1- Gece uykusuz geçirileceği için, çok ibadet edileceği için, gündüz bir miktar uyunursa geceye takviye olur. O'nun için Mevlid Gecesi olmadan önceki gündüzde, şöyle kendimizi ibadete daha iyi hazırlamak için uyumanızı tavsiye ederim; bu bir...
2- Mevlid Gecesinde, "Radyo, televizyon seyredeceğim, evde takip edeceğim." filân diye düşünmeyin, mutlaka bir camide olun! Çünkü camide olmak ile evde olmak arasında çok büyük farklar var... Camide kılınan namaz, evde kılınan namazdan yirmiyedi kat daha sevaplı, eğer mescid ise... Cuma namazı kılınan büyük cami ise, elli kat sevaplı... Bir de camiye giderken, gelirken attığın her adımdan insanın bir günahı affoluyor, bir hasene kazanıyor, bir derece de terfi ediyor, rütbesi yükseliyor.
Onun için Mevlid gecesinde dikkat etmeniz gereken şeylerden birisi yatsı namazında mutlaka camide olacaksınız. Sabah namazında da mutlaka camide olacaksınız. Çünkü Hz. Osman (R.A.)'den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: "Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş gibidir. Kim de sabahı da cemaatle kılmışsa gecenin tamamını ihya etmiş gibidir." (Müslim, Mesacid:656, 1/454; Ebû Davud, Salat:18, No:555, Tirmizi, Salat:51, No:221) Bu mükâfatı kaçırmamak lâzım!
Yâni şöyle olabiliyor bazen: Mevlid Gecesini ihyâ edeceğim diye uykusuz kaldığı için evinde sabah namazını kılıp yatıyor. Bu yanlış... Sabah namazını camide kılmaya dikkat edin, Mevlid Gecesinde ve her zaman... Ama Mevlid Gecesinde özellikle bunu kaçırmamaya dikkat edin! Yatsı namazı ve sabah namazı camide olacak. Ondan sonraki zamanınızın bir kısmı camide olabilir, bir kısmı evinizde, kendi özel mekânınızda ibadet etmek tarzında olabilir.
Muhterem okuyucu!
Elhamdülillah, idrak ettiğimiz bu gece ile çok, ama çok çok sevinmemiz gerekir. Bunda büyük rahmet vardır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin amcası Ebû Leheb ki kâfirdir, ebedi cehennemliktir. Tebbet süresinde kötülenmiştir, beddua edilmiştir. O'nun bile bu gece hatta her pazartesi gecesi azabı hafifletilir. Neden?... Evet neden?... Çünkü...
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz doğduğunda bir yeğeni olarak sevinmiş, doğum müjdesini getiren cariyesi Süveybe'yi azad etmiştir. (Buhari, Nafakat:15, Abdurrazzak, Musannef, 7/478, Begavi, Şerhu's-Sünne, 9/76, Süheyli, Revdu'l-Ünf, 5/192) Bir kâfir bu hareketi ile buna nail olursa...Ya ALLAH'a kul, Peygamberine ümmet olan, bu gece ile sevinen ve bu iman ile ölenin kazanacağı mükâfat... Elbette çok büyük olacaktır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin doğumuna sevinmek bir kâfire yararlı olursa, bir muvahhide elbette çok daha fazla yararlı olur.
Binaenaleyh yapacağımız ibadet ve duaların muhakkak kabul olunacağına ve ALLAH Teâlâ'nın biz kullarına olan ikram ve izzetinin bol olacağına inanarak Mevlid Gecesi ve gündüzünü şöylece ihya etmeye çalışmalıyız:
l- Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih "Estağfirullah" demeliyiz. ALLAH Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ("Samimi bir tevbe" diye tercüme edilen "tevbe-i nasûh" için birçok yorum yapılmıştır. Bunların ortak noktası şudur: "Nasûh", nush kökündendir. Buna göre "tevbe-i nasûh"; tevbe edenin kendi nefsine nasihat dinletebilmesi, günahlarına son derece üzülmesi ve artık onlara dönmemeye karar vermesi demektir) ile ALLAH'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve O'nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde ALLAH sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de: "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü Sen her şeye kadirsin" derler. (Tahrim sûresi:8)
S.A Öncelikle kardeşlerim Kitabımız Kuranı Kerimde Kadir gecesi haricinde bu gecelerin önemi hakkında tek kelime bulamazsınız. Peygamberimizin sünnetine bakarsak eğer ondada sadece Beraet gecesi hakkında hadis mevcuttur.
Bu gece Şabanın onbeşinci gecesidir. Allah Teala bu gecede Benü Kelb kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısınca insanları Cehennemden kurtarır. Ancak kendisine şirk koşanların, müslümanlara karşı kin ve düşmanlık besleyenlerin, akrabaları ile münasebeti kesenlerin, gururlu ve kibirlilerin, ana babasına asî olanların ve içki içmeye devam edenlerin yüzüne bakmaz. Buhari : Tergib vet Terhib II 118
Allah Teala Şabanın onbeşinci geresi Berâet gecesi tecelli eder ve ana babaya asi olanlarla Allaha ortak koşanlar dışında bütün kullarını bağışlar. İbni Mace : İkametüs Salât 191 - Tirmizi : Savm 38
Bu hadislerden konuya bakarsak Kandil kutlamak bidattır yani dinde böyle birşey yoktur sonrada girmiştir dinimize konuyu şöyle açıklayalım inş..
Osmanlıda padişah II. Selim zamanından cami minarelerinde kandiller yakılarak haber verildiği ve kutlandığı için Kandil olarak anılmaya başlayan gecelere Kandili Şerif de denir.
Mevlid ilk olarak Fatimiler (Mısır) tarafından kutlanmıştır. Öbür geceler ise bundan sonraları ilk olarak kudüste kutlanmıştır. Bu geceler bundan sonra camilerde toplu olarak kutlanmıştır..
Selam Dua İle
sayın konami arkadaşım:
Bu hadislerden konuya bakarsak Kandil kutlamak bidattır yani dinde böyle birşey yoktur
diye bir yorumda bulunmuşsun ellerine sağlık lakin kandilileri kuran ve sünnette belirtilen usullerle idrak etmekte bir sakınca olacağı kanaatinde değilim zira:
ulema(imam şafi, imam nevevi, ibn abidin vb.) bid'atı, hasene ve seyyie olarak ikiye ayırır, yapılması mahzurlu olmayanlara bid'at-ı hasene (iyi bid'at), yapılması mahzurlu olanlara da bid'at-ı seyyie (kötü bid'at) derler. Minare ve medrese yapmak bid'at-ı hasene, kabirlerin üzerine mum yakmak da bid'at-ı seyyiedir. Buna göre, hadislerde reddedilen bid'atler, kötü bid'atlerdir.
Hz. Ömer (r.a), Mescid-i Nebevi'de teravih namazını cemaatle kılanları görünce, "Bu ne güzel bir bid'attır" diyerek teşvik etmiş ve bid'at-ı haseneyi belirtmiştir. (Buhârî, Teravih, 1)
Hz. Ömer (r.a), Mescid-i Nebevi'de teravih namazını cemaatle kılanları görünce, "Bu ne güzel bir bid'attır" diyerek teşvik etmiş ve bid'at-ı haseneyi belirtmiştir. (Buhârî, Teravih, 1)
S.A Kardeşim öncelikle yazdıklarının kaynağın öncelikle bu verdiğin hadisin kaynağını kontrol et derim iyi bak bakalım kaynağı Mevsüatu Fıkhı Umar b. e!Hattâb s. 125 olmasın..
Bu senin yazdığın konuda alimler ikiye ayrılmıştır kabul edenler vardır etmeyenler vardır. İyi bidat diyen kötü bidat diyen vardır. Kısaca bidat alimler tarafından farklı yorumlanmıştır..
Gelelim benim fikrime ben Peygamber ve Ehli sünnete yani sahabeye bakarım gerisi beni ilgilendirmez. Şimdi bakalım Peygamberimizi hadislerinde ne söylemiş..
Sonradan ortaya çıkan herşey bidattir her bidat sapıklıktır ve her sapıklık insanı ateşe sürükler.
Müslim : Cumua 43 - Ebû Davud : Sünnet 5 - İbn Mâce : Mukaddime 7
Allah bidat sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını maddi yardımını şehadetini kabul etmez. O kılın yağdan çıktığı gibi İslâmdan çıkar.
İbn Mace : Mukaddime 49
Allah bidat sahibinin amelini, bidatından vazgeçinceye kadar kabul etmez.
İbn Mâce : Mukaddime 50
diye bir yorumda bulunmuşsun ellerine sağlık lakin kandilileri kuran ve sünnette belirtilen usullerle idrak etmekte bir sakınca olacağı kanaatinde değilim zira:
Sen peygamberden dahamı iyi biliyorsun hayırdır..
Kimse İslama kendi kafasına göre eklemeler yapamaz. Bilmediğiniz konularda akıl verip milletin günahını girmeyin. Bidatın iyisi kötüsü zararsızı yoktur. Ya Bidatın ne olduğunu öğrenin yada ahkam keserken ne yazdığınıza dikkat ediniz.
Örnek vermek gerekirse mesela
Ölüler için mevlit okutup, kırkıncı, elli ikinci geceleri tertip etmeyi bize dinimizi öğreten mutlak tebliğci Peygamberimiz uygulamıyorda..
Bu alimler sonradan bunları iyi bidatlar olarak dinimize sokuyorlar onlar Peygamberden dahamı iyi biliyorlar.
Kardeşlerim sizin kaynaklarınız bellidir. Kuran ve sünnettir.
Selam Dua İle
8 Mart pazar gününü pazartesi gününe bağlayan gece Mevlid Kandili'dir. Mevlid Kandili Sevgili Peygamberimiz Hz. MUHAMMED Mustafa (s.a.s.)'in doğduğu gecedir. Bu mutlu zaman dilimi, hepimiz için bir bayram gecesidir. Ortaçağın insanlık üzerine çökmüş kâbusu, içleri karartan bulutları, bu gece dağılıp yok olmuş, karanlıklar parça*lanarak, yerlerini bu gece aydınlığa terketmiştir.
Sevgili Peygamberimiz, insanların en cesuru, en doğru sözlüsüdür. En vefalısı, en yumuşak huylusu ve en geçimlisidir. O'nu ilk defa gören heybetinden titrer, birlikte yaşayan gönülden severdi. Zayıfı korur, öksüzü himaye ederdi. Aç olanı doyurur, açığı giydirirdi. İnsan hayatına ve insan haklarına çok değer verirdi. Sağlığını titizlikle korurdu. Sağlığın, insanlara Yüce ALLAH'ın bağışladığı en büyük nimetlerden biri olduğunu söylerdi. Temizdi, temiz olanı yer, temiz olanı giyerdi. Temizliği ve temiz olanları çok severdi. Sözünde dururdu. Yalan söylediğini, va'dini çiğnediğini duyan ve gören olmadı. Üstün başarıları O'nu değiştirmez, üzüntüleri doğru yoldan çeviremezdi. Bağışlayıcı idi. İşkencenin her çeşidini kendisine ve sevgili arkadaşlarına acımasızca reva görenler bile, O'nun bağışlamasına erebilmişti. Uhut'da, o unutulmaz günde mübarek yüzünden kanlar akarken dahi, kimseye beddua etmeyi düşünmedi. Bunu yap*masını isteyenleri;
"Lanetçi olarak değil, rahmet için gönderildim." diye cevapladı. Ve hemen Yüce ALLAH'a yönelerek saldırganlar hakkında: "ALLAH'ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, onlara hakikati göster." diye dua etti.
Mevlid Kandilleri, Hz. Peygamber'e olan sevgi*mizin pekiştirileceği, bu anlayış ve inançla birbirimize karşı olan kardeşlik duygularının güç kazanacağı geceler ve mevsimlerdir. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyorlar.
"Sizden hiç biriniz beni babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz."
ALLAH Rasûlü'nün bu uyarısı üzerinde durmak gerekir. Bundan, O'nu çok sevmemize ihtiyacı bulunduğu sonucunu çıkarmak, şüphesiz yanlış olur. Hayatını incelediğimiz zaman görüyoruz ki, O'nun bu uyarısı, bizim mutluluğumuzun, kendisini çok sevmemize bağlı olduğu gerçeğinden kaynaklanmaktadır. O, çok sevilecek ki, sevgilerin en yücesine, ALLAH sevgisine erişilebilsin. O, çok sevilmedikçe örnek kişiliğinden yararlanmak mümkün olmayacak, dolayısıyla en yüce sevgiye ulaşmak da imkansızlaşacaktır. Nitekim Yüce ALLAH Kur'an-ı Kerim'inde: "Rasûlüm de ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, ALLAH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın ." buyurmamış mıdır?
Şu halde ALLAH sevgisine ve hoşnutluğuna giden yol, ALLAH Rasûlü'nün sevgisinden geçecektir. Bu sevgi de sözde kalmayacak, O'nun güzel ahlâkı benimsenecek, bu sevgiye aykırı olan davranışlardan sakınılacaktır. Yalan söylenmeyecek, hile yapılmayacak, kimsenin ırzına, namusuna, malına ve canına göz dikilmeyecektir. İhtikar ve karaborsacılık yapılmayacaktır. Piyasaya hileli mal sürülmeyecektir. Özellikle ihracat yapanlarımız, yabancılara karşı millî itibarımıza gölge düşürecek hilelerden ve hatta dikkatsizliklerden sakınacaklardır. Eksik ölçü ve tartıdan sakınılacaktır. Boğazımızdan geçen lokmaların helali ve haramı mutlaka ayıklanacaktır.
İsraftan sakınılacak, milletin malı kullanılırken ona zarar verilmeyecektir. Birbirimizin kusurları araştırılmayacak, dedikodu yapılmayacak, gıybet edilmeyecektir. İftira yoluna hiçbir zaman başvurulmayacaktır. Düşünce ve kanaatlerinden dolayı kimse kınanmayacak, bütün davranışlarımıza İslâm'ın telkin ettiği hoşgörü anlayışı hakim olacaktır. Devletimize, milletimize, komşularımıza, aile fertlerimize ve kendi kişiliğimize karşı olan görevlerimiz kusursuz bir şekilde yerine getirilecektir. Yoksulların hakkı olan zekat ve sadakalarımızı ve kamu hakkı olan vergilerimizi ödeyeceğiz. Unutulmamalıdır ki, bütün bunlar ve daha niceleri namazımız, orucumuz, haccı-mız gibi Yüce ALLAH'a ve O'nun Rasûlüne olan sevgimizin, "Müslümanlık, güzel ahlâktır" prensibinin gerekleridir. Seven, sevgisinin gereklerini yerine getirmek zorundadır.
"Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet,
Yâ Rab! Mahşerde bizi bu ikrar ile haşret." diyen şair ne güzel söylemiştir.
Binlerce salat ve selâm, doğuşu ile kandiller gibi gönül dünyamızı aydınlatan sevgili Peygamberimize olsun...