiyle rezervlerdeki değişim miktarının çarpılması ile belirlenmektedir.
Tam Rekabet Piyasası
Tam rekabet piyasasını tanıyabilmek, bu piyasanın özelliklerini ve sonuçlarını açıklayabilmek
• Tam rekabet, hiçbir firmanın sattığı ürünün fiyatı üzerinde tek başına kontrol gücünün olmadığı özel bir piyasa yapısıdır. Tam rekabetçi firma fiyat belirleyici değil, fiyat kabullenicidir.
• Tam rekabet piyasasının dört adet varsayımı şunlardır: Piyasada çok sayıda alıcı ve satıcı vardır, mallar homojendir, piyasaya giriş ve çıkışlar serbesttir, alıcı ve satıcılar tam bilgiye sahiptirler.
• Tam rekabet koşullarında faaliyet gösteren bir firma, piyasada oluşan fiyatı esas alarak, bu geçerli piyasa fiyatından istediği kadar mal satabilir. Bu nedenle, tek bir firmanın ürününe olan talep eğrisi, geçerli piyasa fiyatında tam esnektir (sonsuz esnektir) ve eğri yatay eksene paralel bir doğru biçimdedir.
Kısa dönemde firmanın kârını maksimize eden üretim düzeyinin nasıl belirlendiğini farklı yöntemlerle açıklayabilmek
• Tam rekabet piyasasında faaliyette bulunan bir firmanı n marjinal geliri ve ortalama geliri malın piyasadaki satış fiyatına eşittir. Kârını maksimize etmek isteyen firma, toplam geliri ile toplam maliyeti arasındaki farkı en yükseğe çıkarmayı amaçlar.
• Firma, marjinal maliyetin marjinal gelire eşit olduğu üretim düzeyinde ve marjinal maliyetin arttığı üretim düzeyinde kârını maksimum düzeye çıkartır.
• Firmanın kârını maksimize eden çıktıyı üretmesi, firmanın mutlaka ekonomik kâr elde edeceği anlamına gelmez. Eğer satış fiyatı ortalama toplam maliyete eşitse firma ancak normal kârla çalışıyor demektir.
• Piyasada gerçekleşen fiyat, firmanın ortalama değişken maliyetini karşılama konusunda yetersiz kalıyorsa, firma üretimini durdurmalıdır. Bu nedenle, firmanın kısa dönem arz eğrisi, marjinal maliyet eğrisinin ortalama değişken maliyet eğrisinin üzerinde kalan kısmıdır.
Uzun dönemde kâr maksimizasyonu sağlayan üretim düzeyinin nasıl belirlendiğini açıklayabilmek
• Uzun dönem piyasa (endüstri) dengesinde ekonomik kâr söz konusu olmaz ve ürünün fiyatı minimum ortalama maliyet düzeyine kadar iner .
• Firmalar minimum ortalama maliyette üretimde bulundukları için toplumun bütün kaynakları tam olarak kullanılır. Yani tam rekabet piyasasında, uzun dönemde atıl kapasite oluşmaz.
Üretim ve Maliyetler
Üretim, firma ve üretim faktörleri kavramlarını kullanarak üretim fonksiyonunu açıklayabilmek
• Her firma piyasaya sunacağı mal ve hizmetleri üretebilmek için bir takım maliyetlere katlanmak zorundadır. Firma kârını maksimize etmeye çalıştığı için üretimini en düşük maliyetle gerçekleştirme çabası içerisindedir. Firmanın üretip, piyasaya süreceği ürünün miktarı, firmanın katlandığı maliyetler ile ürünün piyasadaki satış fiyatına göre belirlenir.
• Veri teknoloji çerçevesinde, bir ürünün miktarının arttırılması, girdilerin arttırılmasına bağlıdır. Girdiler ile elde edilen ürünler arasındaki bu bağlılık ilişkisi üretim fonksiyonu ile özetlenmektedir.
• Üretim sürecinde kullanılan girdiler sabit ve değişken olmak üzere iki grupta değerlendirilir. Sabit girdiler, ürün miktarındaki değişme karşısında belirli bir süre için miktarı değişmeyen girdilerdir. Değişken girdiler ise arzu edilen üretim düzeyine göre miktarı değişen girdilerdir.
Kısa ve uzun dönem ayırımını yaparak kısa dönemde firmanın üretim davranışını açıklayabilmek
• Kısa dönem, üretim faktörlerinden sadece bir tanesinin değiştirilmesine olanak tanıyan süredir. Değişken girdi miktarının arttırılmasına bağlı olarak elde edilen çıktıya ise toplam fiziki ürün denir.
• Azalan verim yasası, diğer üretim faktörleri miktarı sabitken, bir üretim faktörünün üretimde kullanılan miktarının arttırılması durumunda, her ilave birimin sağladığı ürün miktarının azaldığını ifade eden ilişkidir.
• Marjinal fiziki ürün, emek miktarındaki bir birimlik değişmenin toplam ürün miktarında meydana getirdiği değişim olarak tanımlanır. Marjinal fiziki ürün, emek veriminin nasıl bir seyir izlediğini gösterir.
• Emeğin ortalama fiziki ürünü emek birimi başına elde edilen ürün miktarıdır. Genelde emek verimliliği ile ortalama fiziki ürün anlatılmak istenmektedir.
Uzun dönemde firmanın üretim olanaklarını tartışarak firmanın karar verme sürecini açıklayabilmek
• Uzun dönemde kullanılan tüm girdiler değiştirilebileceği için azalan verimler yasası işlerliğini yitirir. Üretim ölçeği değiştiğinde, bunun ürün miktarı üzerindeki etkisine bakmak suretiyle ölçeğin verimi belirlenebilir. Ölçeğin verimiyle ilgili üç durumla karşılaşılır. Bunlar; ölçeğin sabit, artan ve azalan verimleridir.
• Bir üretim faktörü için optimal girdi kullanım düzeyi, girdinin marjinal fiziki ürün değerinin girdi fiyatına eşit olduğu seviyedir.
• Veri bir girdi ve üretim düzeyi için, marjinal fiziki ürünü göreceli olarak yüksek olan bir girdiyi ve/veya diğerlerine kıyasla fiyatı düşük olan girdiyi daha fazla kullanmak, maliyeti minimize etmek için gereklidir.
Bu minimizasyonun gerçekleştirilmesi optimal üretim tekniğinin seçimini ifade eder. Firma, maliyetlerini minimize eden faktör bileşimini, her bir girdinin marjinal fiziki ürününü fiyatına oranlamak suretiyle belirleyecektir.
Firmanın üretim sürecinde karşılaştığı maliyetleri açıklayabilmek ve bunların seyrini grafik boyutunda açıklayabilmek
• Ekonomistler, maliyet kavramını muhasebecilerden farklı tanımlamaktadırlar. Muhasebe hesaplarına yansıtılan maliyetler açık maliyetlerdir. Örtük maliyetler gerçekte ödeme yapılmayan, ancak bir alternatiften vazgeçilmesi nedeniyle oluşan maliyetlerdir. İktisatçılar maliyet hesaplamalarına örtük maliyetleri de dahil ederler.
• Ekonomistler açık ve örtük maliyetleri kullanarak kârı ölçerler. Oysa, kârın genel muhasebe standartlarıyla yapılan hesaplamasına örtük maliyetler katılmaz.
Firmanın kısa dönemdeki maliyetlerini tanımlayabilmek ve bunların seyrini grafik boyutunda açıklayabilmek
• Firmanın üretim miktarı ile birlikte değişen değişken maliyetleri ile üretim miktarı ile ilişkisi bulunmayan sabit maliyetlerinin toplamı toplam maliyetleri verir.
• Firmanın maliyet eğrileri fiziki ürün eğrilerinin ters döndürülmüş halidir.
• Marjinal maliyet, firmanın üretimini bir birim değiştirmesi nedeniyle toplam maliyette meydana gelen değişmedir. Firmanın ortalama maliyet eğrileri ve marjinal maliyet eğrisi optimal üretim miktarının belirlenmesinde öneme sahip eğrilerdir.
Firmanın uzun dönemdeki maliyetlerini tanımlayabilmek ve bunların seyrini grafik boyutunda açıklayabilmek
• Maliyetler açısından uzun dönemi kısa dönemden ayıran temel özellik, firmaların herhangi bir sabit maliyetinin olmaması, yani tüm maliyetlerinin değişken olmasıdır.
• Faktör fiyatları ve teknoloji sabitken, uzun dönem ortalama maliyetler, tüm üretim faktörlerinin değişmesi sonucunda her bir üretim düzeyi için minimum ortalama maliyetlerden oluşur.
• Farklı girdi fiyatları veya farklı teknoloji, farklı kısa ve uzun dönem maliyetlerine neden olur. Daha düşük girdi fiyatlarında, belirli bir üretim düzeyi için katlanılan üretim maliyeti düşer ve maliyet eğrisi bütün halinde aşağıya kayar. Tersi durumda katlanılan üretim maliyeti artacağı için maliyet eğrisi yukarı ya doğru yer değiştirir.
BENDE 1. SINIF KAMU YÖNETİMİ OKUYORUM...PAYLAŞILAN MUHASEBE SANIRIM AMA TAMAMI DEGIL
BENDE HUKUKA GİRİŞİN ÖZET TAM NOTLARI VAR...PAYLAŞIYM...Bİ TEŞEKKÜR YETER
1. Sınıf Hukuk'a Giriş Ders Özeti
• Hukuk; sosyal hayatı düzenleyen maddi yaptırımlı kurallar bütünüdür.
• Sosyal ilişkiler; sosyal hayatta gelişen ilişkilerdir.
• Yaptırım(müeyide); sosyal kurallara uyulmadığında karşılaşılan tepkidir.
• Subjektif ahlak kuralları; kendi nefsimize karşı nasıl davranmamız gerektiğini belirten ahlak kurallarıdır.
• Objektif ahlak kuralları; sosyal hayatta kişilerin birbirleri ile ilişkilerinde nasıl davranmaları gerektiğini belirten ahlak kurallarıdır.
• Nafaka yükümlülüğü; yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy ve kardeşlerine yardım etmekle yükümlü olmaktır.
• Nafaka alacaklısı; yoksulluk içinde bulunan altsoy, üstsoy ve kardeşlerdir.
• Yargı organı; Bir kimseyi hukuk kurallarına uymaya zorlayan devlet organıdırç.
• Cebri icra; Hukuk kurallarına uymayan bir kimsenin, devlet zoru ile bu kuralın gereğinin yerine getirtmesidir.
• Hukuk, sosyal hayatı düzenleyen kurallardan sadece biridir. Diğer sosyal kurallar din, ahlak ve görgü kuralları olarak sayabiliriz.
• Din kuralları; yüce güç tarafından konulmuş ve peygamberler vasıtası ile kişilere ulaşmış bulunan bir takım emir ve yasaklardan oluşan kurallardır. Yaptırımı manevidir. Kişileri bu kurallara uymaya zorlayamayız.
• Ahlak kuralları; sosyal hayatta gerek kişinin kendi nefsine karşı, gerekse kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini gösteren kurallardır. Bu kuralların yaptırımı da manevidir.
• Görgü kuralları; bir kimsenin belli bir olayda ne şekilde davranması gerektiğini gösteren manevi yaptırımlı sosyal kurallardır.
• Hukuk kuralları; sosyal hayatta kişilerin birbirleri ile ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen maddi yaptırımlı, yani devlet gücü ile desteklenmiş kurallar olduğu için diğer sosyal kurallardan ayrılmaktadır. Kişiler hukuk kurallarına uymak zorundadırlar. Oysaki diğer sosyal kurallar manevi yaptırıma sahip oldukları için bu kurallara uymak zorunlulukları bulunmamaktadır.
• Hukuk kuralları ile diğer sosyal kurallar arasında bir takım ilişkiler ve benzerlikler vardır. Ahlak kuralları bunların başında gelir. Hukuk kurallarının toplumda geçerli ahlak kurallarına aykırı olması düşünülemez.
• Yaptırım( müeyyide); herhangi bir kuralın koymuş olduğu emir ve yasaklara uygun surette hareket etmeme, onun yap dediğini yapmama veya yapma dediğini yapma halinde karşılaşılacak olan tepkidir.
• Manevi yaptırım; hukuk kuralları dışındaki diğer sosyal kurallara uyulmadığında karşılaşılacak tepkidir.
• Maddi yaptırım; hukuk kurallarına uyulmadığında karşılaşılacak tepkidir.
• Ceza, kanunun suç işleyen kişiye uygulanmasını öngördüğü yaptırımdır.
• Disiplin cezaları; belli bir statü içerisinde bulunan kimselere hizmetle ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranmaları halinde uygulanan cezadır.
• Cebri icra; borcunu yerine getirmeyen kimseyi borcunu yerine getirmeye zorlama biçiminde bir yaptırımdır.
• Tazminat; hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödettirilmesi biçimindeki yaptırımdır.
• Hükümsüzlük; bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılmaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.
• İptal; hukuki kurallara aykırı olarak yapılmış bir idari işlemin yargı organı kararıyla ortadan kaldırılmasıdır.
• Hukukun sistemi; kapsam ve özellikleri açısından birbirinden farklı olan çeşitli ilişkileri hukuk kurallarını düzen ve ayırıma tabi tutmaktır.
• Hukuk; birisi kamu hukuku, diğeri Özel Hukuk olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Bir kişi ile diğer bir kişi arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına Özel hukuk; bir kişi ile devlet, veya bir devlet ile diğer bir devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarına da Kamu hukuku denir.
• Atatürk Milliyetçiği; ırk, din, dil ayrımı yapılmaksızın Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün olduğu, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk sayılmasıdır.
• Demokratik devlet; halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.
• Laiklik; Dünya ve devlet işlerinin din işlerinden ve dini otoriteden arındırılarak bağımsız hale getirilmesidir.
• Sosyal devlet; bireylerin sosyal durumları ile ilgilenen, onlara asgari hayat düzeyini sağlamayı, sosyal adalet ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.
• Yasama organı; yasa yapma yetkisine sahip organdır.
• Yasama sorumsuzluğu; TBMM üyelerinin meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, ve illeri sürdükleri düşüncelerinden ve bunların meclis dışında tekrarından ve açıklanmasından sorumlu olmamasıdır.
• Yasama dokunulmazlığı; TBMM üyelerinin seçimden önce veya sonra işledikleri ileri sürülen suçlar nedeniyle, meclis kararı olmaksızın tutulamamaları, sorguya çekilememeleri, tutuklanamamaları ve yargılanamamalarıdır.
• Genel idare; bütün ülkeyi kapsayan idaredir.
• Mahalli idare; köy kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki halkın yerel ihtiyaçlarını gidermek üzere, çeşitli kamu hizmeti yürüten kuruluşlardır.
• Memur; kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.
• İdari işlem; idarenin idare hukuku alanında bir hukuki sonuç doğurmak veya doğmuş olan bir hukuki sonucu belirtmek üzere yaptığı tek taraflı bir işlemdir.
• İdari sözleşme; İdarenin idare hukukunca düzenlenen sözleşmeleridir.
• Suç; cezai yaptırıma bağlanış olan fiillerdir.
• İhmal; gereken ilgiyi göstermemedir.
• İcra; yapmak
• Kast; yasanın suç saydığı bir fiili bilerek isteyerek işleme iradesidir.
• Taksir; yasanın suç saydığı bir eylemi, onun sonuçlarını bilmeden ve istemeden işlemedir.
• Ceza; Kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü yaptırımdır.
• Yargı; hukuk kurallarının bağımsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.
• Adli yargı; mahkemelerdeki yargıdır.
• Davacı; mahkemeye başvurarak dava a.an taraftır.
• Davalı; davacı tarafından kendisine karşı dava açılan kişidir.
• İflas; İflasın açılması ile, müflisin haczi mümkün bütün mal ve haklarının oluşturduğu bütündür.
• Müflis, İflasın açılması ile borçluya verilen addır.
• Vergi; devletin kamu harcamalarına halkın parasal katılımıdır.
• İşyeri; işin yapıldığı yerdir.
• İşçi; hizmet akdine dayanarak çalışan kişidir.
• İşveren; işçi sayılan kimseleri çalıştıran gerçek veya tüzel kişilere ve tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşlarıdır.
• Sendika; işçilerin veya işverenlerin ortak ekonomi, sosyal hak ve menfaatini korumak ve geliştirmek amacıyla oluşturulmuş tüzel kişiliğe sahip mesleki kuruluşlardır.
• Toplu iş sözleşmeleri, İşçi sendikaları ile işverenler veya işveren sendikaları arasında akdedilen ve iş şartları ile tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı anlaşmadır.
• Grev; işçilerin bir iş yerinde veya iş kolunda hiç çalışmamak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla toplu olarak işi bırakmalarıdır.
• Lokavt; bir iş yerinde veya iş kolunda, faaliyetin tamamen durmasına neden olacak şekilde, işçilerin işveren tarafından topluca uzaklaştırılmalarıdır.
• Doktrin, İlmi görüşlerdir.
• Miras (tereke); miras bırakanın malvarlığının toplamıdır.
• Ayni hak; Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır.
• Borç ilişkisi; iki taraf arasında doğan ve bunlarda birinin diğerine karşı bir edimi yükümlendiği ilişkidir.
• Edim; borçlunun yerine getirmekle yükümlü bulunduğu davranış biçimidir.
• Tacir; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.
• Esnaf; ister gezici, ister bir dükkan veya sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi, sermayeden çok bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.
• Şirket; iki yada daha çok kişinin, emeklerini ve mallarını ortak bir amaca ulaşmak için birleştirmeleridir.
• Kıymetli evrak; yazılı hakkın senede bağlandığı ve senetten ayrı olarak devredilmesinin mümkün olmadığı senetlerdir.
• Kombiyo senedi; poliçe, çek ve bono
• Ciro; kıymetli evrakta hak sahibi tarafından senette yazılı hakkın devredilmesi, rehnedilmesi veya tahsili için yapılan irade açıklamasıdır.
• Donatan; gemisini deniz ticaretinde kullanan gemi sahibidir.
• Navlun sözleşmesi; deniz yolu ile eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.
• Sigorta; bir şeyin yada bir kimsenin, herhangi bir yönden ileride karşılaşabileceği zararı gidermek için, önceden ödenen prim karşılığında bu işle uğraşan kuruluşla yapılan iki taraflı sözleşmedir.
• Uyrukluk; Kişileri veya şeyleri devlete bağlayan hukuki bağdır.
• Vatandaşlık; gerçek kişileri devlete bağlayan siyasi bağdır.
• Medeni hukuk; kişilerin toplum halinde yaşaması bakımından bir hüküm ve değer arzeden bütün eylem ve davranışlarını, işlemlerini ve ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarının tümüdür. Medeni hukuk düzenlemekte olduğu ilişkilerin niteliğine göre beş bölüme ayrılır. Bunlar; 1- Kişiler hukuku 2- aile hukuku 3- miras hukuku 4- eşya hukuku 5- borçlar hukuku'dur.
• Ticaret hukuku; kişiler arasındaki ticari ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarıdır. Ticaret hukuku da 5 bölüme ayrılır. Bunlar; 1- Ticari işletme hukuku 2- Şirketler hukuku 3- Kıymetli evrak hukuku 4- Deniz ticareti hukuku 5- Sigorta hukuku'dur.
• Devletler özel hukuku; çeşitli devletlere bağlı olan, aynı uyruklukta ( tabiiyette) olmayan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerine hangi devletin kanununun uygulanacağını ve kişilerle şeylerin uyrukluğunu düzenleyen hukuk kurallarından oluşur.
• Mevzuat; yasa, tüzük, yönetmelik diğer hukuk kaynaklarının tümüdür.
• Kanun; yasama organı tarafından yazılı olarak çıkarılan genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.
• Kanun tasarısı; Bakanlar kurulunun hazırlayarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu kanun projeleridir.
• Kanun teklifi; Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin sundukları kanun projeleridir.
• Resmi gazete; Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yayımlandığı gazetedir.
• Kanun hükmünde kararname; Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı yetki kanununa dayanarak, Bakanlar kurulunca belli konuları düzenlemek üzere çıkarılan yazılı hukuk kuralları.
• Tüzük; bir kanunun uygulamasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanuna aykırı olmamak şartı ile ve Danıştay'ın incelemesinden geçirilerek Bakanlar kurulunca çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
• Yönetmelik; devlet örgütü içerisinde bulunan çeşitli kurum ve kuruluşların daha çok kendi alanlarını ilgilendiren, çalışma yöntemlerini düzenleyen hukuk kurallarıdır.
• Örf ve adet; topluluk içerisinde kök salmış olup, uyulması gerekli geleneklerdir.
• Paftos; başkasına ait bir arazide bağ yetiştirme.
• Bilimsel görüş; hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sürdükleri görüş, düşünce ve kanatlardır.
• Yargısal karar; anlaşmazlık konusu hukuki bir olayın çözümü için mahkemece verilmiş olan karar.
• Hukuku doğuran kaynaklar; hukuk kurallarının nasıl ve ne şekilde meydana geldiklerini, nereden çıktıklarını ifade eder. Hukuku bildiren kaynaklar ise, hukuk kurallarının hangi şekillerde göründüklerini gösteren kaynaktır ki, bunlara Hukukun şekli kaynakları denir. Hukukun şekli kaynaklarını yazılı kaynaklar ve yazısız kaynaklar biçiminde bir ayırıma tabi tutarız. Bunlara yardımcı kaynakları da ekleyebiliriz.
• Yazılı kaynaklar deyimi ile; hukuk kurallarının yazılı bir biçimde yer almış oldukları metinler ifade edilmek istenir. Bunlar yazılı hukuk kurallarını içeren kaynaklardır. Yazılı hukuk kuralları yetkili mercilerce konulmuşlardır. Yazılı kaynaklar; kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmeliklerden oluşur.
• Yazısız kaynağı; örf ve adet ( gelenek) hukuku oluşturur. Bu kurallar yetkili bir merci tarafından konulmazlar. Bunlar toplumda kendiliğinden doğarlar. Bir adetin, bir geleneğin örf ve adet hukuku kuralı olabilmesi için üç unsurun bir arada olması gerekir. Bunlar; maddi unsur, manevi unsur ve hukuki unsurdur.
• Yardımcı kaynaklar ise; bilimsel görüşler (doktrin) ile yargısal kaynaklardan oluşur.
• Hak; hukuken korunan yarardır.
• Mülkiyet hakkı; kişinin bir şey üzerinde egemenliğidir.
• Kamu hakları; kamu hukukundan doğan haktır.
• Özel haklar; özel hukuktan doğan haklardır.
• Kişisel hak; kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili olan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan haktır.
• Mutlak hak; sahibine maddi ve maddi olmayan bütün mallar ile kişiler üzerinde en geniş yetkiler veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haktır.
• Eşya; maddi mallardır.
• İrtifak hakkı; bir eşyayı sadece kullanma ve ondan yararlanma yetkisi sağlayan ayni haktır.
• İntifa hakkı; yararlanma hakkı; başkasına ait malları kullanma ve bunlardan yararlanma yetkisi veren haktır.
• Rehin hakkı; bir alacağın yerine getirilmemesi durumunda, hak sahibine, belli bir malı sattırma yetkisi veren haktır.
• Fikri hak; bir kimse tarafından yaratılan yapıt üzerindeki düşünsel haktır.
• Telif hakkı; yazar hakkıdır.
• Patent; bulgu belgesidir.
• Velayet hakkı; ergin olmayan çocuklar üzerinde ana ve babaya tanınmış olan mutlak haktır.
• Haksız fiil; bir kimsenin hukuk kurallarına aykırı ve zarar verici davranışıdır.
• Mutlak haklar herkese karşı ileri sürülebildikleri halde, nisbi haklar belli bir kişiye veya kişilere karşı ileri sürülebilirler.
• Hakkın kazanılması; bir hakkın bir kişiye bağlanması.
• Hukuki olay; hukuki sonuç doğuran ve insan iradesi dışında gerçekleşen olay.
• Hukuki fiil; hukuki sonuç doğuran ve insan iradesi ile gerçekleşen olaydır.
• Hukuki İşlem; bir veya birden fazla kimsenin hukuki bir sonuca yöneltilmiş irade açıklamasıdır.
• Aslen kazanma; bir hakkın, kimseye ait olmayan bir hakkı kendi fiiliyle elde etmesidir.
• Devren kazanma; bir hakkın, sahibi bulunan kişiden elde edilmesidir.
• İyiniyet; bir hakkın kazanılmasında, buna ait engeli bilmemektir.
• Taşınır eşya; bir yerden başka bir yere taşınabilen ve taşınmaz mülkiyetine girmeyen ve edinilebilen doğal güçlerdir.
• Hakkın kaybedilmesi; bir hakkın hak sahibinden ayrılması, onun elinden çıkması.
• Dürüst davranma; bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi, yani dürüst, namuslu, aklı başında davranışının sonucunu bilen, orta zekalı her insanın benzer olaylarda izleyecek olduğu yolda hareket etmesidir.
• Hakkın kötüye kullanılması; bir hakkın kullanılmasında dürüst davranılmamsıdır.
• Dava hakkı; bir kimsenin devletin bağımsız ve tarafsız yargı organlarına yani mahkemelere başvurarak hakkının elde edilmesidir.
• Talep hakkı; bir kişinin hakkını elde etmek veya hakkına saygı gösterilmesini sağlamak üzere karşısındaki kişiye yönelttiği isteme yetkisidir.
• Meşru müdafaa; bir kimsenin, kendisine veya başkasına ya da mallarına yönelen, halen var olan haksız saldırıdan doğacak zararı önlemek için yapmak zorunda kaldığı eylemdir.
• Zaruret hali; kendisini ve başkasını bilerek sebebiyet vermediği zarardan ya da derhal ortaya çıkabilecek bir tehlikeden kurtarmak için başkasının mallarına zarar vermedir.
• Savunma; davalının, kendisine karşı ileri sürülmüş olan talebin tamamen veya kısmen doğru olmadığını ileri sürmesidir.
• İnkar; kabul etmemedir.
• İtiraz; bir hakkın doğumuna engel olan veya o hakkı sona erdiren olgulardır.
• Def'i; davalının borcunu, özel bir nedenden dolayı yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren haktır.
• Karine; bilinen bir durumdan bilinmeyen bir durumun varlığını çıkarmadır.
• Resmi sicil; resmi makamlar tarafından tutulan sicildir.
• Resmi senet; Noterler veya resmi makamlar tarafından düzenlenen belgedir.
• Hakkın kötüye kullanılması; bir hakkın dürüstlük kurallarına apaçık derecede aykırı surette özellikle amacı dışında kullanılmış olması ve bundan da başkalarının zarar görmüş veya zarar görme tehlikesi ile karşılaşılmış bulunmaları demektir.
• Kişi; haklara ve borçlara sahip olabilen varlıklardır.
• Gerçek kişi; insanlardır.
• Tüzel kişi; başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca örgütlenmiş olan bağımsız mal topluluklarıdır.
• Cenin; kendisine gebe kalınmış ve doğumu beklenilen çocuktur.
• Ölüm; gerçek kişiliği sona erdiren hukuki bir olaydır.
• Hukuki olay; hukuk düzeninin kendilerine bir sonuç bağladığı olaylardır.
• Ölüm karinesi; bir kimsenin ölümüne kesin gözle bakılacak bir durumda kaybolması halinde, ölmüş sayılması ve o yerin en büyük mülkiye amirinin emriyle kütüğüne ölüm kaydının düşülmesidir.
• Birlikte ölüm karinesi; birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğünün ispat edilememesi durumunda hepsinin aynı anda ölmüş sayılmasıdır.
• Gaip; yok olan kişidir.
• Hak ehliyeti; hak ve borç sahibi olabilmedir.
• Fiil ehliyeti; bir kişinin kendi fiil ve işlemleri ile kendi lehine haklar, aleyhine borçlar yaratabilme iktidarıdır.
• Ayırt etme gücü; akla uygun biçimde davranma yeteneğidir.
• Ergin olmak; bir kimsenin kanunun belirttiği belli bir yaş sınırını aşmasıdır.
• Kısıtlık; bir kimsenin medeni hakları kullanma yetkisinin mahkemece kaldırılmasıdır.
• Hukuki işlem ehliyeti; bir kişinin hukuki işlemler yapabilme, hukuki işlemlerle kendi lehine haklar ve aleyhine borçlar yaratabilmesidir.
• Haksız fiil; hukuka aykırı zarar verici eylemlerdir.
• Tam ehliyetli; fiil ehliyetinin bütün koşullarına sahip olan kişidir.
• Sınırlı ehliyetli; tam ehliyetli olup, bazı sebeplerden dolayı ehliyetleri belli konularda kısıtlanmış olan kişidir.
• Sınırlı ehliyetli; ayırt etme gücü bulunan ancak, ergin olmayan ya da kısıtlı bulunan kişidir.
• İzin; önceden belirtilen rızadır.
• Onama; sonradan açıklanan rızadır.
• Tam ehliyetsizler; ayırt etme gücüne sahip olmayan kişidir.
• Fiil ehliyetine sahip olmanın 3 koşulu vardır. Bunlar; 1- Ayırt etme gücüne sahip olmak 2- Ergin olmak 3- Kısıtlı olmamaktır. Fiil ehliyetinin içeriğine, hukuki işlem ehliyeti, haksız fiillerden sorumlu olma ehliyeti ve dava ehliyeti girmektedir.
• Kişilik; geniş anlamda hak ve fiil ehliyetlerini, kişisel durumları ve kişilik haklarını içeren bir kavramdır.
• Kişilik hakları; bir kişinin maddi (bedensel), manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerindeki mutlak haklardır.
• Tespit davası; bir saldırı sonucunda kişilik hakları zedelenmiş olan kimselere, sona ermesine rağmen etkisini devam ettirdiği takdirde, bu saldırının hukuka aykırılığını tespit ettirmek üzere açılacak davadır.
• Saldırıya son verilmesi davası; bir kimsenin kişilik haklarına yapılan hukuka aykırı saldırının mahkemece ortadan kaldırılması için açılan davadır.
• Önleme davası; halen mevcut olmamakla beraber, bir takım beklentilerden çok yakın bir zamanda gerçekleşmesi beklenen hukuka aykırı saldırının önlenmesi için açılan davadır.
• Maddi tazminat davası; kişilik haklarına, hukuka aykırı saldırıda bulunulan kimsenin, bu saldırıdan dolayı uğramış olduğu maddi zararların giderilmesi için açtığı davadır.
• Manevi tazminat davası; kişilik haklarına hukuka aykırı saldırıda bulunulan kişinin bu yüzden düşmüş olduğu üzüntü ve utancı gidermek için açtığı davadır.
• Tüzel kişi; belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık halinde örgütlenmiş, hak ve fiil ehliyetine sahip kişi ve mal topluluklarıdır.
• Kişi topluluğu; belli bir amacın gerçekleştirilmesi için kişilerin bir araya gelmesi ile oluşmuş, bağımsız varlığa sahip topluluklardır.
• Mal topluluğu; belli bir amacın gerçekleştirilmesi için malların bu amaca örgütlenmesiyle oluşturulmuş, bağımsız varlığa sahip topluluklardır.
• Kamu hukuku tüzel kişileri; kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi için, kamu hukukuna ilişkin kanun ve hukuk kuralları çerçevesinde oluşmuş tüzel kişiliklerdir.
• Özel hukuk tüzel kişileri; özel hukuka ilişkin kanun ve hukuk kuralları çerçevesinde oluşmuş tüzel kişiliklerdir.
• Şirket; kazanç paylaşmak amacı ile en az iki kişi ile kurulan özel hukuk tüzel kişisidir.
• Dernek; kazanç paylaşmak dışında bir amaçla en az yedi gerçek kişi ile kurulan kişi topluluğu niteliğinde özel hukuk tüzel kişisidir.
• Vakıf; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belli bir amaca örgütlenmesidir.
• Kanuni organ; tüzel kişilerin kanun gereğince sahip olmak zorunda oldukları organlardır.
• İradi organ; bir tüzel kişinin kanun gereği sahip olması gerekmeyen, isteğe bağlı organlardır.
• Tahsis (özgüleme) prensibi; tüzel kişilerin fiil ehliyetlerinin amaçları ile sınırlandırılmasıdır.
• İnfisah (dağılma); bir tüzel kişiliğin herhangi bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden sona ermesidir.
• Fesih (dağıtılma); bir tüzel kişiliğin bir kararla sona erdirilmesidir.
• Tüzel kişilerin hangi anda kişilik kazandıklarını tespit eden sistemler serbest kuruluş sistemi, izin sistemi, ve tescil sistemi olmak üzere üçe ayrılır. Türk hukuk sisteminde bunlardan birinin benimsenmesi yoluna gidilmeyerek her üç sisteme de yer verilmiştir.
• Borç ilişkisi; iki taraf arasında tek taraflı veya karşılıklı yükümlülükleri kapsayan hukuki bir bağdır.
• Alacaklı; bir borç ilişkisinde karşı tarafı, bir şeyi yapmaya, vermeye ya da bir şeyi yapmaktan kaçınmayı zorlamaya hakkı olan kişidir.
• Borçlu; alacaklıya karşı bir edimde bulunma yükümlülüğü altında olan kişidir.
• Edim; borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu borcun konusudur.
• Olumlu edim; bir şeyin yapılmasına veya verilmesine ilişkin edimdir.
• Olumsuz edim; bir şeyin yapılmamasına ilişkin edimdir.
• Kişisel edim; bizzat borçlu tarafından yerine getirilmesi gereken edimdir.
• Maddi edim; doğrudan doğruya borçlunun mal varlığı ile yerine getirilebilen, bizzat borçlu tarafından, yerine getirilmesi zorunlu olmayan edimdir.
• Sorumluluk; borçlunun edimini yerine getirmemesi halinde, alacaklının borçlunun malvarlığına el atabilme olanağı.
• Sınırsız sorumluluk; borçlunun tüm malvarlığı ile sorumlu olmasıdır.
• Sınırlı sorumluluk; borçlunun, malvarlığındaki belli malları ile veya belirli bir miktar oranında bütün malları ile sorumlu olmasıdır.
• Hukuki işlem; bir hukuki sonuç oluşturmak için irade açıklamasında bulunmaktır.
• Sözleşme; iki tarafın, bir hukuki sonuç elde etmek için, karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamasında bulunmasıdır.
• İcap; bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için zaman bakımından önce yapılan irade açıklamasıdır.
• İcaba davet; bir sözleşmenin oluşabilmesi için, açıklanan irade beyanının sadece konuya görüşme amacıyla yapılmasıdır.
• Kabul; icabın karşı tarafça olumlu biçimde cevaplandırılmasıdır.
• Örtülü (zımni) kabul; kabulcünün, icabı kabul etmiş olduğu sonucunun çıkarılmasına neden olan tutum ve davranışlarıdır.
• Haksız fiil; hukuk düzeninin hoş görmediği, zarar verici eylemlerdir.
• Haksız fiil sorumluluğu; hukuken uyulması zorunlu olan bir hakkın çiğnenmesi sonucunda ortaya çıkan sorumluluktur.
• Kast; hukuk düzeninin izin vermediği bir fiili bilerek, isteyerek işleme iradesidir.
• İhmal; hukuka aykırı sonucu istememekle beraber, bu sonucun doğmaması için gerekli dikkat ve özeni göstermemektir.
• Zarar; Kişinin malvarlığında veya manevi varlığında ortaya çıkan eksilmedir.
• İlliyet bağı; bir sebep ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişkidir.
• Sebepsiz Zenginleşme; hukuken geçerli bir sebep olmaksızın, bir kimsenin zararına zenginleşmesidir.
• Şekil; bir hukuki işlemin veya belirtilen bu iradenin dış görünüşüdür.
• Kanuni şekil; kanunun öngördüğü şekil.
• İradi şekil; kanunun şekle bağlamadığı bir sözleşmenin, taraflarca, belli bir şekle uyularak yapılmasının kararlaştırılmasıdır.
• Geçerlilik şekli; bir sözleşmenin geçerli olarak meydana gelebilmesi için gerek kanun gerekse tarafların iradesi gereği uyulması gereken şekildir.
• İspat şekli; bir sözleşmenin varlığını ispat için gerekli olan şeklidir.
• Şahadetname; resmi makamların; özel bir kurumun bir kişinin bildiği bir olguy onamak ve doğrulamak için düzenlediği belgedir.
• Resmi şekil; hukuki işlemin yetkili bir resmi makam önünde yapılmasıdır.
• Karine; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun çıkartılmasıdır.
• Mutlak butlan; bir hukuki işlemin kamu düzenine, ahlaka aykırı olması veya esaslı koşullara sahip bulunmamasıdır.
• Muvazaa; tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmaları, fakat görünürdeki bu işlemin geçerli olmayacağı konusunda anlaşmalarıdır.
• İrade bozukluğu; bir kimsenin iradesi ile irade açıklaması arasında istenmeden meydana gelen uygunsuzluktur.
• Üçüncü kişi; bir sözleşmenin tarafları ile onların temsilcilerinin dışındaki kişilerdir.
• Temsil; başkası adına, hukuki bir işlem yapmak veya tasarrufta bulunmaktır.
• Temsilci; bir hukuki işlemi başkası adına yapan kişidir.
• Üçüncü kişi; temsilcinin, temsil olunan adına, kendisi ile hukuki işlem yaptığı kişidir.
• Dolaylı temsil; temsilcinin bir hukuki işlemi, kendi adına ve temsil olunanın hesabına yapmasıdır.
• Doğrudan doğruya temsil; temsilcinin, bir hukuki işlemi, temsil olunanın adına ve hesabına yapmasıdır.
• Ulak; bir hukuki işlemin oluşması için bir tarafın irade açıklamasını diğer tarafa ileten kişidir.
• Temsil yetkisi; başkasının adına ve hesabına hukuki işlem yapabilme yetkisidir.
• Velayet; çocuklar üzerinde ana babanın kanundan doğan haklarıdır.
• Vesayet; velayet altında bulunmayan küçük ve kısıtlıların çıkarlarını korumak üzere mahkemece yasal temsilci atanmasıdır.
• Temsil belgesi; temsilcinin temsil yetkisini gösteren belgedir.
• Halef; başkasının yerine geçen, ardıl.
• İfa; borçlanılan şeyin yerine getirilmesidir.
• Muaccel; vadesi gelmiş
• İfa yeri; borcun yerine getirilmesi gereken yerdir.
• Temerrüt; borçlunun borcunu ödememekte, alacaklının alacağını almamakta direnmesidir.
• Ferdiyle belli şey; nitelikleri ile belli edilmiş şey, cins
• Nev'iyle belli şey; cins olarak belli edilmiş parça.
• Muacceliyet; borçlunun edimini yerine getirmekle yükümlü olduğu andır.
• Muaccel borç; ifa zamanı gelmiş, ifası istenebilecek borçtur.
• Müeccel borç; ifa zamanı henüz gelmemiş, ifası henüz istenemeyecek borçtur.
• Vade; bir işin yapılması veya borcun ödenmesi için öngörülen sürenin sonudur.
• Ademi ifa; ödemezlik, borçlunun, yüklendiği edimi hiç veya gereği gibi yerine getirmemesidir.
• Mücbir sebep; zorlayıcı neden, önceden göz önüne alınmasına ve bunun sonucu olarak ortadan kaldırılmasına olanak bulunmayan ve bir dış etkiden ileri gelen olaydır.
• Beyine; kanıt, herhangi bir olayın veya hukuki ilişkinin doğruluğunu ortaya çıkarmak için başvurulan her türlü araçtır.
• Borçlunun temerrüdü (direnimi); halen ifası mümkün olan muaccel bir borcun alacaklının ihtarına rağmen borçlu tarafından zamanında ifa edilmemesidir.
• İhtar (protesto); alacaklının tek yanlı irade açıklaması ile borçluyu ifaya davet etmesidir.
• İhbar; zaman verme, bildirme.
• Müsbet (olumlu) zarar; alacaklının borcun ifasındaki menfaatinin yerine getirilmemiş olmaması nedeni ile uğradığı zarardır.
• Temerrüt faizi; para borçlusunun temerrüde (direngen duruma) düşmesi halinde alacaklıya ödemek zorunda kaldığı bir tür tazminattır.
• Menfi (olumsuz) zarar; geçerli olduğuna inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi yüzünden uğranılan zarardır.
• Borcun sona ermesi; bir borç ilişkisinin veya doğmuş olan tek bir borcun sona ermesidir.
• Fer'i borç; asıl borca bağlı yan borçtur.
• Takas; bir borcun, bir karşı alacağın feda edilmesi suretiyle sona erdirilmesidir.
• Kanuni takas; kanun tarafından tanınmış olan takastır.
• Akdi takas; tarafların aralarında anlaşarak yaptıkları bir sözleşmeye dayalı takastır.
• Mahsup; bir alacak miktarında belli olgular nedeniyle indirim yapmaktır.
• Zamanaşımı; kanun tarafından belirlenmiş şartlar altında belli bir süre içinde alacaklının hareketsiz kalması sonucu alacağın ifasını isteme yetkisinin sona ermesidir.
• Kazandırıcı zamanaşımı; kanunun belirlediği sürenin geçmesi ile ve belli şartlarla bir kimseye mülkiyet ve başkaca bir ayni hak kazandıran zamanaşımıdır.
• Aciz vesikası; icra ve iflas hukukunda, borçlunun malları satılıp paylaştırıldıktan sonra, alacaklarının tamamına kavuşamamış olan alacaklılara verilen belgedir.
• Zamanaşımının durması; kanunda sayılan sebeplerden birinin bulunması nedeniyle zamanaşımı süresinin bu sebebin devamı süresince işlemeye başlaması veya başlamış ise devam etmemesidir.
• Zamanaşımının kesilmesi; kanunda sayılan sebeplerden birinin bulunması dolayısı ile zamanaşımı süresinin o ana kadar işlemiş olan kısmının ortadan kalkması ve sürenin yeni baştan işlemeye başlamasıdır.
• Satım Sözleşmesi; satıcının satılan malı, alıcının borçlandığı, bir satış parası karşılığında, ona teslim ve mülkiyeti devretmek borcunu yüklenmiş olduğu sözleşmedir.
• Semen; alıcının, satın aldığı mala karşılık olarak alıcıya ödeyeceği paradır.
• Cari fiyat; borsa dışında piyasası olan belli cins bir malın belli bir ticaret çevresindeki ortalama fiyatıdır.
• Yarar; satım sözleşmesinin yapılmasından itibaren teslime kadar geçecek süre içinde satılan şeyde kendiliğinden meydana gelen fazlalıklardır.
• Hasar; malı teslim almadığı halde semeni ödeme tehlikesi ile karşılaşmadır.
• Taşınır satımı; konusunu taşınabilir şeylerin oluşturduğu satımdır.
• Taşınmaz satımı; konusunu taşınmaz şeylerin oluşturduğu satım türüdür.
• Taksitle satım; alıcının ödeyeceği satım parasının bölünerek, belli aralıklarla ödenmesi şartıyla yapılan satımdır.
• Artırma ile satım; artırmaya katılan en yüksek öneride bulunan ile yapılan satımdır.
• İsteğe bağlı açık artırma; herkesin katılabileceği artırma türüdür.
• İsteğe bağlı özel artırma; ancak belli kimselerin katılabilecekleri artırma türüdür.
• Hükmen teslim; kendiliğinden teslim edilmiş sayılmadır.
• Zilyetliğin havalesi; devir olunacak malın üçüncü kişinin elinde bulunması halinde, mülkiyetin devri amacıyla devredenin, bu kişiden malın devralacak olana teslimini istemesidir.
• Kısa elden teslim; malı devralacak kimsenin devralacağı malı elinde bulundurması halinde mal geri alınıp tekrar teslim edilmeksizin mülkiyetin devri amacı ile o malın mülkiyetinin devredilmesidir.
• Ayıba karşı garanti; satılan şeyin satıcının belirttiği ve vaad ettiği nitelikleri taşımaması halinde veya satılan şeyin değerini ya da sözleşme gereğince ondan beklenen yararları azaltan veya kaldıran eksiklerin bulunması durumunda satıcının sorumluluğudur.
• Ayıp; bir malın sakatlık gibi hukuksal bir nedenle değerini veya maldan beklenen yararı ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan durumudur.
• Zapta karşı garanti; satıcının satılan şey üzerinde üçüncü kişilerin ayni veya kuvvetlendirilmiş şahsi haklarının bulunmadığını garanti etmesidir.
• Kira sözleşmesi; bir bedel karşılığında bir şeyin kullanılmasının veya ondan yararlanılmasının belli bir süre ile başka bir kimseye bırakılmasıdır.
• Adi kira; kiracıya kiralanan şeyi sadece kullanma hakkı veren kira türüdür.
• Ürün kirası; kiracıya kiralanan her şeyin hem kullanma hem de onun semerelerini toplama hakkı veren kira türüdür.
• Semere; ürün
• Feshi bildirme; sözleşmelerde, taraflardan birinin sözleşme hükümlerine devam etmeyeceği yolundaki iradesini karşı tarafa bildirmesidir.
• Fesih; hukuksal işlemin irade ile ortadan kaldırılmasıdır.
• Vekalet sözleşmesi; vekilin, vekalet verene ait bir işin yönetimi veya bir hizmetin görülmesi konusunda vekalet veren ile yaptığı sözleşmedir.
• Genel vekaletname; vekalet verenin, vekile bütün hukuki işlemleri kapsayacak şekilde temsil yetkisi verdiği vekaletnamedir.
• Özel vekaletname; vekalet verenin, vekile belli bir veya birkaç hukuki işlemi kapsayacak şekilde temsil yetkisi verdiği vekaletnamedir.
• Azil; vekalet verenin, tek taraflı irade açıklaması ile vekalet sözleşmesine son vermesidir.
• İstifa; vekilin, tek taraflı irade açıklaması ile vekalet sözleşmesine son vermesidir.
• Kefalet sözleşmesi; kefilin, borçlunun borcunu yerine getirmemesi halinde bundan kişisel olarak sorumlu olmayı alacaklıya karşı yüklendiği sözleşmedir.
• Fer'i; asıla bağımlı, asılı izleyen ( borç, faiz vb.)
• Tali; ikincil, ikinci derecede, yan. Sonradan gelen.
• Adi kefalet; alacaklının, öncelikle borçluyu, daha sonra kefili takip edebileceği kefalettir.
• Tartışma def'i; adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmaksızın doğrudan kefile başvurduğunda, kefilin, alacaklıya karşı önce asıl borçluyu takip etmesi gerektiğini ileri sürmesidir.
• Müteselsil kefalet; alacaklının önce asıl borçluyu takip etmeksizin doğrudan doğruya kefile başvurabileceği kefalet türüdür.
• Birlikte kefalet; aynı borca birbirlerinden haberdar olarak birden fazla kimsenin kefil olmasıdır.
• Taksim def'i; adi birlikte kefalette alacaklı, kefillerden birinden kendi payından fazlasını istediğinde, kefilin alacaklıya karşı sadece kendi payından sorumlu olduğunu ileri sürmesidir.
• Kefile kefalet; kefilin alacaklıya karşı kefilin yüklenimine güvence vermesidir.
• Rücua kefalet; kefilin, borçludan rücu sebebiyle alacağını alamayan asıl kefilin bu alacağına güvence vermesidir.
• Halef; birinden sonra gelip onun yerine geçen kimsedir.
• Finansal kiralama; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü kişiden satın aldığı veya başka şekilde sağladığı bir malın zilyetliğini, her türlü yararı sağlamak üzere ve belirli bir süre feshetmemek şartı ile bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir.
• Feshedilmezlik süresi; kanunda yer alan fesih sebepleri dışında feshin mümkün olamayacağı süredir.
• Factoring; vadeli satış yapan firmaların mal satışından doğan alacak haklarını factor adı verilen finansal kuruluşlara satmak suretiyle kısa vadeli kaynak sağladıkları bir finansman tekniğidir.
• Yargı; hukuk kurallarının bağımsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanması faaliyetidir.
• I Anayasa yargısı; anayasa mahkemesi'nin bu sıfatla baktığı işler ile yüce divan sıfatıyla gördüğü işlerdeki faaliyetleri kapsayan yargı türüdür.
• Anayasa mahkemesi; onbir asil ve dört yedek üyeden oluşan ve kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğünün Anaya ya uygunluğunu denetleyen bir yüksek yargı organıdır.
• İdari yargı; idari makamların, idare hukuku alanındaki faaliyetleri dolayısı ile ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümlenmesini konu alan bir yargı türüdür.
• İptal davası; idare tarafından verilmiş olup da yetki, şekil, sebep, konu ve amaç bakımlarından hukuka aykırı bir kararın ortadan kaldırılmasına yönelik olan ve idari yargı organlarında görülen davadır.
• Tam yargı davsı; idarenin aldığı kararlar veya yaptığı eylemler sebebiyle zarara uğrayan kişinin, zararını idareden alabilmesini sağlayan ve idari yargı organlrında görülen davadır.
• Danıştay; idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii ve kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakan bir yüksek yargı organıdır.
• İlk derece mahkemesi; bir uyuşmazlığı(davayı) karara bağlayan mahkemedir.
• Son derece mahkemesi; ilk derece mahkemeleri tarafından verilmiş olan kararları temyiz yoluyla kontrol eden yüksek mahkemedir.
• Askeri yargı; askeri mahkemelerin ceza hukuku alanındaki faaliyetleri ile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesindeki yargısal faaliyetlerdir.
• Disiplin mahkemesi; askeri ceza yargısında yer alan bir ilk derece mahkemesidir.
• Askeri ceza yargısı; askeri mahkemelerin askeri ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetlerdir.
• Askeri Yargıtay; askeri mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son incelemesini yapan ve asker kişilerin kanunla belirlenen beki davalarına bakan ilk ve son derece mahkemesidir.
• Askeri idari yargı; asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmetlere ilişkin bulunan idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesindeki yargısal faaliyetlerdir.
• Adli yargı; adalet mahkemeleri tarafından yürütülmekte olan yargısal faaliyetlerdir.
• Ceza yargısı; adli yargıda, ceza mahkemelerinin ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetleridir.
• Medeni yargı; adli yargıda, hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanındaki yargısal faaliyetleridir.
• Bölge Adliye mahkemesi; ilk derece mahkemeler ile son derece mahkeme arasında yer alan ve ilk derece mahkemelerinin hükümlerini kontrol eden ikinci derece mahkemedir.
• Yargıtay; adliye mahkemelerinden verilen karar ve hükümlerin son incele makamı olup, kanun ile belirlenen bazı davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakan bir yüksek yargı organıdır.